Arabistan İran'ı Suçlamaya Devam Ediyor

GİRİŞ: 23.11.2020 08:27      GÜNCELLEME: 23.11.2020 08:27
Rasthaber -  Suudi Arabistan, son kırk yıldır İran'ı bölgesel istikrara yönelik en önemli tehdit olarak göstermeye çalışıyor. Oysa Riyad’ın kendisi, nükleer silahlar edinmeye ve kendi terörist gruplarını desteklemeye çalıştığı için bölgede bir tehdit sayılmaktadır. 
Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz, Suudi Danışma Meclisi'nde yaptığı yıllık konuşmasında, uluslararası toplumu İran İslam Cumhuriyeti'nin füze ve nükleer programlar geliştirme çabalarına karşı sağlam bir tavır almaya çağırdı ve şunları söyledi: ‘Suudi Arabistan Krallığı, İran'ın, diğer ülkelerin iç işlerine müdahalesi, terörizmi desteklemesi ve mezhepçiliği teşvik etmesi konusundaki bölgesel projesinin tehlikeleri ile ilgili olarak uluslararası toplumu İran'a karşı sağlam bir tavır almaya ve bu ülkenin nükleer teknoloji edinme ve füze geliştirme çabalarını engellemeye çağırıyor. İran nükleer programını durdurmazsa, Suudi Arabistan da kendisini nükleer bir silahla donatma hakkına sahip olacaktır.’ 

Riyad, balistik füze tehdidini, İran’ın barışçıl nükleer programını ve silahlarını büyüterek, bu konuda kesin bir duruş sergilenmesi çağrısında bulunuyor oysa ki Suudi Arabistan’ın kendisi, son 40 yıl boyunca İran’a dayatılan savaşta Saddam rejimini destekleyerek, el-Kaide, IŞİD ve Münafıklar gibi terörist gruplara silah  desteği sağlayarak ve 2001 yılındaki 11 Eylül saldırılarına doğrudan katılarak, Vahabi müftülerin fetvasıyla İslam’ın diğer mezheplerinin mensuplarının öldürülmesini meşrulaştırarak ve Yemen savaşını başlatıp binlerce insanın ölümüne ve 18 milyon insanın aç ve yersiz yurtsuz kalmasına neden olarak dünya barışı için tehdit olan ülkelerden biri sayılmaktadır. 

Suudi Arabistan ve nükleer program  

Suudi Arabistan 2019 yılında ABD, Batı ülkeleri, Çin ve Rusya'dan ekipman alımlarına ve askeri harcamalara Gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) % 8'inden fazlasını harcadı. İlk bakışta, bu durum Yemen'deki savaş göz önüne alındığında doğal görünebilir; Ancak bu eğilim 2004'ten beri aynı seviyededir. Suudi Arabistan 2020 yılında askeri finansman açısından dünyanın üçüncü ülkesiydi. 78 milyar dolarlık askeri fon ve ABD, Avrupa, Çin ve Rusya ile yaptığı silah anlaşmalarıyla bölgedeki en büyük askeri silah alıcısı sayılmaktadır. 

Son birkaç yıldır bu ülkenin askeri bütçesinin artması ve Adil el-Cübeyr’in son birkaç gündür medyada yer alan sözleri, Suudi yöneticilerin fazlasıyla ülke içinde nükleer silahlar elde etmeye çalıştıkları tahminini güçlendiriyor. Bu ülkenin nükleer silah edinme çabaları, Çin ve Siyonist rejim ile işbirliği içinde 2018 yılından bu yana yoğunlaştı. Kuzeydoğudaki el-Ala bölgesinde açıklanmamış nükleer tesislerin varlığı, son birkaç yıldır Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) müfettişlerinin kabul edilmemesiyle birleştiğinde, Suudi Arabistan'ın Pakistan, İsrail ve Çin üzerinden nükleer silahlara erişimi olduğu yönündeki spekülasyonları güçlendiriyor. 

Al-i Suud, tahtını korumak için aşağıdaki üç seçenekten birini seçmesi gerektiğini herkesten daha iyi biliyor. Ya nükleer caydırıcı bir yeteneğe sahip olmalı ya da hükümetini korumak için bir nükleer güçle birleşmeli ya da nükleer silahsız bir bölge konusunda bir anlaşmaya varmalıdır. İran ile yapılan nükleer görüşmeler sırasında Suudi Arabistan'ın dikkate alınmaması, Global Hawk'ın İran tarafından imha edilmesi ve Arabistan’ın, İran'ın Irak'ın Ayn’ul Esed ve Erbil kentindeki ABD üslerine karşı füze misillemesi karşısındaki siyasi-askeri zayıflığı, Suudi liderleri Washington’un zor zamanlar için iyi bir müttefik olmadığı sonucuna götürdü.  Öte yandan, bölgedeki Siyonist rejimin varlığıyla birlikte, nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge konusunda bir anlaşmaya varmak neredeyse imkansızdır. Kanıtlar, Suudi Arabistan'ın ilk seçeneği seçtiğini gösteriyor. Bu arada Siyonist rejim, bu ülke ile ilişkileri normalleştirmek için nükleer teknolojiyi intikal ettirmek istediğini göstermiştir. 

Riyad, nükleer silah elde etmek için hiçbir eylemde bulunmaktan kaçınmadı. 1974'ten beri Pakistan'ın nükleer silah programına yatırım yapmanın yanı sıra, 2012'den beri Çin ile nükleer teknoloji konusunda anlaşmalar yaptı ve şimdi, nükleer silah elde etmek için Pekin ile sarı pasta çıkarma konusunda gizlice çalışıyor. Öte yandan, kanıtlar, Riyad'ın nükleer silahlar elde etmek için Siyonist rejimle görüşmelerde bulunduğunu gösteriyor. İsrail bu fırsatı Arabistan’ın nüfuzunu kullanarak Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmek için de kullandı. Şimdi Suudi Arabistan ile Siyonist rejim arasındaki anlaşma devam ettiğine göre, Suudi politikacılar Arap ülkelerini Tel Aviv ile ilişkilerini normalleştirmeye zorluyor, diğer yandan bu rejim Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji satıyor. Bu, üst düzey İsrail istihbarat yetkilisi Amos Yadlin tarafından da kabul edilen bir konudur. 

Suudi Arabistan ve terörist gruplar 

Son otuz yıldır Suudi hükümeti bölgedeki terörist grupların büyük bir destekçisi oldu. Riyad, terörist güçler oluşturarak ve onları donatarak bölgedeki güvensizliği artırdı. Bender bin Sultan'ın 11 Eylül 2001 olaylarındaki etkin rolü ve ABD'nin Irak ve Afganistan'ı işgalinin temeli, bu ülkenin El Kaide güçlerini donatmadaki rolü, IŞİD terör örgütünü desteklemesi, Abdül Melik Rigi, el-Ahvaziye ve Ceyş-i-Adl gruplarını hayır kurumları şeklinde desteklemesi, Irak, Suriye ve İran'daki intihar operasyonları için ekipman sağlaması, Suudi rejiminin bölgesel istikrara yönelik tehditlerinin yalnızca bir kısmıdır. Türki El Faysal'ın milyarlarca dolar ve birkaç ton altınla birlikte Münafıkların yıllık konferansındaki varlığı, bu ülke tarafından terörist gruplara sağlanan siyasi ve mali desteğinin yalnızca bir parçasıdır. 

Suudi Arabistan ve İran'a karşı medya savaşı 

Suudi Arabistan, Farsça medyayı kurarak ve destekleyerek ve el-Arabiya Haber Ajansı'nın Farsça bölümünün açılmasıyla birlikte, 2008'den beri İran'a karşı soğuk bir medya savaşı başlattı. İran karşıtı Farsça dil ağlarına sağlanan Suudi desteği sadece maddi destekle sınırlı kalmadı, aksine, bu destek, İran'ın iç sorunlarına odaklanmak, ülkedeki etnik hatları harekete geçirmek ve muhalif ve terörist gruplara medya desteği sağlamak amacıyla 250 milyon dolarlık yatırımla, 2017 yılında Londra’da faaliyet gösteren İran Uluslararası Kanalının başlatılmasına yol açtı.  

Sonuç 

Suudi liderler, son kırk yılda ülkelerinin bölgedeki istikrar için önemli bir tehdit oluşturduğunu kanıtladılar. Terörist gruplara sağlanan hesapsız kitapsız destek, bölgede güvenlik boşlukları yaratma planları ve uluslararası anlaşmalara uyulmamasının yanı sıra Yemen savaşının başlaması, bölge ülkeleri için gerçek bir tehdit haline geldi. Dolayısıyla Suudi Arabistan, Trump'ın Beyaz Saray'dan olası ayrılığı ile birlikte bölgede yalnız kalacağını düşünüyor ve bu nedenle İran'ı tehdit ederek nükleer silah elde etmenin meşruiyetinin önünü açmaya çalışıyor gibi görünüyor. Ancak bölgedeki en önemli tehdit Suudi siyasetçilerin müdahaleci kararlarıdır. Suudi Arabistan'ın bölgedeki nükleer silahlara erişimine, derin bir kriz ve bitmek bilmeyen silahlanma yarışı ve istikrarsızlık eşlik ediyor. 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM