|
Dini siyasete karıştırmamak lazım derler. Bence dini sadece siyasete
değil her şeye karıştırmak iyi olurdu. Din adına oy istemekten ya da din
adına insanları öldürmekten söz etmiyorum, dini, “dünyevi bir iktidarın
merdiveni yapmak” değil söylediğim. Her dinin bir adalet ve hakkaniyet
anlayışı, bir helal ve haram ölçüsü var. Bunlar hayatın her yanında olsa iyi
olurdu diyorum. Kendi başlarına sahip olamadıkları “ahlaka” belki Allah
korkusuyla sahip olurlardı. Dünyadaki siyasetçilerin herhalde yüzde sekseni,
doksanı tanrıya inanır. Bir de dünyaya bakın. İnançlı insanların
yapacağı işler mi bunlar? Biliyor musunuz, ben bu dindar insanları
anlayamıyorum. Allaha inanıyorlar. Onun gücüne inanıyorlar. Onun her
şeyi gördüğüne inanıyorlar. Onun haktan, adaletten, dürüstlükten yana
olduğuna inanıyorlar. Haram yerlerse “cehennemde yanacaklarına” inanıyorlar.
Dürüst olurlarsa “cennete gideceklerine” inanıyorlar. Sonra da her türlü
haksızlığın, haramın kapısını açıyorlar. Bunu anlamak mümkün mü? Ben
inançlı biri değilim ama eğer inançlı olsaydım, “cehennem” cezasından
korktuğumdan ya da “cennet” ödülüne göz diktiğimden değil, sırf “beni yaratanı
utandırmamak, üzmemek için” dürüst olmaya çalışırdım. Bunların öyle
kaygıları yokmuş gibi geliyor bazen bana. Benim anlayamadığım tuhaf bir
inanma biçimleri var. Dindarların neyi nasıl yapacağını belirlemek ve
yargılamak benim haddim de değil, hakkım da değil. Ama biri yüksek sesle ve
kuvvetle “dindar olduğunu” söylüyorsa, bunu vurguluyorsa, hatta bunu benim
gözümün içine sokuyorsa, o zaman benim onu “kendi inancı ve kendi ahlakıyla”
değerlendirme hakkım doğar. Dindar biri, dürüstlükten uzaklaşırsa ona
sorarım, “bu nasıl dindarlık” diye, “hem kendini, hem senin gibi dindarları, hem
de seni yaratanı utandırıyorsun.” Bizim iktidar partimiz dindar insanlardan
oluşuyor. Bunu biliyoruz. Cumhurbaşkanı da dindar. Bunu da
biliyoruz. Siz böyle inançlı insanlardan “dürüst olmayan” bir davranış
bekler misiniz? Beklememek lazım. Onların da dürüstlükten uzaklaşmaması
lazım. Şimdi yeni bir İhale Yasası çıktı. Bu yasa, “dürüstçe” değil.
Yolsuzluklara, şaibelere, haksızlıklara, adam kayırmalara açık bir yasa.
Bu yasaya, çok insan karşı çıktı. Bu yasanın kusurları neredeyse teker
teker anlatıldı. Bu yasanın çıkması halinde, devlet ihaleleriyle yapılan
işlerde yolsuzluklar olabileceği, devlet binalarının çökebileceği söylendi.
Peki, ne oldu? İktidar, bu yasayı kimseyi dinlemeden çıkardı.
Cumhurbaşkanı’na döndük. Birçok insan bir ağızdan, “lütfen bunu
imzalama, veto edip geri gönder” dedi. Ne oldu? Cumhurbaşkanı kimseyi
dinlemedi ve yasayı onayladı. Şimdi bakın, politikanın binbir türlü oyunu,
dengesi, ilişkisi vardır, onlara pek aklım ermez. Cumhurbaşkanı, iktidar
partisiyle ilişkilerini bozmak istemiyordur, siyasetin müteahhitler tarafından
finanse edilmesinin yararları olduğunu düşünüyordur falan... Ama bir de
adalet, hakkaniyet, dürüstlük var. Haram var, helal var. Bu yasa,
“harama” açık. Bu yasayla çok haram para yenir. Cumhurbaşkanı bu yasayı
onayladığına, onun dürüstlüğünden, inancından kuşku etme hakkımız da olmadığına
göre... Kendisine sormalıyız: “Siz bu yasayı niye onayladınız?”
“Hiçbir soygun olmayacağına, hiçbir yolsuzluk yapılmayacağına kanaat mi
getirdiniz?” “Bu yasanın kefili misiniz?” “Yarın bu yasa nedeniyle
yapılan yolsuzluklara rastlarsak hesabını size soralım mı?” Cumhurbaşkanı bu
sorulara cevap vermeli bence, bu yasayı niye onayladığını, bu yasayla yolsuzluk
olmayacağına nasıl inandığını bize de açıklamalı. Karşı çıkanların madde
madde dile getirdiği kuşkuları, madde madde çürütmeli. Böyle bir şey yapacak
mı? Hayır. Başbakan böyle bir şey yaptı mı? Hayır. Hiçbir şey
söylemeden yasayı çıkarttılar, onayladılar, yürürlüğe soktular. Öyle
aldırmaz davranıyorlar, bu ülkedeki insanları öyle yok sayıyorlar ki benim gibi
biri bile sonunda Allah’a sığınmak zorunda kalıyor. Onlara şöyle demek
istiyorum: İnandığınız Allah her yaptığınızı görüyor, her düşündüğünüzü
biliyor. Bizden kurtulmanız zor ama velev ki kurtulsanız bile... O’ndan
kurtulamazsınız.
|