Bismillah…
Riya (gösteriş) öylesine sinsi bir virüstür ki çoğu kez
riyakar şahısın kendisi bile amellerine, inancına ve ahlakına riya virüsünün
sızdığından haberdar olamaz. Zira Şeytan ve nefsin hile ve tuzakları oldukça sinsidir!
Diğer taraftan insanlık yolu da oldukça ince ve karanlıktır. İnsanı kılı kırk
yararcasına araştırma yoluna gitmeyince kendisinin ne durumlarda olduğunu
anlayamaz. İnsan kendisinin yaptığı tüm işlerinin Allah için olduğunu zanneder.
Oysaki gerçekte yaptıkları Şeytan içindir. Diğer bir ifadeyle, insanın
fıtratında nefis sevgisi bulunduğundan bencillik perdesi tüm ayıp ve
kusurlarını ondan gizleyip örtmektedir. Örneğin
ibadetlerin ve en önemlilerinden biri olan dini ilimlerin tahsilinde bile bazen
insan riya ve gösterişe kaçmaktadır. Aynı zamanda nefis sevgisinin kalın örtüsü
sebebiyle insanın kendisi bunun farkına varamamaktadır. Mesela insan alimlerin,
büyüklerin ve bilge insanların huzurunda önceden kimsenin çözemediği ve ilk
defa oda sadece kendisinin anladığı önemli ve karışık bir konuyu çözmek ister.
Konuyu ne kadar güzel açıklar ve meclistekilerin dikkatini kendine çekerse o
kadar sevinir, mutluluk duyar. Aynı zamanda kendisine karşı olan kimseleri de
alt etmek ve onlara üstün gelmek ister. Nazlıca akıl satma duygusuna kapılır.
Şayet büyüklerden biride onu tasdik edecek olursa, keyfine diyecek olmaz.
Böylece bu zavallı adam alimlerin ve büyüklerin yanında bir makam elde ettiğini
zanneder ama, Allah2ın nezdinde hiçbir değerinin olmadığını ve bu amelinin
Allah2ın emri üzere siccine (cehennemlerden biri) atıldığını bilmez ve bundan
gafil olur. Üstelik sahip olduğu bu riya ile yapılan amel birkaç günah ile de
iç içe bulunmaktadır. Örneğin İmam kardeşini küçümsemek ve aşağı düşürmek gibi.
Oysaki mümin bir insana karşı küstahlık etmek ve onu aşağı düşürmek, tek başına
insanın cehennemlik olmasına yetmektedir.
Böyle bir durumda da nefsin hilesi devreye girer ve sahibine şöyle vesvese
verir; “benim maksadım dini hükümlerin açıklığa kavuşması ve hakkın ortaya
çıkmasıdır. Bu da itaatlerin en üstünüdür. Ben kendimi gösterme ve üstünlük
taslama niyetinde değilim.” İşte bu fısıltıda nefsin sahibine kurduğu bir
tuzaktır. Bu tuzağı bozmak için insan nefsine şöyle demelidir; “şayet bu dini
hükmü sen değil de mümin arkadaşın yada başka birisi çözmüş olsaydı oda sen o
mecliste yenik düşseydin, acaba senin için biraz olsun fark eder miydi? Eğer
fark etmiyorsa o zaman sen sadıksın demektir.
Ama eğer yine nefsimiz başka bir hileye başvururda bize “hakkı izhar etmek
fazilettir ve hakkın yanında sevabı vardır ve bu fazilete ben nail olmak
istiyorum, ahiret yurdunu bayındır kılmak istiyorum” derse bizde hemen ona
şöyle demeliyiz; “farz edelim ki yenilgiye uğradığımız ve hakkı tasdik
ettiğimiz zamanda Yüce Allah bize bu üstünlükleri lütfedecektir. Acaba yine de
mağlup olmaya razı olur musun?” Sonunda iç dünyana yönelir ve yine üstün olmaya
meyilli olduğunu, bilginler önünde ilim ehli biri olmakla meşhur olmayı
istediğini, ibadetlerin en üstünü olan bu ilmi müzakereyi onların kalbinde bir
makam edinmek için başlattığını görecek olursan, o zaman bil ki bu üstün ilmi
müzakere hususunda riyakarız. Bu amel Usul-u Kafi’de de nakledilen hadis
sebebiyle “siccin”dedir ve bizler Allah’a şirk koşan müşrikleriz. Bu amel makam
ve şeref sevgisinden kaynaklanmıştır ve rivayet esasınca da bir sürüye saldıran
iki kurttan daha fazla imana zarar vermektedir.[1]
Öyleyse ıslah takımını ahiret kılavuzlarının nefsi hastalıkların tabibi olan
din alimlerinin ilk önce tedavi etmeleri gerekenler kendileri olmalıdır. Nefsi
mizaçlarını salim (güvenli) kılmalıdırlar ki, halleri malum olan amelsiz
alimler zümresinden olmasınlar. Çünkü bunlar İslam’ın en büyük ve en önemli
ibadet ve itaatlerinden biri olan dini ilimlerle uğraşan lokomotif kadrolardır.
İslam’ın büyük ibadetlerinden biri de cemaattir. Cemaate imametin daha
büyük bir fazileti vardır. Dolayısıyla Şeytan ilim ibadetine sızdığı gibi bu
büyük ibadete de daha fazla sızmakta ve cemaat imamına daha büyük düşmanlık
etmektedir. Onu bu faziletten alı koymak ve mahrum kılmak istemektedir. Amellerini
ihlastan uzaklaştırıp siccine (cehennemlerden biri) koymaya çalışmakta ve onu
da Allah’a şirk koşan kimselerden kılmak için uğraşmaktadır.
Bu yüzden çeşitli yollarla bazı cemaat imamlarının kalbine girmektedir. Örneğin
kendini beğenmişlik veya kalplerde makam edinmek, azametli ve büyük bir kimse
olarak şan-şöhret kazanmak için ibadeti ve vaazı ile halka gösteriş yapmak ve
iki yüzlülükte bulunmak gibi riya hastalıkları, onlar için en belirgin riya
türlerindendir. Örneğin toplumu içerisinde sermaye yada makam sahibi birinin
cemaat namazında ya da Cuma sohbetinde hazır bulunduğunu görünce, kalbini
kazanabilmek için kendini daha fazla Allah’a bağlı biri olarak göstermekte,
çeşitli yollar ve birçok hilelerle onu tuzağına düşürmeye çalışmaktadır. cemaatine
katılmayan kimselere de kendi makamını duyurmak için de o büyük kimsenin
adından söz etmekte ve halka herhangi bir yolla filanında kendi cemaat
namazlarına katıldığını bildirmektedir. Kalbinde de o kimseye karşı kendi
cemaat namazına katılan bir kimse olarak büyük bir sevgi beslemekte ve ömrü
boyunca Allah’a ve onun evliyasına göstermediği sevgi ve ihlası o şahsa karşı
göstermektedir.
Şeytan mel’un cemaati az olan cemaat imamlarından da el çekmemektedir. Onun da
yanına sokularak ona şöyle demektedir ; “sen sürekli halka zahit bir kimse
olduğunu bildirmelisin, dünyadan el-etek çektiğini söylemelisin Çok mütevazi
bir insan olduğun için büyük camilerde ve kalabalık cemaatlerin önünde değil
de, küçük mescitlerde ve az ama ihlaslı insanlara namaz kıldırdığını
duyurmalısın! Böylesine bir cemaat imamı da, önceki cemaat imamı gibi ya da
ondan daha kötü birisidir. Zira bu imamda haset rezilliği baş göstermektedir.
Dünyada nasibi olmadığı gibi, ahiret sermayesi de elinden gitmektedir. Hem
dünyada hem ahrette hüsrana uğrayanlardandır!.
Şeytan yalnızca cemaat imamlarıyla da yetinmemektedir. İmama uyan cemaatin
safına da girmektedir. Ön safın faziletinin daha çok, sağ tarafının sol
tarafından daha sevap olduğu için hedef olarak daha çok buraları seçmektedir.
Zavallı gösterişe düşkün dindarlık taslayan müslümanı evinden dışarı çekmiş ve
getirip ön safın sağ tarafında oturtmuş ve bu faziletini (üstün özelliğini)
diğerlerine göstermesi için de ona vesvese verir. O zavallıda bunun nereden
kaynaklandığını bilmeden nazlanarak kendisi için fazilet izharında bulunur.
Böylece gizli şirk ortaya çıkarak amellerini siccine gönderir.
Şeytan bununla da yetinmez, daha sonra da diğer saflara geçer ve onları da
kinaye ve işaretle ön safı reddetmeye ve kendilerinin “gözün önlerde olduğu”
gibi kötü durumlardan münezzeh olduğunu belirtmelerine teşvik eder. Kimi
zamanlarda görüldüğü üzere Şeytan, özellikle de ilim ve fazilet ehli birini
tutarak getirip en arka saflarda oturtturur. Zira bununla etrafındakilere şu
mesajı verdirmeye çalışır;”yani ben bu makamımla birlikte bu şahısın (imamın)
arkasında namaz kılması gereken bir şahıs değilim ama, dünyadan el etek
çektiğimden ve nefsanî arzulardan arındığımdan en son saflarda oturmaya bile
hazırı”. İşte böyle şahısları hiçbir zaman ön saflarda görmek mümkün değildir.
Şeytan yalnızca cemaat imamı ve arkasında namaz kılanlarla (memun) da yetinmez.
İnfiradi (tek başına) namaz kılanlarında sakalından tutar. Çarşı-Pazar ya da
elinden tutup camiye getirdiği bu zavallıyı da caminin en dip köşesinde
seccadesini serdirip ve hiçbir cemaat imamını adil olarak kabul ettirmeyerek
halkın huzurunda uzunca secde, rüku ve zikirlerle namaz kıldırır.
Bu şahıs da kendi mâna aleminde (batınında) diğerlerine şöyle bir mesaj
verdirir; “Ben öylesine dindar ve tedbirle (ihtiyatla;) amel eden bir kimseyim
ki, adil olmayan bir kimseye bağlanmamak için bunca sevabı olmasına rağmen
cemaati bile terk ediyorum”.
Böylesine bir kimse, riyakar ve kendini beğenmiş biri olmasıyla birlikte, şer’i
meseleleri de bilmemektedir. Zira bu şahsın taklit mercii (müçtehidi) olan
zatın, cemaat imamına uymanın (iktida etmenin) sıhhati için zahiri takva
dışında bir şeyi şart koşması belli olmayabilir. Fakat o zavallının davası bu
hükmün olup olmaması meselesi değildir, onun davası kalplerde makam edinmek
için halka gösteriş yapmak içindir.
Diğer birçok işlerimizde aynı şekilde Şeytan’ın tasarrufu altındadır. Şeytan
melun nerede bulanık ve karanlık bir kalp görürse hemencik orada menzil
edinmekte, Batıni ve zahiri amelleri yakıp yıkmakta ve bizleri güzel ameller
yoluyla cehennemlik etmektedir.
Yarabbi! Gönlümüzü şirk ve nifak bulanıklığından arı kıl. Kalbimizi bütün bu
şeylerin kaynağı olan dünya sevgisi paslarından tertemiz eyle ve daima bizimle
ol! Nefsani arzular, makam sevgisi ve şeref tutkusunun esiri olan biz
zavallıların bu tehlikeli seyahat, bu zikzaklı yokuş, dar ve karanlıkla dolu
yolda yardımcısı ol, ellerimizden tut, şüphesiz ki sen kadir ve her şeye gücü
yetensin.
Amin
ya müin…