Ölümden Korkmanın Nedenleri

GİRİŞ: 01.06.2021 09:41      GÜNCELLEME: 01.06.2021 09:41
Rasthaber - 1- Ölümü, Yokluk ve Her Şeyin Fani Olup Son Bulması Olarak Görmek
Bazı insanlar ölüme yokluk ve her şeyin fani olup son bulması olarak bakmaktadırlar. Materyalist düşünceye sahip olan bu tip insanlar, elbette ki ölümden korkacaklardır. Zira onlara göre ölüm, hayat dâhil, onların candan bağlandıkları her şeylerini bir anda yokluk âlemine götüren korkunç bir hadisedir. O halde böyle insanların ölümden korkmaları tabiidir.

Buna karşılık, insanların yoğun çoğunluğu, ölüme yok olup gitme değil, daha üstün, daha mükemmel bir hayata geçiş gözüyle bakmaktadırlar. İman ehli olan bu gruba göre, ölüm yokluk ve her şeyin son bulması değildir ve insan ölmekle fani olup gitmez.

İnsan, nasıl ölmekle yok olup gider? Oysa Allah Teala, yaratılış itibariyle insanın kalbinde ebedilik aşkı ve sevgisi koymuştur. İnsanın içinde bulunan beka ve ebediliğe olan aşk ve istek, insanın yokluk ve fena için yaratılmadığının en açık delildir. O halde ölüm, insanın fani olan dünya hayatından ebedi bir hayat olan, ahiret hayatına geçişinden başka bir şey değildir.

Hz. Resulullah /s.a.a/'in: "Sizler fena /yokluk/ için değil, beka /ebedilik/ için yaratılmışsınız ve ölümle sadece bir evden öteki bir eve taşınıyorsunuz"[11] buyruğu bunu en güzel şekilde ifade etmektedir.

Hz. Ali /a.s/ da bu hakikate işaretle şöyle buyurmuştur: "Fani dünyasını güzelleştiren, ahiretini ise unutana şaşarım! Ölüm, fani dünyadan ayrılmak, temizlenmek ve güzellik evine göç etmektir."[12]

Hz. İmam Hüseyin /a.s/'ın Aşura günü ashabına hitaben yaptığı konuşmada geçen: "Ey büyük insanların oğulları! Sabırlı olunuz. Ölüm, sadece sizleri dünya zorluklarından ve kederlerinden, ebedi nimetler ve cennet bağlarının tarafına geçişinizi sağlayan bir köprüdür. Öyleyse, sizden herhangi biriniz hapisten kurtulup saraya girmekten rahatsız olabilir mi?! Ama ölüm, düşmanlarınız /Yezidiler/ için saraydan, zindan ve azap tarafına intikal etmektir. Babam, Allah Resulü'nün /s.a.a/ şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Dünya mümine zindan, kâfire cennettir. Ölüm, müminler için cennet bağlarına, kâfirler için ise cehenneme geçiş köprüsüdür"[13] buyruğu işte bu inancın ürünüdür. Böyle bir inanca sahip olan kimse, ölümden korkmak bir yana; ölüme, kurtuluş ve saadete erme kapısı olarak bakar. Hatta Hz. Ali /a.s/'ın tabiriyle "Eğer Allah'ın onlara yazmış olduğu ecel olmasaydı, onların ilâhi mükâfata olan aşk ve ilâhi cezadan olan korkularından, bir an bile ruhları bedenlerinde istikrar bulmazdı. Onların gözlerinde Yaratan ululanmış ve O'ndan gayrı her şey küçülmüştür."[14]

2- Ölümün Hakikatini Bilmemek
İnsanın ölümün hakikatini bilmemesi, onun ölümden korkmasına yol açan etkenlerden bir diğeridir. Bu etken özellikle de ölümün hakikatini iyice bilmeyen iman ehli olan kimselerde söz konusudur.

İmam Ali Naki /a.s/ ashabından hasta olan birinin ziyaretine gider. İmam hastanın ölüm korkusundan ağladığını ve perişan bir vaziyette olduğunu görünce, ona şöyle buyurur: "Ey Allah'ın kulu! Sen ölümden korkuyorsun. Çünkü ölümün ne olduğunu /hakikatini/ bilmiyorsun.

Söyle bakalım; eğer bedenin temiz olmaz, bedenindeki kirlilik ve pislik seni rahatsız eder, vücudunu yara ve uyuz sarar ve bu arada banyoya gitmekle bedenindeki bu pisliklerin hepsinin yok olup gideceği bilincinde olursan, bu durumda banyoya giderek vücudundaki pisliklerin temizlenmesini mi, yoksa bu işi sevmeyip, öyle kalmayı mı istersin?!

Hasta: "Ey Peygamberin oğlu! Banyoya gidip temizlenmeyi tercih ederim" cevabını verir.

Bunun üzerine, İmam: "Öyleyse; bilmelisin ki, ölüm de temizliktir. Kendini pisliklerden ve günahlardan arındırmak için ölüm son fırsattır. Eğer ölümle karşılaşır ve o kapıdan geçersen, muhakkak her türlü hüzün, keder ve pislikten kurtulup, her türlü neşe ve sevince kavuşarak saadete ulaşacaksın" buyurur.

Bu arada İmam /a.s/'ın bu hikmetli sözlerinden sonra o hasta rahatlığa kavuşur. Hüzün ve kederi sevince dönüşür ve gözlerini yumarak ölüme teslim olur.[15]

Hz. İmam Muhammed Bakır /a.s/'a: "Neden şu müslümanlar ölümden nefret edip korkuyorlar?" dendi.

İmam /a.s/ cevaben şöyle buyurdu: "Onlar, onun hakikatini bilmediklerinden ondan nefret ediyorlar. Eğer onlar, onun hakikatini iyice bilselerdi ve doğrudan Allah'ın dostlarından olsalardı, onu sever ve ahiretin onlar için dünya hayatından daha hayırlı olduğunu anlarlardı."

Sonra İmam yanlarında bulunan bir hastaya: "Ey Allah'ın kulu! Acaba çocuk ve deli bir insan, niçin ona sıhhati getirip, bedenindeki acıları gideren ilacı kullanmaktan nefret ediyor?" dedi.

Hasta: "Onlar ilacın faydasını bilmediklerinden ondan korkuyorlar" dedi.

Bunun üzerine, İmam /a.s/ şöyle buyurdu: "Muhammed'i hak olarak peygamber kılan Allah'a yemin ederim ki, kim doğru olarak ölüme hazırlanırsa, ölümün hastayı tedavi etmek için kullanılan ilaçtan daha faydalı olduğunu anlar.

Eğer onlar, ölümün onlara getireceği nimetleri bilselerdi, sabırlı ve akıllı bir insanın hastalığı giderip sıhhati kazandıran ilacı istemesinden daha fazla ölümü isterlerdi."[16]

3- İnsanın Dünya Hayatına Olan Aşırı Düşkünlüğü Neticesinde Ahiret Hayatını Unutması
İnsanın ölümden korkmasına yol açan üçüncü sebep, onun dünya hayatına karşı aşka varacak şekilde olan aşırı düşkünlüğüdür. Zira hiçbir kimse maşukundan ayrılmayı sevmez ve onu maşukundan ayıracak şeylerden de korkup nefret eder.

İmam Cafer Sadık /a.s/ şöyle buyuruyor: "Adamın biri, Resulullah /s.a.a/'in huzuruna gelerek şöyle dedi: "Ey Resulullah, ben neden ölümden korkuyorum?"

Allah Resulü, o şahsa: "Mali durumun iyi midir?" diye sordular.

O: "Ey Rasulullah! Evet, mali durumum yerindedir" dedi.

Allah Peygamberi: "Ahiretini kazanmak için bir şey gönderebildin mi?" dedi.

O şahıs: "Hayır" dedi.

Hz. Rasulullah: "İşte bundan dolayı ölümü sevmiyorsun" buyurdular."

Sonra da Hz. İmam Cafer Sadık /a.s/: "İnsanın kalbi mal varlığı iledir, eğer onu kendisinden öne gönderirse, ona kavuşmayı ve malıyla baş başa kalmayı ister" buyurdular."[17]

4- Amel Dosyasının Günahlarla Dolu Olması
İnsanın ölümden korkmasına sebep olan bir etken de, amel dosyasının günahlarla dolu olmasıdır. Böyle bir insan, ölümü yokluk olarak görmese bile, ölümden korkar. Çünkü öldüğü takdirde yaptığı çirkinliklerden dolayı kendisini acı bir akıbetin beklediğini görmektedir. Böyle bir insanın durumu hapishaneden çıkarıldığında idam edileceğini bilen mahkûmun durumuna benzer ki, elbette böyle bir mahkûm, hapishaneden çıkmayı istemez. Çünkü çıkarıldığı takdirde, darağacına götürüleceğini bilmektedir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "De ki: "Ey Yahudiler! Eğer gerçekten diğer insanlar değil de, kendinizi Allah'ın dostları sanıyorsanız ve sözünüzde samimi iseniz, haydi ölümü isteyiniz! Hâlbuki onlar önceden yaptıkları şeyler yüzünden ölümü asla istemezler. Şüphesiz Allah zalimleri iyi bilir."[18]

Bu ayet-i kerimede Allah Teala Resulü'ne, Yahudilere, iddia ettikleri şekilde, Allah'ın dostlarının yalnızca kendileri olduğu inancında iseler, ölümü isteyerek Allah'ın likasını arzulamaları gerektiğini bildirmesini buyuruyor. Çünkü Allah'ın velisi ve dostu Rabbine kavuşmayı temenni etmelidir. Sizler de, kendinizin kesin olarak Allah'ın dostları olduğunuza inanıyorsanız, o halde sizinle Allah'ın cenneti arasındaki engel sadece ölümdür ve ölümü arzu etmeniz lazımdır. Çünkü engelin ortadan kalkmasıyla Allah'a ve O'nun sonsuz nimetlerine kavuşacaksınız!

Sonra Allah Teala, onların işledikleri günahlardan dolayı asla ölümü arzu etmeyeceklerini buyurarak, onların gerçekte zalim olduklarını ve zalim olan kimsenin hiçbir zaman Allah'a kavuşmayı sevmeyeceğini belirterek, bu hakikate işaret etmiştir.[19]

Adamın biri, İmam Hasan /a.s/'a: "Bizler neden ölümü sevmiyoruz ve ondan çekiniyoruz?" diye sorduğunda, İmam /a.s/ şu cevabı vermişlerdir:

"Sizler ahiretinizi viran ettiniz, dünyanızı ise süslediniz, dolayısıyla süslediğiniz yerden harabeye gitmeyi istemiyorsunuz."[20]

Netice olarak; ölümden korkmanın esas nedenleri, ölümü yok oluş bilmek, ölümün hakikati konusunda yeterli ve doğru bilgi sahibi olmamak, amel dosyasının sevaplardan boş olup günahlarla dolu olması ve aşırı dünya sevgisidir. Tabiidir ki, bu duyguları yenmek ve Allah'ın huzuruna günahsız olarak varmak, ancak gerçek bir tövbe, kuvvetli bir iman ve imanın gereğini yerine getirmekle gerçekleşebilir.

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM