Molla Sadra`da Şer ve Kötülüğün Hakikati

Molla Sadra`nın belirttiği ıstılahi anlamıyla şer; zatın yokluğu veya zatın kemallerinden birinin yokluğu demektir.
GİRİŞ: 29.08.2019 10:26      GÜNCELLEME: 29.08.2019 10:26
Rasthaber -  Derin felsefi konulardan biri olan şer konusu tarih boyunca düşünürlerin ilgi alanına girmiş ve düşünürler konu hakkında kendi felsefi ve dünya görüşleri çerçevesinde farklı görüşler öne sürmüşlerdir. 
 
şer meselesi İslam felsefesinde de ontolojik açıdan geniş bir şekilde incelenmiştir. Genel anlamıyla Müslüman filozoflar Eflatun'un şer tanımını benimsemiş ve bunun kendine has bağımsız bir vücudunun olmadığını ileri sürerek şerrin yokluk olduğunu belirtmişlerdir. Keza bu kelimenin daha iyi anlaşılması için genellikle şer kelimesinin zıt anlamlısı olan hayr kelimesinin tanımını da zikretmişlerdir. Bu yüzden konunun daha iyi anlaşılması için hem “şer” ve hem de “Hayr” kelimelerinin sözlük ve ıstılahi anlamlarını incelememiz yerinde olacaktır.
 
Rağıb İsfahani Hayr ve şerrin tanımında şunları söylemektedir: “şer; insanın kendisinden kaçındığı şeydir. Nitekim hayır; herkesin talep ettiği şeydir.”[1]
 
Filozoflar ise şerri yokluk olarak ele almış ve zatı olmadığı için şerrin gerçek ve hakiki bir tanımının olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu yüzden filozofların şerrin tanımı hususundaki beyanları şer kelimesinin şerhi olduğunu belirtmemiz gerekir.
 
Molla Sadra, şerrin tanımı hususunda şunları söylemektedir: “şer; bir şeyin zatının zail olması veya bir şeyin kendisine has kemallerden bir kemalinin yok olmasıdır.”[2]
 
Merhum Molla Sadra Esfar kitabının birinci cildinde de “Hayr” kelimesini şu şekilde tanımlamaktadır: “Hayr; akıllı kimselerin seçtiği ve kendisine iştiyak duyduğu şeydir. İster içgüdüsel olsun, ister iradi ve isterse tabii olsun bütün varlıklar onu talep edip etrafında dolanırlar.”[3]
 
İbni Sina da şerrin tanımı hakkında şunları söylemektedir: “Hayr; her şeyin kendi oranında kendisine iştiyak duyduğu ve bununla vücut derecesini tamamladığı şeydir. şer ise zatı olmayan yokluktur.”[4]  
 
Ayetullah Cevadi Amuli de şerri; “olguların tabiatı, içgüdüsü ve iradesi ile seçmediği bilakis kendisinden kaçındığı şey” olarak tanımlamaktadır.[5]
 
çstat Murteza Mutahari de bu hususta şunları söylemektedir: “Bütün şerler sonunda yokluğa döner. Bu hususta hiçbir şüphe yoktur. Sizin alemde şer olarak kabul ettiğiniz her şey bir şeylerin yok olmasına kaynak teşkil ettiği için şerdir. Hatta zulüm bile mazlumda bir şeyin yok olmasına neden olduğu için şerdir…”[6]
 
çstat Mutahari başka bir yerde de şer hakkında şunları söylemektedir: “Akli deliller şerrin kaynağının yokluk olduğunu ve vücud olmadığını ispatlamaktadır.”[7]
 
Yukarıdaki beyanlara binaen şerrin ıstılahi anlamı ve ıstılahi olmayan anlamı olmak üzere iki anlamının olduğunu söyleyebiliriz. Birinci anlamıyla şer eksilik demektir. Bu da Vacib-el Vücud olan Allah'u Teala dışındaki bütün varlıkları kapsar. Zira Allah'u Teala mutlak vücud olduğundan mutlak hayırdır ve vücudu kendi zatındandır. Onun dışındaki varlıklar ise vücudları kendi zatlarından olmayıp bilgayr'dırlar. Yani vücudsal derece bakımından daha düşük derecede ve varlıkları Allah'u Tealaın vücuduna bağımlı zayıf ve eksik vücuda sahiptirler. Bu yüzden “şer” bu anlamıyla Allah'u Teala dışındaki bütün varlıkları kapsar.
 
