İslami İnsan Hakları ve İnsani Keramet Günü

GİRİŞ: 05.08.2019 09:33      GÜNCELLEME: 05.08.2019 09:33
Rasthaber -  İnsan hakları bir ülke vatandaşlarına  ister yabancı ister yerli olsun hükümet tarafından verilen hakların toplamıdır. Bu haklar özgürlük, eşitlik, saldırganlık karşısında direnme, can ve mal güvenliği gibi siyasi ve medeni haklardan medyana gelmektedir. 

İnsan hakları insanlar nerede olurlarsa olsunlar sahip olabilecekleri minimum haklardır. Ancak bu güzel kavram son on yıllarda her daim emperyal ve sömürgeci güçler elinde diğer ülkelere sulta kurmak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu araçsal kullanım en çok da İslam ülkeleri aleyhinde görülmektedir. 

İnsan Hakları Evrensel Beyannemesi'nde İslami hükümlerin manevi boyutlarının göz ardı edilmesi  ve insanlık hayatının sadece maddi ve doğal boyutlarına odaklanması gibi nedenlerden dolayı İslam ülkelerini, İslam İş Birliği Teşkilatı çerçevesinde İslam dinine dayalı insan hakları kuralları ve kanunlarını hazırlamaya yöneltti. 

Bu yüzden İslam İş Birliği Teşkilatı 5 Ağustos 1990'da Kahire oturumunda İslami Devletler düzeyinde İslami İnsan Hakları Bildirisini onayladı. 

2008'den beri İran'ın önerisi ve üye ülkelerin onayı ile de her yılın 5 Ağustos günü  İslami İnsan Hakları ve İnsani Keramet Günü olarak adlandırıldı. Böylece İslami ülkelerde her yıl özel bir günde insan haklarının gündem olması ve bu alanda faaliyetler düzenlenmesi planlandı. İşte bugün 5 Ağustos günüdür. Sohbetimizin devamında İslam'da İnsan Hakları konusunu ve bu özel günde düzenlenen bazı etkinliklere değinmek istiyoruz. 

İnsan Hakları Evrensel Beyannemesi'ne baktığımızda bu haklar listesini hazırlayanların hedefinin insani boyutlara önem verilmesi ve böylece insanlığın yıkıcı ve tahrip edici savaşlardan doğan kaygıları ve insanlık dramlarını azaltmak olduğunu anlamak mümkün. Özellikle de İkinci Dünya Savaşında yaşanan insani sorunlar ve krizler bu bildirgenin hazırlanmasının en önemli nedenlerinden sayılır. 

Ancak Kuran-ı Kerim'de insanların arasında hakların korunması ve insani kerametin göz önünde bulundurulmasının İslam'ın mahiyetinde olduğuna vurgu yapılmaktadır. 

 

İslam Peygamberi Hz. Muhammed saa ise bu konu hakkında şöyle buyurmuşlardır: "Ey insanlar bilin ki Allah'ınız birdir, babalarınız da birdir. Bu yüzden ne Arap, ne Acem ne Kızılderili ne siyahi  bir birine karşı üstün değildir. Üstün olmanın şartı takvadır."

İşte Peygamber Efendimiz burada insan hakları konusuna vurgu yapmak istiyorlar. 

Tabii İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve İslami İnsan Haklarını karşılaştırdığımız zaman genel olarak insanların doğal yaşamı ve uygun bir hayat sürmeleri için gereken kriterler arasında benzerlikler de gözlemlenmektedir. Örneğin hem Evrensel hem İslami insan hakları konusunda önem verilen hususlardan biri de hayat hakkıdır. 

Her iki hukuksal düzen de hayat hakkına vurgu yapıp devleti ve hükümeti bu ilkenin ve temel hakkın uygulanmasından sorumlu tutmuşlardır. Her iki hukuksal düzen de insan kerameti ve haysiyetini çok önemli bir husus olarak niteleyip insanların bu alanda belli haklara sahip olduklarına vurgu yapmışlardır. Her iki hukuksal düzende önem verilen bir başka konu da eğitim ve terbiye hakkıdır. Yine devlet veya hükümet bu hakları hayata geçirmekle görevlendirilmiştir. 

 

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve İslami İnsan Haklarında göz önünde bulundurulan hususlardan biri de özgürlük hakkıdır. Her iki hukuksal düzen de özgürlük hakkını insanın temel haklarından sayıp hükümet ve toplumu bu temel haklardan yararlanılması için uygun toplumsal ortamı hazırlamakla görevlendirmiştir. 

Bunlara ilaveten yasalar ve kurallar karşısında eşitlik konusu da hem evrensel hem İslami hukuksal düzenin üstünde durduğu bir konu olmuştur. İki hukuksal düzenin bu ortak yanlarının yanı sıra her iki bildirgede de vurgu yapılan konulardan biri, kölecilik ile mücadele konusu olmuştur. 

İslami İnsan Hakları Bildirgesinde kölecilik meselesine açık bir şekilde karşı çıkılmıştır. Bu bildirgenin 11'inci maddesinin a fıkrasında şöyle yazılmıştır: "İnsan özgür doğar. Kimse onu köle etmeye, hor görmeye ve küçük düşürmeye, onu angaryaya koşmaya hakkı yoktur. İnsan Allah'tan başka kimseye kulluk edemez." 

Bu köleliğe karşı çıkma meselesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 4'üncü maddesinde de şöyle açıklanmıştır: "Kimse köle olarak görülemez. İnsanların alımı ve satımı her şekli ile yasaktır."

Burada dikkat çeken nokta ise kölelik ile mücadelenin İslami İnsan Hakları bildirgesinde daha detaylı olarak ele alınmasıdır. 

Edebi ve sanatsal, fikrî mülkiyet veya bilimsel, sanatsal, edebî ve teknolojik eserlerin tekeli hakkı iki hukuksal düzenin bir diğer ortak özelliğidir. Bu hak ise İslami İnsan Hakları bildirgesinde değinilmiştir. Bu bildirgenin 16'ıncı maddesinde şöyle açıklanmıştır: "Her insan kendi bilimsel, edebî, sanatsal ve teknolojik kazanımlarından yararlanma hakkına sahip olup onun edebî ve mali getirilerini destekleme hakkına sahip. " Aynı hakka İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 27'inci maddesinin 2'inci fıkrasında da şöyle yer almıştır: "Herkes kendi bilimsel, kültürel ve sanatsal eserlerinin yararları ve getirilerinden yararlanma hakkına sahiptir.

Evrensel ve İslami hukuksal düzenlerinin insan hakları konusundaki bu ortak yanlarına karşın farklı noktalar da mevcuttur. İslami İnsan Hakları Allah-odaklı olup her şey Allah ve alemleri yaratan ekseninde dolaşmaktadır. Ancak Batılı düşüncelere dayalı evrensel insan haklarında insan eksen olarak belirlenmiştir. Ümanizm düşüncesine dayalı bu yaklaşım neticesinde de Batılı düşünceler ekseninde oluşturulan İnsan Hakları Evrensel Beyannemesi'nde her şey insan etrafında kurulmaya çalışılmıştır. Halbuki Müslümanlık inançlarına göre insan haklarının temeli dindir. Bu yüzden insan hakları ilahi kaynaktan kaynaklandığı zaman uygulanabilecektir. Buna esasen aslında İslami İnsan Hakları düzeni dini haklara dayalı bir düzendir.  

Böyle bir bakış açısından dolayı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde değinilen keramet ve haysiyet konuları mantıksal ve felsefi temelden yoksundur. Ancak İslami İnsan Hakları Bildirgesinde insanın kerameti ve saygınlığının temeli onun Allah'ın yer yüzündeki halifeliği ve halefliği olarak gösterilmektedir. 

İnsan hakları konusunda Batılı ve İslami hukuk düzeni arasındaki farklardan bir diğeri de özgürlük meselesidir. Batılı düşünce tarzına dayalı olarak hazırlanan insan hakları evrensel beyannamesinde özgürlük ve insani haklar tanımı dinî düşünceden kaçma ekseni üzerinde yapılıp bu yüzden insan özgürlüğü mutlak bir şekilde ele alınmıştır. Halbuki İslam'da özgürlük hakkı kişisel ve toplumsal görevlerin ihlali yapılmaması şartı ile tanınan bir haktır. 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise insanlık hayatı ile ilgili kimi insani hakların insan hakları evrensel beyannamesinde ele alınmamasıdır. İslami İnsan Hakları Bildirgesi ise bu konulara yer vermesi önem taşımaktadır. Bu konular ve haklar arasında sömürgeciliğin yasaklanması ve kolonyalizm ile mücadele hakkı, ahlaki fesatlardan uzak temiz bir ortamda yaşamak, can, mal ve namus  güvenliğinin yanı sıra dinî güvenliğe de sahip olma haklarına değinebiliriz. 

İnsan hakları konusunda iki hukuksal düzen arasındaki bir diğer fark da dine verilen önem hususudur. İslami İnsan Hakları Beyannamesinde bu konuya büyük bir önem verilse de evrensel beyannamede bu konuya hiç dikkat edilmemiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 18'inci maddesinde bu hususta şöyle yazılmıştır: "Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din ve fikir değiştirme ayrıca ifade ve inanç özgürlüğü haklarını da kapsamaktadır..."

Buna rağmen İslam insan hakları beyannamesinin 10'uncu maddesinde bu hususta şöyle yazılmaktadır: "İslam, insanî fıtratın dinidir. İnsanın cehaleti veya fakirliğinden yararlanıp onu istemeyerek din değiştirmeye veya dinden çıkmaya zorlamak ise caiz değildir. " İşte bu madde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ndeki aynı konudaki madde ile açık bir şekilde çelişmektedir. Çünkü İslami İnsan Hakları Beyannamesi İslam dinini tüm hukuksal ilkelerinin temeli olarak ele almıştır. 

Giriş ve 25 maddeden oluşan İslami insan hakları bildirgesi gerçekte İslami toplumun kendi İslami hüviyetini uluslararası düzeyde yeninden yaşatma ve ilahi dinimizin insan hakları hususundaki görüşlerini ve öğretilerini dünya ile paylaşmaya yönelik bir girişimdir. Ancak maalesef çoğu İslami ülkelerde bile bu belge tanıtılmamış ve İslami milletlerin çoğu da İslami devletlerin insan haklarını uygulamaktaki taahhütlerinden habersizdir. 

Hala birçok İslam ülkesinde bu bildirgenin maddelerinin uygulanması için ciddi girişimlerde bulunulmamıştır. Hatta İslam ülkeleri düzeyinde bile Kahire insan hakları bildirgesinin uygulanması zorunlu bir pakta dönüştürülmesi ve denetleme organının oluşturulması için bir girişimde bulunulmamıştır. 

Neticede İslami insan hakları bildirgesi, insan hakları savunucuları için ülkelerde yaşanan zulümler ve haksızlıklar ile mücadelede bir delil ve belge olarak kullanılmamaktadır. Maalesef İslami ülkelerde Müslümanların hakları hala bastırılıp açık bir şekilde ihlal edilmektedir. Örneğin Bahreyn ve Suudi Arabistan Müslümanları hala en temel İslami hukuklardan mahrum kalmışlardır. Bu ülkelerde her gün Müslümanların tutuklandığı, işkence ve idam edildiği haberleri gelmektedir. 

İslami İnsan Hakları ve İnsani Keramet günü bu sorunların ele alınabileceği bir gündür. Bir Müslüman özellikle de böyle bir günde toplumda sahip olduğu konuma göre bu sorunların ve engellerin aşılmasında olumlu adım atıp insani toplumun geleceğinde etkin bir rol oynayabilir. 

YORUMLAR

REKLAM