İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeytinin Kufe’ye Girişi

GİRİŞ: 12.09.2019 12:03      GÜNCELLEME: 12.09.2019 12:03
Rasthaber - Ömer b. Sa'd, Peygamber (s.a.a) soyunun esirleriyle Kûfe'ye yaklaşınca, halk onları seyretmek için toplandılar. Kûfeli kadınlardan biri sordu: "Siz hangi esirlerdensiniz?"


Dediler: "Biz Muhammed (s.a.a) evlatlarıyız ve esir tutulmuşuz."
 

Kadın, hemen evinin üstünden indi ve esirlerin örtünebilmesi için evinden getirdiği giysileri Ehlibeyt'e verdi. Esirler arasında bulunan Ali b. Hüseyin Zeynelabidin (a.s) hastalığından dolayı çok zayıflamıştı. İmamı ve amcası Hüseyin'e (a.s) yardım etmek için Kerbela'da savaşan ve almış olduğu kılıç ve mızrak yaralarına rağmen yaşayan Hasan b. Hasan-i Müsenna da esirler arasındaydı.
 

"Mesabih" kitabının yazarı şöyle rivayet eder:

Hasan b. Hasan-i Müsenna, Aşûra günü İmam Hüseyin'in (a.s) huzurunda savaşıp on yedi kişiyi öldürdü ve on sekiz yara alarak atından düştü. Esma b. Harice onu alıp Kûfe'ye ve iyileştikten sonra da Medine'ye götürdü.

 

İmam Hasan-ı Mücteba'nın (a.s) oğulları Zeyd ve Amr da esirler arasındaydı. Kûfe halkı Muhammed (s.a.a) evlatlarını esir olarak görünce ağlamaya ve inlemeye başladılar. Ali b. Hüseyin Zeynelabidin (a.s) buyurdu:
 

"Bizim için mi ağlıyor ve yakınıyorsunuz? Peki bizleri katleden kimdi?"
 

Hz. Zeyneb'in (a.s) Konuşması
 

Beşir b. Hüzeym-i Esedî şöyle diyor: Müminler Emiri Ali'nin (a.s) kızı Zeyneb'i (s.a) gördüm; insanlara hitaben konuşma yapıyordu ve andolsun ki ondan daha güzel konuşabilen bir kadın görmemiştim. Ali'nin (a.s) sözleri dökülüyordu dilinden.
 

İnsanlara, susmaları için işaret etti. Nefesler tutuldu, develerin boynundaki çıngıraklar durdu. Sonra konuşmaya başladı:

"Hamd Allah'a mahsustur ve salât olsun babam Muhammed'e, tertemiz kılınmış ve seçilmiş Ehlibeyt'ine."

 

"Ey Kûfe halkı, ey hilekâr ve düzenbazlar, bize mi ağlıyorsunuz? Göz yaşlarınız dinmesin ve iniltileriniz susmasın! Siz, iplerini iyice ve sıkıca dokuyan ve sonra da dokuduğunu söken bir kadın gibisiniz. Yeminlerinizi hile ve hıyanetinize siper edindiniz; iman bağı kurup sonra kopardınız. Kendinizi övmekten ve fesat çıkarmaktan başka bir şey bilmezsiniz. Köleler gibisiniz; içiniz kin ve yağcılık dolu ve düşmanlara gammazlık edersiniz. Siz pisliklerde yeşeren bitkiler gibisiniz, yenmez; ve kabirleri süsleyen gümüşler gibisiniz, kullanılmaz. çbür dünyanız için öylesine kötü bir yol azığı aldınız
ki, Allah'ın gazabına sebep oldu ve ebedî azap hazırlandı sizler için."

 

"Bizi öldürdükten sonra bir de kalkıp bize ağlıyor ve kendinizi zemmediyorsunuz, öyle mi?
 

Evet, andolsun Allah'a, çok ağlayın ve az gülün! çünkü siz öyle bir leke ve aşağılığı kabullendiniz ki hiçbir suyla yıkanmaz. Cennet gençlerinin efendisi olan Peygamber evladını, savaşlarda ve sıkıntılarda sığındığınız insanı, düşmanlar karşısındaki imam ve önderinizi, kendisinden din ve şeriatı öğrendiğiniz insanı öldürdünüz. Bu lekeyi hangi su temizler?"
 

Bilmiş olun, büyük bir günah işlediniz ve vebaliniz çok büyüktür. Allah'ın rahmetinden uzak olun, kahrolun! çabalarınız sizi meyus etti; elleriniz ziyankâr oldu, muameleniz de hüsranınıza sebep oldu. şüphesiz Allah'ın gazabına uğradınız; aşağılık ve düşkünlük kuşattı sizi."
 

"Yazıklar olsun size ey Kûfeliler! Allah Resulü'nün (s.a.a) ciğerini parelediniz; haberiniz var mı?
 

Perde ardında bulunan masum ailesini perdenin dışına çıkardınız. Onun kanını nasıl akıttınız ve hürmetini ayak altına aldınız? Ne de kötü ettiniz; ne de büyük bir musibet çıkardınız! Yer ve gök büyüklüğünde bir zulüm işlediniz!"
 

"Gökyüzünün kan yağmasına hayret mi ettiniz? şüphesiz kıyametin azabı daha çetin ve aşağılayıcıdır; o gün size yardım eden de olmayacaktır. Allah'ın size vermiş olduğu bu mühlet sizi rahatlatmasın ve haddinizi aştırmasın. çünkü Allah intikam almada acele etmez ve intikam hakkını kaybetmekten de korkmaz. şüphesiz ki Rabbiniz pusudadır!"
 

Olayı anlatan şahıs şöyle ekliyor:
 

"Andolsun Allah'a, bu sözler karşısında halkın hayrete düştüğünü gördüm; ağlıyor ve ellerini ısırıyorlardı. Yanımdaki yaşlı adam o kadar ağlamıştı ki yüzü ıslanmıştı ve şöyle diyordu: Babam, anam size feda olsun! Yaşlılarınız yaşlıların, gençleriniz gençlerin, kadınlarınız kadınların ve soyunuz da bütün soyların en hayırlısıdır; ne aşağılanır ve ne de yenilgiye uğrar."
 

İmam Hüseyin'ın (a.s) Kızı Fatıma'nın Konuşması
 

Zeyd b. Musa b. Cafer (a.s), babalarından şöyle rivayet eder: Fatıma-ı Suğra (s.a) Kûfe'ye girdikten sonra bir konuşma yaptı ve şöyle dedi:
 

"Hamd ediyorum Allah'a; kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeyler ağırlığınca. O'na hamd ve iman ediyor ve O'dur dayanağım. Allah'ın birliğine ve şeriki olmadığına şehadet getiriyorum. şehadet getiriyorum ki Muhammed (s.a.a), O'nun kul ve peygamberidir; onun evlatları da suçsuz oldukları hâlde Fırat kenarında öldürülüp başları kesildi.
 

Allah'ım! Sana yalan ve iftira yakıştırmaktan sana sığınırım. Peygamber'ine (s.a.a), 'Kendi vasi ve halifen Ali b. Ebutalib (a.s) için insanlardan biat al!' buyruğunun aksine bir şey söylemekten sana sığınırım. Oysa ki Ali b. Ebutalib'in (a.s) hakkı gasbedildi ve suçsuz yere öldürüldü.
 

Dün de onun oğlunu, sözde Müslüman ve kalben kafir olan bir topluluk Kerbela'da öldürdü. Ona yönelen zulüm ve haksızlıkları, canlarını verme pahasına da olsa defetmeleri gereken insanlar, bu görevlerini ifa etmediler. Eyvahlar olsun onlara da, büyüklerine de! Nitekim sen onu yüce menkıbeleri ve temiz tabiatıyla, herkesçe bilinen yücelik ve görülen erdemleriyle katına aldın.
 

Allah'ım! O, hiçbir kötüleyicinin yermesine aldırış etmeden sana kulluk sundu. Allah'ım!
 

Sen onu, çocukluk çağında İslâm'a yönelttin ve büyüdüğünde de üstünlüklerini övdün. O hep senin yolunda ve Peygamber'inin (s.a.a) hoşnutluğu için ümmeti nasihat etti ve zamanı geldiğinde de onun ruhunu kabzettin. O, dünyaya asla itina etmedi ve bütün varlığıyla ahirete yöneldi. Senin yolunda düşmanlarınla savaştı ve cihat etti. Sen ondan razı olup seçkin kıldın ve doğru yola hidayet ettin.
 

Ey Kûfe halkı, ey hilekâr ve düzenbazlar!

 

Allah bizi sizinle ve sizi de biz Ehlibeyt'le sınadı. Bizim karşılaştığımız belayı güzelleştirip ilmini bizde karar kıldı. Biz Allah'ın ilim ve hikmetinin mahzeni, yeryüzünde de kanıtlarıyız. Allah lütfederek şehirleri ve kulları arasında bize ikramda bulundu ve peygamberi Muhammed (s.a.a) ile de bizi yarattıklarının bir çoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanladı ve tekfir ettiniz. Bizimle savaşmayı helal saydı ve mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Türkistan ve Kâbul esirlerine davrandığınız gibi bize davrandınız.
 

Dün de ceddimizi öldürmüştünüz. Biz Ehlibeyt'in kanı kılıçlarınızdan halen damlamaktadır. Allah'a iftira ettiniz ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı, kalpleriniz ferahladı. Bilesiniz ki, hileleri en güzel şekilde bozan Allah'tır. Kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladığınızdan dolayı sevinmeyin. çünkü bu musibetler, gerçekleşmeden önce Allah'ın kitabında yazılmıştı:
 

"çyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez".1
 

Ey Kûfe halkı, yazıklar olsun size! şimdi çok yakında gökten inecek Allah'ın lanet ve azabını beklemeye koyulun! Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi diğerlerinin canına salarak intikam alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da, kıyamet günü cehennemin elim azabında ebediyen kalacaksınız.

 

Bilmiş olun, Allah'ın laneti zalim toplulukların üzerinedir!
 

Eyvahlar olsun size, ey Kûfeliler! Bilir misiniz, hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız; hangi nefesle bize karşı savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz?

 

Andolsun Allah'a, kalpleriniz taşlaş-mış, yüreğiniz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş.
 

Ey Kûfe halkı! şeytan sizi aldatmış, doğru yoldan saptırmış ve gözlerinizin önüne cehalet perdesi çekmiştir. Siz artık hidayet olmazsınız. Kahrolasınız, ey Kûfeliler! Allah Resulü'nün (s.a.a) kanı sizin boynunuzdadır, biliyor musunuz? Peygamber (s.a.a) hem onu sizden isteyecek ve hem de kardeşi Ali b. Ebutalib'e (a.s), evlatlarına ve ailesine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır. İçinizden bazıları, "Ali'yi ve evlatlarını mızraklarla ve Hint kılıçlarıyla biz öldürdük; Türk esirleri gibi esir aldık kadınlarını ve öyle bir tosladık ki meydanın dışına attık." diyerek işlediği bu cinayetle kıvanç duysun.
 

Ey Allah'ın, her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun! Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de köpek gibi yerinde otur! şüphesiz herkes yaptıklarının ve ahiret yurduna gönderdiklerinin sahibidir.
 

Yazıklar olsun size! Allah'ın bizi üstün kıldığı şeye haset mi ediyorsunuz?
 

"Bu Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir." 2
 

"Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur." 3
 

Fatıma'nın (s.a) konuşması buraya varınca, insanlar yüksek sesle ağlayıp dediler:
 

"Ey yücelerin ve masumların kızı, yüreklerimizi ve göğüslerimizi dağladın. Ciğerlerimizi hüzün ve ıstırap ateşiyle yaktın. Yeter artık!
 

Bunun üzerine Fatıma (s.a), konuşmasına devam etmedi.
 

Ümm'ü Külsüm'ün (s.a) Konuşması
 

şöyle rivayet edilmiştir:

 

O gün Müminler Emiri Hz. Ali'nin (a.s) kızı çmm'ü Külsüm (s.a) hıçkırarak ağladığı hâlde tahtırevanın perdesi ardında kalarak şu konuşmayı yaptı:
 

"Vay hâlinize Kûfeliler! Neden ağlıyorsunuz; Hüseyin'i (a.s) aşağılayarak öldürdünüz diye mi, yoksa mallarını yağmaladığınız ve kadınlarını-kızlarını esir aldığınız için mi?
 

Yazıklar olsun size, kahrolun, bedbaht kalın! Ne de büyük bir felakete sebep oldunuz ve ne de büyük bir cinayet işlediniz, biliyor musunuz? Nasıl bir cinayetin sorumluluğunu yüklendi ve nasıl da yüce kanları haksız yere akıttınız. Perde ardındaki hangi kadınları dışarı çıkardınız, hangi ailenin süslerine el koydunuz ve hangi malları yağmaladınız, haberiniz var mı?

çyle birini öldürdünüz ki, Allah Resulü'nden (s.a.a) sonra kimse onun makamında değildi. Kalplerinizden merhamet duygusu alındı. Bilmiş olun ki kurtuluşa erecek olanlar Allah'ın hizbidir, hüsrana uğrayacaklar ise şeytanın."

 

Daha sonra şu şiiri okudu:
 

Zecirle öldürdünüz kardeşimi. Vay olsun analarınıza!
çyle bir ateşle azaplanacaksınız ki alevi her an yükselecek.
Allah'ın, Kur'ân'ın ve Muhammed'in (s.a.a) haram kıldığı kanları akıttınız.
Bilmiş olun, ateşle müjdelenmişsiniz.
şüphesiz ki, yarın siz ateşte ebediyen kalacaksınız. Buna eminim.
Ben ise, hayatım boyunca Peygamber'den sonraki en hayırlı insan kardeşime ağlayacağım.
Gözlerime batacak gözyaşlarım ve yanaklarım asla kurumayacak.

 

Tam bu sırada insanların inleyiş ve sızlayışları coştu. Kadınlar saçlarını yolarak başlarına toprak serptiler; yüzlerini yırtıp dövündüler. Erkekler de sakallarını yolarak ağladılar. İnsanlar o gün ağladıkları kadar hiç ağlamamışlardı.
 

İmam Zeynelabidin'in (a.s) Konuşması
 

çmm'ü Külsüm konuşmasını bitirdikten sonra İmam Zeynelabidin (a.s) halkın susmasını istedi. Herkes sustuktan sonra İmam (a.s) Allah'a hamd-u senâ ve Resul'üne (s.a.a) salât etti ve şöyle buyurdu:ا
 

"Ey insanlar! Beni tanıyan, zaten tanıyor; tanımayanlara ise kendimi tanıtacağım. Ben Ali b. Ebutalib oğlu Hüseyin oğlu (Allah'ın selamı onlara olsun) Ali'yim. Ben, hürmeti ayak altına alınan, nimeti gasp edilen, malları talan edilen ve ailesi esaret altında tutulanın oğluyum. Ben, kimseye kan borcu olmaksızın Fırat nehri yanında boğazlananın oğluyum. Zecir ve eziyetle öldürülenin oğluyum. Bu iftihar bizim için kâfidir."
 

Ey insanlar! Sizi Allah'a ant veriyorum, babama yazmış olduğunuz mektuplardan haberiniz yok muydu? Babam sizin ısrarlarınızla size yadıma geldiğinde de hile yaptınız. Babam sizden herhangi bir şey istemeksizin siz kendiniz aranızda ahitleşti ve biat ettiniz; sonra da kalkıp babama karşı savaştınız.
 

Kahrolasıcalar, ahiretiniz için ne de kötü bir azık yolladınız; ne de iğrenç düşüncelerdesiniz!
 

Resulullah (s.a.a), 'İtretimi öldürdünüz ve hürmetimi ayak altına aldınız; siz benim ümmetimden değilsiniz!' dediğinde, hangi gözle ona bakarsınız?"
 

Her yer hıçkırıklarla inliyordu ve insanlar birbirlerine "Helak oldunuz ve bilmediniz!" diyorlardı.
 

İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdu:

"Benim nasihatimi kabul eden; Allah'ın, Resul'ünün (s.a.a) ve Ehlibeyt'in rızasını kazanmak için benim durumumu riayet eden kula Allah merhamet buyursun! Bizler için Allah Resulü'nde (s.a.a) güzel bir örnek vardır."

 

Herkes bir ağızdan dedi:
 

"Ey Peygamber evladı! Emir ver, itaat edelim! Ahdimizi koruyacak, senden yüz çevirmeyecek ve her emrini uygulayacağız. Seninle savaşan herkesle savaşacak ve barışta olduğun insanlarla barışta olacağız. Böylece Yezid'den intikam alacak, sana ve bize zulüm edenlerden berî olduğumuzu göstereceğiz!
 

İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdu:

"Heyhat! Heyhat! Ey düzenbaz ve hilekârlar, sizde hile ve düzenden başka bir şey yoktur. Babalarıma yaptıklarınızı bana da mı yapmak istiyorsunuz. Andolsun bunun imkânı yok. Babamın Ehlibeyt'ine yapılanlar kalbimi yaralamıştır. Ceddim Resulullah'ın (s.a.a), babamın ve kardeşlerimin musibeti henüz unutulmamış ve acısı halen ağzımdadır; göğsümü ve boğazımı tıkamıştır. Derdini sinemde taşımaktayım. Ben sizden, ne bize yardım etmenizi ve ne de bizimle savaşmanızı istiyorum!"

 

Sonra da şu beyitleri okudu:

"Hüseyin'in öldürülmesi şaşırtıcı değildir. / çünkü Hüseyin'den daha yüce ve daha kerim babası da öldürülmüştür."

 

Ey Kûfeliler, Hüseyin'e gelen musibetler sizi sevindirmesin; onun musibeti her şeyden büyüktür.
 

Canım feda olsun Fırat yanında öldürülene, onu öldürenlerin cezası cehennem ateşidir.
 

Daha sonra da şu beyti okudu:

"Sizden razı olmamız başa baştır ne bizimle olun, ne de aleyhimize. / Ne bize yardım edin, ne de bizi katledin!"

 

1- Hadîd, 23
2- Hadîd, 21
3- Nûr, 40

 

Allame Seyit İbni Tavus

YORUMLAR

REKLAM