İmam Hasan’ın (a.s) Muaviye ile Sulhu

Küfür ve gizli münafıklık ile güçlü biçimde mücadele etmenin uygun şartlarını hazırlamak.
GİRİŞ: 24.11.2019 09:44      GÜNCELLEME: 24.11.2019 09:44

Rasthaber -  Muaviye kendini barış adamı, barışa ve savaşsızlığı çağıran biri olarak tanıtmaya özen gösterdi. Bu gayretini de, İmam Hasan'a (a.s) gönderdiği mektuplarda ortaya koydu. Bu mektuplarda, İmam Hasan'ın (a.s) şartları ne olursa olsun onu barışa çağırdı. Araştırmacılar, Muaviye'nin seslendirdiği barış çağrısını, onun İmam Hasan'ın (a.s) belini büken en önemli hilesi saymışlardır.

Öyle bir hile ki, İmam'ın (a.s) içinde bulunduğu ortamı krize sürükleyip, ona barış kabul etmekten başka bir seçenek bırakmadı.

Şeyh Muhammed Hüseyin Âl-i Kâşifu'l Gıta bu konuda şöyle diyor:

“İmam Hasan (a.s) eğer barışı reddedip savaşmakta ısrar etseydi, şu iki şıkla karşı karşıya kalacağını anlamıştı: Ya kendisi galip gelip Muaviye yenilecekti. O gün içinde bulunan şartlar ve ortam her ne kadar da bu şıkkı neredeyse imkânsız kılıyor idi ise de, varsayalım ki, bu şık gerçekleşti; o takdirde bunun akıbeti, insanların Emevî Oğulları'na acımasından ve onların uğruna başkaldırıya geçmekten başka bir şey olmayacaktı. Çünkü Emevîler mazlum düşürülmelerini en dokunaklı, en acıklı görüntüler ile ortaya koyacaklardı. Bu durumda, galip gelen tarafın İmam Hasan (a.s) olduğunu farz ettiğimiz takdirde, acaba İmam'ın tutumu ne olacaktı?

Buna karşı eğer İmam Hasan (a.s) mağlup olsaydı, ağzını açan herkesin söyleyeceği ilk sözler:

"Kendini tehlikeye atan kimse Hasan'dır. Çünkü Muaviye ondan kan akmamasını sağlayacak bir barış istediği hâlde o bu isteği reddederek haddi aştı. Haddi aşanların başına belâ gelmesi normaldir." şeklinde olurdu. O takdirde Muaviye ile Ebu Süfyan'ın amaçladığı İslâm'a yönelik tuzak niteliğindeki plân gerçekleşmiş, halkın eski cahiliye dönemine döndürülerek Lât ve Uzza adlı putlara tapmalarının zemini hazırlanmış olurdu. Ayrıca Muaviye, Ehlibeyt'e mensup tek bir kişiyi bile sağ bırakmazdı.

Aslında İmam Hasan (a.s) barışı kabul ederek bunlardan daha incelikli bir amaç gütmüştü. O galip gelmek veya yenilmekten önce insanları savaş sıkıntısına sokmadan, onları hoşlarına gitmeyen kan dökümü akıbeti ile karşı karşıya bırakmadan büyük bir cesaretle Muaviye'nin içyüzünün ve nefsinin kuytu köşelerinde gizlediği kötü mahiyetinin açığa çıkmasını istiyordu.

Görünüşte Müslüman, fakat aslında ve gerçekte İslâm'a düşman olan Muaviye, ince bir din perdesi arkasına saklanarak insanları aldatıyordu. İnsanlar İmam Hasan'a (a.s) ve daha önce babasına yönelmesinler diye bu ikiyüzlülüğü sergiliyordu. Bu yüzden gizli tuttuğu mahiyetini açığa vurması için

İmam Hasan (a.s) önündeki meydanı boşaltmak istedi ve o da böyle yaptı.
Çünkü barışın dayatılmasının hemen arkasından minbere çıkan Muaviye, büyük bir kalabalığa hitaben şöyle dedi:

"Ben ne oruç tutasınız ve ne namaz kılasınız diye sizinle savaşmadım."

İmam Hasan'ın (a.s) imzaladığı barış ile Muaviye'ye ne yaptığını, bütün çabalarını nasıl boşa çıkardığını, kurduğu bütün yapıları nasıl yıktığını ve böylece nasıl hakkın üstün gelerek batılın perişan olduğunu ve batıl taraftarlarının nasıl hüsrana uğradıklarını görmek gerekir. Dolayısıyla İmam Hasan'ın (a.s) kardeşi İmam Hüseyin (a.s) için o günkü ortamda Yezid'e başkaldırması nasıl kesin bir gereklilik idi ise, İmam Hasan için de yaşadığı günlerin şartlarında barış yapmak o kadar kesin bir gereklilik idi.

Bu gerekliliklerin her ikisi, iki zaman diliminin değişik niteliğinden ve karşı taraftaki iki kişi, yani Muaviye ile oğlu Yezid arasındaki farklılıktan kaynaklanıyordu.

İmam Hasan'ın (a.s) Muaviye'nin içyüzünü ortaya çıkaran barışı ile İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'i çökerten ve Ebu Süfyan iktidarının kısa süre sonra yıkılmasını sağlayan şahadeti olmasaydı, bu iki İmam'ın dedelerinin çabaları göz açıp kapanıncaya kadar kaybolacak, İslâm dini Ebu Süfyanoğulları dinine dönüşecek; zulüm, fasıklık ve hıyanet dini hâline gelecek, iyi insanları ortadan kaldırıp yerlerine zalimlerin ve fasıkların konmasına zemin hazırlayan bir din olacaktı.

Denebilir ki: İmam Hasan (a.s) niçin İmam Hüseyin (a.s) gibi şahadet yolunu izlemedi? Zira İmam Hüseyin de Yezid'e karşı askerî bir zafer kazanamayacağını biliyordu.

Sorunun cevabı şudur:

1- Muaviye Müslüman görüntüsü sergilerken Yezid, fasıklığını ve facirliğini açığa vurmaktan çekinmiyordu. Üstelik Muaviye zeki, oğlu Yezid ise aptaldı.

2- Kûfelilerin ihaneti, İmam Hüseyin (a.s) bağlamında, tarihî heybet ve başarıya ulaşmanın bir adımı niteliğinde idi. Oysa aynı topluluğun İmam Hasan'a (a.s) yönelik Meskin ve Medayin'de gerçekleşen ihaneti, ölümcül bir darbe idi. Nitekim İmam Hasan'ın (a.s) ordusunun saflarının dağılmasına sebep olmuş ve onun cihat etme imkânını ortadan kaldırmıştı. Şöyle ki, Kûfelilerin İmam Hüseyin'e (a.s) verdikleri sözü tutmamaları, biati geçersiz saymaları, İmam'ın savaşa hazırlanmasından önce gerçekleşen bir olaydı. Bu yüzden İmam Hüseyin'in (a.s) küçük, ama yekvücut ordusu, o sırada savaşmaya moral açısından hazırdı. Bir ordunun saflarının çözülmesine sebep olacak bütün şaibelerden uzaktı.

Büyük hedefleri ve idealleri olan bir İmam'ın etrafında toplanmış, fedakâr bir ordunun somut örneğini oluşturuyordu.

ehlader

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM