Kendimi bildim bileli
öğretmenlik ve askerlik ya da askerler çok
ilgimi çekmiştir ve ordu
mensuplarına hep saygı göstermişimdir. Çünkü büyüklerimiz askerliği bizlere peygamber ocağı olarak tanıtmışlardı. Kendim yirmi beş yaşında askere gittim ve bu göreve
sevinçle, gönül rahatlığı ile koştum, ayrıca askerdeyken görevimi büyük bir zevkle yaptım.
Ben, asker nöbetten dönmenin değil nöbete gitmenin hesabını yapması gerekir diye düşünüyordum. İdari işlerde görevli olup nöbetleri de kendim yazmama
rağmen kendime de nöbet yazar ve nöbetlerimi de büyük bir
zevkle tutardım. İdari işlerdeki yoğunluğumdan dolayı
bölük astsubayım bana niye nöbet tutuyorsun zaten çok yoruluyorsun
diye kızardı, bir ilçe Jandarma
bölüğünde görev yapıyordum ve bölükte yapmadığım işte yoktu gibi; şöfürlük, yazıcılık ve arkadaşların yetişemediği zamanlarda ise
santralde dururdum. Hatta bölük astsubayım hatıra
defterime eğer sivil hayatında da bu kadar çalışsan ihya olursun ve bir bölükte elli asker olacağına senin gibi
on askerim olsun bana yeter diye yazmıştı.
Bölük astsubayım namaz kıldığım için dindar ve dürüst gördüğü için beni idari işlere almıştı. Ben de bana
verilen her görevi sorumluluğumu bilerek ve zevkle yapıyordum. Askerliğe askerlerin imajına benden dolayı bir zarar gelmesin diye sokakta yürürken bile
hal ve hareketlerime çok dikkat ederdim. Ve zaman zaman arkadaşlarımla bile askerliğe aşırı
bağlılığımdan dolayı tartışırdık.
Genelde bana aşırı derecede abartıyorsun derlerdi ve her defasında, „bu memlekette huzur içinde
yaşamak istiyorsak, camilerimizin ahıra dönüşmesini istemiyorsak, analarımıza, bacımıza cami avlusunda gözümüzün önünde tecavüz edilmesini
istemiyorsak bu askerliği severek ve zevk alarak yapmalıyız „ derdim ve bu
düşüncemde ısrarlı davranırdım.
Ancak geçenlerde karşılaştığım bir olayla sarsıldım ve bu durumu sizinle
paylaşmak istedim: Bir kaç hafta önce bir
arkadaşımın bizim şehre askere gelmiş oğlunu ziyarete gittim ve sakalım olduğu için nizamiyeden içeri alınmadım. Böyle bir şeyle karşılaşacağım aklımın ucundan bile
geçmezdi. Demek benim sakalım bu memleket
için ve rejim için tehlike arzediyormuş da haberim yokmuş! Hâlbuki ben kendimi
bu memleketin en önde gelen savunucularından ve
sevenlerinden bilirdim ve öyleyim de öyle olmaya da devam edeceğim. Şuna inanıyorum ki Allah savaş ve sair gibi dar günler vermesin bu tür
günlerde inançlı insanların en önde koşacağına inanmaktayım.
Ordunun asli görevinin memleketi
korumak olduğu dikkate alındığında sakallı veya baş örtülüyü peygamber ocağı bildiğimiz nizamiyeden içeri sokmamakla ülkenin korunacağına inanmıyorum.
Sakallı ya da örtülü insanları devlet
düşmanı ilen etmek son derece yanlıştır. Bizler bu vatanı seviyoruz ve bu vatan için canımızı vermeye her zaman hazırız. Bizi disiplin genelgesi vs
anlamsız bahanelerle töhmet altında bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.
Umut edilir son günlerde moda haline gelmiş açılımlardan biri de mevcut
askerlik zihniyeti üzerinde başlatılsın ve bu çarpık düşüncenin bir an önce
düzeltilmesi için askerleri ve orduyu yönetenlerin tutumu da tartışmaya
açılsın. Bu milletin inançlı evlatlarını askeriyeden soğutmaya veya kin
tohumları ekerek ordu mensuplarıyla karşı
karşıya getirmek ne memleketin hayrınadır
ne de vatandaşlık ve insan haklarıyla bağdaşmaktadır.
Demirel ADIGÜZEL