Ayetullah Kemal Haydari: Muaviye ve Hadis Uyduruculuğu (7) (SON)

Uley b. Rebah; imam ve sikadır. Tâbiûnun ileri gelenlerindendir. Ebû Abdurrahman el-Mukri şöyle der: Ümeyyeoğulları adı Ali olanları öldürmekteydi. Bu durum Rebah’a ulaştırılınca oğlunun ismini değiştirerek ismi tasğir şeklinde Uley yaptı. Evet, İmam Ali’nin dostu ve O’nun izinde yürüyenlerin öldürülmesinden değil, ismi Ali olan kimselerin öldürülmesinden bahsediyoruz! Bunu Zehebî söylüyor.
GİRİŞ: 12.06.2020 09:54      GÜNCELLEME: 12.06.2020 09:54
Rasthaber -  Sunucu: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, hamd Allah'a özgüdür. Salat ve selâm Allah'ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), tertemiz Âl'ine, seçkin ve değerli sahâbîlerine olsun.

Değerli izleyicilerimiz sizleri en güzel duygularla selamlıyoruz. Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhû. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydarî Bey'i selamlıyoruz. Efendim hoş geldiniz.

Seyyid Kemal Haydarî: Hoş bulduk.

Sunucu: Seyyidim önceki programda Emevîci din anlayışı mensuplarının ve Ümeyyeoğulları otoritesinin özellikle de Muaviye'nin faziletleri hakkında hadisler uydurduklarını zikretmiştiniz. Acaba bu hakikati ispatlayan başka kanıtlar da bulunmakta mıdır?  

Seyyid Kemal Haydarî: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan adıyla ve O'nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selâm Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a.) ve tertemiz Âl'ine olsun.

Özellikle Muaviye'nin faziletlerini beyan etmek için birçok rivayetin uydurulmuş olduğunu belirtmiştik. Tabii önceki programlarda ‘‘Ümeyyeoğulları, Muaviye ve onu dost edinenlerin faziletleri'' ile ‘‘Muaviye'ye düşman olanların ve Hz. Ali'ye dost olanların yerilmesi'' hakkında birçok rivayetin olduğunu belirtmiştik. Ancak programımızın vakti sınırlı olduğundan bu konuların ve uydurulmuş olan nasların detaylarına giremedik. Önceki programda özellikle Muaviye'nin faziletleri hakkında aktarılan bütün rivayetlerin ve nasların uydurma ve düzmece olduklarını ve bunların asıllarının olmadığı yönünde âlimlerin sözlerinin paralellik gösterdiğini açıklamıştık.

Öte yandan Muaviye ve Ümeyyeoğullarının faziletleri hakkında eser telif eden bir grup yazar, bu rivayetlerin uydurma ve düzmece olduklarına işaret etmemişlerdir. Onlar bu faziletlerin kesin ve sahih olduklarını ispatlamaya çalışmışlardır. Bu programda bu hakikati ortaya koymaya çalışacağız.

Bu meseleye değinenlerden birisi er-Red ale'l-Mübtedi'a adlı eserin müellifi İbn el-Bennâ el-Hanbelî'dir (ö. h. 471). Yazar şöyle der:

Fasıl (Başlık) Muaviye b. Ebû Süfyan'ın imameti Ali b. Ebû Talib'in imametinden sonradır. O, Osman'ın kanını talep etmiştir. Allah, Osman'ın katiline lanet etsin. İmam

Hasan hilafete ulaşınca hilafeti bırakarak Muaviye'ye verdi. O yıla cemaat yılı dendi.[1]
Yazar Osman'ın katiline lanet ediyor, ama İmam Ali'nin katiline lanet etmiyor!

Pasajdan ‘‘İmam Hasan (a.s.) Allah-u Teâlâ'ya yakınlaşmak amacıyla hilafeti terk ederek onu kendisinden daha ehliyetli olan Muaviye'ye verdi'' anlamı çıkıyor. Bu da yazarın bir diğer saptırmasıdır. Bir de yazar konuyu öyle bir şekilde anlatıyor ki ‘‘Hilafet Ümeyyeoğullarının hakkıydı ve İmam Ali ile İmam Hasan (a.s.) birer gasıp idi. Şimdi ise hilafet tam layık olduğu yere ulaştı'' izlenimi doğuyor. 

Sanki Ali (a.s.) ayrılık ve fitne yılında yaşıyordu! Bu da enformasyon saptırmasıdır. Şimdilerde de bunu görebiliyoruz. İsrail kendi ordusunu itidal ordusu, Filistinlileri ise terörist olarak isimlendiriyor. Mantık aynı mantık!

Yazar devamında şöyle der:

Ahmed b. Hanbel ‘‘Muaviye 40 yıl kaldı. 20 yıl yönetimde 20 yıl da hilafette kaldı. Muaviye'yle karşılaşıp da ona teşekkür etmeyen ve ondan razı olduğunu ifade etmeyen hiç kimse yoktur'' der.[2]

Yani Muaviye halifelerdendir. Dolayısıyla hilafet 30 yıl değil daha fazla sürüyor.

Yazar eserin ilerleyen sayfalarında Muaviye'nin fazileti hakkında rivayetler aktarır:

Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Hz. Resûlullah şöyle buyurmaktadır: Allah-u Teâlâ vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye.

Câbir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilmektedir: Hz. Resûlullah (s.a.v.) Ben-i Huleyd Gazvesinde Muaviye'ye bir pay vererek ‘‘Ey Muaviye! Şunu al ve bununla beni cennette karşıla'' diye buyurdu.

Enes'ten rivayet edildiğine göre o şöyle demektedir: Hz. Resûlullah (s.a.v.) ‘‘Ben cennette ancak Muaviye b. Ebû Süfyan'ı ararım'' buyurdular.[3]

Değerli izleyicilerin dikkat etmesini istiyorum. Bu rivayetin (Ebû Hureyre) uydurma olduğunu eserin muhakkiki söylüyor, eserin müellifi değil. Eserin müellifi, rivayetin uydurma olduğunu söylemiyor. Dolayısıyla yazar rivayetin sıhhatine inanmaktadır. Kimse bize ‘‘bu rivayetler zaten uydurmadır'' diye itirazda bulunmasın. Sizler uydurma olduğunu söylüyorsunuz! Müellifin kendisi uydurma olduğuna inanmıyor ve dolayısıyla okuyucunun zihninde Muaviye'nin faziletleri kapsamında olduğu algısını doğurmaya çalışıyor.

Resûlullah (s.a.a.) cennette ne Fâtıma'yı ve Hasaneyn'i, ne Ebû Bekir'i -ki inancınıza ve kabulünüze göre sahâbenin en üstünüdür- ve Ömer'i, Osman'ı ve ne de Aişe'yi -ki siz O'nun Resûlullah (s.a.a) nezdinde hanımlarının en sevgilisi olduğunu söylüyorsunuz- arıyor! Eserin muhakkiki ‘‘fasıl bölümü''nün altına şöyle not düşer:

Musannif, büyük sahâbî Muaviye b. Ebû Süfyan'ın konumunun ve imametinin ispatı ve sahihliği hakkında aktarılan faziletler ve rivayetleri beyan etmek için bu faslı oluşturmuştur.

Ehl-i Sünnet ve diğerleri, Muaviye'nin faziletlerine önem vermişler ve bu meyanda Hz. Peygamber'den (s.a.v.) sahih ve sahih olmayan bütün rivayetleri aktarmışlardır. Onu övme hakkında başlı başına birçok tasnifler oluşturmuşlardır. Bunların hepsi bu yüce sahâbîyi eleştiren ve ona düşmanlık besleyenleri, Râfızîleri ve diğerlerini reddetmek için telif edilmiştir…

Abdullah b. Mübârek şöyle der:

Muaviye bizim nezdimizde mihnettir. Kimin o mihnete öfke ile baktığını görürsek, onu Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sahâbîlerine kötü söz söylemiş olmakla itham ederiz.

 Mâlik ise şöyle der:

Hz. Peygamber'in ashabından birisine; Ebû Bekir, Ömer, Osman, Muaviye ve Amr b. el-As'a söven, bunların sapıklık üzere olduğunu veya kâfir olduğunu söyleyen öldürülür. Bunların dışında başka sözlerle hakaret edecek olurlarsa çok şiddetli bir şekilde cezalandırılırlar… Bunun dışında da çeşitli şekilde hakaret etmeye çalışan kimse şiddetli bir şekilde cezalandırılır…

Ebu'l-Hâris'ten rivayet edildiğine göre o şöyle demektedir:

Ebû Abdullah'a (Ahmed b. Hanbel) ‘‘Muaviye'nin vahiy kâtibi olduğunu söylemiyorum, yine onun müminlerin dayısı olduğunu da söylemiyorum. Çünkü o iktidarı kılıç zoruyla gasp ederek aldı'' diyen kimse hakkında ne dersin, şeklinde soru sorulunca şöyle cevap verdi: Bu, kötü ve çirkin bir sözdür. Böyle söyleyen topluluktan sakınılır, onlarla oturulup kalkılmaz ve onların durumlarını insanlara açıklarız.[4]

Yazar Hz. Ali (a.s.) söz konusu olduğunda büyük sahâbî demiyor, ancak Muaviye bahsi geçince büyük sahâbî ifadesini kullanıyor!

Muhakkik Muaviye'nin faziletleri hakkında sahih rivayetlerin olduğunu söylemeye çalışıyor. Ancak izleyiciler, bu rivayetlerin tümünün uydurma olduğunu ve hiçbirinin aslının bulunmadığını ifade eden pasajları okuduğumuzu hatırlayacaklardır.

Mâlik'ten aktarılan sözde İmam Ali'nin (a.s.) ismi geçmiyor. Sahâbeden yanlış yapan bir kimseye ‘‘o yanlış yaptı, yanlış kanallara saptı'' deme hakkı bulunmamaktadır.

Yazarın yukarıda geçen nakillerinden sonra İbn Teymiyye'nin Mecmûu Fetâvâ'da geçen Muaviye hakkındaki sözüne geçelim:

Âlimler, Muaviye'nin bu ümmetin meliklerinin en hayırlısı olduğunda ittifak etmişlerdir. Kendisinden önceki dört halife Peygamberin halifeleridir ve bu hilafet, hilafet-i nübüvvettir. O ise meliklerin ilkidir. Onun melikliği hadiste de geçtiği üzere rahmet melikliğidir. Nitekim Hz. Resûlullah'ın hadisinde şu ifadeler geçmektedir: ‘‘Mülk, nübüvvet ve rahmet olacaktır. Sonra hilafet ve rahmete dönüşecektir. Sonra meliklik ve rahmete dönüşecektir. Sonrasında da mülk ve ceberrutluğa, sonrasında da ısırıcı melikliğe dönüşecektir.'' Muaviye'nin mülkünde rahmet, hilim ve Müslümanların faydası söz konusudur. Buradan da onun melikliğinin diğerlerinin melikliğinden daha yararlı olduğu anlaşılır.[5]

Bu tamamen İbn Teymiyye'nin tedlislerinden birisidir. O ihtiyaç duyduğu bir konuda hemen ‘‘ulema ittifak ve icmâ etmiştir'' ifadesini kullanır. Ama Emevîci din anlayışıyla uyuşmayan bir husus söz konusu olduğunda o konuda icmâ gerçekleşmiş olsa dahi hemen kuşku oluşturmaya çalışır. 

Belirttiği hadis ister sahih olsun ister sahih olmasın önemli olan hadisin Muaviye'ye hizmet etmesidir. Belirttiği hadisle Muaviye'yi de rahmet kapsamına aldı. İşte Emevîci din anlayışı budur! Konu Ali (a.s.) olunca ‘‘Hakkında ittifak gerçekleşmemiştir, ihtilaflıdır. İmameti gerçekleşmemiştir'' gibi ifadeler kullanır. Tabii gerekçe Muaviye'nin hak İmam'a karşı çıktığı izlenimini devre dışı bırakmaktır. Bu Ümeyyeoğullarının Muaviye'yi savunmada kullandıkları metotlardan biridir. Dolayısıyla ‘‘zamanının imamına karşı çıkan bağîdir'' kuralının dışına çıkmaktadır. Zira İmam Ali'ye yapılan biat, sahih bir biat değildir.

Değerli izleyiciler, Muaviye'yi ve melikliğini savunan bağımsız bir esere dikkat çekmek istiyorum. Şeyhü'l-İslam İbn Teymiyye'nin el-Hilâfe ve'l-Mülk adlı eseri.

Eser tamamıyla Muaviye'yi savunmaktadır.[6]

Değerli izleyiciler, kimi muhakkiklerin bu rivayetlerin uydurma olduğu noktasında tahkikler yaptıkları ve not düştükleri doğrudur. Ancak tarih boyunca bir aldatma da söz konusudur. Bunun en önemli kanıtlarından biri Ebû Ya'lâ el-Ferrâ'nın (ö. h. 526) Tabakâtu'l-Hanâbile adlı eseridir:

Bize Dımaşk yurdunda yerleşen Ahmed haber vererek şöyle dedi: Birçok kişinin Ebû Ömer ez-Zâhid'den şöyle aktardıklarını işittim: Eşraf, yazarlar ve edep ehli Saleb'in kitabını ondan dinlemek için onun (Ebû Ömer'in) huzurunda toplanıyorlarmış. Ebû Ömer'in Muaviye'nin faziletlerini barındıran bir kitapçığı varmış. Ebû Ömer, bu eserden bir şeyler okumayıncaya kadar onları terk etmezmiş. Bu eserden bir şeyler okuduktan sonra istenilen derse geçerlermiş.[7]

Öyle anlaşılıyor ki Muaviye'nin faziletleri için metodik bir uygulama söz konusu imiş. Yani öğrenime ve derse Muaviye'nin faziletlerini zikretmekle başlarlarmış. Yani Kur'ân'ın, velilerin, vasilerin, halifelerin ve peygamberlerin zikri gibi bunlar da ilk önce Muaviye'nin faziletlerini zikretmekle derse başlarlarmış. Yani Ebû Ömer kendisinden ilim alınmasına bu cüzden bir şeyler okunmasından sonra izin verirmiş.

Bu konuyla ilgili oldukça fazla kanıt bulunmaktadır. İnşallah yeri geldikçe bunlara değiniriz.

Sunucu: Acaba Ümeyyeoğullarının İmam Ali (a.s.) ve Ehl-i Beyt'i devre dışı bırakmak için uyguladıkları başka yöntemler ve icraatlar bulunmakta mıdır?

Seyyid Kemal Haydarî: Hz. Ali'nin ismini kazımak, O'nun ve Ehl-i Beyt'inin faziletlerini ortadan kaldırmak için birçok icraatlar gerçekleştirilmiştir.

Şöyle bir soru gelebilir: Gerçekten Muaviye bunu yapmış mıdır?

Cevabı net ve açıktır. Vaktimizin elverdiği ölçüde bunu açıklamaya çalışacağız. Hafız Zehebî Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ adlı eserinde şöyle der:

Uley b. Rebah; imam ve sikadır. Ebû Musa el-Lahmî el-Mısrî, Amr b. el-As, Ukbe b. Amir ve Ebû Katade el-Ensarî gibi bir grup sahâbîden hadis dinlemiş ve rivayet etmiştir... Tâbiûnun ileri gelenlerindendir. Ebû Abdurrahman el-Mukri şöyle der: Ümeyyeoğulları adı Ali olanları öldürmekteydi. Bu durum Rebah'a ulaştırılınca oğlunun ismini değiştirerek ismi tasğir şeklinde Uley yaptı.[8]

 

Evet, İmam Ali'nin dostu ve O'nun izinde yürüyenlerin öldürülmesinden değil, ismi Ali olan kimselerin öldürülmesinden bahsediyoruz! Bunu Zehebî söylüyor. Tarihi okumayan bazı cahil kimseler televizyon kanallarına çıkıp sahâbe arasında herhangi bir sıkıntı yokmuş, birbirlerini seviyorlarmış gibi aktarıyorlar. ‘‘Seyyidim bu hakikati ispatlayan başka kanıtlar var mıdır'' şeklinde bir soru gelebilir. Kanıtlar çoktur.

Aynı kaynaktan Ebu'l-Hasan el-Medâînî'nin tercüme-i hâlini sunalım. Yazar şöyle diyor:

Hafız ve sadık Ebu'l-Hasan el-Medâînî. Bağdad'da yaşadı. Birçok tasnifi vardır. Siyer, meğâzi, ensâb ve Cahiliye dönemi hakkında ileri düzeyde bir âlimdir. Aktardığı hususlarda tasdik edilmiştir… Kendisinin aktardığına göre kendisi Memun'un huzuruna çıkartılmıştır. Ali (a.s.) hakkında bazı hadisler aktarmıştır. Bunun üzerine Memûn, Ümeyyeoğullarına lanet etmiştir.

Medâînî şöyle der: Bana el-Müsennâ b. Abdullah el-Ensârî şöyle rivayet etmiştir: Şam'da idim, ne Ali ne de Hasan ismi duyabildim. Orada kaldığım süre içinde sadece Muaviye, Yezid ve Velid isimlerini duyuyordum.[9]

Yani Ali ismini İslam tarihinden ve İslam toplumundan silmek istiyorlardı, ta ki hiçbir kimse Ali b. Ebû Tâlib ismini anmasın!

‘‘Seyyidim bu, o dönemdeydi'' diyebilirler. Aynısı günümüzde de söz konusudur! Bazı şehirlere ve bölgelere bakınız. Günümüzde Kuzey Afrika'da, Mısır'da vd. bazı şehirlerde Ali, Hasan, Hüseyin, Bâkır ve Sâdık gibi Ehl-i Beyt isimleriyle karşılaşmaktasınız. Ancak bazı şehir ve yörelerde bu isimlerle ya hiçbir şekilde karşılaşmazsınız ya da son derece nadir olarak karşılaşırsınız. Şimdi bu konunun detaylarına girmek istemiyorum.

Konuyla ilgili İmam Sâdık'tan (a.s.) aktarılan önemli bir rivayet bulunmaktadır. Hadis Tuhefu'l-Ukûl'da geçmektedir. Rivayet şöyledir:

Birisi İmam Sâdık'ın (a.s.) huzuruna vardığında İmam ona ‘‘Kimlerdensiniz?'' diye sordu. O da ‘‘Sizi sevenlerden ve sizi takip edenlerdenim'' dedi. İmam Sâdık (a.s.) daha sonra ‘‘Bizi sevenlerin hangi kısmındansınız?'' diye buyurdular. Adam, susup kaldı. İmam'ın (a.s.) ashabından olan Sedir: ‘‘Ey Resûlullah'ın (s.a.a.) oğlu, sizi sevenler kaç gruptur'' diye sordu. İmam (a.s.) şöyle buyurdu: ‘‘Bizi sevenler üç gruptur. Bir grup bizi gizlide sever açıkta değil. Bir grup, bizi sadece açıkta sever, gizlide değil. Diğer bir grup ise, bizi hem gizlide sever hem de açıkta. İşte bu grup en üstün olandır.''

Yani kalbiyle bizi sever, ancak bunu açığa vurmaz. Bu sevgisini ya korkudan ya da bir maslahattan dolayı açığa vurmaz. Ben öyle düşünüyorum ki kimileri sadece ismen seviyorlar. Oğullarına İmamların isimlerini koymuyorlar. Sadece dilleriyle ‘‘bizler Hz. Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin'i (a.s.) seviyoruz'' diyorlar.

Konu açıktır. Bunlar, bırakın, İmam Ali'nin velayetini ve metodunu ortadan kaldırmayı, O'nun ismini dahi kazımayı amaçlamışlardır.

İşte bunların diğer bir uygulamaları budur. Yani Ali'nin ismini ortadan kaldırmak!

Sunucu: Acaba belirttiğiniz uygulamalar dışında bunların başka icraatları bulunmakta mıdır?

Seyyid Kemal Haydarî: Ümeyyeoğullarının kullandığı başka metotlar da vardır. En önemli ve en tehlikelisi şimdi işaret edeceğimiz icraattır. Bu icraat Resûlullah'tan (s.a.a.) aktarılan dinî maarifi ve hakikatleri tersyüz etmektir. Konunun anlaşılabilmesi için İbn Ebu'l-Hadîd'den bazı pasajlar okuyacağım.

Seyyidim onlar İbn Ebü'l-Hadîd'i Şiîlikle suçluyorlar, denilebilir. Onun Şiî olup olmadığını ileride ortaya koyacağız ve böylelikle hakikat anlaşılacaktır. Bu hakikatin anlaşılması için bazı kanıtlar ortaya koyacağız. Şimdilik onun söylediklerinin doğru olup olmadığını bir kenara bırakalım.

İbn Ebu'l-Hadîd 203. Hutbe'deki ‘‘Birisi bidatlere sebep olan ve halk arasında yaygınlaşan çok çe­şitli rivayetler hakkında soru sorunca'' cümlesinin şerhinde şöyle der:

Muaviye valilerine bütün şehirlerde ve yörelerde Osman hakkında hadislerin çoğalıp yayılması için mektup yazdı. Muaviye bu mektubunda şöyle dedi: Size bu mektubum ulaşacak olursa insanları sahâbenin faziletleri hakkında hadis rivayet etmeye davet edin… Ebû Turâb hakkında Müslümanların rivayet ettiği hangi haber olursa olsun onunla çelişen bir hadisi sahâbe hakkında da rivayet edin. Bu benim için oldukça sevindirici, gözlerimi aydınlatıcıdır. Ve bu, Ebû Turâb'ın ve Şiîlerinin kanıtlarını ortadan kaldırıcıdır. Bu durum onlara Osman'ın menkıbelerinden ve faziletlerinden daha ağır gelir.[10]

Yani İmam Ali (a.s.) hakkında hangi sahih hadis varsa sahâbe hakkında da o hadisi rivayet edin, diyor. Resûlullah (s.a.a.) ‘‘Sen bana Harun'un Musa'nın nezdindeki konumundasın'' buyruğunu başka bir sahâbî hakkında rivayet edin! Özellikle de bu hadisleri Ali'nin (a.s.) düşmanı olan sahâbîler hakkında rivayet ediniz ki bu fazilette Ali'ye ortak olsunlar!

Değerli izleyiciler şunu bilsinler ki İbn Ebu'l-Hadîd el-Mutezilî Şiîlikle itham edilmiş birisi olsa da gerçekte o, Şia'nın muhaliflerinden ve hatta düşmanlarındandır.

Buna dair kanıtımız da bulunmaktadır. İşte kanıtı.

İbn Ebu'l-Hadîd şöyle der:

Şia'nın ve Bekriyye'nin uydurduğu rivayetler hakkında bir fasıl. Faziletleri içeren yalan hadislerin kaynağının Şia olduğunu bil. Onlar büyükleri hakkında evvelemirde çeşitli hadisler uydurdular… Bunların karşısında Bekriyye Şia'nın yaptığı şeyi yaptı ve onlar da bu hadisler karşısında kendi büyükleri için hadisler uydurdular. [11]

İbn Ebu'l-Hadîd bu başlığı atmakla Şia ve Ebû Bekir'in taraftarlarının uydurdukları hadislerin bulunduğunu belirtmek istiyor. Hadis uydurulmasının Şiîlerin eliyle başladığını söylüyor. Buna rağmen bazı cahiller İbn Ebu'l-Hadîd'in Şiî olduğunu söylüyor!  İbn Teymiyye'nin söylediği sözlerin aynısını İbn Ebu'l-Hadîd de söylüyor. Bütün bunlara rağmen bu şahıs nasıl Şiî oluyor? Buna rağmen bazı cahil kişiler, İbn Ebu'l-Hadîd ‘‘Hz. Ali daha faziletlidir'' dediğinden dolayı onu Şiîlikle itham etmişlerdir. Yoksa o Şiî olmadığını açıkça söylüyor.

Bu programda iki veya üç örneğe işaret edeceğim.

İlk örnek. İmam ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ adlı eseri.

Değerli izleyiciler ‘‘Ey Ali! Seni ancak mümin sever, sana ancak münafık buğzeder'' hadisini etraflıca ele aldığımızı hatırlayacaklardır.

İmam ez-Zehebî şöyle der:

Rivayet şöyledir: Mualla b. Hilal, Ameş'ten, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den merfu olarak şöyle rivayet etmektedir: Ebû Bekir ve Ömer'e ancak münafık buğzeder, onları ancak mümin sever.

Mualla metruktur.

Eserin muhakkiki Allâme Arnavut şöyle demektedir:

Ricâl âlimleri Mualla'nın yalancılığı hususunda ittifak etmişlerdir. [12]

Rivayette Ali (a.s.), Ebû Bekir ve Ömer ile yer değişmiştir. Allâme Arnavut Mualla'nın yalancılığında ittifak bulunduğunu söylüyor. İbn Ebu'l-Hadîd'in dile getirdiği şey işte burada kendisini gösteriyor:
Ali (a.s.) hakkında vârid olan her rivayet, başka bir sahâbî hakkında da uydurulacak ve dile getirilecek!

İkinci örnek: ‘‘Hasan ve Hüseyin cennet ehli gençlerin efendileridir'' şeklindeki hadis. Bu hadis, hakkında ittifak bulunan, muhalifi olmayan, isnad açısından sahih bir hadistir. Ancak geliniz Sünenu't-Tirmizî'de bulunan bazı eklemelere bakalım:

Enes'ten rivayet edildiğine göre Hz. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Bekir ve Ömer için ‘‘Bu iki kimse, peygamber ve elçilerden başka, öncekiler ve sonrakilerin yaşlı cennetliklerinin efendileridir'' buyurdu. Daha sonra da Hz. Ali'ye dönerek ‘‘Ey Ali, kendilerine haber verme'' dedi.

Tirmizî konuyla ilgili üç rivayet aktarır:

İkinci rivayeti Zührî'den aktarır. Üçüncü rivayeti ise Şa'bî kanalıyla Hâris'ten, o da Ali'den aktarır. [13]

Zührî Nâsıbîlerin en şiddetlilerindendir. Ben bu rivayetlere not düşmek istemiyorum. Bakınız Allâme Şuayb el-Arnavut bu rivayetlere nasıl not düşmektedir:

İlk rivayet şahitleriyle sahihtir. Muhammed b. Kesir -ki İbn Ebû Ata'dır- hakkında ihtilafa düşülmüştür. Cerh ve tadil âlimlerinin bir grubu onu zayıf sayarken bir grubu ise onu sika kabul etmektedir. Ancak bu şahıs zayıftır.

İkinci hadis hakkında Tirmizî şöyle der: 

Velid b. Muhammed el Muvakkırî hadis konusunda zayıf sayılır. Ali b. Hüseyin, Ali b. Ebû Tâlib'den de hadis işitmemiştir.

Allâme Arnavut dipnotta şöyle der:

Hadis, tarikleri ve şevâhidiyle sahihtir. Ancak bu isnad zayıftır. [14]

Aslında ilk rivayetin sened açısından zayıf olduğu fakat şahitler ve mutabeâtı ile sahihlik derecesine çıktığı anlaşılıyor.

İkinci hadis: Zührî'den, o da Ali b. Hüseyin'den, o da Ali b. Ebû Talib'ten şeklinde rivayet edilmektedir. Yani İmam Seccâd, İmam Ali'den doğrudan rivayet etmektedir. İmam Seccâd (a.s.) Ali b. Ebû Tâlib'den hadis işitmiş değildir. Dolayısıyla arada bir râvî düşmüştür.

Allâme Arnavut üçüncü hadisin dipnotunda sened değerlendirmesi yaparken şöyle der:

Bu hadisin isnadı zayıftır. Çünkü hadisin isnadında Hâris bulunmaktadır.[15]

Rivayetlerin tümü ya hadis uydurucuları ya da zayıf râvîler tarafından rivayet edildiklerinden zayıftır. Hâlbuki ‘‘Hasan ve Hüseyin cennet ehli gençlerin efendileridir'' şeklindeki hadis bu şekilde değildir.

Sunucu: Resûlullah (s.a.a.) ‘‘Yaşlı kimse cennete giremez'' buyurmaktadır.

Seyyid Kemal Haydarî: Bu konuya inşallah ileride değiniriz. Ancak şu an Ümeyyeoğullarının kültürümüzde ve aktarılan rivayetlerde ne tür cinayetler işledikleri konusunu ele alıyoruz. Nitekim İbn Ebu'l-Hadîd şöyle der:

Nerede Ali b. Ebû Tâlib'in faziletiyle ilgili bir hadis bulunuyorsa benzerini başkaları hakkında da uydurdular.

Üçüncü hadis: Ali'nin kapısı dışında, mescide açılan diğer kapıları kapatma. Bu rivayetler, hakkında ittifak edilen hususlardandır. Hz. Peygamber (s.a.a.) ölüm hastalığında bulunduğu bir dönemde başına bir kumaş parçası sararak evden dışarı çıktı. Gelip minbere oturdu, Allah-u Teâlâ'ya hamd-u senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

Arkadaşlığı ve malı konusunda insanlar arasında kendisine en çok minnet duyacağım kişi Ebû Bekir'dir. Eğer bir dost (halil) edinseydim Ebû Bekir'i dost edinirdim. Fakat İslam kardeşliği ve sevgisi kalmıştır. Ebû Bekir'in kapısı hariç mescide açılan kapı kalmasın.[16]

Bu rivayetin sahih olup olmadığı sorusunu bir tarafa bırakalım. Değerli izleyiciler Sahihu'l-Buhârî'de geçen bu hadisin râvîlerinin, Nâsıbîlerden olduğu şeklindeki açıklamalarımızı hatırlayacaklardır. Yani bu şahıslar Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'e düşmanlık besleyen kimselerdir. İkrime de bunlardan birisidir. İnşallah İkrime ile ilgili ileriki programlarda açıklamalarda bulunacağız.

Sözlerimi İbn Ebu'l-Hadîd el-Mutezilî'nin açıklamalarıyla sonlandırıyorum:

Bekriyye Şia'nın yaptığı uygulamaları görünce onlar da bu hadisler karşısında aynı şeyleri kendi büyükleri için yaptılar. ‘‘Eğer bir dost (halil) edinseydim Ebû Bekir'i dost edinirdim'' hadisini uydurdular. Bekriyye, ‘‘Muahat hadisi'' karşısında bu hadisi uydurmuştur. ‘‘Seddü'l-Ebvâb hadisi'' de bu şekildedir. Zira bu fazilet İmam Ali'ye (a.s.) aittir. Ancak Bekriyye bunu ters yüz ederek Ebû Bekir'e ait kılmıştır. ‘‘Bana bir hokka ve bir yaprak getirin, size Ebû Bekir için bir şey yazayım da benden sonra iki kişi bile ihtilafa düşmesin'' hadisi de bu şekildedir… Bekriyye ‘‘Kâğıt kalem getirin, Resûlullah bize bir yazı yazsın ki ondan sonra sapıklığa düşmeyelim'' rivayeti karşılığında bu hadisi uydurmuşlardır… Acılar O'na galebe çaldı. Bize Allah'ın Kitabı yeter… ‘‘Ben senden razıyım. Acaba sen de benden razı mısın?'' hadisi de bu türdendir[17]

İbn Ebu'l-Hadîd bu hadisin Bekriyye tarafından uydurulduğunu söylüyor. Pasajda geçen nakiller uydurma rivayetlerdendir.

Sözlerimi Mesâilü'l-İmam Ahmed b. Hanbel'de geçen bir pasajla bitirmek istiyorum. Yazar şöyle diyor:

Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini işittim: Bana Delleveyh şöyle dedi: Ben Ali b. el-Ca'd'ın şöyle dediğini işittim: Vallahi Muaviye İslam dininin dışında başka bir din üzere öldü.[18]

Delleveyh ve Alî b. el-Ca'd'ı tanıyalım.

Delleveyh; imam, mutkin (sağlam, titiz), büyük hafız… Buhârî, Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâî kendisinden rivayette bulunmuştur… Ebû Hatim onun saduk olduğunu belirtir. İbrahim b. Erume ise ‘‘Ziyad b. Eyyub'dan (Delleveyh) daha sika birisi yeryüzünde bulunmaz''[19] demiştir.

Ali b. el-Ca'd; imam hafız ve hüccet. Buhârî, Ebû Davud, Yahya b. Main, Halef b. Salim ve Ahmed b. Hanbel kendisinden rivayette bulunmuştur.[20]

Sunucu: Ebû Muhammed kardeş hatta, buyurun.

Ebû Muhammed: Basit bir müdahalem var. Buhârî evet bazı Haricîlerden rivayet etmektedir. Haricîler ise Ehl-i Sünnet'e ve Buhârî'ye düşmanlık besleyen kimselerdendir. Buhârî bazı Haricîlerden hadis rivayet etmektedir. Çünkü Haricîler yalanın insanı İslam dışına çıkaran bir unsur olduğuna inanmaktadırlar. Onlar ancak doğruyu söylerler. Onların sıkıntıları tevildedir, nakilde değildir. Haricîler yalanı en büyük günahlardan gördüklerinden dolayı Buhârî onlardan rivayet etmiştir.

Seyyid Kemal Haydarî: Haricîlerin yani münafıkların sözleri nasıl kabul edilir? ‘‘Ey Ali! Seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık buğzeder'' hadisini kabul ettiğinize göre Haricî münafık olmaktadır. Münafıklar ise Kur'ân-ı Kerim'in açık nassıyla yalancıdırlar. ‘‘Allah onların yalancı olduklarına tanıklık eder.'' Dolayısıyla Buhârî Allah-u Teâlâ'dan daha doğru sözlü değildir. Allah münafıkların yalancı olduğunu söylüyor. Ama siz Buhârî'nin -Kur'ân'ın karşısında durarak- münafıkların doğru sözlü olduğunu söylediğini belirtiyorsunuz. Eğer nakilde bulunmak için doğru sözlü bir insan arıyorsan Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s.) -özellikle de İmam Sâdık'tan (a.s.), O doğru sözlü değil midir ki- niçin hadis nakletmiyorsun ey Buhârî? Şiîlerin insanların en yalancıları, Haricîlerin ise insanların en doğru sözlüleri olduğunu nereden çıkardınız? İşte bu mantık Emevîci din anlayışının mantığıdır!

Sunucu: Teşekkürler Seyyid Kemal Haydarî Bey. Sizlere de teşekkür ediyoruz değerli izleyiciler. Bir sonraki programda görüşmek üzere. Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhû.

Medya Şafak
[1] Ebû Ali el-Hasan b. Ahmed b. Abdullah, er-Red ale'l-Mübtedi'a, s. 267, tahkik: Ebû Abdullah Adil b. Abdullah Ali Hamdan, Dâru'l-Emr, Suudi Arabistan.

[2] A.g.e., a.g.y.

[3] A.g.e., 271.

[4] A.g.e., s. 267.

[5] A.g.e., s. 268.

[6] Şeyhü'l-İslam İbn Teymiyye, el-Hilafet ve'l-Mülk, tahkik: Hammad Selame, Mektebetü'l-Menar, Ürdün.

[7] Kadı Ebu'l-Huseyn Muhammed b. Ebû Ya'lâ el-Ferrâ el-Bağdadî, Tabakâtu'l-Hanâbile, c. 3, s. 128, tahkik: Doktor Abdurrahman b. Süleyman el-Useymin, Mekketü'l-Mükerreme, Mektebetü'l-Ubeykan. 

[8] Hafız Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, c. 5, s. 101-2 35 no.lu tercüme-i hâl, Müessesetü'r-Risâle.

[9] A.g.e., c. 10, s. 400-2.

[10] İbn Ebu'l-Hadîd, Şerhu Nehci'l-Belâğa, c. 11, s. 44-9.

[11] A.g.e., a.g.y.

[12] Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, c. 16, s. 216, tahkik: Allâme Şuayb el-Arnavut.

[13] Sahihu Süneni't-Tirmizî, c. 6, s. 248, hadis no: 3664, tahkik: Allâme Şuayb el-Arnavut.

[14] A.g.e., a.g.y.

[15] A.g.e., a.g.y.

[16] Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, c. 1, s. 167, el-Mektebetü's-Selefiyye.

[17] Şerhu Nehci'l-Belâğa, c. 11, s. 49.

[18] Mesâilu'l-İmam Ahmed b. Hanbel Rivâyetu İshak b. İbrahim b. Hanî en-Nisâbûrî, 1866, haz. Ebu'l-Eşbal Ahmed b. Salim el-Mısrî, Dâru't-Te'sıl ve Dâru'l-Mevedde.

[19] Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, c. 12, s. 120.

[20] A.g.e., c. 10 s. 459.

YORUMLAR

REKLAM