Bursa: 'Iraklılar, Başkanlığa Geçişi Tartışıyor'

GİRİŞ: 05.11.2019 11:35      GÜNCELLEME: 05.11.2019 11:35
Rasthaber -  Ramazan Bursa'ya göre Irak'taki halk isyanının meşruiyeti ortadayken reforma inanç zayıf. Protestolarda Sünnilerden çok Şiilerin yer aldığını belirten Bursa, ABD'nin Lübnan'dan modellediği 'taifeci' sistemi değiştirip başkanlığa geçişin tartışıldığını aktardı. İran'a tepkinin ardında ise Haşdi güçleri ve Arap milliyetçiliğinin tırmanışı var.

Son 16 senede önce ağır Amerikan işgaline uğrayan ve mezhep çatışmalarına sahne olan, son beş senedir de IŞİD'la savaşla sarsılmış Irak'ta işsizlik, yolsuzluk, kamu hizmetlerinin yetersizliğinin tutuşturduğu isyan hali dinmiyor. 250'den fazla insanın hayatını yitirdiği protesto gösterilerinde Irak'taki yolsuz sistemin sorumlularının değiştirilmesi talepleri öne çıkarken, İran'ın da bu ülkedeki etkinliği sorgulanıyor. İran'ın Basra ve Kerbela konsoloslukları saldırılardan nasibini alırken, Irak'taki Arap milliyetçiliği de Şiilik ortak paydasının önüne geçmiş görünüyor.

Irak’ta ABD'nin işgalle tesis etmiş olduğu yapıyı sarsan ve İran'ın nüfuzunu da hedef alan gelişmeleri Kudüs TV İran Temsilcisi Ramazan Bursa ile konuştuk.

'Irak'ta 2006'dan bu yana 450 milyar dolar buharlaştı'

Ramazan Bursa'ya göre, Irak halkının daha ilk günden ortaya koyduğu işsizlikle mücadele, gelir seviyesinin yükseltilmesi ve kamu hizmetlerinin yetersizliğine çözüm bulunması yolundaki taleplerin meşruiyeti ortadayken, yönetici elitler de bu durumu teslim etmiş durumda. Ancak Irak'ın muazzam petrol varlığına rağmen tesis edilen sistemin yolsuzluğa açık olduğunu 2006'dan bugüne 450 milyar dolar gibi bir paranın buharlaştığını söyleyen Bursa, bugüne kadar kurulan hiçbir hükümetin de etkili olamadığını anımsattı. Bursa, bu yüzden, bugünkü hükümetin reform vaatlerinin de tatmin edici bulunmamasının doğal olduğu görüşünde:

“Irak halkının ilk günden bugüne kadar koymuş olduğu talepler. Yani ekonomik talepler, işsizlikle mücadele, gelir seviyesinin yükseltilmesi ve kamu hizmetlerinin yetersizliği ve ilaveten de yolsuzlukla mücadele. Üç ana temel talepleri vardı göstericilerin. Bunlara da hem Necef Ayetullah Sistani hem Cumhurbaşkanı, Başbakan hem diğer siyasiler olumlu bakmışlardı ve taleplerin doğru olduğunu söylemişlerdi. Fakat Irak’ta şöyle bir husus var. Irak dünyanın en önemli petrol şehri. Hem Basra Havzası hem Kerkük Havzası ve diğer petrol alanları çok önemli. Dünyanın petrol ihraç eden ülkeler arasında 5. Sırada. Buna rağmen inanılmaz bir yoksulluk söz konusu. Çünkü 2006’dan bugüne kadar ciddi bir yolsuzluk yapıldı. Tahmini rakam 450 milyar dolar gibi bir paranın buharlaştığından bahsediliyor. O gün bugündür gelen hükümetler yolsuzlukla mücadele edeceğini vadederek geldi. Fakat hiçbirisi halkı tatmin edecek, yolsuzluk yapanları ortaya çıkaracak bir çalışma ortaya koyamadı. Göstermelik birtakım komisyonlar kuruldu. O komisyonlar çalışmalarından da hiçbir şey çıkmadı. Halk bunu gördü ve bu talepler üzerinden sokağa çıktılar. Üniversiteli işsiz sayısı fevkalade yüksek. Bu son olaylarda hükümet bir reform paketi ortaya koydu. Burada yolsuzlukla mücadele için yeni birtakım maddeler vardı, komisyonlar kurulacak. İlaveten Lübnan Hariri’nin reform paketinden birtakım kopyalar yapılmış. Bakanlara ve milletvekillerinin maaşları düşürülecek yüzde 50’ye varan bir düşüklük cumhurbaşkanı dahil. Yoksul ailelere her ay 100 dolar civarında bir katkı payı verilecek. Bu halkı tatmin etmedi ve sokakta olmaya devam ettiler."

'ABD'nin tesis ettiği orduda talimat dışı hareket edenler olabilir'

Protesto gösterilerinde Başbakan Adil Abdülmehdi'nin güvenlik güçlerinin sert müdahaleye sevk ettiği eleştirileri yapılırken, Bursa'ya göre bu durum karışık ve ortada resmi bir emir bulunmuyor. Bu çapta toplumsal gösterilerin provoke edilmeye müsait olduğunu belirten Bursa, ABD'nin tesis etmiş olduğu Irak ordusunun içinde de farklı yapılanmalar bulunabileceği ve bunların talimatlar dışına çıkarak hareket edebileceğine dikkat çekti:

"Ölümlerle ilgili bazı iddialar var, bunlara bakarak ne olup bittiğini netleştiremiyoruz. Irak’ta bu tip toplumsal gösteriler, provoke edilmeye fevkalade açık olabiliyor. Bu son olaylarda da yine Irak medyasına bakıldığında protestocuların içlerinden biri polise saldırıyor. O saldıranlardan bir tanesini halk yine kendi yakalamış, teşhir etmiş. Yine aynı şekilde asker ve polisin içerisinde enteresan bir durum var. Emir verilmediği halde göstericilere şiddet kullanılıyor. Bunu da anlamak mümkün değil. Demek ki ordunun içinde de birtakım farklı yapılanmalar olduğu anlaşılıyor. Resmi hiçbir emir olmamasına rağmen bu kadar sert ve şiddetli bir müdahale yapmak biraz sorunlu. Hatta bu Erbain münasebetiyle gösterilere ara verilmişti bir hafta kadar. Ondan evvelki gösterilerde de yüze yakın insan hayatını kaybetmişti. O zaman hükümet kesinlikle bir talimat vermedi, dolayısıyla bu araştırılacak dediler. Böyle bir talimat verilmemesine rağmen bu şiddet kullanımının hala devam etmesi düşündürücü. Amerikan işgalinden sonra başta Irak ordusu üzere Amerika tarafından lağvedildi, bir genel vali atandı oraya. Ondan sonra hukuki kurumlar kurulurken ve anayasa ile birlikte diğer hukuk metinleri yazılırken Amerika’nın tamamen denetiminde, ordu, polis teşkilatı ve diğer kurumlar kuruldu. Dolayısıyla hem hukuki boşlukları Amerika çok iyi biliyor hem de ordu çok enteresan dengeler üzerine kuruldu. Siyasetteki dengelerin ordu da kurulduğunu görüyoruz. Bu yüzden orduda emir komuta zincirinin çok sağlam olmadığını düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri orduya birtakım müdahaleler yaptırabilecek boşluklar ve güvenlik noktaları koymuş olabilir diye düşünüyorum.”

'Irak'ta ABD'nin Lübnan'dan model aldığı taifeci sistem değiştirebilir, başkanlık tartışmaları başladı'

ABD'nin işgalin ardından bilhassa Lübnan'daki mezhep ayrımlarına dayalı modeli ufak tefek değişikliklerle Irak'a monte ettiğini anlatan Bursa, bu modelin ilelebet ve sağlıklı biçimde sürmesinin mümkün olmadığını belirterek protestolar eşliğinde başlatılan parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş tartışmalarına atıf yaptı. Bursa'ya göre Lübnan'da geçerli bulunan bu taifeci sistemi değiştirmek çok daha zor iken, Irak'ta daha kolay da olabilir:

 “Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül hadisesinden sonra, Afganistan ve Irak işgali sonrası bilhassa Lübnan’daki siyasi modeli ya birebir aynı ya da ufak tefek değişiklikler sonrası mezhepçiliğe dayalı bu modeli bölgeye adeta dayattı. İlk evvela da Irak’a getirdi birtakım değişiklikler ile beraber. Bu modelin ilelebet sürmesi ve sağlıklı yürümesi mümkün değil. Çünkü Lübnan’daki siyasi modeli, Irak’taki siyasi modeli bizatihi kendisi istikrarsızlık ve kaos üretiyor. Bu sistemden dolayı Lübnan iki küsur yıl cumhurbaşkanını seçememişti. En son Irak’ta da Adil Abdülmehdi hükümeti 9 ay gibi uzun bir süreden sonra uzun çabalar ve ciddi pazarlıklar sonrası kurulabildi. Dolayısıyla sistemin kendisi istikrarsızlık ve kaos üretiyor. Irak’taki temel dinamikler ve siyasi aktörler, bilim adamları Iraklıların bizatihi kendisi bu sistem değişikliğini yapması gerekiyor. Eğer dıştan bir müdahale ile bu yapılırsa, gelecek sistem de ne getirilmek isteniyorsa ki siyasiler başkanlık sitemine yakın olduğunu görüyoruz. Sistani’in burada net bir tavrının olmadığını görüyoruz, net bir şekilde şu sistemi benimsiyoruz, destekliyoruz demiyor. Aslında hem Irak’ta hem Lübnan’da gösterilerin çok temel bir duruşları yok. Mesela Lübnan’da da İskaten Nizam, rejimin düşürülmesinden bahsediliyor. Ama tam olarak ne istendiği belli değil. Meydanların ne istediğini henüz daha biliyoruz diyemeyiz. Irak’ta mezhep ve taifecilik sisteminin değiştirilmesi Lübnan’dan daha kolaydır. Çünkü Lübnan’da 30’lu yıllardan beri bu sistem uygulanıyor. Onun evvelinde de gayri resmi olarak hem Osmanlı hem Fransız işgali döneminde de benzer. Hem Lübnan’ın Suriye’ye bağlı olduğu dönemde de bu işletilmişti. Ama Irak’ta bunun halledilmesi, mezhep ve etnisiteden uzak, bunların seçilmekte ve temsil edilmekte etkili olmadığı demokratik bir başkanlık sitemine geçişi daha kolay. Bunu ilk başlatan Haşdi Şabi gruplarından Esayib Ehli Hak’kın lideri Gazali bunu başlattı. En son Berham Salih böyle bir toplantının kendi himayesinde yapılacağını söyledi, bunun bu şekilde ilerlemesi çok önemli.”

'Sünniler koordineli şekilde sokağa çıkmadı, yoğunluklu olarak Şiiler sokakta'

Bursa, protestoların yoğunlaştığı yerlere bakıldığında bunların Şii nüfusun ağırlıklı olduğu yerler olmasına dikkat çekti. Sünnilerin ise protestolardan uzak durduklarını belirten Bursa, Irak halkının bazı kesimlerinde özellikle Haşdi Şaabi (Halk Savunma Güçleri'nin) komutanlarından rahatsızlık var. Türkiye'de 'Şiilik' denildiğinde muhakkak İran ile bağlantı kurulduğunu, oysa bunun doğru olmadığını belirten Bursa, Irak'taki son protestolar eşliğinde ciddi bir Arap milliyetçiliğinin de tırmanışa geçtiği görüşünü dile getirdi:

"Meydanların ruhuna bakıldığında birincisi, Şii Iraklıların yaşadığı kentlerde çoğunlukla bu gösteriler oluyor. Gösteriler ilk başladığı zaman oradaki Sünnilerin merkezlerinden biri olan İmam Azam kabrinin bulunduğu Azamiye’deki Sünni alimlerin ne açıklama yapacağına baktım. Sünni alimlerden Sünnilerin meydanlara teşvik eden bir açıklama gelmedi. Dolayısıyla koordineli bir şekilde Sünniler sokağa çıkmadı. Yoğunluklu olarak Şii halk sokakta. İkincisi, İran aleyhinde sloganlar atılıyor, pankartlar açılıyor. Daha evvelki gösteride Basra’da konsolosluk yakılmıştı. Şimdi Kerbela’da muhasara altına alındı ve yakılmaya kalkışıldı. Şii halk dediğimiz zaman ister Irak ister Lübnan Şiileri olsun, bunun direkt İran ile bağlantılı, İran ile velayet-i fakihlik yani Ayetullah Hamaney’e direkt bir hem gönüllü hem emir komuta sistemi içerisinde bağlılık anlamına gelmiyor. Şiilik dediğimizde Türkiye’de biraz böyle anlaşılıyor. Şii ise birisi, muhakkak onun İran ile bağlantısı varmış gibi algılanıyor, bu doğru değil. Irak’taki Şiilerin bir bölümünde de ciddi Arap milliyetçiliği damarı var. Dolayısıyla bu damarın her geçen gün bilhassa Irak’ta güçlendiğini ve diğer Arap memleketlerinde de Arap milliyetçiliğinin son iki yıldır bir tırmanışa geçtiğini görüyoruz. Ama bunu ben en başta Mısır’dan beklerdim Cemal Abdülnasır’dan kaynaklı olarak, ama Irak’ta Arap milliyetçiliğinin yükseldiğini görüyorum ve bunun bir yansıması.

'Haşdi güçlerinden bazılarından rahatsızlık ve Arap milliyetçiliği İran'a yönelik tavrı yaratıyor'

Diğer yandan Bursa, Irak halkının bir kesiminin IŞİD'a karşı savaşta en yüksek Şii mercii Ayetullah Sistani'nin çağrısıyla oluşturulmuş Haşdi Şaabi güçlerinin komutanlarından rahatsız olduğu görüşünde. Mehdi Mühendis gibi bazı isimlerin İran-Irak savaşında Irak'a karşı İran saflarında savaşmış olmasının unutulmadığını belirten Bursa, tüm gruplar olmasa bile bazı Haşdi gruplara yönelik rahatsızlıkların altını çizdi. Bursa, Irak'taki siyasetçilerin tutumlarının da etkisiyle Arap milliyetçiliği damarının yeniden yükseldiği halkta İran'ın Irak'ın işlerine çok fazla karıştığı kanaatlerinin de oluştuğu görüşünü aktardı:

"İkinci bir konuşulmayan yansıması var bunun. Bir Mehdi Mühendis ismi var, Haşdi Şabi’nin komutan yardımcısı. Hadi Amiri gibi birtakım isimler var. Bu iki isim İran-Irak savaşında Iraklı olmalarına rağmen İran saflarında Irak’a karşı savaştılar. Irak’taki birtakım çevreler bu iki ismin Haşdi Şabi’deki görevlerinden alınmasını talep ettiler. Bilhassa Ebu Mehdi Mühendis’in. Ama Ebu Mehdi Mühendis’in görevine devam etmesi konusunda bir ısrar oldu. Bunun İran’dan kaynaklı olduğunu söyleyenler oldu. Neticesinde görevinden alındı. Fakat bu tartışmalar Haşdi Şabi’nin İran’ın mı bir gücü olduğunu yoksa Irak’ın bir gücü olmadığını mı gösteriyor diye iddialar çıkardı, Mühendis gibi isimleri görevde bulunması. Haşdi Şabi eğer ordunun parçası ve bu ülkenin bir gücüyse, o zaman bu isimler burada olmamalı diye bir tartışma başladı ve derinleşti. Sonuçta Haşdi Şabi’ye yönelik de birtakım tepkiler oluştu. Bu hem Arap milliyetçiliği hem de İran-Irak savaşında Iraklı olup da İran saflarında savaşıp şimdi de bu görevlerde bulunmaları halkı rahatsız etti. Aslında birtakım siyasetçiler bundan rahatsızdı, bu açıklamalar halkı bir şekilde motive etti. Diğer taraftan ise İran’ın Irak’ın içişlerine fazla müdahil olduğunu düşünüyorlar. Haşdi Şabi’nin bütün gruplarını kastederek söylemiyorum, bir iki grubu, Amerikan-İran ilişkilerinde ve İran’a yönelik birtakım tehditlerde bilhassa Arap ülkelerinin İran ile olan ilişkilerinde İran’a yönelik bir saldırı olursa, İran’ı savunuruz şeklinde açıklamalar yapıldı. Bu bazı siyasileri ve halkın bir bölümünü olumsuz etkiledi. Sen Irak’ın gücüsün, başka bir ülkeyi başka bir ülkeye karşı neden savunacağını ilan ediyorsun. Bu da İran’ın Irak’a yönelik müdahalesi veya nüfuzunu temsil ediyor gibi bakıldı olaya. Bundan halk rahatsız oldu. Aslında Irak’ta ciddi anlamda Arap milliyetçiliği yükseliyor. Sadr ve benzeri birtakım siyasilerin Irak meselelerinde ve Irak-İran ilişkilerindeki duruşu halkın birtakım fikirleri üzerinden hareket etmesini sağlıyor. Dolayısıyla tüm Haşdi Şabi tartışmaları, Haşdi Şabi komutanlarının tartışmaları, Haşdi Şabi’nin İran ile alakalı açıklamalarından sonra başlayan tartışmalar ve temelinde de Irak’ta yükselen Arap milliyetçiliği ve siyasilerin ortaya koymuş oldukları tavırların tamamının yekûnu, İran’a yönelik böyle bir tavır ortaya koymaya sevk ediyor halkı.”

Sputnik

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM