İki gündür Silivri’deki duruşmayı izleyerek yerinden
izlenimler yazan Yıldıray Oğur’un “akıllara seza komplo teorilerine
hayatına vakfetmiş bir vazife adamı” diye tanımladığı Veli Küçük,
Ergenekon soruşturmasını da bir “komplo” olarak açıklama eğiliminde.
Çetenin
“karakutusu” olduğundan söz edilen ama yine Oğur’a göre, “değil bir
numara, on numara bile olamayacak” bir emir kulunu andıran emekli
tuğgeneralin, bu komplonun arkasında gördüğü adresler belli.
Diyor ki, “Ergenekon soruşturmasının düğmesine 5 Kasım 2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinde basıldı.”
Ama orada durmuyor; Ergenekon davasında yargılanmasının nedeninin “Ermenileri rahatsız etmesi” olduğunu ima ediyor:
“Doğu sorununun bir Kürt sorunu değil, Ermeni sorunu olduğunu anlattım. Bunlar bazılarının hoşuna gitmedi ve buradayım.”
Bu da yetmiyor, devam ediyor.
İttihat
ve Terakki’nin emriyle, ilçesindeki Ermenileri Suriye’ye sürerken “kış
gününde vatandaşları ayaklarına süngüler bağlayarak ölüme terk ettiği”
gerekçesiyle Divan-ı Harp’te yargılanıp 1919’da idam edilen Boğazlıyan
Kaymakamı’na getiriyor sözü:
“Kaymakam Kemal Bey’in heykelini
yaptırdım, açılışa Rauf Denktaş’ın, Kemal Bey’in kızının gelmesini
sağladım. Bunların hepsi görünmeyen, biriken suçlarım oldu.”
Velhasıl,
Küçük bir yandan ABD ve Ermenistan’dan, bir yandan da herhalde kendi
kafasında “Amerika ve Ermenistan yanlısı” saydığı kesimlerden şikâyetçi
oluyor.
“Benim bu hale düşmemin müsebbibi Washington ve Erivan’dır” demeye getiriyor.
* * *
Aslında
Küçük zihniyetindeki birinin, Türkiye’de devlet eliyle beslenip
büyütülmüş faşizan milliyetçiliğin en gözde hedeflerinden olan
Ermenileri gözüne kestirmiş olması şaşırtıcı değil.
İnsan şaşırmıyor ama irkiliyor.
Veli
Küçük’ün mahkemedeki ifadesini Hrant Dink’i hatırlayarak; bir ay sonra,
ikinci yıldönümünü idrak edeceğimiz o korkunç katliamın üzerindeki
derin devlet gölgesini düşünerek okuduğunuzda ürperiyor ve
soruyorsunuz:
Küçük bunu niye yapıyor?
* * *
26 Kasım 2008’de bu sütunda yazdım:
“Veli
Küçük, Emin Gürses, Sami Hoştan gibi sanıkların örgütün yurtdışı
faaliyetlerindeki rolü, Ergenekon davasının konusu. Ama şunu da
biliyorum. Bakü’de, Moskova’da, Almanya’da birçok şehirde,
Washington’da ve belki diğer yerlerdeki muhtemel Ergenekon varlığının
üzerine henüz gidilemedi. Yabancı ülkelerde yerleşik Ergenekoncular
henüz sorgulanamadı. Ergenekon belgelerinde yer alan ‘yurtdışındaki
askerî ataşelerin örgüt tarafından kullanılması’ kararının hayata
geçirilip geçirilmediğinin cevabı verilmedi. Ergenekon davasının
anlamlı bir sonuca ulaşması için çetenin askerî ve dış bağlantılarının
sonuna kadar soruşturulması şart.”
* * *
Gerek Veli Küçük’ün duruşmadaki ifadeleri, gerekse Yeni Şafak
gazetesinin iki gündür çarpıcı iddialarla gündemde tuttuğu Üzeyir Garih
cinayeti, Ergenekon’un dış bağlantılarına daha yakından bakılması
gerektiği yönündeki görüşümü kuvvetlendirdi.
Küçük’ün ve diğer
sanıkların, bir kısmı iddianamede yer alan, bir kısmının ise önümüzdeki
aylarda gün ışığına çıkacağına inandığım dış bağlantıları arasında en
“gölgeli” görünenlerin adresi hep aynı:
Bakü.
Açın, Yeni Şafak’taki Üzeyir Garih haberlerini okuyun.
Bu haberlerdeki iddia doğruysa, Garih’in öldürülmesinde Ergenekon parmağı var.
Veli
Küçük’ün Bakü’deki işleriyle ilgili pürüzlerin çözülmesinde Garih’e
yardımcı olduğu, bunun karşılığında Garih’ten Ergenekon için bağış
kabul ettiği haberin iddiaları arasında.
Yine habere göre,
1995’te, Bakü’deki darbe girişimini Ergenekon planlamış; Haydar
Aliyev’i devirip yerine Ebulfez Elçibey’i geçirmeyi hedefleyen bu
girişimde Veli Küçük de rol oynamış; hatta Küçük, Elçibey’in
akrabasıymış.
Yeni Şafak’a konuşan kaynaklar, Garih’in
bu darbe girişimine dolaylı finansman desteğini bir süre sonra
kestiğini; darbenin, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından Aliyev’e
iletilmek suretiyle önlenmesi sonrasında da, Ergenekon’ca öldürüldüğünü
iddia ediyor.
Bu iddianın doğru olup olmadığını bilmiyorum.
Ama Üzeyir Garih cinayetinin üzerindeki sis perdesinin hiç kalkmadığını biliyorum.
Elçibey
yanlısı darbe girişiminin, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı
Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nda geniş biçimde yer
aldığını da biliyorum.
O raporda, Türkiye’nin Bakü
Büyükelçiliği’ne bağlı görünen bazı yetkililerin ve muhalif Azerilere
askerî eğitim veren Türk Özel Harekâtçıları’nın darbe girişimindeki
rolüne değinildiğini hatırlıyorum.
* * *
Tabii, Ergenekon iddianamesini ve soruşturmayla ilgili haberleri okuyarak öğrendiğim başka bilgiler de var.
Veli
Küçük’ün ve diğer Ergenekon sanıklarının bir ayaklarının yıllarca
Bakü’de olduğuna; Azeri milliyetçilerine kontrgerilla eğitimi vermekten
buradaki bazı “sivil toplum” kuruluşlarıyla ortak organizasyonlar
gerçekleştirip para toplamaya kadar bir dizi etkinliğin Bakü üzerinden
yürütüldüğüne ilişkin sayısız haber, bilgi, belge mevcut.
Azeri
Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı, bu görevde Veli
Küçük’ün halefi olan Dünya Azerbaycanlılar Kongresi Başkanı Kulumirza
Tebrizi, Bozkurt Partisi Genel Başkanı İskender Hadimov ve Yeni Çağ
gazetesi Yayın Yönetmeni Akil Askerov’un, AKP hükümetini ve Ergenekon
savcılarını ağır bir dille suçladıkları ortak basın toplantısı da
aklımda.
Ne demişlerdi?
“Türkiye’nin bu büyük ayıbı
kısa zamanda temizlemesini, Veli Küçük Paşa, Sevgi Erenerol, Kemal
Kerinçsiz ve diğer vatanseverleri bir an önce serbest bırakmasını
istiyoruz.”
Ergenekon sanıklarının Bakü’deki dostlarının isteği bu.
Bense, Ergenekon’dan Bakü’ye uzanan yolun aydınlatılmasını diliyorum.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.