Allah’ın adıyla
İslami vahdetin
gündeme geldiği vahdet konferansları
serisi sona erdi. Geçen yıllardaki vahdet konferansları gibi vahdeti sağladığı
söylenemez, hatta bir adım bile vahdete yaklaştırmadığı söylense abartılmış olmaz.
Vahdet merasim ve konferansları denilince
müslümanların birlik ve beraberliğini sağlama doğrultusunda bir çalışma akla
gelir. Vahdet konusunun enine boyuna konuşulduğu, pratik çözümlerin sunulduğu
bir çalışma olması gerektiği düşünülür. Aralarında vahdet ve birliği öngörülen
insanların beraberce kardeşlik havasında kucaklaşacakları beklenir. Vahdet
sloganı ile meydana çıkanların tavrı bu olması gerekir.
Kuran‘ın belirttiği „kendi aralarında şefkatli,
merhametlidirler“, ilkesi vahdet
konferanslarında görülüyor mu acaba? Vahdet yapması gereken insanlar, cemaatler,
topluluklar ve grupların her birisinin kendi çatıları altında vahdete davet
etmeleri ve bundan dolayı da ayrı ayrı konferanslar düzenlemeleri vahdet
anlayışı ile bağdaşıyor mu? „Ben güçlüyüm“, „ben önceyim“, „çoğunluk benim
yanımda“ düşünceleri, birilerinin insanları kendi çatısı altında toplanmaya
davet etmesine gerekçe olarak yeterli midir? Sadece bu iddialar bile vahdete
darbe vurmuyor mu acaba?
Vahdet konferansları hakkında söylenmeyen
birçok gerçekler vardır ki dile getirilmesinden korkuluyor. Dostlar kusura
bakmasınlar ama dilsizlerin dili olmak, yürektekten geçenleri dile getirmek,
söylemek istediklerini söyleme fırsat ve imkanı bulamayanlar adına birşeyler
söylemek gerekir sanırım.
Vahdet adı altında toplantılar düzenlemek başlı
başına güzel teşebbüslerdir. Ancak İslamın öngördüğü vahdet çizgi ve çatısı
nedir? Hangi çatı altında vahdet için toplanılmalıdır? Bir kurum veya grubun
herkesi kendi çatısı altına davet etmesi, kendisini hak ekseni olarak gördüğünü
göstermiyor mu? Vahdeti farklı görüş sahiplerinin müştereklerde, ortak değerler
etrafında bir araya gelmeleri olarak tanımlarsak bir kişi veya kuruluş çizgisinde
toplanmaya davet etmek vahdet yönünde bir çaba olarak değerlendirilebilir mi?
Vahdet konferanslarının şekli ve mesajı bu
toplantıların hedef ve içeriğiyle uygunluk arzetmeli değil midir?
Vahdet konferansları siyasi tartışmalar arenasına
mı dönüşmeli? Vahdet konferansları tribünlere oynayarak boy gösterilen yerler
mi olmalı? Mesaj ve içerikten yoksun konuşmalarıyla -sadece meşhur
olduklarından dolayı- kürsüyü işgal eden siyasiler hangi toplumu temsilen
katılıyorlar ki onlarla vahdet düşünülebiliyor?
Tek itibarı parti mensubu olan ve siyasi
kimlikleri ellerinden alındıktan sonra hiçbir bilimsel ve toplumsal itibarları kalmayan
bu şahısları kim hangi konferansa davet eder acaba?
Konferanslarda kürsüye çıkanların kimlikleri önemli değil midir?
Düzenlenen vahdet konferanslarında konuşmacılara bakınca vahdetten hedefin ne
olduğundan insan şüpheye düşüyor; bu şahısların vahdetle ne alakası var, vahdet
yapması gereken kurum, kuruluş ve şahsiyetler dışarıda bırakılmış, konferansa
itibar kazandıracağı düşünülen şahıslar kürsüde cirit atıyor. Görünen o ki
yapılacak konuşmaların içeriğinden ziyade hangi meşhur şahsın kürsüye
çıkacağına öncelik verilmiştir. Çünkü her konuşmacı 5-10 dakika konuşuyor, kimseden
10 dakikada vahdet hakkında doyurucu bir konuşma yapması beklenemez. Zaten
hedefin bu olduğu izlenimi de verilmiyor.
Evet! Vahdet konferansları yapmak gerekli ve
güzeldir ama farklı mekanlarda birçok vahdet konferansının düzenlenmesi,
vahdeti sağlamaktan ziyade vahdetten uzaklaşmaya sebep olmuyor mu? Madem hedef müslümanların vahdetiyse en azından bir
şehirde neden tek bir konferans beraberce ve daha görkemli yapılmıyor?
Herkes vahdet diyor ama hangi ilkeler
dogrultusunda, hangi prensipler etrafinda, kimlerle vahdet yapılması gerektiği
beyan edilmiyor.
Vahdet inanç eksenli, düşünce eksenli, hedef
birliği eksenli olması gerekirken kişi eksenli, grup eksenli vahdete davet
edilmesi üzücüdür.
Resulullah’ın (s.a.a) mübarek veladeti
münasebetiyle ilan edilmiş vahdet haftasında bu amaca ne kadar yaklaşıldığı
konusunda düşünmek gerekir. İnsan-ı kamil olan peygamber ve getirdiği öğretiler
etrafında vahdet, İslamın öngördüğü vahdet değil midir? Peygamberimiz ahlak ve
inanç alanında örnek olduğu gibi toplumsal-siyasal alanda da vahdet ekseni
olması gerekmez mi? Peygamberin devlet adamlığı, siyasi kişiliği, imam ve
önderliği gündeme getirilip beyan edilmesi gerekmez mi? Müslümanların
peygamberin itikadi ve ahlaki örnekliğinin yanısıra siyasal düşüncesinin çatısı
altında vahdet sağlamaları gerekmez mi?
Müslümanların vahdeti, Peygamberin devlet adamlığının ve siyasal kişiliği etrafında ve risaletin devamı
imamet makamında oturan hz.Ali (a.s) ve diğer hidayet önderlerinin siyasi
kişilikleri ve önderlikleri ekseninde olmalıdır.
Günümüzde vahdet ekseni
gaybet döneminde imametin niyabeti olan velayet-i fakih değil midir?
İşte böyle vahdet eksen ve çatıları mevcutken
yeni yeni vahdet şemsiyeleri oluşturmak ve herkesin kendisini vahdet mihveri
görerek kendisine davet etmesi vahdet çabası olabilir mi? Vahdet mihverleri
peygamber, imam ve velayet-i fakih değil midir? Bundan sonraki alt kimlikler ve
şemsiyeler bu eksene götüren yollar olabilir ancak.
Grup ve teşkilatların
varlığı her toplum için bir nimet, kalkınma ve olgunlaşma aracı olmakla
birlikte birbirlerinin varlığını kabullenmeleri vahdetin ilk adımı olması
gerekir. Ama realite bunun aksine her
grubun kendini ispatlama ve güç gösterisi yapma gayreti içinde olduğunu
gösteriyor.
Konferans ve panellerin
içeriği ve amacı hakkında söylenmeyenleri, söylenme imkan ve fırsatı
bulunanmayanları ve söylenmesi gerekenleri de başka bir zamanda kaleme alırız
inşallah.
Müslümanların İslami
vahdetinin risalet, imamet ve velayet ekseninde gerçekleşmesi ümidiyle....
Abdullah Özgür