Libya’da Taraflar Masada Buluşuyor

Türkiye ve Rusya’nın inisiyatifiyle Libya’da başlatılan ateşkesin bugün Berlin’de toplanacak Uluslararası Libya Konferansı’nda güvence altına alınması bekleniyor. Libya’daki ateşten etkilenen tüm ülkeler, Hafter’i destekleyen Mısır da dahil ateşkesin devamından yana.
GİRİŞ: 19.01.2020 11:58      GÜNCELLEME: 19.01.2020 11:58
Rasthaber -  Almanya’nın başkenti Berlin Libya’da ateşkesin devamı ve siyasi çözüme katkı için toplanacak uluslararası konferansa ev sahipliği yapacak. Konferans, çatışmaları durdurmayı, taraflar arasında karşılıklı güven ortamının oluşmasını, Libya’nın toprak bütünlüğünü esas alan kalıcı bir barış anlaşması için görüşmeleri başlatmayı hedefliyor.
Almanya Başbakanı Angele Merkel’in ev sahipliğini yaptığı konferansa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed El Nahyan, Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Çin Başbakanı Li Kıçiang, BM’nin Libya Temsilcisi Ghassan Salame ile AB, Afrika Birliği ve Arap Ligi temsilcilerinin katılmaları bekleniyor. BM nezdindeki meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Sarrac ve Libya’nın doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter’de Berlin’de olacak.

5 İSTİŞARE TOPLANTISI YAPILDI

Libya Konferansı için ilki 17 Eylül’de olmak üzere toplam 5 istişare toplantısı yapıldı. Bu istişare toplantılarında herkes tarafından kabul gören 5 ana başlıkta toplanan bir metin de hazırlandı. Söz konusu metin bugünkü konferansta da ele alınarak taraflarca imzalanırsa Libya için bir yol haritası belirlenme imkanı doğacak. Hazırlanan metindeki ana başlıklar kalıcı ateşkesin sağlanması, silah ambargosu, siyasi sürecin başlaması, uluslararası hukuk ve insan haklarına riayet edilmesi ve ekonomik finansal reform olarak belirlendi. Metinde özellikle Libya’da askeri ve şiddete dayalı bir çözümün olamayacağı ancak siyasi bir sürecin başlamasıyla ülkedeki durumun düzeleceği vurgulanıyor.

TARAFLARIN TALEPLERİ

UMH cephesi Hafter’i destekleyen ülkelere hitaben silah desteğinin durdurulmasını, Libya’nın meşru hükümetinin tanınmasını, Libya’nın enerji kaynaklarının tek sahibi Libya halkının olduğu ve yabancı ülkelere verilmemesini ve Hafter milislerinin meşru hükümete karşı illegal bir savaşın neticesinde ele geçirilen topraklardan çekilmesini istiyor.

Hafter tarafının talepleri ise UMH kontrolünde olan Libya Merkez Bankası’nın yönetimine Hafter güçlerinin dahil edilmesi ateşkes anlaşması durumunda UMH’ye bağlı milislerin silahsızlandırılması, Hafter’e bağlı silahlı milislerin Trablus’da konuşlandırılması ve muhtemel bir siyasi çözümün sonucunda Hafter’in silah gücüyle sağladığı toprak kazanımları ile direkt orantılı olarak siyasi güç elde etmesi olarak öne çıkıyor.

BUGÜNE NASIL GELİNDİ

2011’deki NATO müdahalesi sonrası Avrupa, Libya krizinde öncü konumdaydı. Ancak kendi aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle sorun bugüne kadar çözülemedi, aksine daha karmaşık bir hal aldı. Siyasi istikrarın sağlanamadığı ülkede, farklı ülkelerin desteklediği taraflar arasındaki çatışmalar, ülkeyi ekonomik iflas noktasına getirdi. Birleşmiş Milletler (BM), resmi olarak UMH’yi tanımasına rağmen, hangi gücün desteklenmesi gerektiğinde bir türlü uzlaşamadı.

İNİSİYATİF TÜRKİYE VE RUSYA’DA
 
Fransa başta olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ın sağladığı ekonomik ve askeri destek sayesinde Hafter, 4 Nisan 2019’da Trablus’u ele geçirmek için büyük bir operasyon başlattı. Uluslararası meşruiyeti olsa da askeri açıdan yalnız bırakılan UMH, Trablus’u kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. UMH ile Akdeniz’de deniz yetki sınırlandırması anlaşması imzalayan Türkiye devreye girince, Libya’da dengeler bir anda değişti. Ankara kararlılığını asker göndererek ortaya koydu ve buna paralel diplomasi sürecini işletti. Hafter safında paralı askerleri bulunan Moskova ile anlaştı ve Avrupa’nın önderlik ettiği siyasi çözüm sürecinde inisiyatif, Türiye ve Rusya ile birlikte bölge ülkelerine geçti.

NEDEN BERLİN?

Fransa ve İtalya’nın aksine Libya’daki gelişmelerle ilgili Almanya’nın “doğrudan müdahil olmayan” tutumu Berlin’in çözüm çabalarında öne çıkmasını sağladı. Ancak Merkel, Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi üyesi olmaması ve uluslararası siyasette ağırlığının bulunmaması nedeniyle sürecin başarısı için başta Türkiye ve Rusya olmak üzere ABD, Fransa’nın da aralarında bulunduğu küresel ve bölgesel güçlerle yoğun temas trafiği yürütmek zorunda kaldı.

NEDEN İMZALAMADI?

Erdoğan ve Putin’in ateşkes çağrısının ardından Moskova’da yapılan toplantılarda ateşkes metni üzerinde anlaşmaya varılmasına rağmen BAE temsilcisinin etkisi nedeniyle Berlin’de pazarlık kozusu artırmayı hedefleyen Hafter’in imza atmadığı açıklandı. Moskova görüşmelerinden sonra, Rusya Hafter’in iki gün daha süre istediğini duyurdu ve iki günün sonunda Perşembe günü Hafter’le görüşen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Mass, Hafter’in ateşkesin devamını istediğini duyurdu.

PUTİN’E MEKTUP

Öte yandan Hafter, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e mektup göndererek müzakerelere devam etmek istediğini belirtti. Hafter mektupta şu ifadeleri kullandı: Sevgili dostum, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin; Rusya Federasyonu’nun Libya’da yeniden refah ve istikrarı sağlama çabaları için minnettar olduğumu ifade etmek isterim. Size teşekkür ederek Rusya’nın Moskova’da barış müzakerelerini yürütme girişimlerine tam destek verdiğimi ifade etmek isterim. Diyaloğa devam etmek üzere Rusya Federasyonu’na davetinizi kabul etmeye hazır olduğumu bildiriyorum. Takdir ve saygılarımı sunarım.

Hafter’in geri adımında Rus paralı askerlerinin Hafter safından çekilmeye başlaması ve Türkiye, Trablus’a asker ve teknik ekipman desteğini hızlandırmasının etkili olduğu değerlendiriliyor.

KRİZİN TARAFLARI NE İSTİYOR

Libya krizinde her ülkenin farklı beklentileri mevcut. BM tarafından tanınan UMH’yi başta Türkiye olmak üzere, İtalya ve Cezayir destek veriyor. Libya’da Hafter’i destekleyen ülkeler ise Fransa, BAE, Mısır. Rusya’nın da Hafter üzerinde çok ciddi etkisi olduğu biliniyor. Libya konusunda bugüne kadar net bir tutum sergilemeyen, ilk başlarda UMH’yi tanıyan ancak son dönemde Hafter’le de görüşen ABD ise yaşananları görünürde dışarıdan izliyor. Ancak, Suudi Arabistan ve özellikle BAE üzerinden sürece müdahale etmeye çalışıyor.
 
Türkiye Libya’nın toprak bütünlüğünden yana olduğunu her platformda dile getirmekte ve ülkenin kaynaklarının Libya dışında başka birileri tarafından peşkeş çekilmemesini istiyor. Öte yandan UMH ile yaptığı deniz yetki sınırlandırma anlaşmasını devam ettirmeyi amaçlıyor. Hafter’in kontrol ettiği bölge ile sınırı bulunan Mısır ise Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğunu iddia ettiği UMH’yi iç iktidarlarının devamı açısından tehdit olarak görüyor. Ancak Libya ile sınır komşusu olan Mısır, Türkiye ve Rusya’nın ateşkes çağrısına destek vermişti. ABD ve İsrail denetiminde olan ve Libya ile sınırı bulunmayan BAE ise Moskova’da Hafter’i masadan kaldırmıştı.

Rusya ise Libya krizinin çözümünde rol alarak Akdeniz’de ABD’yi sınırlandırmak istiyor.

