Bismillahinnur.
Suriye konusunda yazmaktan özenle kaçınmama rağmen, yine de dönüp dolaşıp bu
çetrefilli konuya değinmek zorunda kalıyorum.
Suriye
hakkında yazmak istememenin sebeplerinden en önemlisi , kamuoyunun şu anda
hadiselere tamamen duygusal yaklaşım içinde olması ve aklın neredeyse devreden
çıkarılmasıdır. Bu durumun en büyük müsebbibi de medyanın Suriye ile ilgili
haberleri veriş tarzıdır. Etkili ve yetkili devlet adamları bile, yoğun duygu
atmosferine kapılarak Ortadoğu halklarının arasında derin uçurumlar açabilecek
beyanatlar vermektedir.
Bendenizin Suriye olayları hakkındaki duruşunu , bundan önceki yazılarımı
okuyanlar çok iyi bilmektedir. Onun için bu yazımda aynı şeyleri tekrar etmeden
hadisenin başka yönlerine dikkat çekmeye çalışacağım.
Gelinen nokta itibariyle Suriye coğrafyası , üzerinde büyük güçlerin bilek
güreşi yaptığı bir alana dönüşmüştür. İki fotoğraf karesi bunu çok güzel bir
şekilde ortaya koymaktadır.Birinci karede ; 7 Temmuz 2011 tarihinde
Hama'yı ziyaret eden ABD'nin Şam büyükelçisi , Hama halkının coşkulu
tezahüratları ve sevgi gösterileriyle karşılanmıştı. İkinci karede ; 7 Şubat
2012 tarihinde Şam'a resmi ziyarette bulunan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey
Lavrov binlerce Esed taraftarı tarafından coşkulu bir şekilde karşılandı.
İşte ! Bu iki fotoğraf karesi , Suriye'de oynanan oyunu ve müslümanların
acziyetini görmemiz açısından ibret vericidir .
Bu iki kare bize şunu anlatmaktadır : Suriye yönetimi yıkılmamak için
Rusya ve Çin'e dayanmak zorundadır. Muhalifler ise rejimi yıkabilmek için
ABD'nin desteğini almak zorundadır. Yani Suriye coğrafyasında oynanan büyük
oyunda etkili olan esas güçler , Rusya - Çin bloğu ve karşısındaki
ABD -AB ikilisidir. Türkiye ,İran,İsrail ve Arap şeyhlikleri ise ikinci
derecedeki aktörlerdir. Bu ülkelerin Suriye meselesinin çözümünde oynayabilecekleri
roller , emperyal güçlerin onlara bıraktıkları alanla veya verdikleri
vazifelerle sınırlıdır.
Bu iki fotoğraf karesini gözlerimin önüne getirdiğimde, bir müslüman olarak
yüreğim cız ediyor ve nasıl oldu da ümmet böyle bir zillete düştü diye
düşünmeden edemiyorum. Bizler neden ABD'den veya Rusya'dan medet umar hale
getirildik?! Irak'ta Saddam'ın gitmesi için neden ABD ile kolkola girmek
zorunda kaldık?! Libya'da neden Nato ile birlikte hareket etmek zorunda
bırakıldık?! Suriye'deki katliamlara haklı olarak yüksek perdeden tepki
gösteren siyasilerimiz ; Afganistan , Pakistan ve Libya'da ABD ve Nato güçleri
masum sivilleri bombalayıp şehit ederken , kafalarını neden kuma
gömdüler?!
Bu soruların herhalde tek bir cevabı olabilir , o da şudur : Biz
müslümanlar Kur'an-ı Kerim'i ve Rasulullah(saa) 'ın sünnetinin koruyucusu ve en
iyi aktarıcısı olan Ehl-i Beyt'i terkettik , onlara sırtımızı döndük. Dünyalık
menfaatlerin peşinden koşturduk.Vekil ve kefil olarak Allah( cc)'ı değil, başka
güçleri kabul ettik. İzm'lerin peşinden koştuk ve sonuçta bu zilleti hak
ettik.
Tekrar Suriye meselesine dönecek olursak ; bu konuda özellikle
muhafazakar medyada yer alan haber ve yorumlarda İran , Hizbullah ve şiiler
aleyhinde yoğun bir propaganda olduğu gözlenmektedir. İran ve Hizbullah'ın
Suriye meselesine Filistin ve Kudüs davasını eksen alarak baktığı ve
mezhepsel hiçbir takıntısının olmadığı açıkken ; 2006 ve 2008'de Hizbullah'ı ve
İran'ı göklere çıkaran kardeşlerimiz şimdi onları yerden yere vurmaktadır.
Hatta bu ülke ve örgüte, Kerbela ve İmam Hüseyin dersi vermeye kalkmaktadırlar.
Peygamber Efendimiz ( s.a.a) biz müslümanları, sevginiz de nefretiniz de
ölçülü olsun diye uyarmamış mıdır ?
Bendeniz gazete , televizyon , dergi , internet sitesi veya yazar ismi
vermek istemiyorum. Zaten herkes kendisini biliyor. Ey kardeşlerim , ey ehl-i
insaf ! Size ne oldu böyle ?! ABD ve İsrail'e vurur gibi bugün İran'a ve
Hizbullah'a vuruyorsunuz . İran'ın ve Hizbullah'ın hataları olabilir fakat bu ,
ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görmemize engel
olmamalıdır.
Ayrıca daha düne kadar meydanlarda omuz omuza '' Kahrolsun İsrail '' ve
'' Kahrolsun Amerika '' sloganları atan müslüman gruplar ve önderler
Suriye konusunda ters düşmelerine rağmen '' Kardeşlik Hukuklarını ''
korumalıdırlar. Aksi takdirde saflarımızın arasında meydana gelecek boşlukları
şeytan aleyhillane doldurur. Düşmanlarımızı sevindirmiş oluruz.
Tekrardan Suriye konusuna dönecek olursak , muhalifler silahlı
mücadelede kararlı gözüküyorlar. Bize göre şu aşamada silahlı mücadele çözüm
değil , çözümsüzlük getirir. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Olan , kendilerine
insanca yaşama hakkının çok görüldüğü mazlum , mağdur , mahrum ve mustazaf
Suriye halkına olacaktır. Suriye'den yeni dönen bir arkadaşım , Şam'a kadar
çatışmaların izlerinin görüldüğünü yani hayatın durduğunu ve halkın bir iç
savaş çıkmasından korktuğunu söyledi. Maalesef cin şişeden çıkmıştır ve ilk
önce kendisini çıkaranları çarpacaktır. Esed'i alaşağı edip yönetime el
koyacak olan subay, herkesin hesabını altüst edebilir.
Elimizden fazla birşey gelmiyor. Rabbimize ,'' Ey Mevlamız !
Mustazafların ve mazlumların kanını sen koru .'' diye yalvarmaktan başka birşey
yapamıyoruz. Yüce Allah'tan bu fitne ateşinin tez zamanda sönmesini niyaz
ediyoruz.
Bu arada İsrail'in ; İran'a , Gazze'ye veya Lübnan'a saldırması
için en uygun zaman geldi gibi görünüyor. Kurt puslu havayı severmiş .
Müslümanların birbirine düştüğü , İran ve Hizbullah'ın Ortadoğu halkları
nezdinde kredilerinin azaldığı bu dönemde İsrail'den bir saldırı
gelebilir.
Herkesin teenni , akıl ve sağduyu ile hareket etmesi gereken bir
dönemden geçiyoruz.
Öte yandan bazı STK'lar Suriyeli muhaliflerden gelen her haberi
doğru kabul ederek hemen harekete geçiyor ve müslümanları meydanlara davet
ediyor. Unutmayalım! Yapılacak yanlış bir hareket ve söylenecek düşüncesizce
bir söz telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir.
Kim ne derse desin, rüzgar ne yönden eserse essin ; biz
Rehberimizin yol göstericiliğinde nihai hedef olan Kudüs yürüyüşümüze hiç
durmadan devam edeceğiz İnşaAllah.