Gizli Ruhsal Ukdeler

Akıllı takımından kime rastladıysam bir derdi var en iyisi delirmek
GİRİŞ: 06.08.2019 09:23      GÜNCELLEME: 06.08.2019 09:23
Rasthaber -  "ÖZ"E KANIŞ

Kimi zaman kendi nefsi aldatır insanı; insan kendi kendisini kandırmaya başlar! Nasıl bir olaydır bu, insan nasıl olur da kendi içinden aldatılabilir? Kur'an'ın kullandığı tabirdir bu: "Yakub, olsa olsa, dedi nefisleriniz yaptığınız işi size güzel, o güç işi kolay göstermiş..." Yusuf/83

Tasvil, yâni kendi kendini kandırma, aldatıp iğfal etme tabiri, Kuranı Kerim'de geçen son derece yerinde ve dakik bir tabirdir. Kuran'da bu ifadeden, herkesin kendi nefsi tarafından kimi zaman kandırıldığı anlaşılmaktadır. İnsanın nefsi bir şeyi istemeye görsün; onu öylesine bezeyip süsler öylesine çekici ve güzelmiş gibi gösterir ki insan o şeyin gerçekten güzel olduğunu zanneder. Bu, insanın içindeki "benlik"inden başka bir şey değildir.

Hakikaten fevkalade ilginç bir tabirdir bu. Psikoloji biliminin bir hayli ilerlemiş olduğu çağımızda bu meseleler giderek daha derinlemesine anlaşılmaktadır. Hatta psikologlar bu gün şu noktayı da saptamış durumdadırlar: Bazı delirmelerin sebebi ne sinirsel ne de biyolojiktir; kimi delirginlik vakıalarının tek sebebi insanın iç dünyası ve ruhi durumuyla ilgilidir. Mesela insan kimi zaman hayatın bazı zorluklarına tahammül edememekte, bu durumda psikolojik olarak rahatlamak ve dertlerden, baskılardan kurtulabilmek için aklın üzerine sünger çekmektedir.

 Bakınız şair ne diyor: "Akıllı takımından kime rastladıysam bir derdi var en iyisi delirmek, onun da bir keyfi var." Evet, mesele insanın kendi nefsinin oyununa gelmesidir; nefsinin başkasına değil, kişinin bizzat kendisine oyun hazırlaması ve onu aldatmasıdır. Başlı başına önemli bir konudur bu. Tasavvufta bu mesele üzerinde yeterince durulmuş ve konu, gerçekten nefis bir şekilde irdelenmiştir.

 Özellikle nefsin insanı ahlak dışı davranışlara iterek kişide hastalıklara yol açması ve onu hayvandan da aşağı bir mertebeye düşürmesi konusu fevkalade güzel bir ifadeyle açıklanmış; hatta insanı hayrete düşürecek noktalara dikkat edilmiştir. Bu dikkat ve basirete şaşırmamak, takdir etmemek mümkün değil gerçekten; yirminci yüzyıl psikoloji biliminin nice araştırmalarla daha henüz ortaya koyabildiği psikolojik meseleleri, tasavvufçular bundan bin sene önce gündeme getirmiş ve şaşırtıcı bir dikkat ve incelikle konuyu açıklamışlardır.

Gerçi bütün bunların kaynağı Kur'an'dır ve tasavvufçular da yine Kur'an'dan almışlardır böylesine bir ilhamı... Ancak mezkur meselelerde bunca ilerleyebilen tasavvuf ehlinin gayet yetenekli ve basiretli olduğunu kabul etmek gerekir. Bu insanlar Kur'an'da sözü geçen bir meseleyi, o meseleyle ilgili bir tek kelime ve bir tek ipucundan yola çıkarak dikkatle takip etmekte ve pekâlâ sonuç almaktadırlar. Bunu şöyle örneklendirebiliriz: Tasvil, yâni nefsin kendi kendisini aldatmasıyla ilgili bir konu vardır ki Mevlana bunu pek güzel açıklar Mesnevi'-sinde.

GİZLİ RUHSAL UKDELER

Batıni şuur denilen şeyin varlığı günümüzde tartışmasız olarak kabul edilmiştir. İnsanın batıni şuurunda kendisinin dahi inanmayacağı kötülük ve çirkinlikler yatar. Bunlar, şuuraltında gizlidir; açığa çıkmadığı içindir ki insanın kendisi dahi bunların varlığından habersiz kalır. Şuur atlında yatan şeyler, ancak bazı özel şartlarda ve harekete geçirici bir sebep ya da olayla açığa çıkar. İşte o zamandır ki insan hay-retten donakalır; kendisinde, kendi varlığında böylesi eğilim ve davranışların da var oluğunu inanmak istemese de büyük bir hayretle müşahede eder.

Kimi zaman insan kendine pek inanır ve güvenir; kendi kendisini şöyle bir gözden geçirdiğinde kalbinin tertemiz olduğunu görür. Ne kine rastlar kalbinde, ne nefrete; ne kimsecikleri kıskanmakta, ne de birilerine karşı kibirlenip tekebbür taslamaktadır... Ancak, zaman gelir ki şartlar, onun varlığında nice hasetler, nice kin, nefret, kötülük ve çirkinlikler taşıdığını hayretle görüverir. Nitekim tasavvufta güzel bir beyitle dile getirilir bu: "Ejderhadır nefs, kim demiş öldüğünü?! Ortam müsait değil, ondan bu ölgünlüğü!" Yılan, kış mevsiminde yarı cansız bir hale gelir, adeta donar.

 Öyle ki, dokunsanız kıpırdayamayacaktır bile. Bir çocuk bile bu durumda oynayabilir onunla. Durumu bilme-yen biri bu yılanın nasıl olup da böylesine ehlileştiğine şaşar. Ancak gün ışığı altında şöyle bir ısınmaya görsün, bütünüy-le değişiverir, canlanır. Mevlana, meşhur yılan hikayesinde bunu anlatırken şu yerinde beyti kullanır işte:

"Ejderhadır nefs, kim demiş öldüğünü?!

Ortam müsait değil, ondan bu ölgünlüğü !...” 

Mesnevi s/289 

 Mesnevi'nin bir başka bölümünde insanın şuuraltındaki gizli eğilimlerinden söz ederken, bugün psikoloji uzmanlarını hayrete düşüren şu muazzam tabirleri kullanır: "Eğilimler, köpekler gibi uyumuştur hayırla şerr gömülüdür içlerinde...Güçleri kalmadığından uyumuşlardır böyleTıpkı kütük gibi cansız bir halde..." Köpekleri görmüşsünüzdür; kimi zaman 5-10 köpek bir arada serilip yatarlar; başlarını ön ayakları üzerine koyup gözlerini kapatırlar öyle uslu uslu yatarlar ki gören kuzu zanneder onları. "Fakat bir leş kokusu gelmeye görsün hırs "Sûr"u  üfürülüverir bu köpeklere Karşı sokakta bir eşek ölse, leşi yüzlerce uyumuş köpeği uyandırıverir uykudan!”

Evet, öylesine kuzu kuzu uyumuş olan bu köpeklerin uyanması için bir leş kokusu yeterlidir. Kokuyu alır almaz davranırlar, ortalığı velveleye verir, gürültü koparırlar. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olur, vücutlarındaki her tüy, hırstan birer diş haline geliverir adeta! "Gizlikapalı hırslar, bilinmedik eğilimler Ortaya çıkıverir ansızın yüreklerden, yenlerden! Her köpek, kılına kadar diş kesiliverir de Hileyle kuyruğunu oynatıp durmaya başlar. Ardından, şöyle der: "Yüzlerce böyle köpek uyur senin vücudunda av olmadığındandır bu uykuları da !..."Ne kadar büyük bir gerçek!

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM