Akşener: Milletin Adamı Mısın, Yoksa Lobilerin Adamı Mı?

GİRİŞ: 30.06.2021 12:27      GÜNCELLEME: 30.06.2021 12:27
Rasthaber -  İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Grup Toplantısı'nda gündemin öne çıkan meseleleri hakkında değerlendirmelerde bulunuyor.

Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Kanal İstanbul törenindeki 'söke söke alırlar' açıklaması nedeniyle  tepki gösterdi. Akşener, “Senin görevin bu milletin olanı, söke söke almaya kalkacakların yanında saf tutmak değil bu milletin hakkını-hukukunu söke söke almaktır. Aklını başına al, kendine gel.” dedi.

Akşener'in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Geçen hafta devlet geleneğimizden bir türlü nasiplenemeyen kahraman ecdadımızdan, bir türlü feyz alamayan şanlı tarihimizi de, zaten bilmeyen Sayın Erdoğan Kanal İstanbul’a karşı durduğumuz için bu yanlışa ortak olmayı düşünenleri, uyardığımız ve “iktidara gelince size tek kuruş ödemeyeceğiz.” dediğimiz için çok sinirlendi ve dedi ki; “Boş konuşuyorlar. Uluslararası tahkim yoluyla o parayı, sizden söke söke alırlar.”

Şuursuzluğa bakar mısınız? Beşli çetenin ve yabancı şirketlerin avukatlığına soyunan şu sorumsuzluğa bakar mısınız? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ve milletin gözünün içine baka baka “O paraları sizden söke söke alırlar.” diyor. Sizden dediği kim? Milletin ta kendisi. İbretlik gerçekten.

Dahası var. Sayın Erdoğan’dan sinyali alan küçük ortak hiç durur mu? Elbette durmaz. Nitekim yine durmadı ve dünkü grup konuşmasında, hiç utanmadan Türk Milleti'nin parasına çökecek firmaları, hukuki güvence altına alalım dedi. Bu nasıl iştir arkadaş. Bu nasıl bir utanmazlık bu nasıl bir vicdansızlıktır. Hatta açık açık ilan edeyim. Bu nasıl bir işbirlikçiliktir? Yazıklar olsun.

Sayın Erdoğan tarafını seç. Milletinin yanında mısın, yoksa 5’li çetenin arkasında mı duracaksın? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı mısın, yoksa yabancı şirketlerin avukatı mı olacaksın? Milletin adamı mısın, yoksa lobilerin adamı mı olacaksın? Bir karar ver.

İlk seçimde yolcu olduğunun farkına, daha yeni varmış olabilirsin. Ama İsmet Özel’in şiirinde söylediği gibi “Tam düşecekken tutunduğun tuğlayı, Rab bellemeyeceksin.”

100 yıl önce de, işgalcilerin avukatlığını yapmaya kalkan, işbirlikçiler vardı. Sonra ne oldu? İşgalciyle birlikte, geldikleri gibi gittiler. Tarihten ders al. Oturduğun makamın getirdiği sorumluluğun artık farkına var. Adeta bir sömürge valisi ağzıyla abuk sabuk konuşarak sana bütün makamları veren bu aziz millete, apaçık ihanet ediyorsun.

Senin görevin bu milletin olanı, söke söke almaya kalkacakların yanında saf tutmak değil bu milletin hakkını-hukukunu söke söke almaktır. Aklını başına al, kendine gel.

Sayın Erdoğan kendini kanal adı altında, otoyol viyadüğü temeli atma etkinliklerinde dile getirdiği tahkim üzerinden, milletine para ödetme fantezileriyle oyalayadursun uluslararası hukuka göre, kazın ayağı pek de öyle değil.

Arkadaşın bol maaşlı danışmanları bunları bilmez o nedenle, sorumlu siyaset anlayışımız gereği, kendisini biz uyaralım. Uluslararası hukukta, “tiksindirici borç” diye bir kavram vardır. Bu kavram dış borç alan ve bunu milletinin menfaatine harcamak yerine kendi kişisel ikbali için harcayan liderler için kullanılır. Bu liderler, iktidardan düştükten sonra o borcun, ülkedeki vatandaşlardan değil borcu alan liderlerin, kişisel harcaması olarak kabul edilerek o kişinin bizzat kendisinden tahsil edilmesini söyler. Alexander Nahum Sack tarafından geliştirilen doktrine göre bir borcun, “tiksindirici borç” olarak kabul edilmesi için, 3 şart var. Bir, borcu veren kişinin bilgilendirilmesi. Bu yapılmış mı? Evet. Biz, Millet İttifakı olarak, bu görevi yerine getirdik. Her fırsatta, yerli-yabancı tüm kurumları uyardık.

İki, borcun halkın rızası dahilinde alınmamış olması. Bu şart oluşmuş mu? Oluşmuş. Medya üzerindeki iktidar kontrolüne rağmen kamuoyu araştırmaları, milletimizin büyük çoğunluğunun bu projeye karşı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Kanal İstanbul için, ayrı bir referandum yapılmamış ve halkın onayı da alınmamış. Yani milletin rızası alınmamış. Üç, borcun, halkın menfaati için kullanılmaması. Mevcut ekonomik değerlendirmeler, Türkiye’nin işsizlik, enflasyon ve kişi başına düşen milli gelir gibi parametrelerde kendi sınıfındaki ülkeler arasında, en kötü performansı gösterdiğini söylüyor.

Peki Kanal İstanbul Projesi hali hazırda çalışan ve değer üreten firmaları ayakta tutmayı veya milletimizin refah seviyesini yükseltmeyi amaçlıyor mu? Hayır. Projenin, bölgede arsa kapatanlar ile, malum müteahhitler dışında milletimizin refahına ve insani gelişmişlik düzeyine, yapacağı bir katkı var mı? Yok. Dolayısıyla bu şart oluşmuş mu? Bu şart da oluşmuş. Ez cümle, Sayın Erdoğan, hiç heveslenme, bu parayı milletimiz ödemeyecek.

“Tiksindirici Borç Doktrini’ne” göre milletimize inat olarak yaptığını, bizzat kendin itiraf ettiğin, bu projeden doğan şahsi borcunu, eğer paran varsa bizzat sen ödeyeceksin. Yani, şayet birisi, bir parayı söke söke alacaksa hiç kusura bakma senden alacak. Nitekim, şimdiye kadar, söke söke verdiğin kapitülasyon tadındaki nice tavize bakınca şimdiden para biriktirmeye başlasan iyi edersin. Benden söylemesi.

Kanal İstanbul için avuç ovuşturan, projeye dahil olmak isteyen yerli ve yabancı bütün finans kuruluşlarını ve müteahhitlik firmalarını bir kez daha uyarıyorum. Bütün bu veriler ışığında bu tiksindirici borcu milletimizden değil bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dan isteyeceksiniz. Paranızı onun şahsi hırslarına veriyorsunuz geriye de bir zahmet kendisinden alacaksınız.

Geçmişte, Ekvador ve Haiti’de yaşanan benzer süreçlerin nasıl sonuçlandığını incelemenizde, büyük fayda görüyorum. Kanal İstanbul’la ilgili atacağınız adımları da bu gerçeğin bilinci ile atmanızı, özellikle tavsiye ediyorum. Sonra siz üzülürsünüz. Uyarmadı demeyin.

Bu iktidarın milletimize verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimizin menfaatine kurdukları tek bir hayalleri memleketin geleceği için koydukları en küçük bir vizyon bile yok. Onların tek derdi koltuklarını korumak tek öncelikleri beşli çetenin kasasını doldurmak. Tek vizyonları da milletimizin varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek.

Nitekim milletimiz, ağır ekonomik kriz ve pandemi şartlarında, zorluklarla mücadele ederken maalesef Sayın Erdoğan ve arkadaşları bambaşka hesapların, bambaşka önceliklerin peşinde. Mesela, Haziran ayı enflasyon rakamının açıklanmasıyla birlikte Temmuz ayında, memurlara ve emeklilere yapılacak maaş artışları belli olacak. Biliyorsunuz, yıl başında, yüzde 3 maaş artışı yapılmıştı. Kanun gereğince, memur ve memur emeklilerine Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen enflasyon ile yüzde 3 arasındaki fark kadar enflasyon farkı artışı verilecek.

Ayrıca, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine de ilk altı aydaki enflasyon kadar maaş zammı yapılacak. Dikkat ederseniz çalışanlarımızın ve emeklilerimizin maaşları sadece enflasyon kadar artırılıyor. O da maalesef TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları esas alınarak yapılıyor. Burada iki sorun var. Birincisi, maaş artışlarında, piyasa gerçekleriyle mutfakla hatta bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarla, hiç bağdaşmayan bir TÜİK enflasyonu var. Maaş belirlemede bunun esas alınması çalışanlarımızı ve emeklilerimizi mağdur ediyor. İkincisi ise, çalışanlarımıza ve emeklilerimize büyümeden pay verilmemesi.

Madem ilk çeyrekte, Türkiye yüzde 7 büyüdü hatta ikinci çeyrekte, yüzde 20’ler civarında büyüyecek diyorsunuz o zaman bu büyümeden milletimize neden pay vermiyorsunuz? Milletimizin gelirine yansımadıktan sonra yüzde kaç büyürsek büyüyelim.

Milleti zenginleştirmeyen büyüme, büyüme değildir. TÜRK-İŞ Araştırmasının, Haziran 2021 ayı sonucuna göre Türkiye’de açlık sınırı 2864 lira. Ülkemizde bu rakamın altında maaş alan milyonlarca emekli var. Hal böyle olunca emeklilerimiz hafta başında dertlerini anlatmak istedi ama maalesef iktidarın artık alışkanlık haline getirdiği üzere onlara da terörist muamelesi yapıldı. Biz sadaka istemiyoruz çalışırken prim yatırdık onun karşılığını istiyoruz dediler ama basın açıklaması yapmalarına bile izin verilmedi.

Bir de üstüne, göz bebeğimiz polislerimiz ile karşı karşıya getirildiler. Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Böyle vicdansızlık olur mu? Böyle duyarsızlık olur mu? Emeklilerimizin sesine kulak ver, onları açlığa mahkûm etme. Ayıptır, günahtır.

Pandemi sürecinde, yarım yamalak da olsa, uygulanan kısa çalışma ödeneği bu ay sonunda bitiyor. Milyonlarca çalışanımız bu haktan yararlanıyor. Kısa çalışma ödeneğiyle birlikte, işten çıkarma yasağı da son bulacak. Bu durum milyonlarca vatandaşımızı işsizlik tehlikesiyle yüz yüze bırakıyor. Biz, İYİ Parti olarak, kısa çalışma ödeneğinin uzatılmasını talep ediyoruz. Bu vesileyle, buradan iktidara sesleniyorum. Kısa çalışma ödeneğinin tamamı işçilerimizin zaten hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödeniyor. Ödemeler, yine aynı fondan yapılacağına göre işçinin parasını işçiden esirgemeyin. Zorluklarla mücadele eden insanlarımızı, daha da zor duruma düşürmeyin.

Sayın Erdoğan sen, milletten söke söke para alacakları korumakla meşgulken milletimiz kan ağlıyor. Türkiye’nin her köşesinden aynı şikayetler yükseliyor. İktidar medyasına göre, batı bizi kıskanıyor.

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM