Bilim ve İlim Dayanışması

GİRİŞ: 20.09.2019 09:37      GÜNCELLEME: 20.09.2019 09:37
Rasthaber -  İslam dininde en üstün amellerden biri bilim ve ilim öğrenmektir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de ilk sözünü okumak, ilim ve kitabetle başlamıştır, çünkü ilim insanlara saadet ve kemale erme yolunu gösterir.

Bilim, insanların geleceklerini istedikleri gibi inşa etmek üzere yapılandıran bir araçtır. İslam Peygamberi (s.a.a) sürekli ümmetini bilim ve ilim öğrenmeye teşvik etmiştir. Bilindiği üzere o hazret Bedir savaşından sonra Medine halkından on kişiye okuma yazma öğreten her esirin hiç bir fidye ödemeksizin serbest bırakılmasın emretmişti. Bu karar Allah Resulünün (s.a.a) bilime, okuma ve yazmaya verdiği önemi yansıtır.

İslam Peygamberi (s.a.a) tüm bilimlere özel ilgi duyardı. çyle ki sahabelerden bazılarına Süryani dilini öğrenmeleri talimatı verdi. çnlü “Bilimi öğrenin, hatta eğer çin'de olsa bile” hadisi de İslam'ın bilime verdiği önemi gösterir. Tüm bu vurgular ve teşvikler, Müslümanları eşsiz bir ilme ve büyük bir çaba ile dünyanın her yerinde bilim peşinden gitmeye yöneltti. Müslümanlar nerede bilimsel bir kitap veya eser bulduysa hemen tercüme etmeye başladı ve böylece Yunan, İran, Roma, Mısır, Hint ve diğer medeniyetlerin arasında köprüler kurdu.

Müslümanlar ayrıca beşeriyet tarihinin en muhteşem medeniyeti ve kültürü olan İslamî medeniyet ve kültürünü oluşturdu. Müslümanlar açısından bilim ve din bir birinden ayrı değildir. Bilim her zaman din ile birliktedir. Geçmişte fizik, astronomi, jeoloji, tıp, matematik ve diğer bir çok bilim dalı Müslümanların ilmi merkezlerinde ders verilirdi. O dönemde dini ve ilmi merkezlerde muazzam kütüphaneler kuruldu ve bilim ve din bir birini tamamlayarak ilerledi. Oysa Hıristiyanların liderlerinin din ile bilim arasındaki bağları yanlış yorumlayarak Avrupa tarihini iman tarihi ve bilim tarihi olmak üzere ikiye böldü ve bilimi imanın karşısına aldı.

Ortaçağda ilmi ve felsefi görüşler kilisenin tekelindeydi ve hiç bir bilim adamı kilisenin resmi görüşüne aykırı olan her hangi bir görüşü beyan edemezdi ve ettiği takdirde küfür ve dinden çıkmakla suçlanırdı. Nitekim o çağda birçok bilim adamı muhalif görüş beyan ettikleri gerekçesiyle hapse atıldı veya infaz edildi veya ateşte yakıldı. Ancak İslam dini ister dini metinlerden, ister tarihi kaynaklardan anlaşıldığı üzere hiç bir zaman bilimle çelişki içinde olmadı. Bilakis İslam zuhur ettiği günden itibaren insanlara bilim öğrenmeyi emretti, öyle ki Kur'an-ı Kerim'in birçok ayeti ve dini rivayetler bilim ve ilimin önemine vurgu yapmaktadır. İslam dininde bilimin yeri çok seçkindir ve dini vecibelerin seviyesinde önem arz eder.

Bilimsel branşlar konusunda her hangi bir kısıtlama da yoktur ve İslam açısından yararlı olan tüm bilimler uygundur. İslam Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurur:

Bilim sayabileceğinizden çok daha fazladır, bu yüzden her bilimden en iyi olanlarını öğrenin.

İslam dininde bilim öğrenmek her hangi bir özel branşla sınırlı değildir ve insanlar için yararlı olan her bilim öğrenilmesi gerekir. Gerçekte Müslümanlara göre bir insanın bilimi arttıkça Allah'a yönelik marifeti de bir o kadar gelişir, çünkü İslam düşüncesinde bilim ve din tam uyum içindedir. İslam dininde özellikle yararlı bilim üzerine vurgu yapılmıştır. Bu düşünceye göre bilim, sadece ahret için yararı olan bilim değildir ve yararlı bilimden maksat insanlara hem maddi ve hem manevi ve uhrevi açıdan yararlı olan bilimdir.

Kur'an-ı Kerim Mücadele suresinin 11. Ayetinde ilim ve ulemanın üstünlüğü ve yüksek konumuna vurgu yaparken şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Size "Meclislerde yer açın" denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın" denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

 Bu ayette mutlak olarak ve her hangi bir sınır belirlenmeksizin kullanılan ve dereceler anlamına gelen “Derecat” sözcüğü, Kur'an-ı Kerim edebiyatında önem ve azametini gösterir. Bu ayetin tefsirinde değerli sahabe Ebuzer İslam peygamberinden (s.a.a) naklen şöyle buyurur:

Ey Abazer, Allah ve melekler ve peygamberler bilim talebinde olan insanları sever ve bilimi de ancak saadete eren insanlar sever.

O zaman kıyamet günün de ne mutlu bilimi öğrenenlere ve bilimden bir kapıyı açmak üzere evinden çıkan herkes, yüce Allah onun attığı her adım için Bedir şehitlerinden bir şehidin sevabı kadar sevap yazar.  Bilim talebinde olanlar Allah'ın sevdiği kuldur ve bilimi seven herkes için cennet vacip olur ve sabah akşam Allah rızası için çalışır ve Kevser havuzundan su içmek ve cennet meyvelerinden yemek ve cennette Hızır hazretine arkadaşlık etmek üzere bu dünyadan ayrılır.

Yine İslam peygamberinden (s.a.a) bir hadiste şöyle okumaktayız:

Âlim ve Abid kıyamet günü toplandığında, abide cennete gir ve ibadetinden yararlan denir ve âlime burada kal ve kimin hakkında şefaatte bulunmak istiyorsan bulun, çünkü senin şefaatin kabul edilir, denir.

O zaman âlimler peygamberlerin mevkiinde yer alır ve dostları ve arkadaşları hakkında mümkün mertebe şefaatte bulunur. Zira kıyamet gününde üç grup şefaat talep edebilir: peygamberler, âlimler ve şehitler.

Ehlibeyt (s.a) hadislerinde de bilimin talep edilmesine çok vurgu yapılmıştır. İslam Peygamberi (s.a.a) bilim öğrenmenin her Müslüman için vacip olduğunu buyurmuştur. Bu vurgu ve bilim öğrenmeyi dini vecibelerin düzeyinde saymak, İslam'ın bilim ve ilime verdiği önemi ve cahillikle mücadelesini yansıtır.

Hadisin devamında Allah Resulü (s.a.a) yüce Allah daha fazla bilim talep eden insanların sevdiğini buyurur. İslam peygamberinin (s.a.a) bu ifadesi, İslam'da bilim ve ilim için hiç bir sınır ve son tanınmadığını ve bilim ve ilimin sonuna asla ulaşılamayacağını gösterir. Bu yüzden her ne kadar daha fazla bilim öğrenilirse, yüce Allah katında o kadar kabul görür. Kuşkusuz bu yolda daha fazla çaba sarf eden insanlar daha fazla sevilir.

Kur'an-ı Kerim'in büyük müfessiri ve âlimi Allame Tabatabai Zümer suresinin 9. Ayetinde beyan edilen:Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

İfadesinden hareketle söz konusu ayette bilimli olmak veya olmamanın her iki fiilde mutlak surette beyan edildiğini, ancak esas amacın Allah'a olan ilimden ibaret olduğunu, çünkü Allah'a yönelik ilmin insanı kemale erdirdiğini ve gerçek manada yararlı olduğunu gösterir. Ve aynı zaman da ilmin olmamasının zararlı sayıldığını, fakat başka bilimler, mal ve servet gibi sadece dünyevi dünyada yaşamla ilgili olduğunu ve fani dünyanın son bulması ile son bulacağını belirtiyor. Demek ki müminler iki gruba ayrılıyor: âlim müminler ve âlim olmayan müminler ki birinci grup ikinci gruba göre daha üstündür.

Yine Alak suresinin 1. ile 5. Ayetlerinde de şöyle okumaktayız: Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.

Bu ayetlerde insan varlığının en düşük ve en yüksek mertebesi beyan edilmiştir. İnsanın en yüksek mertebesi âlim olmasıdır. çünkü yüce Allah, kerim ve keramet sıfatlarından sonra ilim talim etme sıfatını da kendisine addetmiştir ve öte yandan rahim içerisinde ki kanı, yani Alak'ı en düşük mertebe şeklinde beyan etmiştir. O zaman insanın kemale erme yolu ilime doğru hareket etmesinden geçer. Bilimle ilgili tüm hadislerde ister kadın ister erkek, tüm insanlar gözetilmiştir. Fakat bazı rivayetlerde kadınların bilim öğrenmesinin vacip olduğuna has bir şekilde vurgu yapılmıştır.

Örneğin İslam peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Bilim öğrenmek her Müslüman erkeğe ve kadına vaciptir.

Başta İslam olmak üzere tüm semavi dinlerde bilim öğrenmek belli bir cins veya gruba özgür değildir ve her insanın bilim yolunda ilerlemesi ve cahillikten uzaklaşması gerekir.

Kur'an'ı Kerim'de birçok ayet, insanları bilim öğrenmeye ve varlık âleminin sırlarını keşfetmeye davet etmiştir. Diğern taraftan insanlığa yeni ufuklar açarak, marifet ve kemalata ulaşma vesilesi olmuştur. Bu çağrı özellikle Arabistan diyarının cahillik bulutları tarafından sarıldığı ve insanların derin gaflet içinde yaşadığı bir sırada gerçekleşmiştir.

ehlader

YORUMLAR

REKLAM