Allah’ın adıyla
Özelikle çağdaş Müslümanlar, islamın
bazı sabit ibadetleri dışında itaatle ilgi değiller. İtaat edecekleri bir
önderleri yoktur. İslamın bu zamanda Müslümanlardan neler isteyeceğini
kendileri belirlemeye kalkıyorlar. Hâlbuki İslam, Müslümanları ne bu zamanda ne de başka zamanlarda asla kendi yorumlarıyla
baş başa bırakmamıştır.
İtaat edilecek bir insana sahip
olmadan, dine dayalı bir hayatı oluşturmak mümkün değildir. İslam, her
müslümanın kendi yorumlarını yaşamasının adı değildir. Evrensel hedefler güden
bir din olan İslam, bu hedefleri ancak
itaat olunan insanlar eliyle gerçekleştirir. İslam Müslümanları velayet
yetkisine sahip kimselere itaat etmeyi emrederek bu itaatten doğacak gücün
İslamın hedefleri yolunda kullanılmasını ister. İslam, ancak Müslümanların
velileri sayesinde zamanın sorumluluklarını belirler.
Resulü Ekrem, ancak ona itaat
edilmesiyle birçok işi başarmıştır. İtaat olunmadığı yerde en yüce insanlar
bile, toplum için bir şeyler yapamazlar. Mesela cihad edebilmeleri ancak itaat
edecek kimselerle mümkündür.
Ne zaman Müslümanlar, itaat edilecek
kişilere itaat etmemişler, tarihin akışının batıl anlayışlar lehine değişmesine
vesile olmuşlar. Ne zaman Müslümanlar, itaat sorumluluklarını yerine getirmişler,
tarihin akışını İslam’ın lehine değiştirmişler. İmam Humeyni’ye (rahmetullahi
aleyh) itaat edilmesiyle İslam inkılâbı meydana gelmiştir. İslam inkılâbıyla
tarihin akışı değişmiştir. Tarihin akışını İslamın lehine değiştiren itaat
anlayışıdır. Artık bundan sonra insanlar olayları değerlendireceği zaman, İslam
inkılâbından öncesi ve inkılâptan sonrası diye değerlendirmeler yapılıyor ve
yapılacak.
İslam tarihinde iktidarı eline
geçirenlere uymada, “namazı kıldırdığı müddetçe itaat edin” kuralına uyulmuş ve
namazı kıldırıp her türlü zulmü
uygulayanlar itaat edilecek kimseler olarak ele alınmıştır. Sultanlara,
krallara itaat etmede bir sorun görülmemiştir. Krallara ve sultanlara itaat
edilmesi gerektiğini kabul eden Müslümanlar, imama itaat konusunda hepten problemli
oldular.
Halifeliğin sona erdirilmesinden
sonra Müslümanlar pratikte İslama dayanarak itaat edecekleri önderlerden mahrum
kaldıklarını kabul ettiler. Müslümanların çoğu hala itaat edecekleri bir
önderden mahrum olduklarını kabul etmektedirler. Türkiye’deki İslamcılar
açısından itaat edecekleri bir kimse yoktur. İslamcı yazar ve konuşmacılar
zulme ve küfre karşı yapılması gereken tavırların nasıl olması gerektiğini
söylemekten geri durmuyorlar. Kalemi eline alan, Müslümanların sorumluluklarını
yazma cüretinde bulunabiliyor. Halbuki onların sözleri değil başkalarını,
kendilerini bile dini açıdan bağlamamaktadır. Bu kesimi, itaat etme sorumluluğu
taşımayan İslamcılar olarak tanımlayabiliriz.
Müslümanların nerede, ne zaman, ne
yapıp yapmayacaklarını kendi yorumlarının belirlemesi, ancak İslam
düşmanlarının işine yarar. İslam düşmanları Müslümanların birlik halinde
hareket etmelerini asla istememektedirler. Her Müslüman fert olarak karar
sahibi olması, tüm zamanlarda İslam düşmanlarının isteğidir. Mekke’de puta
tapmayan Hanifler fert olarak bir tutum içerisinde oldukları için sorun olarak
görülmemişlerdir. Ama Resul-ü Ekrem’le beraber olanlar büyük bir sorun olarak
ele alınmışlardır. Çünkü Resul’e inanan her Müslüman, peygamberle beraber
hareket etmeğe karar vermiş kimselerdi.
Resul-ü Ekrem’e inandığı halde, onun
önderliğinde hareket etmeyen kimse İslam toplumundan sayılmıyordu. İslam, her
müslümanın yorumlarıyla baş başa olmasını asla istemez. İslam, İmam eliyle
Müslümanların gücünü bir araya getirerek hak mücadelesinin yürütülmesini ister.
Zamanımızda dünya küfrüne karşı
nasıl mücadele edileceğini, belirleme konusunda görüşler ortaya koymaya
çalışanlar, aslında batıl cephesine bir tür hizmet etmektedirler. Bir kere İslam,
hak batıl mücadelesinde her müslümanın yol tayin edici olarak kabul
etmemektedir. Müsüman kimse, özellikle haddini bilen kimsedir. Müslümanın
haddi, ümmetin gideceği yolun nasıllığını belirleme edasında yazmaması ve
konuşmamasıdır.
İslam ümmetine yol tayin etmeye
çalışan İslamcılar, sizin bu tutumunuz İslam’ın nehyettiği bir tutumdur. Hak
batıl mücadelesi her zaman vardır. Batıla karşı nasıl mücadele edileceğini hak
cephenin önderi belirler. Önderi olmayan Müslümanlar için aslında hiçbir zaman
hak batıl mücadelesi olmayacaktır. Onlar her zaman bu mücadelenin dışında kalacaklardır.
Çoğu kez onların varlıklarından, batıl cephesi yararlanmaktadır. İtaat edeceği
bir öndere sahip olmayan kimselerin, İslam’a dayalı bir hayatı yaşamaları
mümkün değildir. Kimseye itaat etmeyenler, ancak problemler üretip problemli hayatlar yaşamaktadırlar. Bunlar
hastalıklı kimselerdir. İtaati emreden İslam, kime itaat edileceğini de
belirlemiştir. İslam’ın gösterdiği yoldan gidenler için bu konular aydınlıktır.
Bugün batıl cephesinin önderliğini
kimin yaptığını bilme durumundayız. Bizler Amerika’nın Büyük Şeytan olarak
batılın önderliğini yaptığını söylemekteyiz. Buna itirazı olmayanlar, Büyük Şeytan’a
karşı mücadelede kendilerini hakkın temsilcisi olarak ele almasın. Büyük Şeytan’a
karşı mücadelede yalnız kalanlar, aslında şeytanın oyuncağı olduklarını
bilmiyorlar.
Hak batıl cephelerinin varlığını
kabul edenlerin, bu cephelerin soyut cepheler ve temsilciliklerini de soyut
olduğu zannına kapılmasınlar. Hak ta samuttur batıl da somuttur. Somut
cephelerin somut önderlikleri vardır. Büyük Şeytan Amerika batılın
temsilcisidir. Hakkın temsilcisini, hakkın kendisi ortaya koyduğu gibi, batıl
cephesi de kendisinin karşısındaki cepheyi ifade etmektedir.