Ayetullah Kemal Haydari: Câhiliye Ölümü (2)

Yani İbn Teymiyye bu hadisi Yezid’e uyguluyor. Ona göre Yezid veliyyü’l-emirdir ve imamdır. Ona biat etmeksizin ölen kimse câhiliye ölümü üzere ölür! İbn Teymiyye’nin bu nazariyesi ile ‘‘imam zalim dahi olsa ona biat edilmesinin vacip olduğu’’ sonucu çıkıyor. Evet, biz aksi görüşteyiz. Bu Râfızîlik ise evet, biz Râfızîyiz!
GİRİŞ: 20.06.2020 10:00      GÜNCELLEME: 20.06.2020 10:00
Rasthaber -  Sunucu: Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla, hamd Allah'a özgüdür. Salat ve selâm Allah'ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a), tertemiz Âl'ine, seçkin ve değerli sahâbîlerine olsun.

Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. ‘‘Utruhatü'l-Mehdeviyye'' adlı programımızın yeni bir bölümüyle karşınızdayız. Sizin adınıza değerli konuğumuz Seyyid Kemal Haydarî Bey'e hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, diyorum.

Seyyid Kemal Haydarî: Hoş bulduk.

Sunucu: Hakkında iki program yaptığımız bu konunun önemini vurgulayan bir mukaddime sunmanız mümkün mü?

Seyyid Kemal Haydarî: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınır ve Rahman Rahim olan adıyla ve O'nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selâm Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a.) ve tertemiz Âl'ine olsun.

Öncelikle ‘‘Boynunda biat bulunmaksızın ölen kimse câhiliye ölümü üzere ölmüştür'' rivayetine işaret etmek istiyorum. Bu konu Müslüman bir insanın hayatında dikkate alması gereken en önemli hususlardandır. Değerli izleyiciler önceki programda İbn Hazm el-Endelüsî'nin yaptığı açıklamayı sunduğumuzu hatırlayacaklardır. İbn Hazm (ö. h. 456)  el-Fasl adlı eserinde şöyle der:

Ebû Muhammed dedi ki bizim cevabımız şudur: Hz. Resûlullah'ın (s.a.a.) imametin vacipliğine ve biatsiz olarak bir gece geçirmenin caiz olmadığına dair açık nassı bulunmaktadır.[1]

Yani bir imama biat etmeksizin bir geceyi geçiren kimse ölecek olursa câhiliye ölümü üzere ölmüş olur. Bizler câhiliye ölümünden muradın dalâlet ve inhiraf üzere ölmek olduğunu belirtmiştik. Bir diğer ifadeyle bu şekilde ölüm, ‘‘hidayet ve sırât-ı müstakîmden sapmış olarak ölmek'' demektir. Hadisin lafzı ve zâhiri sanki küfür üzere ölmeyi ifade etmektedir. Nitekim câhiliye ehli, küfür üzere ölmüşlerdir. Her hâlükârda bu mesele oldukça önemlidir. Bu esasa göre bir Müslümanın kime biat ettiğine dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle de Kur'ân'ın en üst perdeden ‘‘cennet ve cehennem ateşine davet eden imamların'' olduğunu dillendirdiğini göz önüne alacak olursak konu daha bir önem kazanmaktadır. Allah korusun, Müslüman bir kişi aslında cehennem ateşine davet eden bir imama biat edecek olursa Kıyamet Gününde biat ettiği imam ile haşredilecektir!

Sunucu: ‘‘Her insan topluluğunu imamları ile çağıracağımız o günde'' (İsrâ, 71)

Seyyid Kemal Haydarî: Bu kaide açık ve kesin bir kuraldır. İnsanların tâbi oldukları imamları hak imam ise onları cennet yoluna davet edecek ve hidayet edecektir. Eğer bu imam bâtıl bir önder ise tabiatıyla o kişiyi cehennem ateşine davet edecektir. Öyleyse bu mesele o kadar sıradan ve basit bir konu değildir. Dinî anlayışını araştırarak oluşturmak isteyen bir Müslüman bu meseleye de gereken önemi vermelidir. Biat edilmesi gereken hatta vacip olan bu imamın kim olduğunu araştırmalıdır. Konu çerçevesinde Kur'ân-ı Kerim'de iki ayete işaret etmek istiyorum:

‘‘Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten imamlar tayin etmiştik.'' (Secde, 24) Öyleyse Allah-u Teâlâ'nın emriyle hidayete erdiren imamlar bulunmaktadır.

‘‘Onları, (insanları) ateşe çağıran imamlar kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.'' (Kasas, 41) Bu ayete göre de bir insanın bu konuyu basite alma hakkının olmadığı anlaşılıyor. Dinine, Müslümanlığına ve akidesine önem veren bir Müslümanın bu meseleyi küçümseme ve basit görme hakkı yoktur.

Müslüman topluluklar çeşitli kimselere biat etmektedirler. Bir bölümü imamına ve liderine, diğer bir bölümü melike, bir başka grup askerlere biat etmektedir. Bir grup Müslüman âlimin de açıkça belirttiği gibi söz konusu bu biat Müslümanların imamına yapılmalıdır. Reis, melik ve başka bir kişiye değil. Dolayısıyla ‘‘dizginleri eline geçiren herkese biat edilmesi vaciptir ve bu şahıs imamdır'' diyemeyiz.

Buradan hareketle Hz. Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a.) bu hakikati, Ammâr'a uyarlayarak şöyle buyurduğunu görmekteyiz:

‘‘Ey Ammâr! Seni azgın bir topluluk şehid edecektir. Sen onları cennete davet edersin, onlar ise seni cehennem ateşine davet eder.''

Bu hadis, Ammâr'ın sancağı ve emri altında bulunduğu imamın ‘‘emrimizle hidayet edip cennete davet eden bir imam'' ve Ammâr'ı şehid eden sancağın sahibinin de ‘‘cehennem ateşine davet eden bir imam'' olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hadis, Hz. Resûlullah'ın nassıdır ve âlimlerin üzerinde ittifak ettiği rivayetlerdendir. Bu mesele hakkında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Öyleyse mesele önemlidir ve araştırılması zarurîdir. Müslüman bir insanın hayatı özel bir öneme sahiptir. Değerli izleyiciler, şu hususa dikkat çekmek istiyorum. Bir önceki, şimdiki ve bundan sonraki programda da biat edilmesi vacip olan imamın barındırması gereken şartlar ve özellikler konusunu ele almaya çalışacağız.

Sunucu: Seyyidim, ara ara şu soruyla karşılaşıyoruz. Ehl-i Beyt Okuluna göre biat edilmesi vacip olan imamın özellikleri nelerdir?

Seyyid Kemal Haydarî: Bu konunun detaylarına girmeksizin özetle değinmek istiyorum. Bu konunun detaylarına inşallah Mehdî-i Muntazar'a biati ele alacağımız programda sunmaya çalışacağız. O'nun hayatta olduğu ortaya konulunca kendisine biat edilmesi de vacip olur. Biz şu ana kadar İmam Mehdî'nin (a.s.) hayatta olup olmadığı konusunu incelemedik. Eğer İmam Mehdî (a.f.) hayatta ise -ki bu konuyu inşallah ileride ispat edeceğiz- tabiatıyla O'nun imametinin şartlarını tanımamız ve bilmemiz gerekmektedir. Ehl-i Beyt Okulu kendisine biat edilmesi vacip olan imamın iki temel özelliğe sahip olması gerektiği görüşündedir.

İlk özellik: Bu imamın hayatta olması gerekmektedir. Bizler ölü bir imama biat etmeyiz. Kendisine biat edilecek imam hayatta olmalıdır. Bundan dolayıdır ki Hz. Resûlullah (s.a.a.) ‘‘Her kim boynunda bir biat olmadığı halde ölürse câhiliye ölümü üzere ölür'' buyurmaktadır. Yani yaşadığı dönemde bir imamın bulunması gerekmektedir. Önceki programda bu hususa işaret etmiştik.

İkinci özellik: Bu imamın ‘‘masum'' olması gerekmektedir. Bizler ancak masum bir imama veya masum tarafından atanan bir şahsa biatin vacip olduğuna inanmaktayız. Asıl olarak biat, masum imama yapılır. Gerçi konumuzun dışına çıkacağız ama işaret etmek için söylüyorum. Biz Ehl-i Beyt Mektebi mensupları Ahd duasını sürekli okumanın müstehap olduğuna inanmaktayız ve bunu önceki programda da belirtmiştik. Ahd duasında şu ibareler geçmektedir:

Allah'ım! Hidayet edici, hidayet üzere olan ve senin emrine kıyam edici imam olan Mevla'mıza -rahmetin O'nun ve tertemiz atalarının üzerine olsun- yeryüzünün doğularında ve batılarındaki, çölünde ve dağındaki, karasında ve denizindeki bütün mümin erkek ve kadınlardan, benden ve anam-babamdan Allah'ın arşının ağırlığınca ve kelimelerinin çekimince, ilminin sayımınca ve -varlık- kitabının kapsamınca rahmet eyle. Allah'ım! Ben bugünün sabahında ve yaşadığım sürece O'nun üzerimdeki ahdini, akdini ve biatini yeniliyorum. Hiçbir zaman ondan vazgeçmeyeceğim ve onu zail etmeyeceğim.

İşte bizim itikadımız budur. Hayat sahibi masum bir imama biat edilmelidir. Bu inancımızın delillerini inşallah ileride sunacağız.

Değerli izleyicilerin dikkatini şu hususa çekmek istiyorum. Ehl-i Beyt Okulunun görüşlerinden ve dayanaklarından olan bu mesele inançsal boyutlara sahiptir. Şimdi değerli izleyicilere bir soru sorup detaylarına değinmeksizin geçmek istiyorum.

Dünya kadınlarının hanımefendisi, Mustafa (s.a.a.)'in ciğerparesi olan Hz. Fâtıma (s.a.) babasının döneminde imam olan Resûlullah'a (s.a.a.) biat etmiştir. Resûlullah'ın (s.a.a.) vefatından sonra -Mutarahatün fi'l-Akide adlı programda okuduğumuz sahih ve sarih naslardan da anlaşıldığı üzere- bu ümmetin ve cennet kadınlarının hanımefendisi olan bu yüce insan kime biat etmiştir? Bu dönemde O'nun imamı kim idi? El-Milel ve'n-Nihal adlı eserde de okuduğumuz üzere ‘‘biat etmeksizin bir Müslümanın bir geceyi geçirmesi caiz olmadığına'' ve Hz. Fâtıma'nın da Rabbinin huzuruna sıddîka ve şehid, ilk halifeye de gücenmiş ve gazaplanmış olarak irtihal ettiğini bildiğimize göre bu meseleyi nasıl değerlendireceğiz?

Sahîhi'l-Buhârî, O'nun (aleyhasselâm) ilk halife Ebû Bekir'e biat etmediğini açıkça söylemektedir. Hatta Hz. Ali b. Ebû Tâlib'in kendisi de Hz. Fâtıma'nın hayatta olduğu altı ay boyunca ilk halifeye biat etmemiştir. Nasıl bir sonuç elde etmemiz gerekiyor? Sizin dayanaklarınıza göre ilk halifenin imameti sahihtir ve o, Fâtıma döneminde de imam idi. Buna göre Hz. Fâtıma (a.s.) câhiliye ölümü üzere ölmüş olur! Haşa! Hz. Fâtıma (a.s.) bundan yücedir! O, dünya kadınlarının ve bu ümmetin kadınlarının hanımefendisidir. Dahası bu düşünce şu hususu da gerektirmektedir: Eğer Ali (a.s.) bu altı aylık dönemde vefat etmiş olsaydı Müslümanların imamına -ki sizler Ebû Bekir'in Müslümanların imamı olduğuna inanıyorsunuz- biat etmediğinden ötürü câhiliye ölümü üzere ölmüş olacaktı! Bizler ise Ebû Bekir'in Müslümanların imamı olduğuna inanmıyoruz. Bizler imametin Hz. Ali'ye ait olduğuna inanıyoruz. Bu konuda sizlerle görüş ayrılığına düşüyoruz. Ancak önemli olan husus bu konunun önemli ve hayatî konulardan olduğudur. Evet, bu soruları sizlere soruyor ve çözmeniz için önünüze koyuyorum.

Konuyla ilgili bir rivayet okumak istiyorum. Rivayet Sahîhi'l-Buhârî'de geçmektedir. Rivayet şöyledir:

Ümmü'l-Müminîn Aişe'den rivayet edildiğine göre Resûlullah'ın (s.a.a.) kızı Hz. Fâtıma, birini Ebû Bekir'e göndererek ondan Allah Teâlâ'nın, Medine ve Fedek'te Resûl-i Ekrem'e (s.a.a.) verdiklerinden ve Hayber humusunun geriye kalanlarından kendisine ulaşan mirası istedi. Fakat Ebû Bekir, ‘‘Resûlullah, ‘Biz miras bırakmayız. Bizden geri kalanlar sadakadır. Muhammed'in Ehl-i Beyt'i ancak bu maldan yiyebilirler” buyurmuştur. Şimdi ben Resûlullah'ın (s.a.a.) sadakasını kendi hayatında nasıl idiyse hiç değiştirmeden O'nun kullandığı gibi kullanacağım'' dedi. Böylece Ebû Bekir onların birini bile Fâtıma'ya (a.s.) vermekten sakındı. Hz. Fâtıma da Ebû Bekir'e öfkelenerek ondan yüz çevirdi ve vefat edinceye kadar bir daha onunla konuşmadı. Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekrem'den (s.a.a.) sonra sadece altı ay yaşadı. Vefat edince de eşi Hz. Ali, Ebû Bekir'e haber vermeksizin O'nu geceleyin defnetti. Hz. Fâtıma'nın cenazesine Hz. Ali'nin kendisi namaz kıldı. Hz. Fâtıma hayatta olduğu sürece halk arasında Ali saygındı. Fakat Fâtıma vefat edince Hz. Ali kavmin ileri gelenlerinin baskısı sonucu Ebû Bekir ile uzlaşarak ona biat etmek zorunda kaldı. Fakat Fâtıma hayattayken, o birkaç ay içerisinde Ali, Ebû Bekir'e biat etmedi.[2]

Şimdilik Ebû Bekir'in naklettiği sözün (Biz peygamberler miras bırakmayız) sahih olup olmadığına ve bu hadis çerçevesinde gerçekleşen münakaşalara, hadisin Allah'ın Kitabına uygun olup olmadığı konusuna girmek istemiyorum.

Hadise göre Ali (a.s.) bu altı aylık müddet boyunca biat etmemiştir, tabiatıyla Hz. Fâtıma da biat etmemiştir. Hz. Fâtıma'nın biat etmiş olması halinde Hz. Ali'nin biat etmemiş olması mantıklı değildir. Hz. Ali, Fâtıma dolayısıyla Ebû Bekir'e biat etmemiştir.

Sahâbe Okulunun dayanaklarına göre Hz. Fâtıma (s.a.) câhiliye ölümü üzere ölmüştür! Ama bizim dayanaklarımıza göre imamet Ali'ye ait olduğundan ötürü sorun bulunmamaktadır. Konu bizim açımızdan açıktır. Çünkü bizler imamın ilk önce hayatta olmasını ikinci olarak masum olmasını şart koşuyoruz. Bütün Müslümanların icmasıyla ilk halife masum olmadığından bizim açımızdan sorun ortadan kalkıyor. Bizler Hz. Ali'nin masum olduğuna dolayısıyla da Ali'ye biat edilmesi gerektiğine inanmaktayız. Ayrıca siz, Sa'd b. Ubâde'nin de câhiliye ölümü üzere öldüğünü kabul etmek zorundasınız. Çünkü tarihçiler, Ensar'ın lideri Sa'd b. Ubâde ilk halifeye biat etmemiştir, diyor. Ayrıca sizin dayanaklarınıza göre Ali'ye (s.a.) biat etmeksizin ölen herkes de câhiliye ölümü üzere ölmüştür. Bunun en açık örneklerinden birisi Hz. Ali'ye biat etmeyen Muaviye'dir. Şöyle ki o, Emîrü'l-Müminîn Ali'nin imametine muvafık değildi. Dahası imamet için Ali (a.s.) ile çatıştı. Bu çıkmazdan Ali b. Ebû Tâlib'in kendi zamanının imamı olmadığını söyleyerek kurtulabilirsiniz. Nitekim Şeyhü'l-İslâm İbn Teymiyye de bu sonuca ulaşmak istiyor. O bütün gayretini Ali b. Ebû Tâlib'in (a.s.) imâmet ve hilafeti hususunda icmanın gerçekleşmediğini ispata sarf eder. Gerekçe ve amaç bellidir. Muaviye ve Ali'ye karşı çıkanların muhalefetlerinin geçerli olduğunu gösterebilmek.

Bu açıklamalar ışığında mesele bizim açımızdan netlik kazanıyor. Ancak diğerleri için cevaplandırılması gereken istifhamlar söz konusudur. Bunlar bütün Müslümanların araştırması ve tahkik etmesi gereken sorulardır.

Sunucu: Bu açıklamalar Ehl-i Beyt Okulu içindir. Sahâbe Okuluna geçelim. Onlar açısından biat edilmesi gereken imamda bulunması gereken şartlar nelerdir?

Seyyid Kemal Haydarî: Sahâbe Okuluna ilişkin olarak önceki programda İbn Hazm ez-Zâhirî'nin açıklamalarına işaret etmiştik. Şimdi bu sözlerin detayına girmek istemiyorum. Sahâbe Okulunun âlimleri şöyle derler: İmam; Hak, Kitap ve Sünnet ile amel etmeli. Ümmetin kabulüne mazhar olmalıdır. Ümmetin kabulüne mazhar olmazsa imam değildir. Biz bu pasajı el-Hallâl'ın es-Sünne adlı eserinden okumuştuk. El-Hallâl (ö. h. 311) es-Sünne adlı eserinde şöyle der:

İshak şöyle der: Ebû Abdullah Ahmed b. Hanbel'e ‘‘Her kim boynunda bir biat olmadığı halde ölürse câhiliye ölümü üzere ölür'' hadisinin ne anlama geldiği sorulunca şöyle cevap vermiştir: İmamın ne olduğunu biliyor musun? İmam, Müslümanların tümünün üzerinde icma ettiği kimsedir. İşte imam budur.

Hadisin dipnotunda şöyle geçmektedir: Hadise ilişkin bu yorum sahihtir. İbn Hani bu rivayeti Mesâil'inde tahric etmiştir.[3]

Bu açıklama ışığında sahâbe nazariyesinin açık olduğu anlaşılıyor. Bundan dolayıdır ki İbn Hazm konu ile ilgili olarak ‘‘İmam, Kitap ve Sünnet ile amel etmezse kendisine had uygulanmalıdır'' der. O, bu sözleri el-Fasl adlı eserinde açıkça söyler:

Kendisine itaat edilmesi vacip olan imam, bizi Allah'ın Kitabı ve Resûlullah'ın sünnetiyle yöneten kimsedir. Eğer bu ikisinin birinden sapacak olursa bu davranışına engel olunur ve kendisine had uygulanır.[4]

Sahâbe Okulunun nazariyesi budur. Onlar imamın Kitap ve Sünnet ile amel etme sınırının dışına çıktığında hakka döndürülmesi ve kendisine had ikame edilmesi gerektiğini söylerler. Şimdilik bu nazariyenin detaylarına girmek istemiyorum. Çünkü üçüncü nazariyeye de değinmem gerekiyor.

Sunucu: Emevîci din anlayışına göre kendisine biat edilmemesi halinde câhiliye ölümü üzere ölmeyi gerektiren imamın taşıması gereken şartlar nelerdir?

Seyyid Kemal Haydarî: Programın vaktinin elverdiği ölçüde buna da kısaca değinmek istiyorum. Bizler Emevîci din anlayışına ve bu anlayışın tesis edicisi Şeyh İbn Teymiyye'ye müracaat edeceğiz. Şeyh İbn Teymiyye Emevîci din anlayışının teorisyenidir. Bundan dolayı kendisine ben ‘‘Şeyhü'l-İslâmi'l-Emevî'' lakabını takmışım. Bu metodu tanıyabilmek için Şeyh İbn Teymiyye'nin ‘‘Her kim boynunda bir biat olmadığı halde ölürse câhiliye ölümü üzere ölür'' hadisini kime tatbik ettiği konusunu ele alıp incelemek istiyorum. Bakınız Şeyh İbn Teymiyye bu aslı kime tatbik ediyor. 

Şeyh'in Minhâcü's-Sünne adlı eserine müracaat ediyoruz. Değerli izleyiciler, bazı internet sitelerindeki cahillerin sözlerimize ilişkin kuşku oluşturmamaları için pasajı bütün olarak okumamız gerekiyor. Ben ibareleri olduğu gibi kitaptan okumaya çalışacağım.

Şeyh şöyle diyor:

Sahîh-i Müslim'de Nâfî'den rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Muaviye döneminde Harre Vakası olup bittikten sonra Abdullah b. Mutî'e geldi. İbn Mutî ‘‘Ebû Abdurrahman'a bir yastık atın'' dedi. 

İbn Ömer şöyle dedi: Ben sana oturmak için gelmedim. Sana bir hadis söylemeye gel­dim. Ben Resûlullah'ın (s.a.a.) ‘‘Her kim, bir eli itaatten çıkarırsa kıyamet gününde Allah'a hiçbir hüc­ceti olmadığı halde kavuşur. Ve her kim boynunda bir biat olmadığı halde ölürse câhiliye ölümü üzere ölür'' buyurduğunu duydum.[5]

Şeyh İbn Teymiyye Sahîh-i Müslim'de geçen bu rivayeti aktardıktan sonra hadise şu notu düşer:

Abdullah b. Ömer'in Abdullah b. Mutî el-Esved'e söylediği hadis İbn Mutî'in ve Medinelilerin kendi dönemlerinin emiri olan Yezid'i makamından hal etmeye çalışmalarına ve ona karşı gelmelerine ilişkindir. Her ne kadar Yezid'de her türlü zulüm bulunsa da ona karşı çıkılmamasını ifade etmektedir. Yezid, Medineliler ile savaştı. Harre ehline bazı münker işler yaptı.

Bu hadis gelecek hadislerin de delâlet ettiği gibi Müslüman yöneticilere zor kullanılarak karşı çıkılamayacağına delâlet etmektedir. Müslümanların liderlerine karşı çıkmak caiz değildir. Müslümanların işlerinin dizginlerini elinde bulunduran kimselere itaat etmeyenler câhiliye ölümü üzere ölürler. İşte bu Râfızîlerin görüşünün zıddıdır.[6]

Yani İbn Teymiyye bu hadisi Yezid'e uyguluyor. Ona göre Yezid emirdir, veliyyü'l-emirdir ve imamdır. Ona biat etmeksizin ölen kimse câhiliye ölümü üzere ölür! İbn Teymiyye'nin kendisine biat edilmesi vacip olan imam hakkındaki bu nazariyesi ile ‘‘imam zalim dahi olsa ona biat edilmesinin vacip olduğu'' sonucu çıkıyor. Yani Yezid, Medine'de ne yaparsa yapsın yine de ona biat edilmesi gerekmektedir.

Evet, biz aksi görüşteyiz. Bu Râfızîlik ise evet, biz Râfızîyiz! Yezid gibilerine biat etmekten yüz çeviriyoruz. Yezid'iniz size mübarek olsun! Kim Yezid'e biat etmek istiyorsa Yezid kendisine mübarek olsun! Bizler ancak hak ve masum imama biat ederiz. Yezid gibilerine biat etmek istiyorsanız özgürsünüz. Ancak bize bunu dayatma hakkınız elbette yoktur!

Bu mesele İbn Teymiyye'nin Mecmûu Fetâvâ adlı eserinde de açık ve net bir şekilde geçmektedir. İbn Teymiyye bu eserinde ilk önce Sahîh-i Müslim'de geçen rivayeti nakleder. Ardından Sahîhayn'da geçen şu iki rivayeti aktarır:

İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Kim emirinde hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin… Cemaatten bir karış ayrılan kimse… câhiliye ölümü üzerine ölür.

Medine ehlinden bir grup veliyyü emirlerinin itaatinden çıkmak için harekete geçtiklerinde…[7]

Pasajda geçen “veliyyü'l-emir”den kasıt İbn Teymiyye'ye göre Yezid'dir.

İşte bu da İbn Teymiyye'nin nazariyesidir.

Yezid'in ve onun yapısında olanların “müminlerin emiri” ve “Resûlullah'ın (s.a.a.) halifesi” sayılması tarihin en gülünç olaylarından olsa gerek! Şimdi bu meseleyi iyice kavramak istiyorsak Yezid üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Yezid'in kişiliğini tanırsak Emevîci din anlayışının imamet ve imam algısı ile inancını daha iyi kavrarız.

Uzatmadan konuya geçmek istiyorum. Öncelikle Yezid'in kim olduğunu Yezid muhaliflerinin değil de Emevîci din anlayışını benimseyenlerin kitaplarından aktarmaya çalışacağım.

İlk kaynak ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ adlı eseridir. Zehebî bu eserinde ilk önce Yezid'i över ve ardından şöyle der:

Kuvvetli ve şecaatli idi. Görüş, kararlılık, fesahat sahibi, zeki bir kişiydi. İyi şiir söylerdi. Nâsıbî idi. Yezid kaba, katı kalpli, zalim idi ve içki içer, münker işlerde bulunurudu. Yönetime geçer geçmez Hz. İmam Hüseyin'i şehid etti. Yönetiminin son yılında Harre olayı gerçekleşti. İnsanlar ondan tiksindiler. Ömründe bereket görülmedi. İmam Hüseyin'den sonra birçok kişi ona karşı çıktı.[8]

Pasajda geçen ‘‘şecaati'' Hz. İmam Hüseyin'i (a.s.) şehid etmesinden, Medine'nin hürmetini çiğneyip mubah saymasından ve Kâbe'ye mancınık atmasından kaynaklanıyordu herhalde!

Allâme Şuayb el-Arnavut ‘‘Nâsıbî'' sözcüğü için dipnotta şu bilgileri verir:

Nâsıbî, münafıklardandır. Din anlayışları Hz. Ali'ye buğzetmek üzere kuruludur. Bunların Nâsıbî olarak isimlendirilmelerinin nedeni, İmam Ali'ye kin ve hınç duymaları ve O'na düşmanlık etmeleridir.[9]

Yani bu kimseler Hz. Ali'ye buğzederek Allah-u Teâlâ'ya yakınlaşacaklarına inanmaktadırlar! Oysa ‘‘Kim Ali'ye buğzederse Allah-u Teâlâ'ya buğzetmiş olur.''

‘‘Ey Ali, seni ancak mümin sever; sana ancak münafık buğzeder.''

Acaba İbn Teymiyye bunun gibi bir insana mı biat etmektedir, bilemiyorum. İçki içen ve münkerâtı işleyen bir kişiye biat edecek -akıllı ve mümin bir şahsı geçtim- bir Müslüman var mıdır acaba?

İşte ez-Zehebî'nin açıklamaları.

Allâme Âlûsî ise Rûhu'l-Meânî adlı tefsirinde Yezid'in münafık olduğunda hiçbir kuşkunun olmadığını belirtir.

Allâme Âlûsî, Muhammed Sûresi'nin 27-31. ayetlerinin tefsirinde şöyle der:

Bana göre onun buğzu münafıklık alametlerinden daha kuvvetlidir. Ah! İlahi rahmetten kovulmuş Yezid hakkında ne söylüyorsunuz? O, Hz. Ali'ye sevgi mi besliyordu yoksa buğz mu ediyordu? Allah'ın laneti ona olsun. Ali'ye ve iki oğlu Hasan ve Hüseyin'e, dedelerine buğzun en şiddetlisini beslediği hususunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Nitekim anlam itibariyle buna delâlet eden pek çok mütevâtir haber mevcuttur.[10]

Bütün bunlara rağmen Şeyh İbn Teymiyye, İmam Ali ve Ehl-i Beyt'ine hınç duyan, Nâsıbî ve münafık Yezid'i ‘‘kendisine biat edilmemesi câhiliye ölümü üzere ölmeyi gerektiren zamanının imamı'' sayıyor! Gerçi o, İmam Hüseyin'in câhiliye ölümü üzere öldüğünü dile getirmeye cüret edemez ancak açıklamalarında İmam Hüseyin'in Yezid'e biat etmediğine işaret eder.

Eğer onun ictihad ettiğini söylersen ben derim ki ‘‘Her kim boynunda bir biat olmadığı halde ölürse câhiliye ölümü üzere ölür'' hadisi hataya düşen müçtehidi dahi kapsamaktadır. Bir müctehid Kıyamet Gününde mazur olabilir. Ancak sıgaya çekilecek kimse ile mazur olan kimse arasında fark bulunmaktadır. Her kim kendi zamanının imamına biat etmeksizin ölürse câhiliye ölümü üzere ölür. Bu ilk husustu.

Bakınız, Fethu'l-Bârî Şerhu Sahîhi'l-Buhârî adlı eserde ne deniyor:

Muaviye dünyadan ayrılacağı zaman Yezid'e şöyle dedi: Beldeleri senin için hazırladım. İnsanların sana amade kıldım. Senin için yegâne korkum, Hicaz ehlidir. Seni kuşkulandıran bir davranışlarını görecek olursan Müslim b. Ukbe'yi onlara gönder. Ben onu tecrübe ettim, pazarlıksız itaat edici olarak gördüm.

Yezid, Hicaz ehlinin kendisine muhalefet ettiğini görünce Müslim b. Ukbe'yi çağırarak Medine'ye yönlendirdi. Müslim de bunun üzerine üç gün boyunca Medine'nin hürmetini çiğneyerek Medinelilerin kanlarını ve mallarını mubah saydı. Sonrasında da Medine halkını Yezid'e biat etmeye davet etti.[11]

Diledikleri hürmetsizliklerde bulunabilecek ve diledikleri şekilde katliam yapabilecekler!

Değerli izleyiciler bu açıklamaların kimlere ait olduğuna lütfen dikkat etsinler. Açıklamalarını sunduğumuz şahıslar açık bir şekilde Ümeyyeoğullarına meyilli kimselerdir. Bunlar Yezid'e düşmanlığı olan kimseler değildirler.

Üçüncü kaynak yine aynı eser, Fethu'l-Bârî. Bu rivayet şöyledir:

Harre olayı gerçekleştiğinde kadınlar sürekli… Harre olayında Ensar'dan sayılamayacak kadar çok kişi öldürüldü. Medine-i Münevvere yağma edildi. Üç gün boyunca kılıçlar kullanıldı.  Bu olay Yezid b. Muaviye döneminde gerçekleşti.[12]

Evet, bugün bir kişi Hz. Resûlullah'ın Medine'si hakkında ileri geri konuşsa kendisine had uygulanır, hatta kâfir olduğu bile iddia edilip öldürülebilir. Ancak aynı davranışı Yezid sergilediği zaman “emirü'l-müminin olduğu için dilediğini yapabilme yetkisi vardır” diyorlar.

İbn Hacer alıntı yaptığımız önceki pasajda ‘‘mubah kıldı'' ifadesini kullanırken burada bu ifadeyi kullanmıyor. Kelimeleri seçerek kullanıyor. ‘‘Muaviye, onu emir yaptı'' demiyor da ‘‘Yezid döneminde gerçekleşti'' diyor. Dolayısıyla kelimeleri seçerek kullanıyor. Medine'nin hürmetini çiğneyen, orasını mubah sayan birisi gerçekte mümin olabilir mi? Resûlullah'ın ve Medine'nin hürmetini gözetmeyen birisi hakkında ‘‘imanın kokusunu almıştır'' denebilir mi?

En önemli ifadeler Hafız ez-Zehebî'nin Tarîhu'l-İslâm'ında geçmektedir.

O, bu eserinde şöyle der:

Vakidî şöyle nakleder: Ey topluluk! Abdullah b. Hanzala'nın etrafından toplanıp ona ölüm üzere biat edin.

Abdullah şöyle dedi: Ey kavim! Allah'tan korkun! Allah'a kasem olsun ki bizler onun yanından çıkana kadar başımıza gökten taş yağmasından korktuk. O (Yezid), çocukların annelerini, kızları ve kız kardeşleri nikâhlıyordu. Sirke içer, namaz kılmazdı.[13]

İşte İbn Teymiyye'nin fısk-u fücuru! İşte İbn Teymiyye'nin inandığı imam! İşte onun kendisine biat etmeyen kimsenin câhiliye ölümü üzere öleceğini söylediği imam!

‘‘Sirke içerdi'' ifadesinde bir yanılgı olsa gerek. Çünkü diğer kaynakların tümü sirke yerine içki sözcüğünü kullanmaktadır. Demek ki kelime burada bir değişime uğramış. Belki de matbaa hatasıdır.

Aynı eserin bir başka yerinde şöyle der:

Malik b. Enes'ten rivayet edildiğine göre Harre Olayında 700 Kur'ân hafızı şehid edilmiştir.[14]

Bu hafızları Şeyh İbn Teymiyye'nin ve onun yolunu benimseyenlerin imam kabul ettiği ‘‘Emirü'l-Müminin Yezid b. Muaviye!'' şehid etmiştir! Şu hususa işaret etmek istiyorum. Günümüze kadar Muaviye, Yezid ve bu özellikteki kimselerin imametini savunan ve o dönemde yaşayıp da bunlara biat etmeksizin ölen kimselerin câhiliye ölümü üzere öldüğünü söyleyen eserler telif edilmiştir.

Hafız Zehebî devamında şöyle diyor:

Ben derim ki Yezid, Medine ehline yapacağını yaptığından, İmam Hüseyin ve kardeşlerini şehid ettiğinden, içki içtiğinden ve çirkin davranışlarda bulunduğundan dolayı insanlar tarafından kendisine hınç duyulan bir kişi olmuştur. Birçok kişi de kendisine karşı çıkarak ayaklanmıştır.[15] 

İlginç olan nokta şudur ki Medine'yi mubah kıldığını Şeyh İbn Teymiyye bizzat itiraf etmiştir. O, Minhâcü's-Sünne adlı eserinde şöyle der:

Yezid, Müslim b. Ukbe'yi Medine'ye göndererek ona Medine halkının durumuna göre Medine'yi üç gün mubah kılmasını emretti.[16]

Esasında Emevîlerin kininin derinlerde olduğu açıktır. Ebû Süfyan ve Muaviye'nin kinleri içlerinde gizliydi. Bu kin tümüyle Yezid'de somutlaşmıştır. Bu kin yüzünden de Yezid Medine'nin hürmetini çiğnemiştir.

Geliniz, tekrar Tarîhu'l-İslâm'a dönelim. Yazar şöyle diyor:

Müslim b. Ukbe Medine'ye girdi ve halkı Yezid'e köle olmaya davet etti. Kendisine biat etmesi için Abdullah b. Zema'nın oğlu getirildi. İbn Abdullah, Yezid'in arkadaşı ve yakın dostu idi.

İbn Abdullah şöyle dedi: Ben sana benim müminlerin emirinin amcası oğlu olmam üzere biat ediyorum.

Müslim b. Ukbe kanına ve ehline hükmetti ve ‘‘boynunu vurun'' dedi. Mervan onu korumak için üstüne atlayınca Müslim ‘‘Kenara çekil ey Mervan!'' dedi ve etrafındakilere de ‘‘Çekilmezse ikisini de öldürün'' emri verdi. Bunun üzerine Mervan, İbn Abdullah'ı bıraktı. Müslim de İbn Abdullah'ın boynunu vurdu.[17]

İşte İbn Teymiyye'nin emirü'l-müminîni! Komutanına ‘‘Medine halkının kanlarına ve mallarına dilediğinizi yapabilirsiniz'' diyor.

İbn Hacer el-Askalânî de bu olaya işaret eder. İşte onun olaya değinişi:

Müslim b. Ukbe, Medine halkını Yezid'e biat etmeye davet etti. Medine halkı Allah-u Teâlâ'ya itaatte ve masiyette onun köleleri oldular.[18]

İşte Medine halkından böyle biat alındı. Emevîci din anlayışının emirü'l-müminini! Siyasi bölüme girmek istemiyorum. İşte Arap ülkelerinin ve İslamî beldelerin bir bölümünde bu manzara ile karşılaşıyoruz. “Emirü'l-Müminin ne yaparsa yapsın, ne melanet işlerse işlesin halk onlara köle olmalıdır! Adam öldürmesi veya içki içmesi fark etmiyor! Değerli izleyiciler ‘‘günümüz âlimleri bunu kabul etmiyorlar'' şeklinde bir itiraz ileri sürebilirsiniz. Manzara umduğunuz gibi değil. Günümüz âlimleri de bu düşünceyi paylaşmakta ve açıkça dile getirmektedirler.

Bakınız, işte İbn Teymiyye'nin küçük öğrencilerinden Şeyh Muhammed b. Abdülvehhâb'ın Muhtasar'u Siret'ir-Rasûl adlı eseri. Bu adam kapasitesi ölçüsünce Şeyh İbn Teymiyye'nin sözlerini tekrarlamaya çalışır. Yezid hakkında şöyle demektedir:

Muaviye, oğlu Yezid'i yerine veliaht olarak atadı. Yezid'in hilafetinin ilk dönemlerinde -Âşûrâ gününde- Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt'i şehid edildi. Bu olaydan sonra Medine'de büyük bir olay gerçekleşti. Yezid, Medine ehlini katliamdan geçirdi ve üç gün boyunca kanlarını ve mallarını mubah saydı.[19]

Mutaassıp bazı kimseler bunu inkâr etmeye çalışmışlardır. Ben inkâr eden bazı kimselere değinmek istiyorum.

Bakınız, el-Hallâl'ın es-Sünne adlı eseri. Eserin muhakkiki ez-Zehranî dipnotta şöyle der: 

Ben derim ki Harre Vakasında Medine halkının kan ve malının mubah sayıldığı olayının aslı astarı yoktur. Aksine bu olay ihtilaflıdır. Bu rivayet Ebû Mihnef eş-Şiî'nin uydurmalarındandır.[20]

Yani Medine ehlinin kanının ve malının mubah sayılması yönündeki haberler ‘‘Şiî bir şahsın uydurmalarındandır'' demeye çalışıyor.

Sunucu: Sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz Ayetullah Seyyid Kemal Haydarî Bey. Sizlere de teşekkür ediyoruz değerli izleyicilerimiz. Bir sonraki programda görüşmek üzere. Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhû.    

Medya Şafak  


[1] İmam Ebû Muhammed Ali b. Hazm el-Endelüsî ez-Zâhirî, el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehvâ ve'n-Nihal, c. 4, s. 102 Mektebetu'l-Müsennâ, Bağdad.

[2] Sahîhi'l-Buhârî, c. 3, s. 38, Hayber Gazası bâbı, hadis no: 4240-1.

[3] Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed el-Hallâl, es-Sünne, c. 1, s. 80, ed. ve thk: Doktor Atiyye b. Atiyk ez-Zehranî, Dâru'r-Raye, 3. Basım, Riyad.

[4] el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehvâ ve'n-Nihal, c. 4, s. 102.

[5] İbn Teymiyye, Minhâcü's-Sünne, c. 1, s. 110.

[6] A.g.e., a.g.y.

[7] İbn Teymiyye, Mecmûu Fetâvâ, c. 18, s. 11, tahric: Amir Cezzâr ve Envâr Baz, Dârü'l-Vefa.

[8] İmam Şemsüddin Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, c. 4, s. 37, thk: Allâme Şuayb el-Arnavut, Müessesetü'r-Risâle.

[9] A.g.e., a.g.y.

[10] Şehâbeddin Âlûsî, Rûhu'l-Meânî Tefsiri'l-Kur'âni'l-Azîm, c. 4.

[11] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî Şerhu Sahîhi'l-Buhârî, c. 13, s. 89, Dâru's-Selâm, Riyad.

[12] Fethu'l-Bârî, c. 3, s. 226.

[13] Ez-Zehebî, Tarîhu'l-İslâm, c. 5, s. 30.

[14] A.g.e., c. 5, s. 27.

[15] A.g.e., a.g.y.

[16] Minhâcü's-Sünne, c. 2 s. 365, yay. Muhammed Ali Baydun, Dârü'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan.

[17] Tarîhu'l-İslâm, c. 5, s. 29.

[18] Fethu'l-Bârî, c.13, s. 89.

[19] Şeyh Muhammed İbn Abdülvehhâb, Muhtasar'u Siret'ir-Rasûl, s. 235.

[20] El-Hallâl, es-Sünnet, s. 521.

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM