Yiğitlik Abidesi Hz. Abbas

İmam tarafından bir kişiye bu şekilde hitap edilmesi onun yüce bir makama sahip olduğunun göstergesidir...
GİRİŞ: 29.03.2020 10:50      GÜNCELLEME: 29.03.2020 10:50
 Hz. Abbas’ın İsim ve Lakapları

Sekka

Hz. Abbas'a (a.s) kardeşi İmam Hüseyin (a.s) ve ailesine su taşıdığını için "Sekka" denilmiştir.

Curmi b. A’la, Zubeyr’den o da amcasından şöyle naklediyor: Abbas b. Ali dünyaya geldiğinde ona "Sekka" denildi ve "Ebu Kırba" künyesi verildi."

Bab’ul-Hevâic

Hz. Abbas (a.s), kardeşi İmam Hasan'ın (a.s) şehadetinden sonra da, Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) koruyuculuk görevini üstlenmişti.. Halkın isteklerini ve hacetlerini İmam Hasan ve İmam Hüseyin'e (a.s) ulaştırdığı ve onlardan gelen emirleri de halka ulaştırdığı için, o Hazrete "Bab’ul-Hevâic" yani hacetler kapısı denilmiştir.

Kamer-i Beni Haşim

Hz. Abbas (a.s), çocukluğunun ilk günlerinden itibaren fevkalade güzel ve sevimli bir çocuktu. Onu çocukların hepsinden güzel buluyorlardı. Bu yüzden herkes ona "Kamer-i Beni Haşim" lakabını verdi. Çünkü Arapların örfünde, fiziki güzelliğe sahip, cesaretli, yiğit, korkusuz ve manevi güzelliğe sahip olan kimselere Kamer yani "Ay" unvanı verilirdi. Arapların bu örfünden dolayı, tarihte, Haşim’in babası olan Abdumenaf’a; "Kamer-i Betha" denilmiştir. Yine, Peygamber efendimizin (s.a.a) babasına; "Kamer-i Harem" denilmiştir. Keza insanlar, hem Bi’setten önce, hem de sonrasında rüyalarında Ay’ı gördüklerinde, Peygamber Efendimizi (s.a.a) görmeğe yormuşlardır.

Abd-i Salih

Abd-i Salih "salih kul" anlamındadır. Anlam olarak Aşura kahramanına en çok yakışan unvanlardan birisidir.Bu unvanı, İmam Sadık (a.s) Hz. Abbas'ın (a.s) ziyaret namesinde buyurmuştur.

Masum İmam tarafından bir kişiye bu şekilde hitap edilmesi onun ne derece yüce bir makama sahip olduğunun göstergesidir.

Etles

Hz. Abbas'ın (a.s) lakaplarından biri de Etles'tir. Etles; şecaatli ve yiğit anlamına gelmektedir.

Şehid-i Kerbela

Bu unvan da, Hazretin ziyaret namesinde gelmiştir. Herkes onu Şehid-i Kerbela diye anmaktadır. İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), O Hazretin şahadetindeki azametini ve manevi makamının yüceliğini ifade eden hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: "Amcamız Abbas'ın Allah yanında öyle bir makamı vardır ki, kıyamet günü bütün şehitler ona gıpta edeceklerdir."

Hz. Abbas’ın Künyeleri

Ebu Kırba:

Kırba, su kaplarına denilir. Ebu Kırba ise bu kapların sahibi anlamına gelmektedir.

Hz. Abbas (a.s) da Kerbela'da su getirme vazifesini üstlendiği ve su kaplarıyla su getirdiği için ona Ebu Kırba lakabı verilmiştir.

Aslında, Hazret küçüklüğünden itibaren, Arabistan yarım adasında makam ve övgü olarak önemli sayılan "Ebu Kırba" lakabına sahipti. Zira O küçüklüğünden beri su taşıyıp susuzları doyurmak görevini üstlenmişti.

Haşim oğulları Kâbe'nin perdeciliği görevini üstlenmişlerdi. Mekke, şimdi olduğu gibi o zamanda da hacıların ve yolcuların uğradığı, konakladıkları bir mekândı. Haşim oğulları Kâbe’nin perdecileri olduklarından ziyaretçilerin su ihtiyaçlarını da karşılıyorlardı. Özellikle de Abdulmuttalib zemzem kuyusunu kazmış, Ebu Talib (a.s) ise, Meş’ar’ul-Harem, Arafat ve Mina'nın yollarının kenarında kuyular kazıp sular çıkarmıştı. Bu yüzden Ebu Talib'e (a.s), hacıların sucusu manasına gelen "Sakiyi Hecic" lakabı verilmiştir.

Ebu’l-Fazl:

Bu unvanın Hz. Abbas'a (a.s) verilmesi konusunda iki yorum yapmak mümkündür:

1- Onun Fazl adında bir oğlu vardı. Bu yüzden ona Fazl'ın babası anlamına gelen Ebu Fazl denildi. Zira Ebu Fazl, "Fazl'ın babası" anlamındadır.

2- Hz. Abbas (a.s) ahlak ve faziletlerde çok yüce derecelere ulaştığından ve en güzel ahlakı simgeleyen özellikleri gösterdiğinden, O’na bu unvan verilmiştir. Yani o faziletlerin babasıdır. Bu güzel ahlaklara sahip olmak isteyenler, mutlaka ondan öğrenmeli ve o kapıyı çalmalıdırlar ki, büyük ariflerin hayatına dikkat edilirse, önemli dini meselelerde takıldıklarında, O Hazretin kapısını çalmakla rahmet kapılarının yüzlerine açıldığı
görülmektedir.

Hz. EbulFazıl Abbas’ın (a.s) Çocukluğu
 
Hz. Abbas, Hz. Ali (a.s) gibi mükemmel bir babaya, Hz. Ümmül Benin gibi âlime bir anneye ve cennet gençlerinin efendileri, İmam Hasan (a.s) ile İmam Hüseyin (a.s) gibi öğretmenlere sahip olması, onun çocukluk yılları hakkında bize bir takım ipuçları veriyor. O, ömrünü öğrenim ve eğitimle başlatıp şahadetle bitiren birisidir. Hazret, henüz çok küçükken dahi çok zeki birisi olduğunu etrafındakilere bir güneş gibi yansıtıyordu.

Hz. Abbas (a.s) beş yaşındayken bir gün Hz. Ali (a.s) onu yanına çağırarak: “Yavrucuğum! Bir söyle” der.
Hz. Abbas (a.s) da: “Allah birdir” der. İmam Ali (a.s): “İki söyle” deyince, Abbas (a.s) bunu söylemekten sakınarak: “Babacığım! Bir dedikten sonra iki demekten hayâ ediyorum” cevabını verir.

Bunu duyan babası ise, onu bağrına basıp, öpücük yağmuruna tutmuştur. Evet, tarihten bizlere aktarılan bu olayla Hz. Abbas (a.s)’ın birçok özelliklerini kendiliğinden idrak etmemiz çok kolay olacaktır. Beş yaşındaki bir çocuğun böyle bir anlamı kavraması, gerçekten buyururdu. Ubeydullah Hicretin 155. yılında vefat
etmiştir. Hasan isminde bir oğlu ve onun da Fazl, Hamza, İbrahim, Abbas ve Ubeydullah adında beş erkek çocuğu vardır.

Hz. Ebul Fazl, Hicri Kameri 4 Şaban 26. senesinde Hz. Ali (a.s) evladının doğum haberi ile oğlunu kucaklamak için büyük sevinçle ona gitti. Bebeği kucaklayınca yüzünün ay parçası gibi parladığını fark etti. Hz. Ali'nin (a.s) melekuti Allah Ekber diyen sesi bebeğin kulağında çınladı ve Abbas adını bebeğe uygun gördü. Emir'ul Müminin eşine baktı, Hz. Zehra'nın (s.a) vefatı ardından kardeşi Akil'den, kendisi için soylu ve cesur ailelerden bir eş önermesini istediği günleri hatırladı.  Akil Arap kabilelerini iyi tanıyordu.

Saygın ve soylu aileden ve dindar olan bu Fatıma  daha sonra Ummul Benin olarak lakaplandırıldı. Hz. Ali (a.s) ve Ummul Benin'in evlatlarının her biri kemal ve cesaret örneği olarak tanınıyorlardı, fakat Hz. Abbas (a.s) onların en öne çıkanıydı.

Hz. Ali'nin (a.s) , "Babaların oğullarına bırakacakları en değerli miras kemal ve edeptir." sözü her zaman Hz. Abbas'ın kulaklarında çınlıyordu. Bu yüzden baba mektebinde en yüce değerleri öğrenerek kemale erdi. Abbas (a.s) hayatında her zaman büyük ve yüce değerlere ulaşmayı hedefledi ve sadece Allah'ın rızasını sağlamak için yaşadı. Hz. Ali'nin, '"Senin en iyi sahaben seni ahirete gönül bağlamanı sağlayan, dünyada takvaya zorlayan ve Allah'ın emrini yerine getirmende sana yardım edendir." sözünü hep dikkate alır ve kendine hayat dersi olarak kabul ederdi.

Hz. Abbas (a.s), İslam peygamberi Hz. Muhammed'in (s.a.a) değerli Ehl-i Beytinin kemalatından ilham alarak ilmin en yüksek seviyelerine ulaşmayı başardı. Nitekim İmam Cafer Sadık (a.s) bu hususa temasla şöyle buyuruyor: "Amcamız Abbas güçlü iman ve derin bakış açısına sahipti." Tarihin de tanıklık ettiği gibi Müslümanlar ilmi sorunlarını çözmek için çoğu kez o hazrete başvuruyorlardı.

Hz. Abbas'ın en bariz özelliği fedkarlığı ve vefakarlığıydı. Hz. Ebulfazl'ın (a.s) İslam'a olan bağlılığı ve vefadarlığı, İslamın Emevi hanedanı tarafından tahrif edilme ve yok olma tehlikesine düştüğünde, İslam'ı bu durumdan kurtarmak ve kendi dini vazifesini yerine getirmek için kıyam eden değerli kardeşi ve cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin (a.s) ile birlikte kanlı Kerbela savaş meydanında İslam yolunda yiğitçe savaşarak kendi hayatını bu uğurda feda etmek pahasına Allah dini ve hükümlerinin yok olmasını engellemeyi başardı.

Hz. Ebulfazl'ın (a.s) yaşamındaki bariz özelliklerinden belki de en önemlisi, Hz. İmam Hüseyin'e (a.s) olan aşırı sevgi ve bağlılığıydı. İmam Hüseyin'de (a.s) karşılıklı olarak kardeşini sever, saygı duyardı. Bu duygunun en bariz şekilde tecelli ettiği yer Kerbela savaş meydanıydı. Hz Abbas (a.s) İmam Hüseyin'in (as) bayraktarıydı. O hazret iman, sabır ve cesareti sayesinde zorluklara göğüs gererdi. Düşmanları onun heybeti karşısında titrerken, savunmasız kadın ve çocuklar onun varlığından huzur bulurdu. Hakikat, adalet ve Allah'ın dinini savunmaktan başka hedefi olmayan bu yüce şahsiyet gönlünü Allah'a sevgi ile süslerken güç ve iktidar olma sevdasını kalbinden tamamen silip attı.

Hz. Abbas, tepeden tırnağa silahlarla kuşanmış düşman ordusuna hitaben kendi hedef ve ülküleri hakkında şöyle diyordu:

"Allah'ı arayan kalbim ölüm korkusuyla sarsılmaz. Ne yazık; biraz düşünüp benim soyuma dikkat etseydiniz, teslim olmamı beklemezdiniz. Ben Ali'nin oğluyum ve bilin ki Allah'a tevekkül eden yürek ölümden korkmaz."

Hz. Abbas'ın (a.s) Kerbela'da sergilediği cesaret ve yiğitlik tarih belleğinden asla silinmez. Kasvetli düşman acımasızca suyu İmam Hüseyin (a.s) ve Ehl-i Beyt'inden kesince, Ebulfazl tek başına düşman ordusuna saldırıp onların saflarını yararak yiğitçe Fırat nehrine ulaşmayı başarmıştı. Susuzluktan takati kesilen Ebulfazl (a.s), İmam Hüseyin (a.s) ve Ehl-i Beyt'ini susuzluktan acı çekerken tek bir yudum su bile içmeden, su tulumlarını suyla doldurdu. Fakat doldurduğu suyu düşman askerlerinin kasaveti ve acımasızlığı sonucu İmam Hüseyin (a.s) ve Ehl-i Beyt'ine ulaştıramadı. 

İmam Seccad (a.s) Hz. Ebulfazl'ın (as) konumu hakkında şöyle buyurmaktadır: "Amcam Abbas'ın ahretteki konumu tüm şehitlerin gıbta edeceği kadar yüce ve yüksektir."
ehlader

YORUMLAR

REKLAM