Kaza ve Kadere İmanın Eserleri -1

GİRİŞ: 05.08.2020 09:43      GÜNCELLEME: 05.08.2020 09:43
Rasthaber -  Bütün inançların insan yaşantısında ahlaki ve ameli eserleri vardır, kaza ve kader inancıda bu şekildedir. Bu eserler aşağıdakilerden ibarettir:

 Kaza ve Kadere İmanın Eserleri

1-FİİLİ TEVHİDE İTİKAT

Akli ve nakli delillerle kendi yerinde ispat edilmiştir ki alemdeki varlıklar, kendi vücutlarında ve vücutlarının eserlerinde bağımsız değillerdir; vücutlarının eserleri ve vücutları varlık tuluunda ve Yüce Allah’ın fiilidirler, insanda bu kabildendir, ancak o irade yoluyla ve fiili seçerek yaptığından[1] dolayı Yüce Allah’a da istinadı vardır ve kaza ve kadere sağlam bir itikatla, fiili tevhide itikadı sağlamlaşır ve ameli yaşantısında da muvahhit olur ve onun için bunun hakikati: “Amellerde, cebir ve tefviz yoktur belki iş ikisinin arasındadır.”‌ [2] Aşikâr olur.

2-İŞLERDE TEDBİR VE TEVEKKÜL

Kaza ve kadere sahih bir bakışla bakıldığında, Kur’an ve sünnetin işlerde tedbir ve düzeni tekit etmesi ve ayrıca onlarla meşveret ve daha sonra Yüce Allah’a tevekküllün sırrı aydınlanmış olur zira, kaza ve kaderin manası insanın işlerini terk ederek ferdi ve içtimai yaşantısında fitne ve fesada düşerek kendisini tembellik ve uyuşukluğa atması değildir belki dünyevi ve uhrevi işlerini düşünerek kendi cisim ve ruh kudretini ölçmelidir eğer aklı ermezse ehliyle –hususiyetleri dinimizde beyan edilmiştir- meşveret ederek işlerinin mukaddimelerini hazırlamalı ve bütün bu merhalelerin hepsinde kendi ve başkalarının düşünce ve kudretini hedefe yetişmek için bağımsız bilmemelidir. Allah’a itimat etmeli ve eğer maslahat bilinirse yaptığı hareketlerin neticesinin verimini Allah’ın vereceğini bilmelidir.

Kesinlikle şefkatli olan Allah, kulunun kötülüğünü istemez ve eğer maslahat bilse onu yerini getirir bu yönde İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “akıl gibi tedbir olmaz”‌, ve ayrıca şöyle buyurmuştur[3]: “kendi aklını ihtiyaçsız bilen kimse kendisini helak etmiştir”‌ –ehliyle meşveret etmezse-[4] ve ayrıca[5] İmam Hasan, İmam Hüseyin ve bütün çocukları ve Şialarına yazdığı mektupta işlerde düzen ve tertibi tavsiye etmektedir. –düzen ve tertibin en önemli numunelerinden birisi Malik Eşter’e buyurduğu hükümeti kapsayan desturudur- bunun gibi birçok rivayetlerde helal rızk talep etmek, mutedil olmak, yaşantıda ölçülü olmak ki bu bizim vazifemizdir, ancak diğer bir taraftan Allah’a ümit gözüyle bakarak ondan istememiz gerekmektedir zira bize inayet eden odur. Bunlarla birlikte dünya ve ahiret işlerimizde işsizlikten, tembellikten, uyuşukluktan, rızk talep etmeye aşırı çaba sarf etmekten ve insanı Allah’tan gafil eden uzun arzulara kapılmaktan men edilmişizdir.[6] Allah-u Teala da peygamberine böyle destur vermektedir:[7] işlerde insanlarla meşveret et ve karar aldığın zamanda Allah’a tevekkül et çünkü o tevekkül edenleri sever. Elbette Peygamber ve İmamların “küllü akıl”‌ olmalarından dolayı işlerde insanlarla meşveret etmelerinin  çelişkisi yoktur, çünkü onlar bütün işlerde kendi ilahi ilimlerinden istifade etmiyorlardı, meşveret edip uygun gördükleri zaman Allah’a tevekkülle ona amel ediyorlardı. Onların siyret ve düzeni de böyle idi.[8] Hatta en küçük işlerinde bile tedbiri elden bırakmazlardı. Buna örnek olarak Resulü Ekrem (s.a.a) Sad bin Muaz’ın kabrini düzenli bir şekilde tertipledikten sonra şöyle buyurmuşlardır: “gerçi onun bedeninin çabucak çürüyeceğini biliyorum ama Allah, kulunun iş yaptığı zaman sağlam yapmasını sever.”‌ [9] Rızk temininde de kifayet edecek kadar uğraşır başkalarına da böyle yapmalarını emrederdi. [10] Ve işlerinde tedbirsizlik yüzünden belalara müptela olanları kınar ve kendilerinden kaynaklandığını hatırlatarak şöyle buyurdu: onların belaların kaldırılması için ettikleri duaların tesiri olmayacaktır. Onlar şunlardan ibarettir:

“bir: rızk peşinde koşmadan evde oturup Allah’tan rızk talep edenler, ona, sana rızk peşinde gitmen için emretmedim mi? diye sorarlar. İki: Allah’ın mal verdiği, ancak gerekli olmayan yerlerde harcayan kişiden, ona, sana mutedil olup malını gerekli yerlerde harcamanı emretmedim mi? diye sorarlar. Üç: birisine borç verip onun için şahit istemeyen şahıstan, ona, san şahit tutman için emretmedim mi? Diye sorarlar. Dört: eşiyle sorunu olduğundan dolayı Allah’tan ondan kurtulmak için dua eden şahıstan. Ona, sana o işi –boşanma- senin eline vermedim mi? Diye sorarlar.[11]
Bundan dolayı İmamlar (a.s) kemalin tamamını dinde derin bilgi ve kavrayıştan sonra geçim ve yaşamda ölçülü olmayı saymışlardır. Bu yüzden kaza ve kadere itikadın işlerde tedbirli olmakla hiçbir çelişkisi yoktur belki birlikte derlenip cem olmalıdır.[12]

3-KORKU VE ÜMİT HALETİNİN HASIL OLMASI

insanın bütün faaliyetlerinde, muvaffak olması için gereken değerli vasıflardan birisi, korku ve ümit arasındaki halettir. Övülmüş olan korku haleti, insanın ileride matlup olmayan işleri yapıp matlup olan işleri terk etme ihtimalinden dolayı dertli ve sevilmeyen işlerin insana bulaşmasından kaynaklanan içsel huzursuzluktur. Ümit haleti ise; batını bir sevinç haleti olup, insanın sevinip mutlu işlere kavuşması için, sonsuz ilahi lütuf ve rahmete teveccühle yönelmesidir. Bu haletlerden her biri eğer ifrat haddine ulaşırsa matlup olmayan, rezil ve alçak sıfatlardan hesap edilip istenilmeyen neticeler doğurur. Örneğin: sınırsız korku ilahi rahmetten yeisle sonuçlanır, Allah’ın kudreti gözünde mahdut olur ve sonuçta iyi amellerden geride kalır. Aynı şekilde ümit haleti ifrat haddine varırsa insanın, ilahi fiillerinin ayarsız ve düzensiz olduğunu zannetmesine sebep olur: bu şekilde ki onun, iyi fertlerle kötü fertleri eşit görmesine ve zorunlu olarak teşrii ahkâmın ayar ve aslının boş olmasına ve neticede resullerin gönderilmesinin saçma ve gereksiz olmasıdır. Böyle bir şahıs, kargaşalık isteyen lâubalîdir ama övülen halet; insanın, ıstırap ve sevinç arasında geleceğe bakmasıdır, bunun nişanesi iyi işleri yerine getirmek, çirkin ve kötü işlerden kaçınmak için sahih program yapmasıdır. Bu halet kaza ve kadere sahih bir şekilde itikattan kaynaklanmaktadır öyle bir şekilde ki insanın kendi davranışlarının neticelerini elde etmesi için kendisini bağımsız bilmemesidir belki sahih bir tedbirle hayırlı işleri yapmada ve şirretten kaçınmakla, gelecek için ıstırap haletine sahip olmalıdır şayet gelecekte işlerim tersine gidecek ve bu ihtimal hem kendisine yüzde yüz itimat etmemesine ve kendisini işlerinde bağımsız bilmemesine hem de terslikleri bertaraf etmek için kalkmasına ve işlerinin mukaddimelerini yaptıktan sonra ümitle gözünü ilahi lütfe çevirerek yaptığı fiili matlup eserlerle sonuçlandırmasına sebep olur. Bundan dolayı bir rivayette bir şahıs İmam Sadığa (a.s) şöyle arz etmektedir: bir gurup günah işleyerek ümitli olduklarını söylemektedirler ve ölümleri yetişinceye dek böyledirler de. Hazret buyurdular:

“yalan söylüyorlar onların arzulara temayülleri vardır, onların ilahi rahmete ümitleri yoktur, çünkü kimin bir şeye ümidi olursa onu talep eder ve eğer bir şeyden korkarsa ondan kaçar.”‌[13]
İmam Hüseyin da (a.s) “arefe”‌ duasında Allah’a arz etmektedir: “ilahi! Tedbirlerinin peş peşe –çeşitli- olması ve mukadderatının çabuk geçmesi, sana marifeti olan kullarının nimetlerine hareketten durmalarına, bela ve zorluklarda senden ümitsiz olmalarına mani olur.[14]

Pençe de pençedir takdire pençe atılmaz ondan ki kazanın pazısı çelikten daha güçlüdür.

[1] -elbette fiilden maksadın hariçte yapılan amel olduğuna teveccüh edilmelidir, konuşmak, yemek, yemek gibi...  İyi veya kötü bir unvanı ona uygun görüp denkleştirmek doğru değildir her ne kadar oda uygun ve güzel olan ameli istemiştir ve bundan dolayı Allah’a nispet edilir  hatta söylenir ki bu güzel amel veya güzel sıfat Allah’ın tekvini ve teşrii iradesidir. Ancak kötü amel ve sıfatı istememiş ve onu men etmiştir bundan dolayı kötü unvan ona isnat edilemez ve bu onun teşrii iradesi değildir her ne kadar dışarıdaki amel, şahıs vasıtasıyla ona isnat edilip, onun tekvini iradesinde karar kılınsa da.  Nisa süresinin 78 ve 79. Ayetleri buna şahittir. 

[2] -Bihar’ul- Envar, c.5 s.17, rivayet,27

[3] -Bihar’ul- Envar, c.70, s.98, rivayet.1

[4] -meşveret ehlinin vasıfları Bihar’ul- Envar kitabının 70. Cildinde meşveret babında bu konu hakkında birçok rivayet zikir olunmuştur.

[5] -Nehc’ül- Belağa, kitap,47

[6] - Bihar’ul- Envar, c.7, 16. 17. 18. Ve 19. Bablar.

[7] -Ali imran,159

[8] -Bihar’ul- Envar, c.75, s.101, rivayet,23-24 ve 25

[9] -a.g.e, c.6, s.220, rivayet,14

[10] -Usul-u- Kafi, c.2, s.140, rivayet,2 ve 3

[11] -a.g.e, s.510, rivayet,1 ve 2

[12] -a.g.e, c.1 s.32, rivayet,4

[13] ””a.g.e, c.7, s.357, rivayet,4

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM