Nehc'ül-Belaga'da Takva

"Takva" kavramı hatta mantıksal kavramıyla da, sakınma ve çekinmeyle eş anlamlı değildir.
GİRİŞ: 10.06.2020 09:57      GÜNCELLEME: 10.06.2020 09:57
Rasthaber -  "Takva" Nehcü'l Belâğa'da en sık kullanılan kelimelerdendir.
 
Takva konusu üzerinde Nehc'ül-Belâğa kadar duran çok az kitap vardır. Nehc'ül Belâğa'da ise çok az kavram ve manaya takva kadar önem verilmiş ve vurgulama yapılmıştır.

Sahi, Takva nedir?
 
Genelde takvanın perhizkarlık, imsak, yani çekinme ve sakınma olduğu varsayılır. Başka bir ifadeyle takvanın olumsuz pratik bir yaşayış yöntemi olduğuna inanılır. Buna göre, çekinme, sakınma ve inziva ne kadar fazla olursa takva da bir o kadar mükemmel olur.
 
Bu yoruma göre birincisi, takva amel ve tatbik aşamasından çıkarılmış, algılanmış bir kavramdır; ikincisi, olumsuz bir yöntemdir; üçüncüsü, olumsuz yanı fazla olan amelin takva yönü daha mükemmeldir. İşte bu nedenle görünüşte takvalı kimseler, takvalarına en küçük bir halel gelmemesi için siyah-beyaz, yaş-kuru, sıcak-soğuk her şeyden sakınır, herhangi bir işe müdahale etmekten çekinirler.

şüphesiz imsak ve çekinme ilkesi insanın sağlıklı yaşam ilkelerinden biridir. Sağlıklı bir hayatta nefy (olumsuzluk) ve ispat (tanıt), selb (olumsuzlama) ve icab (olumlama), fiil ve terk, yüz çevirme ve dikkat kesilme iç içedir.
 
Ancak selb ve nefyetmeyle ispat ve icaba ulaşılabilir, terk ve yüz çevirmeyle fiil ve dikkatlilik gerçekleşir.
 
Kelime-i tevhid, yani "la ilâhe illallah" nefy ve ispattan oluşmaktadır; diğerlerini nefiy ve reddetmeden, tevhitten söz etmek imkânsızdır. İşte bu nedenledir ki, isyanla teslim, küfürle iman yan yanadır; yani, her teslim bir isyanı, her iman bir küfrü ve her ispat ve icab bir selb ve nefyi gerektirmektedir:

"O hâlde kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır." (Bakara, 256)

Burada iki hususa dikkat edilmelidir:
 
Birincisi: Perhizler (kaçınmalar), nefiyler, selbler, isyan ve küfürler, "tezat"lar sınırı içerisinde bulunurlar; bir zıttan (karşıt) çekinmek başka bir zıtta geçmek içindir ve birinden kopmak başka birine varmanın başlangıcıdır.
 
Bu nedenle sağlıklı ve faydalı perhizlerin, sakınmaların hem yön ve hedefi vardır ve hem de bunlar belli sınırlarla sınırlıdırlar. O hâlde bir yönü ve hedefi olan ve de bir sınırla sınırlı olmayan körü körüne amelî, pratik bir yöntem savunulup kutsanamaz.
 
İkincisi: Nehc'ül-Belâğa'da "takva" kavramı hatta mantıksal kavramıyla da, sakınma ve çekinmeyle eş anlamlı değildir. Nehc'ül-Belâğa açısından "takva" uzun ruhsal alıştırma ve hazırlıklar sonucu elde edilen manevî bir güçtür. Makul ve mantıklı perhizler, sakınmalar bir taraftan bu manevî durumun oluşmasına neden olurken, diğer taraftan onun sonuç ve gereklerinden sayılırlar.
 
Bu durum, insan ruhunu güçlendirir, ferahlatır ve ona masuniyet, dokunulmazlık kazandırır. Bu güce sahip olmayan bir kimse kendini günahlardan korumak istediğinde, kendini günaha sebep olan, günaha iten etkenlerden uzak tutmaktan başka çaresi olmayacaktır. Günaha itici sebepler sürekli olarak toplumsal ortamlarda varolduğuna göre de, toplumdan uzaklaşmak ve inzivaya çekilmek zorunda kalacaktır.
 
Bu mantığa göre ya takvalı olup toplumdan uzak durmalı ya da toplumun içine girerek takvayı bir kenara atmalıdır. Buna binaen insan ne kadar inzivaya çekilir ve toplumdan uzak durursa, halk arasında o kadar takvalı tanınmış olur.
 
Ancak bir insanın ruhunda manevî takva gücü oluşursa, toplumu terk etmesi gerekmez; o kimse toplumu bırakıp inzivaya çekilmeksizin de kendini tertemiz ve arınmış hâle getirir.
 
Birinci gruptakiler, bulaşıcı bir hastalığa tutulmamak için kaçıp dağın eteğine sığınan, ikinci gruptakiler ise bir aşı yaptırarak hastalığa karşı korunan kimse gibidirler; böyle biri şehirden çıkıp insanlarla ilişki kurmaktan kaçınmaya gerek duymamakla birlikte hastaların yardımına koşup onları kurtarır. Sa'di'nin Gülistan'daki şu şiiri birinci grubun örneğidir:

"Bedîdem âbidî der kûhsârî / Kanaat kerde ez dünya be ğârî,
 
çerâ goftem be şehr ender neyâî? / Ki bâr-i bend ez dil ber goşâî.

Begoft âncâ perî rûyân neğzend / çû gol besyâr şod, pilân beleğzend."
 
(Gördüm bir abidi, dağlara kaçmış / Dünyadan kaçıp mağaraya sığınmış

Dedim neden şehre inmezsin? / Bir gönlün düğünlerini çözmezsin?

Dedi orada periler, güzeller gezer / Çünkü gül çok olursa filler titrer.)
 
Nehc'ül-Belâğa, takvayı, alıştırmayla, ruhsal idmanla elde edilen, kendine has etki ve sonuçları olan, bu cümleden insanın kolay bir şekilde günahtan korunmasını sağlayan manevî bir güç olarak tanıtmıştır.
 
"Haberiniz olsun ki, ben sözümün eriyim; söylediğim sözü yerine getiririm. çnümüzdeki belâlardan ibret alan kişiyi sakınmak, çekinmek, şüpheli şeylere uğramaktan alı koyar."
 
Ve nihayet buyurur ki: "Bilin ki hatalar, suçlar, serkeş, azgın atlara benzerler; o hataları, o suçları işleyenlerdir, onlara binenler. Gemlerinden boşanırlar, üstlerindekilerle ateşe atılırlar. Bilin ki takva, sahiplerine râm olan develere benzer, çekinenler de onlara binenlere; binenlerin ellerindedir yularları, onları cennete götürür giderler." (Nehc'ül Belâğa, hutbe, 16.1)

Bu hutbede takva, nefsi kontrol eden ve dizginleyen manevî bir ruh hâleti olarak tanımlanmıştır. Bu hutbe diyor ki, takvasızlık ve nefsin isteklerine itaat etmenin gereği, şehveti tahrik eden şeyler ve nefsanî istekler karşısında zaaf, alçaklık ve kişiliksizliktir. İnsan o durumda azgın ata binen iradesiz kişi gibidir; azgın at, binicisini istediği tarafa götürür.

Takvalı olmanın sonucu ise irade, manevî kişiliğe sahip olma ve kendi varlık alanına hakim olmayı gerektirir. Aynen ram bir ata binip, tam bir güç ve otoriteyle atını istediği tarafa süren ve bineği de kendisine tam anlamıyla itaat eden usta bir binici gibi.

"Ey Allah'ın kulları! Allah korkusu (takva), Allah'ın dostlarını O'nun koymuş olduğu sınırları çiğnemekten alı koyar. Allah dostlarının kalplerini, Allah korkusuna bağlar. Hatta onları seherlere kadar (ibadet için) ayakta tutar, kavurucu bir günde (oruç tutarak) susuz bırakır." (Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 112)

Burada Hz. Ali (a.s) takvayı, sonucu ve etkileri Allah'ın haramlarından kaçınmak ve Allah'tan korkmak olan bir sıfat olarak tanıtıyor. O hâlde bu mantığa göre takva ne çekinmenin aynısı ve ne de korkunun aynısıdır; aksine takva, bunlara sebep olan manevî ve mukaddes bir güçtür.
 
"Doğrusu takva bugün (dünyada) bir kalkan ve kale, yarın (ahirette) ise cennete doğru bir yoldur." (Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 189) 155. hutbede takva, düşmanın giremeyeceği yüksek ve sağlam bir sığınağa benzetilmiştir.
 
Bütün bunlarda İmam Ali (a.s) dikkatleri takvanın manevî ve ruhsal yönüne ve insanda temizlik, iyilik, günah ve kötülükten nefret etme duygusunu uyandıracak şekilde ruhunda bıraktığı etkilere dikkat çekmektedir. Bu alanda örnekler çoktur; ancak bu kadarının yeterli olacağını ve hepsine değinmenin gerekli olmadığını sanıyorum.

