Bismillahirrahmanirrahim
Yüce Allah’ın varlık âlemine sunduğu en büyük hediye hiç
kuşkusuz âlemlere rahmet olan peygamberimizdir. Zira var olan her şey onun yüzü
suyu hürmetine yaratılmıştır; başka bir ifadeyle her şey varlığını ona
borçludur. “Sen olmasaydın eflaki/âlemi yaratmazdım!” hadis-i kutsisi de bu
gerçeğe işaret etmektedir.
Varlık âlemini kısaca tarif etmek gerekirse; “Yüce Allah’ın
rahmetinin tecellisidir” demek en doğru ve kapsamlı bir tanımlama olur. Bu rahmet
gülistanının en hoş kokulu gülü ise hiç şüphesiz Allah Resulüdür. Çünkü o bu
rahmet gülistanının bahçıvanıdır. Varlık gülistanındaki rahmet çiçekleri onun
maharetli elleriyle şekillenmiştir. Tabir yerindeyse Yüce Allah rahmetini
dağıtma görevini ona yüklemiştir.
Peygamberimiz (s.a.a), Kuran’ın ifadesiyle “âlemlere
rahmet olarak” (Enbiya 108) gönderilmiştir. O, genelde her şeyi ve özelde
insanları besleyen bir rahmet okyanusudur. Onun merhamet ve şefkati tekvin
âleminde her şeyi kuşatmakla birlikte teşri âleminde ise insanlığa oluk oluk
akmaktadır. O, Yüce Yaratanın övdüğü “yüce ahlakı” (Kalem 4); Allah’tan aldığı
merhameti insanlara yansıtmadaki yumuşak huylu tutumu ve katı mizaçlılıktan
uzak duruşu (Ali İmran 159); insanları imanla buluşturmak için kendisini helak
edecek ölçüde çaba sarf etmesi (Şuara 3); insanların çektikleri sıkıntıları
kendine dert edinmesi (Tövbe 128); insanlar üzerinde şahit olması, onları
müjdeleyici, uyarıcı ve Allah’a çağırıcı olması (Ahzab 46)… gibi Kur’an’da
geçen özellikleriyle gerçekten bitip tükenmeyen bir rahmet pınarıdır.
Onun en bariz sıfatı güvenilirliği idi. Bu özelliği ile
etrafına güven saçıyordu. Hatta kendisine şiddetle muhalif olanlar bile onun bu
özelliğini asla inkâr etmemişlerdir, daha doğrusu edememişlerdir; bu yüzden ona
muhalefet etmekle, aslında kendilerini inkâr etmişler, kendileriyle
çelişmişlerdir. Zaten onun bu özelliği davetinin gönüllere nüfuz etmesinde ve
kısa süre içerisinde İslam’ın bütün coğrafyalara yayılmasında en önemli etken
olmuştur. Güvenilirlik veya emanetdar olmak diğer peygamberlerin de
tebliğlerinde üzerinde vurgu yaptıkları bir özellik olmuştur. Örnek olarak Kuran’da
Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb peygamberlerin her biri, kendi kavimlerine “Ben
sizin için güvenilir bir elçiyim” (Şuara 107, 125, 143, 162, 178) diyerek
bu özelliklerine vurguda bulunmuşlardır.
Aslında Peygamberimizdeki diğer ahlaki meziyetler de
kaynağını onun bu özelliğinden almıştır. O, kendisini ve elindekileri birer
emanet olarak gördüğü için bunları orijinal haliyle gerçek sahibine ulaştırmak
için azami çabayı gösteriyordu. Onun vücut iklimine hâkim olan bu dünya görüşü,
doğal olarak kâmil bir insan ortaya çıkarmıştı ve sarp kayaların bile taşıyamadığı
“Kurân” gibi bir emaneti taşıma gücünü vermişti ona…
Söz emanettir; sözlerin en yücesi ise en Yücenin sözüdür,
yani vahiydir. Zira vahiy insanları insanlığa götüren öğretiler mecmuasıdır,
aynı zamanda bölünmez bir bütündür. Eğer küçük bir parçasına halel gelirse
bütünü altüst eder.
Peygamberimiz (s.a.a) sadece Kuran-ı Kerim’i alıp insanları
duyurmakla yetinmemiş, bizzat Kuran-ı yaşayarak onun bir yaşam rehberi olduğunu
pratik olarak göstermiştir. Nitekim zevcelerinden birine “Onun ahlakı
nasıldı?” diye sorulduğunda “Kuran okumaz mısınız? Onun ahlakı Kuran’dı”
diye cevap vermiştir.
Kuran-ı Kerim’de Kuran hakkında ifade edilen tüm özellikler
Allah Resulünde mevcuttur. O, Kuran gibi masumdur; önünden veya ardından batıl
ona yol bulamaz. [Fussilet 42] Hidayettir
[Bakara 2], müminlere şifa ve rahmettir [İsra 82], beyan ve öğüttür [Ali İmran
138], burhan ve nurdur [Nisa 174], zikirdir [Enbiya 50]. Kuran’da iman ve
müminlerden söz eden ayetlerin en kâmil misdakı hiç kuşkusuz Allah Resulüdür.
O, yaşantısıyla Kurâni kavramları en güzel şekilde tefsir ve beyan etmiştir.
Yüce Allah ona, kendisine indirilmiş olan kitabı insanlara beyan etme görevini
tevdi etmiştir. [Nahl 44] Peygamberimiz (s.a.a) Kuran’ı sadece sözleriyle
değil, bizzat yaşayarak insanlara en güzel şekilde beyan etmiştir.
“Allah'ın
Resulünde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek vardır” (Ahzab 21)
ayetinden yola çıkarak o hazretin yaşamından ne gibi dersler alabiliriz ve bu
derslerle hayatımıza nasıl yön verebiliriz?” sorusuna cevap olacağını ümit ettiğim
birkaç özelliğini siz değerli okuyucularımla paylaşmayı münasip gördüm.
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) kul
gibi yemek yer, kul gibi oturur ve kendisinin de bir kul olduğunu bilirdi.”[
Bihar, C. 16, S. 262.]
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) uykudan
kalktığında Allah’a secde ederdi.”[ Mekarim’ul- Ahlak, S. 39]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a), ne yemeği
ve ne de başka bir şeyi namaza tercih etmezdi; namaz vakti ulaştığında, ne
ailesini tanırdı ve ne de dostunu.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 268.]
İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a),
Kur’an’ı herkesten daha güzel bir sesle okurdu.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 311]
İmam Seccad (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a),
hiçbir suçu olmaksızın Allah korkusundan o kadar ağlardı ki, namaz kıldığı yer
(secdegahı) ıslanırdı.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 32]
Enes b. Malik diyor ki: “Resulullah (s.a.a) hasta ziyaretine
giderdi, cenazeyi teşyi ederdi ve kölenin davetine icabet ederdi.”[ Mekarim’ul-
Ahlak, S. 15]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah’ın (s.a.a)
birlikte oturduğu kimsenin önünde ayağını uzatması kesinlikle görülmemiştir.”[
Bihar, C. 16, S. 236]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) kimsenin
sözünü, haddini aşmadıkça kesmezdi; kestiğinde de sakındırarak veya kalkarak bu
işi yapardı.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 18]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “ Meclisin son kesiminde (boş
olan yerde) otururdu ve diğerlerine de böyle yapmalarını emrederdi.”[ Sünen’ün-
Nebi, S. 16]
İmam Musa Kazım (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah’a (s.a.a) misafir
geldiğinde, hazret onunla birlikte yemek yerdi; misafir elini yemekten
çekmedikçe, O elini çekmezdi.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 67]
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a)
biriyle tokalaştığında, o elini geri çekmedikçe kesinlikle elini geri
çekmezdi.”[ Bihar, C. 16, S. 269]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) sürekli
güler yüzlü ve yumuşak huylu idi; sert ve katı değildi.”[ Mekarim’ul- Ahlak, S.
14]
Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) kimseyi
kınamazdı; kabahatini yüzüne vurmazdı; sürçme ve ayıplarını aramazdı; sevabını
ümit ettiği sözlerden başka bir şey söylemezdi.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 17]
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a), Allah
ruhunu alıncaya dek sürekli arpa ekmeği yerdi.”[ Sünen’ün- Nebi, S. 49]
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Resulullah (s.a.a) şaka ve
lâtife yapardı ama haktan başka bir şey söylemezdi.”[ Bihar, C. 16, S. 244]