İyiliği Emretmede Sevgi Metodu

İlk önce Allah'ın lütuf ve nimetlerini beyan ederek insanı âşık edin...
GİRİŞ: 17.07.2021 10:11      GÜNCELLEME: 17.07.2021 10:11
Rasthaber - Aşk ve muhabbet, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için en iyi ortamdır. Kuran'ın önemli bir bölümünde Allah Teâlâ insanın kendisine olan aşkının artması için nimetlerini saymaktadır ve bu da insanın Allah'ın sevdiği şeyleri yapmasına ve razı olmadığı şeylerden kaçınmasına ortam hazırlamaktadır. Anne-baba, çocuklarına karşı lütuf ve hizmetlerini sayacak olurlarsa çocuklarının onlara karşı aşkları artar ve emirlerine itaat ederler. Allah'ın nimetlerini tanımak için de o nimetlerin olmaması durumunda neler olacağını düşünmek en iyisidir.
 
– Eğer su acı olsaydı…
 

– Eğer yeryüzü yavaş hareket etseydi, gece ve gündüz uzun olsaydı…
 

– Eğer yeri kazdığımızda suya ulaşmasaydık…
 

– Eğer güneş yeryüzüne yakın olsaydı…
 

– Eğer yapraklar bizim için oksijen üretmeseydi…
 

– Eğer yağmur yağmasaydı…
 

– Eğer yeryüzü bereketlerini bizden esirgeseydi…
 

Burada yüzlerce "eğer" gerçeğini daha göz önünde bulundurabilirsiniz. çrneğin:
 

Başparmağımız olmasaydı, kalemi, iğneyi veya çekici elle tutabilir miydik?
 

Eğer gözlerin esnekliği olmasaydı ve göz kapaklarımız gözlerimizin üzerine düşecek olsaydı, bütün hareket ve faaliyetlerimiz durmaz mıydı?
 

Eğer gözyaşımız tuzlu olmasaydı yağdan oluşan gözümüz başka bir şeyle korunabilir miydi?
 

Burada insan ömrü boyunca hatta onlardan birini bile düşünmediği milyonlarca ve milyarlarca "eğer" söz konusudur. Dolayısıyla marufu ve iyiliği tavsiye etmek ve kötü işlerden sakındırmak isteyen bir kimse için en iyi yol, ilk önce Allah'ın lütuf ve nimetlerini beyan ederek insanı âşık etmektir.
 

Bu durumda âşık hem emirlere teslim olur ve hem de maşukun sevmediği işlerden uzakdurur.
 

Çocuklarını namaza alıştırmak isteyen kimse de onlara Allah'ın nimetlerini saymalıdır.


Önce Lütuf ve Muhabbet, Sonra Emir ve Nehiy
 

Kuran, insanlara ibadeti emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:
 

"Bu Kâbe'nin Rabbine itaat ediniz. Zira o sizleri açlıktan ve korkudan kurtardı." ( Kureyş- 4)

Konuşmacı ne kadar sevilirse sözü de bir o kadar etkili olur. Bu yüzden Hz. Resul (s.a.a) Medine'ye girince her kabile şereflenmek için Peygamber'in kendi kabilesine girmesini istedi; ama Peygamber bütün kavimlere karşı tarafsızlığını göstermek ve hepsine aynı gözle baktığını söylemek istiyordu. Zira bazen bir ferdi veya bir grubu savunmak, insanın sürekli olarak sevimliliğinin ortadan kalkmasına ve sözlerinin etkisinin azalmasına sebep olur. O gün Peygamber şöyle buyurdu:
 

"Ben devenin dizginlerini salıvereceğim. O nerede oturursa, orada misafir olacağım."
 

Bu öneriyi herkes kabul etti. Böylece deveyi salıverdiler; deve Ebu Eyyub Ensari'nin evinin önünde oturdu. Ebu Eyyub Ensarî o zaman Medine'nin en fakiriydi.
Velhasıl, marufu emretmek isteyen kimse, herkesçe sevilmelidir. Sevilmenin şartı da başlangıçta herkese aynı gözle bakmaktır. Elbette tebliğ ettikten sonra her kim hakkı daha iyi ve daha çabuk kabullenirse ona özel bir gözle bakmak gerekir. Nitekim Kur'an da şöyle buyurmuştur:


"Ey Peygamber! Rahmet kanatlarını sana iman eden kimselerin üzerine ger!”

(şuara-215)
 

"Ve münafıklara karşı sert davran."
 

Kalpleri elde etmek hususunda Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) siretinden birkaç örnek vermek iyi olur kanısındayız:
 

* Peygamber dostlarından birini üç gün görmediği zaman onun peşine giderdi. (1)
 

* şehrin en uzak noktasındaki hastaları ziyaret ederdi. (2)
 

* Bir yolcuyla vedalaşırken onun elinden tutar, hakkında dua ederdi. (3)
 

* Savaş bittiğinde zayıfların yanına gider ve onlara yardım ederdi. (4)
 

* Hz. Peygamber'e zekât ve sadaka getirdiklerinde, Peygamber onun ailesine selâm gönderirdi.
 

* İnsanları en iyi isimlerle çağırırdı. Hatta kadın ve çocukların adlarını bile saygıyla anardı. (5)
 

* Eğer emanet olarak eski bir şey alacak olsaydı, verirken o şeyin yenisini verirdi.(6)
 

* İhsanda bulunur ve insanlara yemek yedirirdi.
 

Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) yücelikleri burada sayılamayacak kadar çoktur. Ama bu birkaç örnek de yeterlidir. Velhasıl insanlara marufu emretmek ve onları münkerden sakındırmak isteyen kimseler, her yönleriyle cazip olmalı, insanlarca sevilmelidirler. Büyük bir ruha sahip olmalı, sabırlı olmalı, bütün işleri bağışlama, yumuşaklık ve sefa üzere olmalıdır.
 

Bir Başka Örnek
 

Şekrânî adında şarap içen birisi İmam'ın (a.s) yanına geldi. İmam (a.s) önce işini yaparak onu sevindirdi. Daha sonra da yumuşak bir ifadeyle onu münkerden sakındırdı. Ama İmam (a.s) burada iki hususu göz önünde bulundurdu: Evvelâ, onun şarap içişini yüzüne vurmadı.
 

İkinci olarak, onunla saygılı bir şekilde konuştu ve şöyle buyurdu:
 

"Ey şekrânî! İyi iş her kimden olursa olsun güzeldir; ama bu senden olursa daha güzeldir. çünkü senin bizimle bağın var. çirkin iş her kimden olursa çirkindir. Ama senden olursa daha çirkindir. çünkü senin bizimle irtibatın var." (7)
 

Maruflardan biri olan camileri ihya etmek için de birtakım programlar düzenlemeliyiz. çyle ki bütün insanların camilerle ilgili olarak çok güzel hatıraları olmalıdır:
 

Eğer doktorlara camilerde düzenlenen bir törenle diplomaları verilecek olursa…
 

Eğer kızların nikâhı süsten ve gösterişten uzak bir şekilde camilerde yapılacak olursa…
 

Eğer yarışma ödülleri camilerde verilecek olursa…
 

Eğer her insanın camilerden güzel bir hatırası olursa, camiler hüzün ve gam yeri olmaktan çıkar ve herkes camilere yönelir. Bu, insanların camilere yönelişini sağlar. Kızımıza bir küpe aldığımız gece ona nasihat edelim.
 

Hediyelerin, bayramlıkların, müjdeliklerin yanına marufları emreden birtakım cümleler veya kötülükleri terk etme yönünde birtakım öğütler de yazacak olursak, bundan daha çabuk sonuç almış oluruz. Evet, ilk önce insanları cezp etmeli, daha sonra da onlara emir ve nehiyde bulunulmalıdır.
 

 Muhabbet Metodu
 

Peygamber-i Ekrem'in ve Masum Ehlibeyt ‘inin hayatında, onların amelî tavırları, marufu emretme ve kötülükten sakındırma metotlarından binlerce örnek göze çarpmaktadır ki, biz burada onlardan bir kaçını örnek olarak nakletmek istiyoruz:
 

1- Şamlı bir kişi İmam Hasan Müçteba'ya (a.s) hakaret etti. İmam (a.s) onu evine götürdü, hâlini hatırını sordu, şamlı adam böylece söylediği sözlerden dolayı pişman oldu. (8)
 

2- Bir şahıs İmam Seccad'a (a.s) uygunsuz şeyler söyledi. Fakat İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: "Senin bir sorunun ve ihtiyacın mı var?" diye sordu. Daha sonra ona bin dirhem ve yeni bir elbise verdi. Bunun üzerine o adam İmam'ın (a.s) huzurundan ayrılınca şöyle diyordu: "şahadet ederim ki sen Resulullah'ın oğlusun." (9)
 

3- İkinci Halife'nin yakınlarından birisi, İmam Kâzım'a (a.s) hakaret etti. İnsanlar onu öldürmek istediler; ama İmam izin vermedi. Bir gün İmam Kazım (a.s) onun tarlasına gitti ve şöyle buyurdu:
 

"Bu ekinden ne kadar kâr etmeyi umuyorsun?" O, "şu kadar." diye cevap verince, İmam ona üç yüz dinar verdi ve peşinden şöyle buyurdu: "Bunu al ve bu tarlanın geliri de senin olsun." İmam (a.s) bu şekilde o şahsı kendisine dost kıldı. (10)
 

4- Bir rivayette şöyle okumaktayız: "Seninle ilişkisini kesenle sen ilişki kur ve sana kötülük edene sen iyilik et." (11)
 

5- Bir Hıristiyanın oğlu Müslüman olunca İmam Cafer Sadık (a.s) ona şöyle buyurdu:
 "şimdi Müslüman olduğuna göre annene karşı daha şefkatli ve merhametli ol."
Annesi çocuğunun kendisine karşı sevgisinin İslâm sayesinde arttığını görünce o da Müslüman oldu. (12)
 

6- Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bazılarını ıslah etmek, onlara saygı göstermekle olur. Bazılarını ıslah etmek ise cezalandırmayla olur." (13)
 

7- İmam Seccad (a.s) Mekarim'ul-Ahlâk duasında Allah'a şöyle yalvarmaktadır:
 

"Allah'ım! Bana başarı ver ki bana kötülük eden kimsenin bile hayrını dileyeyim. Her kim bana kötü bir laf söylerse ben onu öveyim. Her kim bana kötülük ederse, ben onu affedeyim, her kim beni mahrum kılarsa ben ona bağışta bulunayım ve her kim beni kendinden uzaklaştırırsa ben ona iyilik edeyim." (14)
 

8- Bir şahıs Hz. Peygamber'in (s.a.a) cübbesini arkasından öyle bir çekti ki Peygamber'in boynu çizildi. İnsanlar sinirlendiler ve ona haddini bildirmek istediler. Ama aziz Peygamber muhabbet ile insanların o şahsa karşı görüşünü değiştirdi.
 

Bu duygusal tavırların örnekleri Ehlibeyt İmamlarının (a.s) öğrencilerinde ve ashabında da göze çarpmaktadır. Biz bunun için de iki örnek nakletmek istiyoruz:
 

1- Yılların birinde şiddetli bir kıtlık ortaya çıktı. Yahudi bir şahıs yiyecek temin etmek için Seyit Murtaza'nın ders meclisine geldi ve ondan yıldız ilmini öğrenmek için kendisine izin vermesini istedi. Seyit Murtaza onun isteğini kabul etti ve onun için aylık bir maaş da belirledi. O Yahudi şahıs bir müddet dersten istifade etti. Birkaç ay sonra da Seyit Murtaza vasıtasıyla Müslüman oldu.
 

2- Bir gün üzerinde ketenden bir elbise ve başında ketenden bir sarık bulunan Malik Eşter Kufe pazarından geçerken onu tanımayan bir şahıs onun değersiz elbiseler giydiğini görünce hakaret edip ona taş attı. Malik Eşter hiç kızmadan ve rahatsız olmadan yoluna devam etti. Bu olayı gören bazıları o şahsa şöyle dediler:
 

 "Yazıklar olsun sana! Sen kime hakaret ettiğini biliyor musun?"
 

O şahıs, "Hayır" dedi.
 

Onlar şöyle dediler: "Bu İmam Ali'nin (a.s) samimi dostu Malik Eşter'dir."
 

O şahıs Malik adını duyunca titredi ve yaptığından dolayı çok pişman oldu. çzür dilemek için Malik'in ardından yola düştü. Onu camide namaz kılarken gördü. Namazı bitinceye kadar sabretti.
 

Daha sonra Malik'in ayaklarına kapanarak özür diledi. Malik Eşter güler yüzle ve muhabbetle ona şöyle dedi: "çnemli değil, sakın korkma, Allah'a yemin olsun ki ben camiye sadece senin için mağfiret dilemek için girdim." (15)
 
Ayetullah Muhsin Kıraati

Kaynaklar:

1- Bihar'ul-Envar, c.16, s.151
2- Bihar'ul-Envar, c.16, s.225
3- Sünen'ün-Nebi, s.116
4- Sünen'ün-Nebi, s.71
4- Sünen'ün-Nebi, s.78
5- Sünen'ün-Nebi, s.122.
6- Sünen'ün-Nebi, s.88
7-- Bihar'ul-Envar, c.47, s.357
8- Bihar'ul-Envar, c.43, s.344
9- Bihar'ul-Envar, c.46, s.95, ve s.99
10- Bihar'ul-Envar, c.48, s.102.
11- Bihar'ul-Envar, c.71 , s.157
12- Usul-i Kâfi, c.2, Birru'l- Valideyn, 11. hadis.
13- Bihar'ul-Envar, c.75, s.82.
14- Mekârim'ul-Ahlâk duası
15-Mecmua-i Verram, c.1, s.2; Ahlâk, Felsefî, c.1, s.87'den naklen

YORUMLAR

REKLAM