Allah’ın adıyla
Suriye’de rejimi değiştirmek üzere Batılı
güçlerin giriştiği mücadele, artık kan deryasını büyüterek ilerlemekte.
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yerel
müttefik güçler belki de tarihin hiçbir döneminde batıyla bu denli uyumlu
bir işbirliğinde olmamışlardı.
Suriye olayında, aslında batının yeni
uygulamaya koyduğu strateji değişikliğinin örneğini görmekteyiz. Bunlar, eskiden
çıplak gözle görülebilen bir şekilde, askeri dayatmalarla işgal ettiği
topraklarda artık “yerel”
çalışıyorlar. Bu konuda, kendi çıkarlarına uygun davranışlarla ilgili
olduklarından, her kesimden, her ideolojiden insanlarla taktiksel bir işbirliği içerisindeler. Yani; sizin solcu, liberal,
İslamcı, ulusalcı söyleminiz onun pek umurunda değil; davranış ve eylemleriniz
onun amacına uygunsa gerisi teferruattır…
Bu pencereden bakıldığında, ülkemiz
Müslümanlarının bir kısmının bu konudaki hal-i pür melali gerçekten manidardır.
Yıllardır Beyazıt Meydanında “Kahrolsun
ABD!, Kahrolsun Emperyalizm!, ABD,
Ortadoğu’dan Defol!” diye slogan atan, bu konuda yazıp çizen zevatın
şimdilerde ABD ve Nato’nun bölgesel hesaplarına bu denli teşne olmaları hangi
manayı taşımaktadır bunun tartışılması gerekmektedir. Çünkü; gelinen noktada bu
insanlar “Suriye’de Baas rejimi ve Esad
üzerinden bir diktatörlüğe baş kaldırıyoruz, orada katliam var ve biz
mazlumların yanındayız” gibi görünürde halkların itiraz edemeyeceği bir söylem
geliştirmeğe çalışıyorlar, kan üzerinden gelişen bir dezenformasyon söz konusu.
Daha bir yıl önce tam bunun tersi ilişkiler yumağı içerinde olan bir ülkenin,
alelacele tavır değişikliğinin arka planı çok karanlık. Karanlık ise, hedefin
sapabildiği en müsait ortamdır.
Muhafazakar rengi ağır basan bir dışişleri
bakanının ABD gibi bir ülkeyle “stratejik
ortaklığının” ürünü olan siyasetlerin bölgede “özgürlük sloganı”yla kendine alan açması ise, maalesef yine
İslamcı söylem üzere olan bir kitle üzerinden sağlanmaktadır. Açtıkları
pankartlarda “Kahrolsun ABD”
diyorlar demesine ama, pratikte “Yaşasın
ABD” gibi bir sonuç çıkmakta. İslamcılıkları, Amerikancı hedefe doğru
yelken açmakta…
Maalesef ülkemizde Suriye konusu, ABD’nin
bölgeye yerleşme ve İsrail’i düşmanlarından arındırma gibi ana konusundan çıkarılıp,
bir kesimin anlamsız ve değersiz bir
şekilde ayrılıkçı konuma dönüşmesine vesile olmuş durumda. Bu konuda İran ve Hizbullah’ı ötekileştirme ise, çok acıdır ki mezhepçi söylem geliştirilerek yapılmakta.
“Suriye’de
yönetim Nusayri, İran ve Hizbullah ise Şii olduğundan onu destekliyor.”
Diyorlar.
O
kadar tutarsız o kadar cahiller ki; hemen yanı başında ve kahir ekseriyeti Şii
olan Azerbaycan’la İran’ın ilişkilerinin bu tespite göre kuzu sarma olması
gerekiyor değil mi? Bu sorunun cevabı yok! İslamca yaşamın ve mücadelenin yazmak ve konuşmaktan öte kısmını idrak edemiyorlar. İran ve Hizbullah konusunda bırakın insafı, edep sınırlarını dahi aşan bir
tavırla söylem geliştirenler, Hamas konusunda ise çifte standart uyguluyorlar. İran
ve Hizbullah’ın eşdeğeri Hamas, Sünni diye
ona dokunmuyorlar, İran ve Hizbullah ise Şii
oluşunun şamarını yiyor. Üstelik bunu yapanlar yıllardır bu ülkede ağabeycilik
yapanlar, yazıp- çizenler… Hizbullah’a, Hizbuşşeytan diyen yorumlar bunların
sitelerinde çarşaf çarşaf yayınlanır, ele aldıkları kişi ve bölgelerde sıkça
“falan Şii bölgesi, filan Sünii kişi” gibi okuyucunun bilinç altına yönelik
çabalar görürsünüz. Bir savrulma ki, içinde ibretlik yığınca örnekler
bulursunuz.
En son ve insana acı bir gülümseme yaşatan
olay ise Velfecr adlı sitenin editörü
Nurettin Şirin’i linç etme
kampanyasında görülmektedir. Nurettin
Şirin, Suriye konusunun ilk çıktığı günden şu anlam içerikli şu tespitleri
yapıyor: “Esat ve Baas rejimini bölgeden
çıkarmak isteyen güçler, Suriye halkının özgürlüğünü bir bahane olarak
kullanıyorlar. Uzunca süre bu rejimle pazarlık yaptılar, bölgede
İran/Hamas/Hizbullah’a sağlanan lojistik üs konumundan vazgeçilmesini
istediler. Lübnan’da Hariri cinayetiyle istenilen şey, Suriye’yi zora sokmak ve
bu ülkeden çıkarmaktı bunu yaptılar. Ancak asıl istedikleri sonucu burada
alamadılar, direniş ekseni ile Suriye arasındaki bağ sarmalı çözülemeyince
Esad’la açık açık pazarlığa oturup şartlar sıraladılar. Uzunca bir süre sonra
pazarlık neticelenemeyince nihayeti dış müdahaleyle sonuçlanacak planı adım
adım devreye soktular. Suriye’nin Türkiye sınırında silahlı bir muhalif yapı
oluşturulacak, bunun üzerinden rejimin kan akıtması sağlanacak ve batılıların o
meşhur “İnsan Hakları” gerekçesiyle ülke işgal edilecek. İşgalciler kendi uydu
yönetimlerini kurup çıkarlarının teminatını sağlayacaklar, Suriye halkının
özgürlüğü bir aldatmacadır. Asıl amaç İsrail’i sağlama almaktır.”
Batı orjinli kurgulanan ve İslamcı kimlikli
birtakım kesimlerin kullanmaktan imtina etmedikleri yalan yanlış haberlerin
karşısında olayın arka planıyla ilgili haber, dosya ve görüntüleri Türkiye
kamuoyuna taşıyan Şirin, uzunca bir süredir örtülü olarak her türlü hışma
uğruyordu. Yayınlan haber ve röportajların, belge ve dosyaların sıhhati ise İran’ın,
Hamas ve Hizbullah’ın bu konudaki görüşleriyle test ettiğimizde, büyük fotoğraf
Nurettin Şirin’i doğruluyor. Yetkililerinin
açıklamalarında bunu ayan beyan görüyoruz. En son İsmail Heniye’nin İslam İnkılâbı’nın
yıldönümünde Tahran’da yüz binlerce insana hitaben yaptığı konuşma, anlamı
itibariyle çok önemliydi; İsrail’e karşı
direniş devam edecek! Suriye yönetimi ve halkı bize vefalıdır…
“Eğer,
o bölgede ve onları bire bir ilgilendiren bir meselede İran/Hamas/Hizbullah
önderlerini dinlemeyeceksek onlara itibar etmeyeceksek kime güveneceğiz?”
diye bir soru var ortada. Yer Suriye ve konu direniş ekseniyse, bu eksenin
önderlerine “sen bilmezsin” diyen
birileri, kendilerini ne görüyor, ne yerine koyuyor? Bu kibir, bu tepeden
bakma, bu ucuzluk, basireti yenebilir mi? Bu soruyu soran birisi, soruların cevabını beklerken “vurun
abalıya” tezahüratları eşliğinde taşlanıyorsa eğer; yazıklar olsun vefa’ya.
Suriye
muhalefeti denen, gerek sivil gerekse de askeri örgütlerin ülkede
geliştirdiği terör eylemleri, ülkemizde bir karartmaya maruz kalmakta. Büyük
çoğunluğu batılıların maddi ve lojistik desteğinde olan bu gurupların son
dönemlerde ağır silahlarla giriştikleri eylemler, maalesef Suriye halkına büyük
bedeller ödettirmektedir. Şimdilerde İngiltere ve Katar istihbaratı açıkça
Suriye’de eylem alanı oluşturuyor. PKK ile bize yapılanlar, Özgür Suriye Ordusu
ile Suriye’ye yapılmak isteniyor. Ayrıca
bu örgütlerin daha şimdiden İran’a ve Hizbullah’a karşı davranışları ise açık
açığına düşmanlıktır. Halk, özgürlük isteğinde haklıdır elbet, ancak bunların
Suriye halkıyla alakası nedir? Her biri bir başkentte o ülkenin stratejisini
uygulayan kendi halkından kopuk, uydu oluşumlar değil midir bunlar? Haklı
talepler üzerinden bir işgal senaryosu yazılmıştır. Geçmişte Cezayir’de
gördüğümüz Fransızlar, Libya’da gördüğümüz İtalyanlar utanmadan sıkılmadan geri
dönmüşlerdir; bunları görmemekte ısrar edip AKP ile aynı çizgide buluşmuş
İslamcılar; Clinton’a “çaaaak!”
diyen Davutoğlu’nu sorgulamayıp, “emredersiniz” halindeyse, ne yapalım şimdi?
Batılıların, çıkarlarının olmadığı yerde halk
diye bir dertlerinin olduğu görülmüş müdür? Bu halkların özgürlüğü, Suudi
Arabistan’da niye aranmaz?
Azizler, dostlar, kardeşler! Tarihi bilmek
çok önemlidir.
Kerbela
diye bir yeri, Aşura diye bir günü İran’dan, Hizbullah’tan öğrenenler şimdi bu söylem üzerinden bu iki isme (İran-Hizbullah) olmadık hakaretler
yağdırıyorlar. Milyonlarca şehidin kanıyla kazanılan kazanımları lekelemeğe
çalışıyorlar. Yukarıda da dedim ya; Hamas, Sünniliğiyle kurtulmuş şimdi. Taasublarını yenemiyorlar ya, benliklerin put olduğu dönemleri yaşıyoruz. Bunu,
Afganistan döneminde de yaşamıştık; o ülke üzerinden de yanı başındaki
kardeşlerini dövmeğe alışkın hastalıklı
kalemler vardı, sonrasında savrulup gittiler.
Oyun, çok sinsi oynanıyor.… Mesele, sadece
Suriye’nin işgal edilmesinin de ötesine geçti. Bu ülkede mezhepçiliği geliştirerek
ayrılıkçı ortamları Ortadoğu’da kalıcı kılmağa çalışıyorlar. Türkiye’ye verilen
“uygulayıcı rol” var… Gelişen olayları bu çerçevede değerlendirmek, ülkeye ve
coğrafyaya karşı yürekten duruşumuzu bozmamamız gerekiyor.
Tarih, tarih, tarih… Günümüzü anlamada her
şey mevcut orada!