TAKVA SINIRLAMA DEĞİL, MASUNİYETTİR

Nehc'ül-Belâğa açısından, takvanın çekinme ve kaçınmalara kaynak oluşturan manevî, mukaddes ve yüce bir güç, manevî ve hayvan üstün değerlere doğru bir yönelme; aşağılıklar ve maddî hastalıklardan kaçınmak olduğunu gördük. Nehc'ül-Belâğa açısından takva insanın ruhuna kişilik ve kuvvet veren, insanı kendisine otoriter ve malik kılan bir durumdur.
 
Takva Masuniyettir

Nehc'ül-Belâğa'da takvanın zincir, zindan ve sınırlandırma değil, sığınak ve korunma olduğu vurgulanmıştır.

Masuniyet yani korunmuş olmakla sınırlandırma arasında bir fark gözetmeyenlerin, kayıtlardan kurtulmuş ve özgürlük adına takva kalesinin tahrip edilmesine fetva vermekten çekinmeyenlerin sayısı oldukça fazladır. Sığınak ve zindanın her ikisinin ortak yanı engel teşkil etmeleridir.
 
Ancak sığınak tehlikelere engel olur, zindan ise yeteneklerden yararlanmaya engeldir. İşte bu nedenle Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:
 
"Ey Allah'ın kulları, biliniz ki takva sapasağlam bir kaledir. Sapıklık ise zelil, berbat bir kaledir; ehlini koruyamaz, kendisine sığınanları saklayıp, barındıramaz. Takva ile hataların ibiği koparılır." (Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 157)

Hz. Ali (a.s) bu yüce beyanında insanın canına zarar veren günah ve sapmayı, yılan ve akrep gibi zehirli hayvanlara benzetmiş ve buyurmuştur ki, takva gücü bu tehlikeli hayvanın dişlerini söker. 

Hz. Ali (a.s) bazı buyruklarında takvanın özgürlüklerin temel kaynağı olduğunu vurgulamaktadır; yani takva sadece özgürlüğe engel, kayıt ve bağ olmadığı gibi bütün özgürlüklerin kaynağıdır da. 228. hutbede buyuruyor ki:
 
"Doğrusu takva doğruluğun kilidi, kıyametin azığı, bütün köleliklerden ve helâketlerden kurtuluştur."

Mesele açıktır; takva insana manevî özgürlük verir, yani onu heva ve hevesin esaretinden kurtarır; tamah, kıskançlık, şehvet ve öfke ipini boynundan çıkarır ve böylece toplumdaki aşağılık ve kölelikleri yok eder. Para, makam ve rahattalepliğin kulu-kölesi olmayan insanlar hiçbir zaman toplumsal esaret ve kölelikleri kabul etmezler.

Nehc'ül-Belâğa mektebinde takvanın gerçek anlamının ne olduğunun bilinmesidir. Takvanın işaret edilen etkilerinden ikisi diğerlerinden daha önemlidir: Birincisi basiretli ve aydın olma, ötekisi ise sorunları çözme, zorluklardan kurtulma gücüne sahip olma.
 
Karşılıklı Taahhüt

Nehc'ül-Belâğa'da, takvanın günah ve sapmalar karşısında bir nevi tazmin ve güvence olduğu vurgulanmasına rağmen insanın takvayı korumada bir an bile gaflet etmemesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Takva insanın koruyucusudur, insan da takvanın; bu da imkânsız bir devir, kısır döngü olmayıp, aksine caiz bir devirdir.

Bu karşılıklı koruma, insanla elbisenin birbirlerini koruma türündendir; insan elbisesini çalınmaktan, parçalanmaktan korur, elbise de insanı soğuk ve sıcaktan. Ve bildiğiniz gibi Kur'ân-ı Kerim takva hakkında "elbise" tabirini kullanmıştır:

"Ve takva elbisesi, bu daha iyidir." (A'râf, 26) 

Ali (a.s) insanla takvanın karşılıklı korumaları hakkında şöyle buyuruyor:
 
"Takva ile gaflet uykularınızdan uyanın, günlerinizi onunla geçirin, kalplerinizi onunla şuurlandırın, günahlarınızı takvayla silin. Dikkat edin! Takvayı koruyun ve ve takvayla korunun." (Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 189)
 
Yine buyuruyor ki:
 
"Allah'ın kulları! Size Allah'tan korkmayı tavsiye ediyorum. çünkü takva Allah'ın sizin üzerinizdeki hakkı, Allah'a karşı bir görevdir. Yine Allah'tan yardım dileyerek takvaya ulaşmayı ve takvanın yardımıyla da Allah'a yönelmeyi tavsiye ediyorum."3 (Nehc'ül Belâğa, hutbe, 189) (ehlader)

Şehit Murtaza Mutahhari

YORUMLAR

REKLAM