FRANSA VE İTALYA

Fransa Hafter’i uluslararası kamuoyuna IŞİD ile mücadele eden sadık bir müttefik olarak tanıtıyor. İtalya ile Fransa arasında Libya konusunda açıktan ilan edilmiş bir anlaşmazlık bulunmasa da İtalyanların Fransa’nın Libya’ya yönelik yaklaşımından memnun olmadığı zaman zaman basına yansıyor. İtalya’da Libya konusunda yapılan eleştirilerin temelinde, Fransa’nın bu ülkeyi 2011’de bombalaması sonrası bölgenin istikrarsızlığa girerek özellikle düzensiz göç rotasında Akdeniz’e açılan kapı haline gelmesi ve bu göçün de en çok İtalya’yı etkilemesi yer alıyor. Buna, İtalya’nın Libya’daki istikrarsızlıktan etkilenen ekonomik çıkarlarını da eklemek gerekiyor. Son dönemde de Libya için İtalya AB’nin devreye girmesi için diplomatik temaslarını yoğunlaştırırken, Hafter’i destekleyen Fransa’nın bu konuda öne çıkmaması dikkati çekiyor. Bununla birlikte İtalya, BM’nin de UMH’yi ve başbakanı Fayiz es-Serrac’ı tanırken, bir yandan da Hafter ile de temaslarını sürdürerek, tarafları askeri çözüm olmadığına, bunun siyasi diyalogla mümkün göründüğüne ikna etmeye çalışıyor. İtalya, Berlin Konferansı’nı güçlü şekilde destekleyen ülkeler arasında yer alıyor.

CEZAYİR VE KONGO

Konferansa Cezayir’in davet edilmesi, komşu ülke konumundaki Libya’da tırmanan krizin buraya da sıçraması endişesinden kaynaklanıyor. Ülkelerini terk eden 500 bin dolayındaki Orta Afrikalı mültecinin toplanma noktası durumundaki Kongo’nun konferansa, bu mültecilerin Libya güzergahını kullanarak Avrupa’ya ulaşmayı hedeflemesi dolayısıyla davet edildiği belirtiliyor. Kongo bu çerçevede Afrika Birliği’nin Libya konusunda oluşturulan yüksek düzeyli komitesine de başkanlık ediyor.

ERDOĞAN VE SİSİ YAN YANA GELECEK Mİ?

Berlin zirvesine Mısır Cumhurbaşkanı da katılacak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2014’te yönetime geldiğinden beri Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmedi. Hükümetin darbeci olarak nitelediği Mısır’la ilişkiler alt düzeyde yürütülüyor. En son Eylül 2019’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Toplantısı için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Erdogan, liderler için verilen yemeğe Mısır Cumhurbaşkanı katıldığı için katılmamıştı.

Ancak Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler iki ülkenin diyalogunu zorunlu kılıyor. Türkiye Doğu Akdeniz’deki haklarını korumak için Libya ile yaptığı anlaşmanın benzerini Mısır’la da yapmak istiyor. Bunu Türk yetkililer en yetkili ağızlardan duyurdular. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Aralık’ta TRT ortak yayınında Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hariç tüm ülkelere adilane paylaşım temelinde anlaşma çağrısı yapmıştı.

Erdoğan’a, 18 Aralık’ta Cenevre’deki temasları sırasında gazetecilerin “İsrail, Lübnan, Mısır gibi kıyıdaş ülkelerle Doğu Akdeniz’de bir işbirliği başlar mı” sorusu yöneltildi. Erdoğan “İsrail konusu şu ana kadar hiç gündemimize gelmedi. Gündemimize gelmediği için bu konuyu gündeme getirmemiz anlamsız olur” yanıtını vermişti. Erdoğan’ın ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Ömer Çelik’ten de benzer açıklamalar geldi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile anlaşma imzalayan Mısır ise halihazırda 11 bin 500 kilometrekare deniz alanını kaybetmiş durumda. Mısır’ın bu konudaki rahatsızlığı bir süredir biliniyordu. Ancak Mısır Dışişleri’nin 2017’de “Rumlarla anlaşılması durumunda münhasır ekonomik bölge sınırlarından Mısır’ın 7 bin kilometrekare kaybı olacağını” belirten bir bilgi notu yazdığı, geçen Aralık ayında ortaya çıkmıştı.

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM