Bugünün İşini Yarına Bırakmak ve Şeytan

Namazla ilgili ertelemeler, şeytanın hayır ve hak karşısındaki yarıncılığının bir örneğidir yalnızca...
GİRİŞ: 14.08.2020 08:29      GÜNCELLEME: 14.08.2020 08:29
Rasthaber -  Ne zaman faydalı bir şeyler yapmaya girişsek, önümüzde küçük bir engel beliriverir.
 
Hayırlı bir işe başlamaya mı niyetlendik, o engel yüzünden, teşebbüsümüz daha başlamadan akim kalır. Zira, içimizde bir yarın'cı saklıdır. Rabbimizin rızasına uygun bir işe niyetlenir niyetlenmez, bu yarın'cı, bizi erteleme kuyularında boğdurur.
 
Herkes, kendi ömründe ve de gündelik hayatında, bu yarın'cının bir dizi icraatını sanırım bir çırpıda sayabilir. Kaç hayırlı fiil yarın'a ertelendiği için yaşanmamış; kaç hak söz yarın'a saklandığı için hiçbir zaman söylenmemiştir, kimbilir?
 
Nefsin hoşuna giden işlerde hemen şimdi'ci olan şeytan, hakikat ve hayr karşısında, hep yarın'cı olmuştur. "Sonra yaparsın, yarın başlasan da olur, bir gün muhakkak, ilerde ben de düşünüyorum."
 
Hayatımıza şöyle bir baksak, bu az sonraların, yarın'ların, ileridelerin faturasının hayli kabarık olduğunu görmemiz zor olmayacaktır. şeytanın, az sonra kalkıp kılmak üzere bizi edadan alıkoyduğu sabah namazlarının sayısı acaba yüzlerle mi, binlerle mi ifade edilebilir?
 
Az sonra kılayım derken alelacele son dakikaya sığıştırılan sair namazların sayısı acaba kaç bini bulur?
   
Namazla ilgili ertelemeler, şeytanın hayır ve hak karşısındaki yarın'cılığının bir örneğidir yalnızca...
 
Kulluğun şanına yakışan sair görev, fiil ve haller de hesaba katılınca, şeytanın yarın'a erteleyerek bizi hepten alıkoyduğu hayır ve hak sayısı, herhalde milyonları bulacaktır.
 
Bu ertelemenin sonuçlarını yalnız kendi dünyamızda da görmüyoruz. Ubudiyet görevlerini yarın yapacak olan; ama o yarın gelmeden bu dünyadan göçen ne çok insan var!
   
Çokları, üç gün sonra yaşıyor olacağının garantisi olmadığı halde, ubudiyet borcunu ihtiyarlık günleri'ne erteliyor sözgelimi. Birçok insan, ileride örtünmek düşüncesiyle birlikte, bugün tesettürsüz geziyor. Daha en başta ubudiyet çizgisinde karar kılanlara ise, "Daha yaşın genç. İleride yaparsın" deniliyor.
 
Oysa ölümün yaşı yoktur. Hayat apartmanının ne zaman yıkılacağına dair bir tarih kaydı, kimsenin elinde yoktur. Bir dakika sonra ölmek, yüz yıl yaşamak kadar, hatta ondan da fazla mümkündür.
   
Ne var ki, şeytanın yarın'ı bitmez. Ne zaman asıl vazife aklımıza düşer, ne zaman kalbimiz iman ve ubudiyet arzusuyla hüşyar olur, şeytan hiç bitmeyen yarın'lar sunar önümüze.
   
Gariptir, ubudiyet yoluna girecek olduğumuzda bin türlü yarın'lar sunan şeytanın, ubudiyete sığmayan fiillerde tek bir ertelemesi bile yoktur. Bizi gaflete atan, duygularımızı dünyanın fani yüzünde boğan onca şeyi asla yarın'a ertelemez şeytan.
 
Bir kez olsun, "Bugün Kur'ân'ını oku, televizyonu yarın seyredersin" demez.
 
Bir kez olsun, "Bugünün şükrünü yap, piyasa durgun" şikayetini yarına sakla dediği yoktur.
 
Bir kez olsun, "Şimdi namazını kıl, haberleri yarın öğrenirsin" dememiştir.
 
Çünkü, elimizde olan yegâne zamanın şimdiki zaman olduğunu şeytan da bilir. Bildiği için, ubudiyet görevlerini gelmemiş bir 'yarın'a erteleterek kandırır bizi. Böylece esasen Allah'a ibadet için verilmiş hâzır zamanı kendisi için kullanıma hazır hale getirir. Sonra da o hâzır zamanda gaflet, sefahet veya dalâlet derelerine sürükler bizi.
 
Resul-i Ekrem (saa) "Erteleyiciler helâk oldu" buyururken, bizi işte bu şeytanî tuzağa karşı uyarıyor.

ehlader

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM