Gadir-i Hum’dan Sakife’ye Nasıl Varıldı?

GİRİŞ: 15.10.2019 11:33      GÜNCELLEME: 15.10.2019 11:33
Rasthaber -  Gadir-i Hum konusu hakkında dillendirilen temel sorulardan biri şudur: Gadir hadisesi ile Sakife toplantısı arasında iki aydan biraz fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen toplumda ne tür dönüşümler yaşandı ki Hz. Peygamber (s.a.a.) Üsâme ordusuna sefer emri vermek ve kâğıt ve divit meselesini ikinci kez öne çıkarmak zorunda kaldı? Bu dönemde hangi gruplar faaldiler? Kaç hizip faaliyet yürütmekteydi? Hz. Peygamber (s.a.a.) vefatına yakın zamanda yaptıklarının (Üsâme ordusunun sevki ve kâğıt ile divit istemek gibi) dışında İmam Ali'nin (a.s.) velayetini niçin bir kez daha vurgulamadı? Kureyş'in bu hareketlerdeki rolü nedir ve bu rolü nasıl oynayabilmiştir?

Daha da önemlisi, tarih, bu iki ay içerisinde gerçekleşen hadiseler hakkında niçin sessiz kalmıştır? Zira tarihin Hz. Peygamber'in hayatı hakkındaki en ince ayrıntıları bile kaydettiğini bilmekteyiz. Burada araştırmacı “Bu ayrıntılar Gadir-i Hum'u unutturmak için yapılan hareketlerden daha mı önemliydi ki berikilere hiç değinilmedi?” şeklindeki temel soruyu kendisine yönelttiğinde, doğal olarak cevabı üzerinde de düşünecek ve böylece bu konudaki bilgilerin ufkunun genişlemesine yol açacaktır.

Hangi işaretler bizi Gadir ve Sakife arasındaki kayıp halkalara ulaştırıyor?

Mezkûr işaretleri şu şekilde sayabiliriz:

Bunlardan biri Üsame Ordusu hadisesidir. Hz. Peygamber (s.a.a.) çok genç bir delikanlıyı (yaklaşık 18-19 yaşlarında) içerisinde Muhacir ve Ensar büyüklerinin yer aldığı bir orduya komutan atıyor ve orduyu da en zor dönemde, en uzak noktaya yollamayı hedefliyor. Zahirde konu Romalılarla savaşarak Zeyd b. Harise'nin intikamını almaktı, fakat niçin tam da o zamanda? Ve niye bu kişi? Muhacirler ve Ensar bu orduda yer alıyorlarken Hz. Ali (a.s.) ve Ebu Zer, Selman ve Mikdâd gibi yaranı bu seferden niçin muaf tutuluyorlar? İşte buradan Hz. Peygamber'in (s.a.a.) İmam Ali'nin (a.s.) hilafetine muhalif akım karşısında hazırlık yapmak istediğini anlayabiliriz.

Diğer bir işaret de mürekkep ve kalem hadisesidir. Hz. Peygamber'in bu mühim emri (kalem ve mürekkep getirme) karşısında, önemli bir makamı olmayan biri (İkinci Halife) “Bu adam şüphesiz sayıklıyor!” diyebilmiş ve bu isteği etkisiz kılabilmiştir. Nass merkezli bakışta bunu söyleyen yalnızca tek bir kişi olarak görülürken, analitik yöneliş bu şahsın amacına ulaşmada nasıl başarılı olduğu sorusunu ciddi bir şekilde ele almayı zorunlu sayar. Bu kişi itiraz ettiğinde Hz. Peygamber'in (s.a.a.) evinde yer alan diğerleri niçin ona yardım ediyorlar? Demek ki bu nüfuz hareketi Hz. Peygamber'in evine dek sızmıştı ve haberler sürekli olarak Curf'e ulaşmaktaydı, bu kişiler Resulullah'ın (s.a.a.) evindeki olaylardan haberdar oluyorlardı. Bir yerde “Bir adam dedi ki” ifadesi, başka bir ibarede de “Dediler ki…” lafzı geçmektedir. Analiz merkezli yaklaşım bu “Dediler ki…” ifadesinden önemli anlamlar çıkarmakta ve “Ortada bir çete ve grup var, bir kişinin tek başına böyle bir şey demesi ve hiç kimsenin de ona itiraz etmemesi mümkün değildir” demektedir.

Resulullah'ın (s.a.a.) vefatı esnasında hangi gruplar aktifti?

Hz. Peygamber'in vefatına yakın aylarda etkili olan gruplar şunlardı: Evs ve Hazrec kabilelerinden müteşekkil Ensar, Resulullah'a (s.a.a.) en yakın grup olan Kureyşli ilk Muhacirler ve Fetih'ten sonra gelen Muhacirler.

Kureyş de Kureyş-i Şerif ve Kureyş-i Vezî' (aşağı mertebeli) olmak üzere ikiye ayrılıyordu ve bu sınıflandırmadaki şerafet; servet ve toplumsal kudrete, hadiselerdeki etki gücüne bağlantılı değerlendiriliyordu. Kureyş-i Şerif'e Haşimoğulları, Mahdumoğulları, Emevîler ve Abduddâroğullarını ve Aşağı Kureyş'e de toplumsal kudretten yoksun kabilelerden sayılan Teym ve Adîoğullarını örnek gösterebiliriz.

Benî Teym ve Benî Adî, Hz. Peygamber'in ömrünün son yıllarındaki hadiselerde en büyük rolü oynadılar. Kureyş-i Şerif ise Medine'ye genelde Mekke'nin fethinden sonra dâhil oldu ve müntesipleri güçlü yöneticilik vasıflarına sahip idiler. Öyle ki Hz. Peygamber de bu özelliklerinden onları Yemen ve Hicr bölgelerinde görevlendirmek suretiyle istifade etmiştir. Bu topluluk, İslam karşısında savaşmış olmasından kaynaklı karanlık geçmişi yüzünden hadiselerin göbeğinde yer alamıyordu ve başlarda asıl etken olma şansları yoktu. Fakat kısa bir süre içerisinde Aşağı Kureyş'i kendi amaçlarına ulaşmada köprü olarak kullanmayı başarabilmişlerdir.

Hz. Peygamber'in ömrünün son yıllarındaki bir diğer etkili aktif grup ise münafıklar idi. Kur'ân-ı Kerim'in olaylar hakkındaki anlatım tarzı ile tarihçilerin hadiseleri nakildeki üslup farkının karşılaştırılması akla şu soruyu getirmektedir: Kuran-ı Kerim'in Hz. Peygamber'in ömrünün son yıllarında inen ayetlerinin önemli bir bölümü münafıklara hasredilmiş olmasına rağmen tarih kitaplarında münafıklar hakkında niçin önemli şeyler yer almamaktadır? Bu denli önemli bir topluluk Rasulullah'ın (s.a.a.) vefatından sonra tamamen etkisiz hale mi gelmiştir? Bunlar kimlerdi, nereye gittiler ve egemen akımla nasıl ittifak ettiler?

Sakife hadisesinin önceden planlanmış oluşunun işaretleri

“Felte” kelimesinin Sakife hadisesi hakkında pek çok kez kullanılmasına ve “Ebu Bekir'e biat aniden olmuş bitmiş bir işti (felte) ve Allah bizi şerrinden korudu” cümlesine değinmemiz gerekiyor. Bu kelime “aceleye getirilmiş, plansız iş” anlamındadır. Biatın aniden gerçekleşmesi, başta hâkim akım için bir zaaf noktası olarak tasavvur edilirken son tarihi araştırmalara göre “felte” ifadesi ve buna yapılan vurgu gerçekte araştırmacının önündeki yanıltıcı bir engeldir ve asıl ipucunun peşine düşmesine mani olmaktadır. Zira bu hadiselerin tam manasıyla tesadüfi olduğu ve önceden yapılmış bir plana dayanmadığı izlenimi vermektedir. Fakat analitik tarihsel bakış birkaç işaret sunarak bu işin önceden planlanmış olduğunu güzel bir şekilde aydınlığa kavuşturmaktadır:

1. Sakife'nin başta Ensar eliyle teşkil edilmesi: Buradaki asıl soru şudur: Hz. Peygamber'in buyruklarına bu derece vefalı olan bu topluluk bu işe niçin öncülük etti? Cevaben Ensar mensupları bu plan ve komploları görerek, Hz. Peygamber'in (s.a.a.) ömrünün son demlerinde Gadir meselesinin hedefine ulaşacağından yana ümitsiz olduğunu anladılar diyoruz. Aynı şekilde Resulullah'ın (s.a.a.) dilinden Muhacirlere söylenen “Eğer hükümete geçerseniz Ensar'a iyilikle davranın” buyruğunu da işitmişlerdi.

2. Hz. Peygamber'in (s.a.a.) hayatının son anlarındaki hadiseler -Üsâme Ordusu ve kalem ve mürekkep meselesi gibi- homojen bir grubun sahnede aktif olduğunu, Hz. Peygamber'in eviyle irtibatta olup oradan haber aldıklarını ve Üsame ordusunun hareketini engellediklerini göstermektedir. Aynı şekilde Hz. Peygamber'in vefatı haberinin duyulduğu sırada bazı kişilerin gösterdiği tepkilere de değinilebilir. Resul-i Ekrem'in vefat haberi Medine'de duyulduğunda İkinci Halife kılıcını çekip Peygamber ölmedi diyor. Bu akımın arkasındaki planlayıcı akıl o esnada Medine civarındaki Sunh bölgesinde olan Ebu Bekir'dir ve kendisini Medine'ye ulaştırabilmesi için fırsat gerekmektedir. Ebu Bekir Medine'ye gelip Hz. Peygamber'i gördükten sonra Ömer'e “Ne yapıyorsun?” diyor, o da Peygamber ölmedi diye cevaplıyor. Ebu Bekir “Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah'a asla bir zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.” (Âl-i İmran, 144) ayetini okuyor. Ömer ise şöyle diyor: “Bu ayet Kur'an'dan mı? Ben daha önce bu ayeti duymamıştım, bilmiyordum.”

Hâlbuki Hz. Peygamber'in amcası Abbas aynı ayeti kendisine daha önce okumuştu.

3. Üçüncü delil, Sakife'deki asli grubun insicamıdır. Ebu Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde Cerrah, Sakife'ye girdiğinde birbirleriyle son derece uyumlu, güzel ve önceden tasarlanmış gibi konuşuyorlar. Sağlam ve yerli yerinde sözleriyle, oradaki kalabalık Ensar topluluğunu yenilgiye uğratıyor ve Ensar'ın esip gürlemesi dinince de halifeliği kibarca birbirlerine öneriyorlar! Bunu takip eden hilafet döneminde de son derece uyumlu bir birliktelik sergiliyorlar. Ömer hükümetin gerçek başkanı ve Ebu Ubeyde Cerrah da sınırların dışındaki asıl askeri kuvvet olarak dikkat çekiyor.

Kureyş-i Şerif Aşağı Kureyş'i amacına ulaşmak için nasıl köprü kıldı?

Analiz odaklı tarihsel bakışta, Kureyş-i Şerif'in Hz. Peygamber'in hayatının son günlerinde Haşimoğulları ve Aşağı Kureyş akımları ile bağlantı kurma arasında tereddütte kaldığı sonucuna varılmaktadır. Kureyş-i Şerif'in Haşimoğulları hareketine katılmamasının nedeni onlarla olan şiddetli rekabeti ve Hz. Ali'nin Haşimoğullarının asli adayı olmasıdır. Onlar İmam Ali'ye hem haset hem de kin duymaktaydılar, zira büyükleri İmam Ali (a.s.) eliyle öldürülmüştü. Başka bir önemli nokta ise onların bu kayıplarının çoğunun İmam Ali ile birlikte Ensar eliyle de gerçekleştirilmiş olmasıdır. Öte yandan müşriklerle savaşta Kureyş-i Şerif'ten çok az kişinin Aşağı Kureyş eliyle öldürüldüğünü de biliyoruz.

Kureyş-i Şerif'in Aşağı Kureyş hareketine katılmayı tercih etmesinin asıl nedeni budur ve öte yandan şunu da iyi bilmektedirler: Hükümet Teym ya da Adîoğullarına geçerse bu hanedanlardan kolay bir şekilde dışarı çıkabilir ama Haşimoğullarına gitmesi durumunda iş o kadar kolay olmayacaktır. Aynı şekilde Aşağı Kureyş de kendi hâkimiyetleri döneminde Ensar ve Haşimoğullarına muhalefetleri nedeniyle mecburen Kureyş-i Şerif'ten yararlanmak zorundaydılar. Kureyş-i Şerif ise bu iktidarda görev alarak yavaş yavaş idareyi tam manasıyla ele geçirmenin yolunu açmış olacaktı. Bu nedenle hükümetlerinin ilk yıllarında fazla bir gürültüleri duyulmamıştır. Sadece tek bir rivayette Ebu Süfyan'ın Ebu Bekir'in seçilmesinden sonra İmam Ali'nin (a.s.) evinin kapısına geldiği naklediliyor ise de bunun nedeni onun son aylarda Medine'de olmayışı ve hadiselerden habersizliğiydi. Konuya vakıf olunca o da razı olmuştur.

Kureyş-i Şerif'in üst tabakasının hükümete insicamlı bir şekilde nüfuzunun delillerinden biri de Ebu Bekir'in ömrünün son demlerindeki vasiyeti hadisesidir. O dönemde Ebu Bekir'in kâtipliği görevini yürüten Osman, ölüm döşeğinde hazır bulunuyor ve halifenin vasiyetini yazıyor. Ebu Bekir konuşmaya başlayıp “İşte bu Ebu Bekir'in vasiyetidir…” der demez bayılıyor. Osman bir daha ayılmayacağını düşündüğünden kendisi vasiyeti “Benim halifem Ömer'dir” diye tamamlıyor. Ebu Bekir kısa bir süre sonra kendisine geliyor ve vasiyeti soruyor, o da böyle dedin diyor. Ebu Bekir cevaben “Son bölümü ben değil sen yazdın ama iyi yazdın” diyor!

Osman, Kureyş-i Şerif'in hükümetteki asıl temsilcisi olarak vasiyet sahnesinde yer alıyor. Osman'ın hilafetteki üçüncü kişi olacağı aslında Sakife'nin hemen başlangıcında belliydi ve kendisi iktidara geldiğinde de Ebu Süfyan aynen şunları söylüyor:

“Hükümet Teym ve Adîoğullarından çıkıp bize geldi, onu bir top gibi aranızda çevirin ki çocuklarınıza ulaşsın!”

Yani dikkat edin de iktidarı kaybetmeyin.

Dr. Saferi Furuşani

 medyaşafak

YORUMLAR

REKLAM