Hizbullah'ın İsrail ile Yüzleşmesinin Yeni Turu

GİRİŞ: 05.09.2019 09:42      GÜNCELLEME: 05.09.2019 09:42
Rasthaber -  2006'daki 33 Günlük Savaş'ın üzerinden 13 yıl geçtiği bir sırada Lübnan Hizbullahı ve Siyonist Rejim arasında 25 Ağustos tarihinden itibaren yeni bir yüzleşme dönemi başladı. 


Bu yeni tur çatışmalar Siyonist Rejimin davranış modelinden kaynaklandı. 25 Ağustos Pazar günü iki saldırgan Siyonist Rejim İHA'sı Lübnan hava sahasını ihlal ederek Lübnan'a girdi. Ancak bu İHA'lar Zahiye bölgesinde düştü. İlk İHA hiçbir hasara yol açmadığı halde bombalı olan ikinci İHA  Hizbullah'ın Medya ve İletişim Bina'sının bir bölümüne zarar verdi. Daha önce ise Siyonist Rejim Şam'ın Güney çevresindeki Hizbullah mevzileri ve üslerinden birini hedef alarak iki Hizbullah savaşçısının şehit düşmesine neden olmuştu. 

Siyonist Rejimin bu davranışları ve girişimleri, Lübnan Hizbullah genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah'ın bu saldırılara karşılık verileceği konusundaki uyarılarına neden oldu. Bu doğrultuda da bu uyarılar 1 Eylül günü gerçekleştirildi. Böylece Hizbullah ve İsrail arasında 2006'da 33 günlük savaştan sonra yeni tur çatışmalar ve karşılaşma başladı. 

Siyonist İsrail'in Hizbullah karşısındaki davranış şekli hususundaki önemli konulardan biri de Binyamin Netanyahu'nun seçimlerdeki hedefleri doğrultusunda bu girişimlerde bulunmasıdır. Aynı zamanda Siyonist Rejim savaş bakanı olan İsrail başbakanı  Binyamin Netanyahu işgal altındaki topraklarda zor koşullar altında kalmıştır. Netanyahu 17 Eylül parlamento seçimlerini kazanıp kabine oluşturmakla görevlendirilmek için iki taktikten yararlanmaktadır. 

Netanyahu'nun parlamento seçimlerinde zaferi elde etmek için tekniklerinden biri Amerikan projesi Yüzyılın Anlaşmasından yararlanmasıdır. Buna esasen Manama konferansı Haziran 2019'da düzenlendi ve Netanyahu ile yakın ilişkileri ile bilinen Trump'ın damadı Jared Kushner gerici Arap ülkelerinin Netanyahu ve Yüzyılın Anlaşmasını desteklemeleri için büyük çaba gösterdi. Ancak bu taktik pratikte yenilgiye uğradı çünkü Manama konferansı da sonuçsuz kaldı ve böylece Yüzyılın Anlaşması da tanıtılamadı. 

Netanyhu'nun parlamento seçimlerinde oy toplamak için ikinci taktiği ise savaş faktörü idi. Buna esasen Filistin Direniş Grupları aleyhinde Mayıs'ta savaş başlatıldı. Ancak Netanyahu iki günün ardından ateşkes anlaşmasını kabul etmek zorunda kaldı. Bu sürecin devamında Netanyahu savaş taktiğini değiştirmek zorunda kaldı. Böylece Direniş Eksenine saldırılar gerçekleştirildi. Bu çerçevede Irak'ta Haşdi Şabi, Suriye'de ordu ve nihayet Lübnan'da Hizbullah mevzileri ve üsleri hedef alındı. 

Lübnan gazetelerinden El-Ahbar gazetesi bu hususta şöyle bir yazı paylaştı: "Aslında Netanyahu, küçük büyük güvenlik ve askeri girişimleri ayrıca Lübnan aleyhindeki saldırıları ile sandıklardaki oylarını arttıracağını ve seçimlerde kazanmasına yol açacağını düşünüyor. Netanyahu kişisel ve seçime dayalı çıkarlarını Siyonist Rejimin iç çıkarlarına göre üstün görmektedir. Bu yüzden Siyonist İsrail'in bölge ülkeleri ve Lübnan'a yönelik saldırılarının da seçimlerde avantaj sağlamak yüzünden gerçekleştiğini söylememiz mümkün. " 

Bu çerçevede Seyyid Hasan Nasrullah da 25 Ağustos konuşmasında Netanyahu'nun bu girişimlerden yararlanarak seçimlerde avantaj sağlamak istediğinin altını çizdi.  

Siyonist Rejimin saldırıların ardından ise Lübnan Hizbullah güçleri işgal altındaki toprakları füzelerle hedef aldı. Ancak bu saldırılar Siyonist Grupların seçimlerdeki durumunun etkilenmesi ile yapılmadı. Bu saldırıların asıl hedefi özellikle de 1 Eylül saldırısı Siyonist İsrail saldırılarına karşılık olarak sayılıyordu. Gerçekte Hizbullah'ın bu saldırıları  misilleme olarak değerlendirilebilir. Bu saldırılar Siyonistlere artık vur kaç döneminin bittiğini de göstermiş oldu. 

Seyyid Hasan Nasrullah 2 Ekim Pazartesi konuşmasında ise misilleme girişimleri hususunda şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Burada bizim meselemiz çatışma kuralları ve denklemlerin pekişmesi ve ülkenin savunulması ve desteklenmesidir. Meselemiz Siyonist Rejim'e saldırganlıklarının bedelinin ödetilmesidir."

Zaten Direniş Ekseni hiçbir saldırıyı başlatmamış ve başlatmayacaktır da. Ancak saldırganlıklara karşı da sessiz kalmayan Direniş Ekseni kesin ve ağır yanıtlar ve karşılıklar vermeye hazırdır.  

Hizbullah'ın Siyonist Rejim İsrail'in saldırılarına karşı misillemede bulunması sırf Hizbullah'ı savunulması için değil de Seyyid Hasan Nasrullah'ın da vurgu yaptığı gibi Lübnan güvenliğinin desteklenmesi içindi. Gerçekte Hizbullah Lübnan coğrafyası ve toprak bütünlüğünün bir parçasıdır. 

Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları ile ilgili bir başka husus da bu saldırıların önleyici ve caydırıcı mahiyeti taşıması idi. Hizbullah Siyonist İsrail'in saldırganlıklarına yanıt vermeseydi bu rejim cinayetlerine şiddetli bir şekilde devam edecekti. 

Hibullah'ın sert karşılığı Siyonist Rejimin işin ciddiyetinin farkına varmasına neden oldu. Siyonist İsrail bir kez daha Lübnan Direniş Güçlerinin askeri ve füze gücü, ayrıca liderlerinin kararlılığının farkına vardı. Böylece Siyonist makamlar bir kez daha Lübnan ile savaşmayı ve toprak bütünlüğünü ihlal etmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemeleri gerektiğini anlamış oldular. Zaten Siyonist Rejimin Lübnan'a yönelik her türlü saldırısı ve cinayeti Hizbullah'ın daha da kesin tepkisi ile karşılaşacaktır. 

Hizbullah'ın Siyonist Rejim İsrail'e yönelik saldırılarının bir başka boyutu da Hizbullah'ın Siyonist Rejim ile savaş niyetinde olmadığını, Lübnan ve bölge için barışı kendine asıl hedef olarak edindiğini göstermesidir. Siyonistler kendileri bile bu saldırıların bir misilleme ve karşılık verme operasyonu olduğunu biliyorlar. Bu saldırılar Siyonist Rejimin Zahiye bölgesine yaptıkları saldırılara cevaben gerçekleştirildi ve yeni ve kapsamlı bir savaşın başlangıcı sayılmamalıdır. 

Bilindiği üzere Lübnan Hizbullah Hareketi 1985 yılında resmen işe başladı. Hizbullah'ın ömründen 34 yıl geçmesine rağmen bu hareketi Lübnan'daki en organize ve en halka dayalı hareket olarak adlandırmak mümkün. Bunun göstergesi ve delili ise Hizbullah'ın 2018 Lübnan Parlamento seçimlerinde kesin zaferidir. Bu seçimlerde Direniş Koalisyonu toplam 128 sandalyeden 68'ini kazanarak parlamentoda çoğunluğu elde etti. 

Buna ilaveten Hizbullah Batı Asya bölgesinde de en önemli ve en etkili aktörlerden sayılır. Bu etkinliğin ve aktif aktörlüğün göstergesi ise Amerika ve Suudi Arabistan'ın Hizbullah'a karşı topyekun çalışmaları ve komplolarıdır. Bu çerçevede Hizbullah'ın adı terör listelerine alınmış ve bu hareket ağır yaptırımlar hedefi olmuştur. Amerika ve Suudi Arabistan Hizbullah'ı terör grubu olarak adlandırma ve bu harekete yaptırım uygulayarak bölgedeki direniş ekseninin rolünü zayıflatmayı başarabileceklerini düşünüyorlar. Ancak Hizbullah'ın Suriye krizindeki etkin ve yapıcı rolü ayrıca İsrail'in Hizbullah'ın askeri ve caydırıcılık gücünden korkusu Direniş Ekseni'nin daha da aktif ve güçlü olmasına yol açmıştır. Böylece Direniş Ekseni her zamankinden daha ziyade gelişmektedir.  

Burada değinmemiz gereken son nokta ise Hizbullah'ın İsrail'e saldırılarının bölge düzeyinde direniş grupları tarafından geniş çaplı bir şekilde hoş karşılanmasının bölgedeki direniş ekseni aktörlerinin sayısının arttığını göstermesidir. Bu çerçevede Direniş Ekseni aktörleri arasında Lübnan Hizbullah hareketi, Filistin Direniş Grupları, Irak Haşdi Şabi güçleri ve Yemen Ensarullah hareketine değinebiliriz. Bir diğer yandan ise direniş ekseni aktörleri arasında tutarlılık ve birlik duygusu da gözlemlenmektedir. Böylece bu aktörlerin hiçbiri öbürlerinden ayrı olarak addedilemez. İşte direniş eksenindeki bu birlik ve tutarlılık direniş ekseni aktörleri aleyhinde uzun süreli bir askeri girişimin önlenmesine yol açmıştır. 

Suudi Arabistan ise 2015 yılında Yemen Ensarullah Hareketine saldırarak bölgede yeni bir Hizbullah'ın oluşmasını engellemek istedi. Ancak Amerika himayesi altında ve kimi gerici Arap ülkeleri ve Siyonist Rejimin iş birliğinde yapılan savaşa  rağmen Ensarullah  en zengin ve en donanımlı Arap koalisyonu ve ülkelerine karşı güç gösterisinde bulundu. 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM