Modern çağın açmazları gün be gün artarken, toplumsal
arenada düşünsel olarak çok fazla eksiklerimiz olduğunu da görmekteyiz. Aslında
eksiklerini kapatanlar boşlukların üzerlerini örtüyor olsalar da, İslam’ın buna
hakkı yoktur sanırım. Gadir-i Hum bu toplumsal teorimizin ve sosyal bilimlere
dair düşüncelerimizin bir kez daha gözden geçirilmesi için ilahî bir öneridir
bence. Bu yüzden ben El-Gadir’i bir toplumsal ayrışma, bir İslami ayrılık çıkış
noktası veya iki ayrı İslami ifade tarzının belirdiği yer olarak görmektense,
El-Gadir’i kendi hakikatinde değerlendirmekten yanayım. Çünkü Gadir olayı
tarihsel bir gerçekliktir, olmuştur ve tarih de buna tanıklık etmektedir. Bu
açıdan El-Gadir’i reddetmek bir anlamda tarihin reddi ve hakikatin reddi
olacaktır. Fakat bu hakikati artık var mıdır yok mudur incelemesini tarihçilere
ve işin şüphelilerine bırakıp şüphe etmeyenlerle birlikte El-Gadir’i bir sosyal
bilimler teorisi olarak tartışmaktan yana olduğumu söylemeliyim.
El-Gadir bir sosyal bilimler teorisinin çıkış noktasıdır.
Temelde sosyolojik bir teori olsa da aslında siyasi, ekonomik, psikolojik ve
felsefi birçok yansıması vardır. Bu açıdan da incelenesi bir sosyal bilimler
teorisi olarak geliyor bana. Diğer taraftan ben bu sosyal bilimler teorisinin
başına bir “İslamî” ötekini yerleştirmekten de yana değilim. Çünkü bilimler
insanlığın ortak malıdır. Nasıl ki batı toplumlarının değerleriyle üretilmiş
onlarca kuram bizlerin felsefi dünyasına ve hatta hayatlarımıza nüfuz ettiyse,
bir dünyevi gerçeklik olarak İslam da şüphesiz onlarla aynı etkiyi
yaratabilecek kapasiteye sahiptir. Bu açıdan da bir sosyoloji kuramı olarak
El-Gadir önemli bir noktadır.
El-Gadir, bir toplumsal teori olarak adalet ve refah
tabanlıdır. Ne Rousseau’nun “Toplumsal Teori”si gibi eşitlik ne de Locke’ın
teorisi gibi güvenlik, aksine tam anlamıyla adalet ve onunla gelecek refahtan
bahseder El-Gadir. Bunun yanında yukarıda adı geçen felsefecilerin önerilerinde
bulunan kanun yapıcının ve kanunların kutsallığı El-Gadir için de geçerlidir.
Bu aşamada El-Gadir bir siyasi teoriyi de gündeme getirir. Bu yönleriyle
El-Gadir’i anlaşılan mahiyette bir kuramsal okumanın muhatabı kılmak elbette
yazımızın konusu değildir.
Bir adalet tabanlı sosyal bilimler teorisi olarak El-Gadir
için anayasal düzenin de, yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkilerin de birçok
basamağı vardır. El-Gadir şüphesiz bu aşamada özne-nesne ilişkisine dair
etkileyici yorumlar da getirmektedir. İşaretlerin yorumlanması, toplumsal
mitlere yaklaşım, değişecek ve sabit kalacak örfler, pazar psikolojisi, bireyin
toplumsal arenadaki konumu ve daha düşünülebilecek her konuda kendine has bir
yaklaşımla toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere vardır El-Gadir.
El-Gadir, ilahi kaynaklı bir sistem olsa da ilahi olduğunu
tartışmak onun dünyevi değerini göz ardı etmek ve unutmak için yeterli bir
sebep değildir . Şüphe etmek, reddetmek değildir elbet. Bu aşamada Gadir’i bir
sosyal ilerleme teorisi olarak kabul edip pratiğe dökmek bugün İslam ümmeti
için hayırlı olacaktır kuşkusuz. Unutmamalı ki, Gadir olayı yalnız siyasi
ayrışma noktası için bir kuramsal nitelik taşımıyor, aksine sosyokültürel ve
sosyoekonomik alandaki her türlü konu için pratiğe dökülebilecek bir kuram
niteliğindedir.
Modern dönemin İslam’a karşı açtığı savaşta birkaç satırla
kısa bir tanıtım yapmanın önemine inansak da, bu yazının sadece El-Gadir’in
varlığına dair susamışlığımızı artırması için yazıldığını unutmayınız. Allah
izin verirse, ileriki günlerde konunun teorik anlamda yansımaları üzerinde de durmak ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak
isterim… Tabii Allah izin verirse…
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.