Not: Aşağıdaki yazı 1.Uluslararası
İslami Uyanış ve Gençlik Konferansına sunulmuş makaledir.
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd Allah’a, salât ve selam O’nun Resul’ü,
Kulu, Mevlamız Ebul’l- Kasım Muhammed’e ve onun tertemiz ve masum Ehl-i
Beyt’ine olsun.
“Muhammed, Allah’ın Resulü’dür ve onunla
birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise
merhametlidirler. Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün. Onlar,
Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk dilerler. Onların nişanları yüzlerindeki secde
izidir. İşte bu onların Tevrat’taki ve İncil’deki örnekleridir. Onlar; filizini
yarıp çıkarmış, derken onu (filizini) kuvvetlendirmiş, sonra semizleyip
kalınlaşmış ve ekincilerin hoşuna gidecek şekilde sapları üzerine dikilmiş bir
ekine benzerler (bu örnek), onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah,
içlerinden iman edip Salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir
vaat etmiştir.”
ABD ve onun arkasına saklanan Batılı
devletler Sovyetler birliğinin dağılmasından hemen sonra kendilerini boşlukta
hissedip var olan sultalarını devam ettirmek için yeni arayışlara başladılar.
Sovyetler birliği 1970’li yılların sonuna kadar emperyalist güçlerin hedef
tahtasında olan bir merkez konumundaydı. Batılılar onun üzerinden emperyalizm
için gerekli olan korkuyu insanlık üzerinde daha rahat kurabiliyorlardı.
İnsanlığa tanıtılan bu zehirli akrep ölünce emperyalistlerin ekmeğine sürülen
yağ bitmişti. “ Oysa hegemonya düşmansız,
emperyalizm de savaşsız yapılamazdı.”
ABD yeni düşmanını belirlemişti ve kendi ekmeğine sürmek için belirlediği
kaymak, yeni tehdit ve kendisine düşman olarak gördüğü yeni şer odağı İslam’ın
kendisiydi. Ortaçağ Hıristiyan din adamlarının yaptığını günümüze uyarlayarak
halkı bu yemi yutmaya ikna etmekti. İşte bu noktada devreye savaştan önce bilim
adamları giriyordu. ABD’nin saldırganlığına zemin hazırlamak amacıyla bilimsel(!)
çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu çalışmalar önce Doğu / Batı çekişmesini ele
aldı. Ve bu kültürel ayrılık noktalarından başlayarak hedefi gittikçe
belirginleştirme çabası sabit bir hedef belirleninceye devam etti.
ABD bu yeni hedefi belirlerken tabi ki
sadece Doğu / Batı çatışmasını kullanmıyordu. Bunun yanı sıra 1979 yılında
Ortadoğu topraklarında kendisine kulluk eden Pehlevî hanedanı sultasını
bırakarak kaçmış ve karşısında İslam İnkılâbı yapmış güçlü bir kitle vardı. Bu
kitle Tahran’daki ABD büyük elçiliğini basarak ABD’nin Ortadoğu’daki tüm gizli
planlarını ifşa etmişti. Sadece ABD değil düşman arayışında olan, İslam
ülkelerindeki “Sahip” olma gücünü yitiren İngiltere’de tekrardan bu güce sahip
olmak için fırsat kollamaktaydı. Bu şartlarda yeni yapılmış bir İslam
hareketinden daha tatlı lokma olabilir miydi?
ABD’nin sistematik olarak yaratmaya
çalıştığı Doğu /Batı çatışmasını ilk olarak ortaya atan Yahudi asıllı İngiliz
vatandaşı ve gerçek bir Siyonizm taraftarı olan Bernard Lewis’tir. 1964 yılında
yayınlanan tezinde “ Ortadoğu’daki krizler devletlerarasındaki
anlaşmazlıklardan değil, medeniyetler çatışmasından kaynaklanıyor” demekteydi.
Artık hedef belliydi. Ve yapılması gereken
bu hedefin gerçek düşman olduğunu toplumlara benimsetmek ve yapılacak
saldırıları geçerli sebepler üzerine oturtmaktı. Bunun için artık sadece
bilimsel yollardan değil çeşitli kollardan saldırılar başlamıştı. 21. Yüzyılın
hemen başlarında ABD savunma bakanı yardımcısı olan aşırı Evangelist General
William G. Jerry Boykin bir gazete demecinde şunları dile getirmişti; “Çünkü biz Hıristiyan bir ulusuz, çünkü
bizim temellerimiz ve kaynaklarımız judeo – kretiyendir (Yahudi – Hıristiyan).
Düşmansa (İslamiyet’i kastediyor) bir tür şeytan’dır.”
1964 yılında ortaya atılan tezle insanlar
Ortadoğu’da ABD ve Siyonistlerin kurmak istedikleri yenidünya düzeni ve bu
çıkarları doğrultusunda düşman oluşturma temelleri atılmaya başlandı. 11 Eylül
2001 tarihinde Amerika’da İkiz kulelere yapılan saldırı tezlerin uygulanma
zamanlarının geldiğini tüm insanlığa haykırıldığı bir tarih olarak karşımıza
çıkmaktadır. ABD bölgede kendi eliyle oluşturduğu ‘İslamî teröristleri’ İslam’a saldırmak için yem olarak kullandı.
Evet, yarasalar kendi karınlarını doyurmak
için Müslüman kanı dökmeyi kendilerine bir vazife olarak görmekte ve bu
girişimde bulunmakta hiçbir sakınca görmemekte idiler. Fakat karşılarında
hesaplarında olmayan bir kitle vardı. İşte bu kitle Kur’an-ı Kerim’de Fetih
Suresi 29. Ayette vurgusu yapılan topluluktur.
İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşunun
öncesi ve sonrasında bölgede aktif şekilde rol oynayan bu direnişçi ruh, bugün
sadece İran topraklarıyla sınırlı kalmayıp ezan sesinin yankılandığı topraklarda
insanları gömülmek istendikleri mezardan çıkaran ‘üflenmiş sur’ etkisi yapmış ve etkisi dalga dalga yayılmaya devam
etmektedir. İslam İnkılâbı Rehberi
Ayetullah Seyyid Ali Hamenei Kirmanşah ilindeki Şia ve Ehli Sünnet uleması ve
dini ilimler talebelerinden oluşan bir topluluğa hitaben yaptığı konuşmada
İslami uyanışın yayılan dalgasına işaret ederek ‘Marksist düzenin bir sonuca
ulaşamayacağı yönünde İslam Cumhuriyeti'nce ileri sürülen görüşün tahakkuk
bulduğunu ve kapitalizm hakkındaki öngörüsünün de gerçekleşeceğini belirtti.’ Evet,
Rehber’in öngörüleri Allah’ın izniyle yerini bulacaktır. Köklerini yerin altına
sağlam şekilde salmış olan kapitalizmin yıkılması kolay olmayacak. Fakat İslam
ülkelerinde yanmaya başlayan fitil yanarak ABD’nin bağrında yanmaya devam
etmektedir.
Kuzey Afrika’da başlayan İslamî hareketler
içine taş atılmış su gibi dalga dalga genişleyerek Bahreyn, Mısır, Tunus, Libya,
Suudi Arabistan ve Bahreyn’i içine almıştır. Bu inkılâp ruhu sadece
Müslümanları değil dünya’da ABD ve uşaklarının tutumlarından bıkan tüm insanlığı
sarmıştır. Bugün bu uyanış dalgası New
York sokaklarında Wall Street’te, Manhattan’da çalkalanmaktadır. Bugün Wall
Street’te devam eden uyanış hareketlerinin etkisi yaklaşık 82 ülke ve 1200
şehirde yankılanmaktadır.
Bu inkılabî hareketlerin sonucu İslam düşmanlarına unutulmaz bir ders verip şu
ayeti dillerde dolaştıracaktır;
“Kâfirler, sizinle savaşa girişirlerse
mutlaka arkalarını dönerler de sonra bir dost da bulamazlar, bir yardımcı da.”
İslam, yaşanan bu İslam halklarının uyanışıyla kâfirlerin
yüreğine korku salmaya devam etmekte ve bu korku İslam İnkılâbı Rehberi Seyyit
Ali Hamanei’nin de konuşmasında ki “Şi’b-i Ebi Talib’de
değiliz; Bedir ve Hayber”deyiz” ifadelerinin
de açıklaması olarak biiznillah çok yakında İslam âlemine Hayber’i
yaşatacağının önemli göstergelerindendir.
“ Sevineceğiniz bir şey daha var ve o da
Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetihtir; müminleri müjdele”
Düşman şimdiye
kadar dikkate almadığı ve her zaman elinin altında olduğunu düşündüğü İslam
ümmetinin bu isyanlardan sonra tabir-i caizse uyuyan dev’in uyanması olarak
görmekte ve telaşa kapılmaktan kendini alamamaktadır. Bu telaş ve
şaşkınlıklarını Siyonist rejim basınının önde gelen gazetelerinden olan Haaretz
Gazetesi şunları dile getirmiştir: ‘ “Ortadoğu’daki İslami Çığ” İsrail’i
altına almakta ve yok etmektedir.’
Düşmanın İslami ayaklanmalardan korktuğunu İslam
İnkılâbı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei şu sözlerle dile getirmiştir: ‘İslam,
emperyalizmin temelleri yani zulüm, tecavüz ve işgalcilikle mücadele etmektedir.
Bu yüzden uluslararası zorbalar milletlerin İslami eğilimlerinden
korkmaktadırlar. Bu bağlamda son aylarda bölgede meydana gelen olaylar, halk
hareketlerinin İslami motifler içermesi ve son seçimlerde İslamcıların zafer
kazanması, düşmanı açıkça kaygılandırmış bulunmaktadır.’
Allah kendi yolunda mücadele edenlere vaat
ettiği fetih günümüz Müslümanları için bir şevk kaynağı olmaktadır. Mekke’den
bir gece yarısı ayrılan Resullulah (s.a.a) nasıl kısa zamanda büyük bir orduyla
geri döndüyse, Allah zamanımız müminlerine de bu rahmet, bereket ve zafer
yolunu açacaktır.
Düşman bu çığ hareketinin önünde durmak için
setler hazırlayacaktır. Bu setleri yıkmak için güçlü ve donanımlı gençler
yetiştirmek ve onların ihtiyaçlarına cevap verecek yöntemleri uygulamak
kaçınılmaz bir durum almıştır. İslam İnkılâbı Rehberi bu konudaki ifadelerini; ‘Günümüzde muhalifler, İslam dinine çeşitli
modern araçlarla saldırarak, genç kitleler arasında şüpheler oluşturmak
peşindeler. Bu saldırı karşısında dikilebilmek için genç kuşağın ihtiyaçlarına
uygun yöntemlere başvurmak gerekir.’ Şeklinde insanlara aktarmıştır. Bu ifadeler
sadece bu dönem için değil bundan sonra ki dönemler içinde Müslüman halkların
dikkatli davranması gereken konuların başında gelmektedir. Burada İmam
Ali(a.s)’ın bir hadisini paylaşmak isterim. İmam Ali(a.s) Allah yolunda kâfirle
savaşanlara şöyle buyurmuştur:
“ Kâfir
düzenbazdır, aşağılık ve haindir; cehaletine kanmış, kandırılmıştır.”
Evet, bu günümüz mücahitleri için çok önemli ve
tarih boyunca İslam’a saldıranların özelliklerini ortaya koyan bir uyarıdır.
Biz bugün Ehl-i Beyt(a.s)’ı önder edinenler bu uyarıları unutmadan Allah’ın Hak
dinine saldıranlara karşı saflarımızı daha da kuvvetlendirerek direnmek
zorundayız. İslam yolunda cihat etmek günümüzde bazı insanlar ve düşman için
hafife alınmakta ve Müslümanların dinini savunmalarını uydurulan yalanlar ile
engellenmeye çalışmaktan geri kalmamaktalar.
İmam Ali(a.s) yine Allah yolunda savaşanlara
şöyle buyurmaktadır;
“Allah, İslam’ı sizler için
yol kıldı, hükümlerini kolaylaştırdı, onunla savaşmak isteyenler için erkânını
sağlamlaştırıp galip kıldı.”
Bir başka hadis’te ise Emir’el Mümin(a.s) şöyle
buyurmuştur:
“Allah’tan başka her galip
mağluptur.”
Bu hadisler Allah yolunda savaşanlar için bir
nur’dur. Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de müminlere vaat ettiği ecir büyük fakat
korkaklara ahdi olan azap ise daha büyüktür. Bizler Allah’ın vaatleri ve
peygamber (s.a.a) şefaatine ulaşmak için çaba gösteren ve Allah yolunda
kâfirlere karşı zorlu olan kullardan olmak için kanımızın son damlasına kadar
direnç göstermekten geri kalmamalıyız. Bu izzetten geri kalanlar, kâfirle dost
olanlar, kul’a kul olanları görüp onlarında bu birliğe zarar vermelerine engel
olmak için biran dahi gaflette bulunmamalıyız.
Kendi döneminde kâfirlere karşı Şialarıyla
birlikte zorlu olan İmam Ali(a.s)’ın hayatını çok iyi öğrenerek analiz etmeli
ve günümüz için bundan 1500 sene öncesinden ders almalıyız. İmam Ali(a.s) şöyle
buyurmuştur:
“ Allah’a ant olsun ki eğer
dünya kılıcından kaçarsanız, ahret kılıçlarından kurtulamazsınız. Siz,
Arapların ileri gelenleri, büyüklerisiniz; utanın firardan. Zira firarın sonu,
utanç zırhı kuşanmak ve ateşe girmektir.”
Günümüzde gaflette bulunanları nasılda gözler
önüne seriyor müminlerin emiri! İşte bunlar ben ve benim gibi gençlere öğretilmeli
ötesinde hayat felsefesi olarak yaşamlarına yön verecek şekilde insanları bu
hadislerle yoğrularak yetişmeleri sağlanmalıdır. Gençler İslam’ın özünden
bihaber yetişmemeli, İslam’ı sadece anne- baba dini olarak değil, yaşam
sınırlarını öğreten bir öz olarak öğrenmeli ve Allah’ın vaatlerini bilerek amel
etmelerini bilmelerini sağlamak gerek.
Sonuç olarak Allah’ın kelamı ve Ehl-i
Beyt(a.s)’ın Hakkaniyet bayrağı altında birleşmeli, düşmanları iyi analiz edip
fitne ve müminleri yıpratma çabalarına karşı iman ve amellerimiz
sağlamlaştırmalıyız. Allah’ın bize olan lütfundan nasiplenmeye çalışmalıyız.
İmam Ali(a.s)’ın “Cesaret hazır bir izzet, korkaklık açık bir zillettir” ve “Cesaretin zekâtı, Allah yolunda cihat
etmektir ”
sözlerini bir gömlek gibi üstümüze giyinmeliyiz. Bâtıl’ın Hakk’a galip gelme
amacını taşıdığı bir dünyada İslam’ı geri kalmışlık olarak gösterenlere karşı
hak inancımızı korumalı ve zalime boyun eğmemeliyiz. Bunun yolu İslam’ı
anlamaktan geçtiği kanısındayım. Ve son olarak İmam Ali(a.s)’ın şu hadisini
aktarmak isterim.
“ Şüphesiz İslam’ın bir
hedefi, amacı vardır. Öyleyse o hedefe ulaşın; Allah’ın size vacip ettiği
haklardan (onları yerine getirerek yüz akıyla) çıkın.”
Allah’ın Rahmeti, bereketi tüm mümin ve
müminelerin üstüne olması ve Hak yolda tek yumruk olarak kâfirler ve uşaklarına
karşı galip gelme dileğiyle…
Allah’ın yeryüzüne hücceti olan İmam-ı Zaman’ın
kıyamının tahakkuk bulacağı ve adalet güneşinin tüm inananları aydınlatacağı
günün ümidiyle…
Selam
ve Dua ile…