Istılahi anlamıyla şer; Molla Sadra'nın belirttiği zatın yokluğu veya zatın kemallerinden bir kemalin yokluğu demektir. şer bu anlamıyla sadece madde alemini kapsamaktadır. Zira filozofların dillendirdikleri madde ötesi alem gerekli kemallere bilfiil sahip olduğu için bu alemler için eksiklik söz konusu değildir. Söz konusu alemler gerekli bütün kemallere zatları itibariyle sahiptirler.
 
Şerrin Yokluk Olduğunun İspatı
 
şerrin yokluk olduğunun ispatı hususunda iki görüş vardır. Birinci görüşe göre şerrin yokluk olduğu bedihidir ve kendisi hakkındaki bilgi de apriori bilgidir. Filozofların çoğunu oluşturan bu gruba göre şer hakkında mefhumsal bir tanım öne sürmek zordur. Nitekim filozofların çoğu şerri yoklukla ve hayrı da vücudla eşit bilmiş ve bunun felsefi ikincil makulatların içinde yer almadığını savunmuşlardır.
 
Molla Sadra gibi bazı filozoflar her ne kadar şerrin yokluk olmasını bedihi bilse de bunun ispatı için deliller getirmişlerdir. Tabii şunu da belirtmemizde yarar vardır. Bedihi ve apriori bir bilgi hakkında sadece tenbih makamında olacağı için kıyas istidlalinin getirilmesinde hiçbir sakınca yoktur.
 
Molla Sadra, Kutbettin Razi'den esinlenerek şerrin yokluk olduğu hususunda şartlı bir önerme zikrederek şunları söyler: “Eğer şer vücudsal bir olgu olursa şerrin şer olmaması lazım. Tali (ardbileşen) batıldır bu yüzden mukaddem (önbileşen) de batıldır… Dolayısıyla şer yokluk olup zattan aridir.”[8]
 
Molla Sadra'nın bu önermesini şu şekilde açıklayabiliriz; şerrin vücudsal bir olgu olması durumunda iki ihtimalle karşı karşıya kalırız. Biri “şer Linefisih”dir yani şer kendi nefsi için şerdir. İkincisi ise; “şer ligayr”dır yani başkaları için şerdir. 
 
Bir şeyin “şer linefsih” yani kendi nefsi için şer olması; ya kendi zatının yokluğunu veya kemallerinden bir kemalin yokluğunu talep etmesi gerekir. Bu iki durum da imkansızdır. Zira her şey tabiatı gereğince kendi varlığını ve zatının kemallerini sever. Bununla birlikte Allah'u Teala bütün varlıkların zatında ulaşması gereken bir kemal belirlemiştir ve bu ilahi inayetin gereksinimi olarak her varlık layık olduğu kemali elde etmeye çalışır. Aksi durumda hiçbir varlık vücud elbisesine bürünemeyeceği gibi vücudunun gereksinimi olan kemale de ulaşması söz konusu olamazdı. Dolayısıyla “şer linefsih” tevehhümden başka bir şey değildir.
 
“şer ligayr” için de üç ihtimal söz konusudur:
 
1- Başkalarının zatını yok etmesi,
 
2- Başkalarının kemallerinden bir kemali yok etmesi,
 
3- Başkalarının zatına ve kemaline her hangi bir zarar vermemesi.
 
Birinci ve ikinci ihtimalde şer; bir şeyin zatını veya kemallerinden bir kemali ortadan kaldıracağı için vücudsal bir olgu olmayıp yokluktur. Yılanın bir insana sokması durumunda ya insanı öldürür veya sakat kalmasına neden olur. Eğer yılan sokmasından ötürü insan ölürse, söz konusu kişinin zatını ortadan kaldırıp hayatına son verdiği için şerdir. Ama yılan ve zehiri var olmaları bakımından hayırdır ve bu durum zatı yok olan kişi için şerdir. Aynı şekilde eğer bir insan yılan sokmasından ötürü sakat kalırsa kemallerinden bir kemali elden vereceği için bu durum o şahıs için şerdir.
 
Yukarıda belirtilen üçüncü ihtimalin vücudsal bir olgu olduğu açıktır. Zira bir şeyin şer olabilmesi için tanımında da belirtildiği üzere zat veya kemallerden bir kemalinin yok olması gerekir. Oysa üçüncü ihtimal zarardan ve yokluktan ırak olduğu için şer olmayıp vücudsal bir olgudur.[9]
 
Molla Sadra'nın şerrin yokluk olduğunu ispatlamak için başvurduğu bir diğer yol ise tümevarım yöntemidir. O, anlamına dikkat edildiği zaman kendisine şer ismi verilen şeylerin iki olgu ile sınırlı olduğunu belirtir.[10]Bunlardan biri salt yokluk diğeri de yokluk ile sonuçlanan olgudur. Salt yokluğa ölüm ve yalın cehalet örnek verilebilir. İkinci kategoride yer alan şer ise bir varlığın başka bir varlığın zatının veya kemallerinden bir kemalinin yok olmasına neden olmasıdır. çrneğin dert ve hüzün bir algıdır ve algı olmaları babından da zihni vücuda sahiptirler. Bu yönleri ile vücudsal bir olgudur. Ancak yok olan bir şeyin algısı oldukları için salt yokluk değildirler. Sadece yokluk ile son bulan vücudsal bir olgudurlar.
 
