Aden'deki Vekalet Savaşlarının Farklı Boyutları

Yemen'in Güneyindeki Aden'de 10 Ağustos vekalet çatışmaları bu şehrin düşmesine ve şehrin Güney Geçiş Konseyi güçleri tarafından kontrol altına alınmasına yol açtı. Bu hususta birçok soru akla gelmektedir.
GİRİŞ: 22.08.2019 15:25      GÜNCELLEME: 22.08.2019 15:25
Rasthaber -  Acaba Aden gelişmeleri darbe miydi? Acaba Suudi Arabistan ve BAE Aden gelişmelerini koordineli bir şekilde mi yürüttüler? Aden gelişmeleri Yemen'de ne tür sonuçlar doğurabilir? işte sohbetimizin devamında bu sorunlara cevap bulmaya çalışacağız. 

Aden gelişmeleri ile ilgili üç farklı görüş mevcuttur. 

İstifa etmiş Mansur Hadi hükümeti üyelerine ait ilk bakış açısından Aden gelişmeleri Aden'deki vekalet güçlerinin Mansur Hadi hükümeti aleyhindeki bir darbe çerçevesinde gerçekleştirildi.  İstifa etmiş Mansur Hadi hükümeti dışişleri bakanlığı Aden'in düşmesinin ardından Güney Geçiş Konseyi'ni Aden'de var olan hükümeti devirmeye çalışan bölücü ve darbeci bir grup olarak niteledi.  Tabi darbenin belli başlı özellikleri ve göstergeleri vardır. Ancak bunlar Aden gelişmeleri hususunda söz konusu değildir. Darbe, askeri güçler tarafından iktidar aleyhinde gerçekleştirilen ani devirme girişimi olup halka dayanmayan bir değişim çabasıdır. 

Ancak Yemen'de yaşananlar, ani bir girişim değildir. Çünkü BAE güçlerinin Yemen'den çekilmesinin bildirilmesi ile beklenen bir olaydı. Bir yandan da bu girişimin asıl failleri askerler değil Yemen Güney Geçiş Konseyi güçleri idi. Bu doğrultuda Güney Geçiş Konseyi, Güvenlik Kemeri milis güçlerinden yararlanarak Maaşik sarayı ve kimi askeri ve kamu merkezlerini ele geçirdi. Önemli olan bir başka nokta da Aden'i ele geçirenlerin istifa etmiş Mansur Hadi hükümetinin bir parçası olmaması idi. Bunlar aslında 2016 yılından Mansur Hadi ile sorun yaşayan onun rakip güçleridirler. Bu nedenlerden dolayı Aden'in düşmesini bir darbe çerçevesinde ele almak pek mantıklı olmayacaktır. 

Bir başka görüşe göre Aden gelişmeleri Riyad ve Abu Dabi'nin koordineli hareketinin neticesidir. Gerçekte bu açıdan bakanlar, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ihtilafları inkar etmeye çalışanlardır. 

Mekke emiri Halid El Faysal Aden gelişmeleri ve Suudi Arabistan ile BAE'nin bölge olaylarına yönelik ihtilafları hususunda şöyle bir açıklamada bulundu : "BAE , Suudiler, Suudiler de BAE'dirler."

Aslında Suudi Arabistan'ın Mansur Hadi güçlerini BAE vekalet güçleri karşısında savunmadığı için böyle bir bakış açısı ortaya çıkmıştır. Buna rağmen yine de Suudi Arabistan ve BAE'nin ortak bir şekilde Aden gelişmelerini yönlendirdiği pek muhtemel görünmüyor. Bir yandan Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ihtilafların Yemen aleyhindeki savaşın ikinci yılından itibaren başlaması ve bu ihtilafların BAE'nin güçlerini son aylarda Yemen'den geri çekmesi ile şiddetlenmesi ve inkar edilemez bir konu olması bu açıdan önem taşımaktadır. Bir diğer yandan ise Suudi yönetimi yetkililerinin Abu Dabi veliahdı Muhammed bin Zayed'i Aden'in düşmesinin iki gün sonrasında çok düşük bir düzeyde karşılaması Riyad ve Abu Dabi'nin ihtilaflarının ciddi bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Yine BAE'nin Fuceyre limanına yapılan saldırılardan sonra birçok şirketin bu limanı terk ettiği raporları da önem taşıyor. 

İran'lı Batı Asya uzmanı Hüseyin Ekberi uluslararası şirketlerin Yemen'i terk edişi hususunda şöyle diyor: "BAE'nin EL Fuceyre limanına yaptığı saldırının ardından yaklaşık bin şirket bu ülkeyi terk etmiştir. "

Aslında bu nedenler BAE'nin de artık Suudi Koalisyonu'nun Yemen savaşında yenilgiye uğradığından emin olmasına yol açtı. Böylece Abu Dabi dolaylı bir şekilde Suudi Koalisyonunun yenilgiyi kabul etmesi gerektiği mesajını gönderip artık BAE'nin bu savaşta payı olmak istemediğini iletti. Bu yüzdendir ki Riyad ve Abu Dabi arasındaki ihtilaflar da git gide artmaktadır. Bu yüzden Riyad ve Abu Dabi'nin Aden'deki gelişmeleri koordineli olarak yönettiği doğu bir tespit olamaz. 

Aden gelişmeleri ile ilgili üçüncü bakış  ise Suudi Arabistan ve BAE vekalet güçlerinin arsında yaşanan çatışmaların sonucuyla ilgilidir. Görünen o ki Aden gelişmeleri gerçekten de bir vekalet savaşı ürünü olmuştur. Zaten Güney Geçiş Konseyi istifa etmiş Mansur Hadi hükümeti ile yaşanan ihtilaflardan dolayı oluşturuldu. Bir yandan da bu konseyin başkanı Ayderus El Zubeydi'nin daha önce Aden valisi olup Mansur Hadi tarafından görevden uzaklaştırılması meselesi El Zubeydi'nin istifa etmiş hükümeti devirmesi ve Maaşik sarayına girme isteğini arttırması çok daha önemli meseledir. Tüm bunlara rağmen bu vekalet savaşı hala bitmemiştir. Hatta şimdiye kadar Güney Geçiş Konseyi ve Suudi Arabistan arasında müzakereler bile yapılmıştır. 

BAE ve Suudi Arabistan'a bağlı güçlerin vekalet çatışmaları ve savaşları Yemen için de ciddi sonuçlar doğurabilir. 

İlk sonuç, Yemen'in bölünmesidir. Suudi Arabistan ve BAE Aden gelişmelerini koordineli bile yönetmemiş olsalar Abu Dabi ve Riyad arasında Aden gelişmeleri ile ilgili ortak hedefler söz konusu olabilir. Gerçekte Suudi Arabistan ve BAE artık Ensarullah hareketi ve ortaklarının Yemen Kuzey'inde yani başkent Sana ve etrafında rakipsiz güç olduğunu anlamışlardır. Bu yüzden Riyad ve Abu Dabi Yemen'in bölünmesi ile Aden merkezli Güney Yemen'in oluşmasına yönelerek 1990 öncesi yılları yaşatıp Ensarullah ve ortaklarının tüm ülkede yayılması ve güçlenmesini önlemek istiyorlar. Bir diğer taraftan ise Güney Geçiş Konseyi güçleri de zaten bölücü oldukları için Güney Yemen'in bağımsızlığını istemektedirler. 

Dubai eski polis müdürü Zahi Halfan ise Yemen'in bölünmesi ile ilgili şöyle düşünüyor: "Güney Yemen'in bağımsızlık hakkının ihlali aslında Fars Körfezi ve Milli Arap güvenliğinin ihlali sayılır. "Zahi Halfan, Mansur Hadi'nin meşruiyetsizleşmesinden yana bir tavır sergileyerek bunu Güney Yemen'in bağımsızlaşması için iksir olarak değerlendirmiştir. Bu yüzden Yemen'in bölünmesi çok güçlü bir ihtimaldir. 

Aden gelişmelerinin doğuracağı ikinci sonuç ise istifa etmiş Yemen cumhurbaşkanı Mansur Hadi'nin tamamen devre dışı bırakılmasıdır. Mansur Hadi'ye bağlı güçlerin BAE'ne bağlı güçler karşısındaki yenilgisinin ardından Mansur Hadi hükümeti yetkilileri özellikle de içişleri bakanının Suudi Arabistan aleyhindeki açıklamaları sonrası görünen o ki Abu Dabi ve Riyad Mansur Hadi'yi devre dışı bırakma konusunda anlaşmalar yapmaktadır. 

Bu doğrultuda Riyad ve BAE destekli Güney Geçiş Konseyi arasında müzakereler yürütülmektedir. 

Gerçekte BAE Yemen savaşının ilk yıllarından beri Mansur Hadi hükümeti ile sorunlar yaşayıp onun devre dışı bırakılmasını istiyordu. Ancak Suudi Arabistan Mansur Hadi konusunda BAE ile müzakereler yürüterek Aden'in düşmesinin koordineli ve planlı bir gelişme olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Böylece kendine bağlı güçlerin Yemen'in güneyinde aldığı yenilgiyi de ört bas etmek istiyor. Buna rağmen Mansur Hadi'yi devre dışı bırakmak demek Suudi Koalisyonu'nun Yemen savaşında kesin yenilgisi demektir. Çünkü bu savaşın temel hedefi de Mansur Hadi'nin Yemen başkenti Sana'da tekrar iktidara geri getirilmesi idi. Ancak olası bir devre dışı bırakma operasyonu ile bu hedef artık gerçekleşemez hale gelecektir. 

Aden gelişmelerinin üçüncü sonucu ise Yemen'deki vekalet savaşları ve çatışmalarının devam etmesidir. Yemen Güney'indeki kanıtlar ve gelişmeler, Libya modelinin bu ülkede uygulanmaya çalışılmasını gösteriyor. Aden'deki üç ana grup olan Güney Geçiş Konseyi, Islah Partisi ve istifa etmiş Mansur Hadi hükümeti arasındaki ihtilaflar ve çelişkiler ise Aden'de iki hükümetli bir yapının oluşturulması ihtimalini arttırmaktadır. Bu durum ise Aden'deki çatışmaların devamına ve şiddetlenmesine yol açacaktır. Gerçekte böyle bir durumun şekillenmesi Yemen'de insani durumun daha da vahimleşmesine yol açacaktır. 

Aden gelişmelerinin bir diğer sonucu da Yemen genelinde güç dengesinin Ensarullah ve ortakları lehine yeniden şekillenmesidir. Aden'in düşmesi ve Yemen'in Güney'inde ihtilaf yaşayan tarafların olması Ensarullah'ın konumunu da pekiştirmektedir. Buna karşın Yemen'in Kuzey'inde işler Ensarullah ve ortaklarının istediği şekilde yürümektedir. Böyle bir ortamda Suudi Arabistan ve BAE Yemen'in Güney'indeki vekalet çatışmalarına odaklandığı sırada Ensarullah ve ortakları son aylarda füze ve İHA güçlerini de arttırmayı bilmişlerdir. Bu doğrultuda Ensarullah ve ortakları artık Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerine 17 Ağustos saldırılarından daha büyük darbeleri bile indirmeye hazır hale gelmişlerdir. 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM