“Feta” kelimesi için sözlükler “genç, yiğit, gözü pek” gibi manalar sunar.
Kuran-ı Kerim’de de yer alan bir kelimedir. Bir sabah putlarının kırıldığını
gören müşrikler ayette geçen ifadeyle “Bunu hangi feta yaptı?” diyerek
aralarında soruşturmaya başlar. Söz konusu Feta, Hz.İbrahim’dir. Mabetteki tüm
putları –biri hariç- o kırmıştır. Olayın devamı Kuran’da ve hadislerde mevcut…
Konumuz açısından zaman atlaması yapıp Mekke’nin Fetih Gününe geldiğimizde
görmekteyiz; Resulullah Fetih Günü Kâbe’deki tüm putları “Hak geldi, batıl zail
oldu” ayetini okuyarak birer birer kırdı. Sonuncusu olan ve Kâbe’nin içinde
yüksekçe bir yerde bulunan Hubel hariç…
Tıpkı İbrahim Halilullah (A.S.) gibi -neseben- Onun torunu olan Habibullah
(S.A.A.) da son puta dokunmadı. Ve yanına Hz.Ali’yi (A.S.) çağırdı. “Onu sen
kıracaksın, omzuma çık ve o putu kır” buyurdu. Hz.Ali edeben bundan çekinince
yineleyip “Omzuma çık!” buyurdu ve ekledi: “Emir, edepten üstündür ya Ali!..”
Biliyoruz ki, Hz.Ali ayakları Nübuvvet Hatemi olan Hz.Muhammed’in omuzları
üzerindeyken Allah’ın adını anarak o son putu kırdı. Manevi boyutuyla
Halilullah’tan Habibullah’a kalan ve Onun emrince Veliyullah’a görevlendirilen
putların kırılması işinde birçok işaretler var elbette.
Gelelim günümüze. Bugün de Ortadoğu birçok putla dolu. Bu putların adları “Lat,
Menat, Zeus” ya da “Hubel” değil. Lakin bu putlar da insanların hayatlarına
hükmetme gibi iddialara sahipler.
Evet!.. Bu putlar artık “etnisiteler arası düşmanlık, ötekine karşı kin, benim
kimliğim herkesten üstün” gibi adlara sahip. Üstelik bu putlar dün olduğu gibi
sadece zorbaların elinde değil, kendisini mazlum ve mağdur görenlerin de bilinç
altlarında yer edinmiş durumda. Tüm bu putların kırılması -herkesten önce-
Hz.Muhammed (S.A.A.) ve Hz.Ali’nin (A.S.) soyundan gelmekle iftihar edenlerin
boynuna borç…
Özelde ülkemizde, genelde tüm İslam Âleminde Sünni-Şii-Alevi yahut (anadilleri
itibariyle) Türk-Kürt-Arap-Farisi-vs. olan Seyyidler bir aradalıklarını
dost-düşman herkese göstermek durumundalar. Bunun için başta İstanbul ve Ankara
olmak üzere Bağdat, Şam, Kahire ve Tahran’da da buluşmalar düzenlenmeli.
Son söz yine niyazımızdır:
“Ey Rabbim! Sevip de metheylediğin Güzeller hürmetine bizleri de birbirimize
sevdir! Katından bizlere güzellikler ver! Barış kapılarını açanlara yardım et
ve onların ardından yürümeyi nasip eyle!”
-Salat ve selam barışı vazeden Nebi'nin ve Onun sevdiklerinin üzerine olsun!-
bu yazınızda da bir bulusmadan ve meclis yani toplantılar düzenlenmesi gereklilignden bahsetmissiniz. evet üstünde durulması gereken bir konu. sayet sialar vahdet olusturamadıysa hala sunni veya alevi kardesliği cabasıdır diye düsünüyorum. sevmekten ziyade oturup konusma tenezzülüne bile giremeyen insanlar cogunlukla.size sorum su ki
1-) bu meclislerin kurulması icin gereklilikler nelerdir?
2-) birinin önderlik yapması söz konusu mudur?
3-) ve bu bulusmalar veya meclislerin olusturulmasında "ferdi" olarak üzerimize düsen görevler nelerdir?
cünkü herkes bi seyler yapılması gerekliliginin farkında fakat bir adım atmak veya cıgır acma gayretine düsen insanlara rastlayamıyoruz ne yazık ki.hepimizin temennisi böyle meclislerin olmasıdır insaAllah. Allah razı olsun..
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.