Molla Sadra daha sonra zatı itibariyle mutlak şer olmayan ama başka varlıklarla olan irtibatından ötürü şer kabul edilen olguları ikiye ayırır:
 
1- Doğrudan başkasına zarar verip yokluk ve şerre neden olan olgular.
 
2- Vasıtalar aracılığıyla başkaları için şer olan olgular.
 
Birinci kısım için savaşta kullanılan kılıcı, el üstündeki ateşi veya silahtaki kurşunu örnek verebiliriz. Bunların her biri var olmaları babından hayırdır. Zira varlık hayır, yokluk ise şerdir. Ancak başka bir şeyin ortadan kalkmasına ve yok olmasına neden olacağı için, o şeye nispeten şerdir.
 
Burada bir duyu organı ile iki durum birden algılanmaktadır. Yani dokunma duyusu ile hem yokluğa neden olan vesile algılanmakta hem de söz konusu vesilenin yok ettiği şey dokunma ile algılanmaktadır. 
 
İkini kısım için güneş ışınlarının yansımasına engel olan bulutları örnek verebiliriz. Bulutlar güneşin önüne geçerek ağaçların meyvelerinin olgunlaşmasına engel olur. çrnekte belirtilen bulut, vasıtalar aracılığıyla zararlıdır ve kendisi direk ağaç ve meyveler için zararlı değildir. Vücudsal bir olgu olan bulut aynı şekilde vücudsal bir olgu olan güneşi engellediği için ikinci vücudsal olgunun (güneş) olmaması yüzünden başkalarında (meyve) yokluğa neden olduğu için şerdir.
 
Bu kısımdaki algı birinci kısımdaki algıdan farklı olarak iki duyu organı ile algılanmaktadır. Duyu yetisi ile yokluğu idrak ederiz ve görme duyusu ile yokluk nedeni veya engeli algılarız.
 
şerrin yokluk olduğunu akli delillerle ispatlayan Müslüman filozoflar veba, sel, deprem… vb. vücutsal şerlerin olduğu sorunuyla karşı karşıya kaldılar. Böylece şerrin hem yokluk hem de varlık olduğu iddialarına cevap vermek zorunda kaldılar.
 
Molla Sadra böyle bir paradoksa düşmemek için yukarıda da belirtildiği üzere şerri; hakiki (Bilzat) ve nispi (Bilaraz) şer olmak üzere iki kısma ayırır. Buna binaen hakiki veya mutlak şer, mutlak yokluk olduğu için fail ve yaratıcıya da ihtiyacı yoktur. Bu yüzden varlık aleminde mutlak şerri aramak anlamsızdır. Nispi şer de madde âlemindeki olguların birbirleriyle olan irtibatında birinin diğerinden zarar görmesidir.
 
Madde aleminde mutlak şer yoktur ama mutlak hayır vardır. çrneğin Allah'u Teala hem kendisine hem de diğer varlıklara nispetle hayır olduğu için mutlak hayırdır.
 
Bilzat hayır olan ve bilaraz şer olan varlıklar da vardır. çrneğin yılan veya akrep var oldukları için bilzat hayırdırlar ama insanlara nispetle zararlı oldukları için bilaraz şerdirler. Ya da ateş varlık aleminde vücud elbisesini giydiği için hayırdır ama bazen bizlerin yakıcılığından ötürü zarar görmemize neden olduğu için bilaraz şerdir.
 
 
Şerrin Çeşitleri
 
Molla Sadra Esfar-ı Erbaa kitabında bilaraz ve nispi şerleri dört sınıfa ayırmıştır ki bu şerler şunlardır:
 
1- Ahlaki şerler
 
2- Fiili şerler
 
3- Dertler ve acılar
 
4- Tabii keyfiyet ve nitelikler.
 
Ahlaki şerler hususunda Molla Sadra insanın şehvet, gazap ve akıl olmak üzere üç kuvvesinin olduğuna inanır. Bu üç kuvveden gazap ve şehvet kuvveleri tabii kuvveler olup ifrat, tefrit ve itidal olmak üzere üç halete sahiptirler.
 
Cimrilik, korkaklık, israf, kibir… vb. ahlaki sıfatlar kendi zatları itibari ile gazap veya şehvet kuvvelerinin kemale ulaşmasına neden oldukları için bu kuvvelerin tabii kemalleri sayılmaktadırlar. Ancak akıl kuvvesinin hâkimiyeti altında olması gereken gazap ve şehvet kuvvelerinin ifrat ve tefriti olan bu ahlaki sıfatlar insanın saadeti kabul edilen itidalden çıkarak akıl kuvvesine zarar verdikleri için şerdirler.
 
Dolayısıyla ahlaki fazilet ve rezillikler var oldukları ve insanın nefsanî kuvveleri için bilzat hayırdırlar ama aklın kemale ulaşmasına engel olmakla beraber topluma zarar verdikleri için bilkıyas şerdirler.[11]
 
Fiili şerler hususunda da Molla Sadra insanın hiçbir fiilinin mutlak şer olmadığını ve başkalarına nispeten zarar nedeni oldukları için bilkıyas şer olduklarını belirtir. çrneğin zalimin gazap kuvvesinin isteğine olumlu cevap vererek zulüm işlemesi gazap kuvvesi için kemaldir ancak bu durum mazlumun zarar görmesine neden olduğu için mazluma nispeten şerdir. Keza zalimin diğer nefsanî kuvveleri arasında itidalin kaybolmasına neden olduğu için zalimin diğer kuvvelerine nispetle de bilkıyas şer sayılmaktadır.[12]
 
Dert ve acıların şer olmaları hususunda da Molla Sadra'nın düşüncelerini şu şekilde beyan edebiliriz. İnsanın nefsanî kuvveleri hem dert hem de bunun karşıtı olan lezzeti algılar. Dert; mülayim olmayan bir durumun algısıdır. Lezzet ise; mülayim bir durumun algısıdır. Dertler ve acılar zihni vücuda sahip algı oldukları için hayırdır ama bir yokluğa taalluk bulmalarından ötürü şerdirler.
 
Algısal şerrin inkar edilemeyecek bir çok faydası vardır. Eğer âlemde hiçbir dert ve acı olmasaydı ve insanlar bunlardan ırak rahatlık içinde yaşamış olsalardı gelişim ve tekâmül için gerekli zeminlerden mahrum olurdu. çrneğin zorluk ve musibetlere duçar olmayan bir insan sabrın ne anlama geldiğini bilemez veya fakirliği tatmayan bir insan ahlaki erdemlerden biri olan fedakârlığın hakikatini bilemezdi.[13]
 
Bunun dışında acı ve dertler insanı daha büyük tehlikelerden korur. çoğu zaman hastalıkların belirtisi dertlerdir ve eğer insan bu dertleri algılayamazsa büyük sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Dolayısıyla dert ve acıların birçok faydası vardır.
 
Dördüncü nispi şer olan tabii nitelikler için madde alemindeki varlıkların ve olguların birbirleriyle olan irtibatlarına ve alemdeki tezata bakmamız yeterlidir. çrneğin sıcaklık ve soğukluk iki doğal niteliktir ve var olmaları babından hayır ve kış ile yaz mevsimleri için kemaldirler. Ancak bu iki nitelik bazen zarara ve bir şeyin yokluğuna neden olduğu için bilkıyas şerdir. ehlader
 
 
Kaynaklar
 
[1] Rağıb İsfahani, Mufredat'ul-Elfaz-ı Kur'an, ter: Seyyid Gulam Rıza Hüseyni, c. 2, s. 310
 
[2] Molla Sadra, Esfar-ı Erbaa, c. 7, s. 58
 
[3] A.g.e, c. 1, s. 340
 
[4] İbni Sina, İlahiyat-ı şifa, s. 355
 
[5] Cevadi Amuli, Rahike Maktum, c. 1, s. 500
 
[6] Murteza Mutahari, Mecmual Asar, c. 8, s. 490
 
[7] Murteza Mutahari, Usulu Felsefe ve Revışe Realizm, s. 47
 
[8] Molla Sadra, Esfar-ı Erbaa, c. 7, s. 59 ve Kutbettin şirazi, şerh-i Hikmet'ul-İşrak, s. 496–497
 
[9] Bkz. Molla Sadra, Esfar-ı Erbaa, c. 7, s. 61
 
[10] A.g.e, s. 62
 
[11] Bkz. Molla Sadra, Esfar-ı Erbaa, c. 7, s. 62
 
[12] A.g.e,
 
[13] Dr. Muhammed Hasan Karameliki, Khoda ve Mesele şer, s. 177
 

YORUMLAR

REKLAM