Allah’ın adıyla
İmani zaafları olan kişiler,
dürüst ve samimi olmanın kendilerine zarar getireceğine inanırlar. Bu yanlış
mantığa sahip pek çok anne baba çocuklarına vicdanlı, dürüst, samimi davranmayı
değil, yalnızca kendi çıkarlarını korumayı öğüt verir. Bu onların ‘mantıklı’
hareket etme üzerine kurulu dünya görüşleridir.
Mantıklı olmak dünyevi çıkarlar
üzerine kuruludur ve bencil olmayı gerektirir.. Bu kimselerin bakış açısına
göre, vicdanlı davranmak mantıklı değildir. Örneğin çalıştığı işyerinde yolsuzluk
yapıldığına şahit olan kişi, eğer olayı açıklaması işinden olmasına sebep
olacaksa, vicdanını devreden çıkarır ve ‘mantığını kullanır’…susar. Bu kişiye
göre mantıklı ve dolayısıyla akıllıca olan, yolsuzluğu görmezden gelmek ya da
yapılan işten kendi payına düşeni almaktır. Vicdanını dinleyerek dürüst
davranmak isteyen insan ise, 'en akıllı sen misin, aklını
başına topla, herkes böyle?' gibi sözlerle kararından vazgeçirilmeye
çalışılır.
Bu telkinler gerçekte insanı vicdanının yolundan saptırarak, nefsinin
bencil tutkularının ardına düşürmeyi amaçlayan şeytanın sesini yansıtır.
Ahlaksızlık yaptırmak, dürüstlükten uzaklaştırmak isteyen şeytan, bu durumdaki
kişiye de ‘mantık’ kılıfı altında yaklaşır.
Kesin bilgiyle iman eden bir insan bu gibi telkinlere asla kanmaz.
Samimi kişinin vicdanı her an devrededir
ve hiçbir koşulda samimiyetten ödün vermez. Kur’an’da, “Dedi
ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde
onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim
ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan
kulların müstesna.”(Hicr
Suresi, 39-40) ayetiyle haber verildiği üzere şeytanın kışkırtmaları zaten
samimi müminlere etki etmeyecektir.
Vicdan insana sürekli doğruyu
gösterir; mantık ise adeta şeytanın silahıdır. Şeytani bir mantık kullanan
kişinin aksine temiz akıl sahibi insan yaşamında karşılaştığı her olayda vicdanını
kullanır. Samimiyetle Allah sevgisini ve Allah korkusunu içinde taşıyan insan,
hem dünyada hem de ahirette sayısız güzelliklere ulaşabilir. Çünkü samimiyet ve
yalnızca Allah'ın rızasını umut ederek temiz niyetle hareket etmek, insanın
ruhu ve aklı üzerinde çok olumlu etki oluşturur.
Bediüzzaman da bu samimi
kulluğu, “mühim bir esas, en büyük kuvvet,
en önemli dayanak noktası, en yüksek karakter ve en safi kulluk” olarak
tanımlar. Samimiyetin kazandırdığı ruh derinliği, cenneti umut etme, Allah’ın
hoşnutluğunu kazanma heyecanı, bunların hepsi inanan insan için ayrı birer
zevktir. Samimi olduğu, vicdanının işaret ettiği yola uyduğu ve böylece
Rabb’ine tam teslim olduğu için, iman eden insanın yaşamına huzur hakimdir.
Ayrıca bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklıdır. Dünyevi çıkar elde etme hırsı
nedeniyle sıkıntı yaşamaz, hayatında Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için çaba
göstermenin güzelliği hakimdir. Ancak imanı tanımayan ve güzelliğini bilmeyen
kişiler, onun kayıp içinde olduğunu düşünebilirler.
Örneğin bir insanın kendi de ihtiyaç içinde
olduğu halde zor durumdaki dostuna evini açması, yiyeceği az da olsa misafirine
ikram etmesi, cahiliye mantık ölçüsüne göre kayıp olarak değerlendirilebilir.
Gerçekte samimi bir mümin hiçbir zaman ve hiçbir koşulda kayıp içinde olmaz. Kısımlandıran,
rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese
nasibini veren Allah
bu özverili kuluna birçok yönden sayısız nimet verebilir, bir başka işinde
bereketini artırabilir. Mümin bereketinin artması ya da daha iyi koşullar gibi
bir beklentiyle özveride bulunmaz; yalnızca Rabbimiz'in hoşnutluğunu umarak
güzel davranışlar sergiler. Allah karşılık olarak ona dünyada bereket verirse
şükreder, ancak asıl güzel karşılığı sonsuz ahiret yaşamı için umut eder.
Çıkarları zarar görür
korkusuyla özveride bulunmayan, güzel ahlaktan uzak duran bencil kişi ise
oldukça hatalı davranışlar içindedir. Vermekten kaçındığı her şeyi hatta kat
kat fazlasını bir başka şekilde kaybedebilir.
Toplumda bazen insan
yalnızca doğruyu söylediği için hakaret, iftira ya da baskıyla karşılaşabilir.
Dürüstlüğü nedeniyle zor durumda kalıp bir bedel ödemek zorunda kalabilir. Dinden
uzak cahiliye toplumu bakış açısıyla düşünüldüğünde, dürüstlük genellikle insanın
lehine değilmiş gibi görünür. Oysa her dürüst insan vicdanına uyduğu için,
gerçekte lehinde olanı seçmiştir.
Samimi bir davranışın en
güzel karşılığı Allah'ın hoşnutluğudur. İnsan vicdanını susturup yüzeysel
bakarak zahiren lehinde olanı seçerse, Rabbimiz bu kötü tavrın karşılığını çok
farklı yönlerden verebilir. Çıkarlarını zedelememek amacıyla ahlaksız davranan
kimse rahat yaşamayı umut ederken, başka konularda zarara uğrayabilir. Maddi
beklentilerle hırs içinde yaşayan kişiler huzursuz, endişe ve korku içinde bir yaşam
sürerler.
Yüce Allah hastalık, maddi
kayıp, iftiraya uğramak, işini kaybetmek ya da parasız kalmak korkusuyla dürüst
davranmayan kişi için, yaptıklarının karşılığı olarak en çekindiği olayları, hiç
beklemediği zamanda ve hiç beklemediği bir şekilde yaratabilir.
Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav) döneminde de inkarcılara karşı savaşmak istemeyen, yaralanmak
veya ölmekten korkan münafıklardan söz edilir. Samimiyet ve özveri gerektiren
durumlarda çeşitli bahaneler ileri süren bu ikiyüzlü kişiler, yaralanmayı veya
şehit olmayı kendileri için kayıp olarak görmektedirler.
“Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni
izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin
edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan
söylediklerini biliyor.” (Tevbe Suresi, 42) ayetiyle bildirildiği gibi, bu kişiler çıkar elde edemeyeceklerini
düşündükleri için savaşmak istememektedirler.
Oysa Peygamberimiz (sav)'in
yanında mücadele eden ve şehit olan şehitlerin canları kolayca alınıp Allah
Katında en güzel yerde ağırlanacaklardır. Kendilerince mantıklı davranarak
destek olmaktan kaçınanları ise hem dünyada hem ahirette çok acı sonuçlar
beklemektedir. Dürüstçe doğruyu seçen ve doğruya uyan güzel ahlaklı ve Allah’a
sadık müminlerin alacakları karşılık “Oysa onlara evla (olan): İtaat ve
maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet
Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed Suresi,
20-21) ayetiyle bildirildiği
gibi daha hayırlıdır.
Hayatımız boyunca verdiğimiz
kararlarla imtihan oluruz. Çıkarlarımızla çatıştığı zaman dahi sadakatten,
dürüstlükten ve samimiyetten vazgeçmeyerek güzel ahlakı yaşamak için çaba
gösterirsek, imtihanlarımızı da güzel yaşarız. Güzel ahlakın değeri imtihan
ortamında daha iyi anlaşılır. Küçük ya da büyük verdiğimiz her kararda din
ahlakına uygun bir tercih yaparsak, –Allah’ın dilemesiyle- sayısız güzelliklere
ve sonsuz kurtuluşa kavuşabiliriz.
Fuat
Türker