Allah’ın adıyla…
Özellikle Suriye olayları bahanesiyle, bu
haberler üzerinden İran ve Hizbullah’ın vurulması artık sıradanlaştı
diyebiliriz. Maalesef bazen öyle haberler yapılıyor ki, “ kör taassubun
sınırları ne kadar da geniş” diye düşünmeden edemiyor insan… Hele Türkiye
İslamcıları, Suriye muhalefetinin kaynaklık ettiği her haberi, kesin ifadelerle
vermeyi adet edinmiş durumda… Ve bu haberler üzerinden İran, Hizbullah ve
Şiilik karalamaları… Bu konuda Rasthaber’in “genç kalemler” bölümünde yazıları
yayımlanan ve kaliteli, güncel ve doyurucu yazılarını “yazarlar” bölümünde
görmek istediğimiz Betül Hanzala hanımefendi’nin yazıları çok çarpıcı örnekler
içeriyor…
20 Ocak 2012 tarihli “İnternet haber” adlı
haber sitesinde de, yine vatandaşlarımızda “kötü İran” algısı oluşturacak bir
haber yer alıyor… “Abna.ir” haber sitesinin verdiği hükümetle ilgili birkaç
haber, İran’ın resmi görüşü ve “Türkiye ile dalga geçmesi” olarak yansıtılmış…
“İran Türkiye ile dalga geçti” başlıklı haberin ara başlıklarında, “İran Davutoğlu’na çaktı”, “İran Türkiye ile dalga geçiyor”, “Türkiye Hain” gibi ifadeler dikkat
çekiyor. Abna.ir”in İran menşeli olduğundan hareketle, haberin İran’ın resmi
görüşü olarak sunulması, aslında bahsettiğimiz
oluşturulmak istenen “Kötü İran” algısının en büyük delili…
Halbuki, Abna.ir, İran’dan yayın yapan yüzlerce
haber sitesinden sadece birisi…
Türkiye’deki haber siteleri gibi bir site… Şimdi biz, Türkiye’den yayın yapan
haber sitelerindeki İran aleyhindeki onlarca habere bakarak, “Türkiye İran’a
böyle bakıyor” mu demeliyiz? Mesela geçenlerde bizim de yazımıza konu ettiğimiz
“haber 7” adlı muhafazakâr ve hükümete
yakın sitenin, bizzat rehber hakkındaki iftira dolu ifadelerinden hareketle “Türkiye,
İslam İnkılabı rehberi Seyyid Ali Hamaney’e hakaret etti” denilebilir miydi?( Bkz:
http://www.rasthaber.com/yazar_6877_42_bir--islamci-sitenin-iftiralari-ya-da--mezhebi-taassubun-bir-tezahuru.html)...Böyle
denilseydi nasıl karşılanır, ne gibi tepkiler alınırdı? Veya TRT gibi
Türkiye’nin resmi kanalında Sedat Laçiner’in bizzat İran’a yönelttiği
suçlamaları bu bakış açısıyla nereye oturtacağız? Hele Sedat Laçiner’in,
Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir üniversite rektörü olduğu da hesaba
katılırsa!...
Zaten haberin içeriğinde de gâh “İranlı
site”, gâh “İran menşeli site” gâh da “İran’dan yayın yapan site” veya direkt
“İran haber ajansı” gibi çelişen ifadeler yer alıyor. Ama bu haberlerden
hareketle “İran böyle söylüyor” anlamına gelecek bir sonuç çıkarılması hiç de
masum değil… Daha galiz eleştirilerin bizzat Türkiye’deki haber sitelerinde yer
aldığı da dikkate alınırsa, İran menşeli bir haber sitesinin kendi görüşleri
doğrultusunda eleştirilerde bulunulmasının neden yadırgandığı ve bunun daha çok
katı ve çoğu zaman da iftiralar içeren şeklinin Türkiye’deki sitelerden İran ve
yöneticilerine yöneltildiği düşünüldüğünde, bu daha belirgin hale gelmiyor mu?
Yine mesela İsrail gazetelerinden “Haaretz”in,
Zaman Gazetesi’ni kaynak göstererek ““İran
Türkiye’deki ABD elçiliklerine saldırı planlıyor” başlığı ile haber yapmasını
nasıl karşılayalım bu mantığa göre… Zaman Gazetesi ve zihniyetinin Hükümet
üzerinde ki baskın etkisinin bütün şiddetiyle tartışıldığı dikkate alındığında,
bu haberi de, hem de bir İsrail gazetesine kaynaklık etmesini de göz önüne
alarak bizzat Türkiye’yi suçlayabilir miyiz?
Bakın bu konuda
“Gazeteciler.com” sitesinden Cenk Açık ne diyor:
“Haaretz haberi “İran Türkiye’deki ABD
elçiliklerine saldırı planlıyor” başlığıyla yayına vermişti. Haberi
dayandırdığı kaynak ise Zaman gazetesi. Yani Zaman gazetesinin yayınladığı bir
haber İsrail'de de manşet olmuştu.
Bu, Zaman
gazetesinin İran’la ilgili ilk haberi değil. Son birkaç aydır Zaman gazetesinde
İran'la ilgili haberlerde tuhaf bir artış görülüyor.
Mesela
geçtiğimiz günlerde de Zaman “İran’dan Suriye’ye silah taşıyan Tırların”
Türkiye’de durdurulduğunu manşet yapmıştı.
Üstelik
Zaman gazetesi bu haberi verirken sadece TIRlardan bahsetmiyor. Haberin içinde
İran’ın Türkiye’de başka alanlarda da faaliyette bulunduğunun özellikle altını
da çiziyordu.
Eskiden bu
tür, yani dezenformasyon kokusu veren haberleri biz Hürriyet, Cumhuriyet,
Milliyet gibi merkez medyada okurduk. Zaman gibi muhafazakar gazeteler ise tam
tersini yapar, bu tür haberlerdeki dezenformasyonun varlığına dikkat çekerdi.
Fakat bu
sefer farklı. Görünen o ki Türkiye’de roller değişti.
Peki ne
oluyor? Neden Zaman bu tür haberlere öncelik veriyor? Nedir Türkiye üzerine
oynanmak istenen asıl oyun? Ne tür bir hesap arifesindeyiz ki Zaman gazetesi
tam da ABD ve İsrail’in İran’a diş bilediği bir dönemde spekülasyonlara neden
olacak haberleri yayınlamaktan imtina etmiyor?( http://www.gazeteciler.com/cenk-acik/zamanin-bu-haberi-haaretzda-nicin-manset-oldu-667y.html)
Üstelik Zaman Gazetesi başyazarı Ekrem Dumanlı
bununla da yetinmiyor, Zaman’daki 16 Ocak günü yayınlanan yazısında Türk
Medyası’nın İran ile ilgili bu tür haberlere ilgi göstermediğinden yakınıyor: “Türk basınının pek ilgi göstermediği bir
konu da İran. 10 ay önce İran'dan kalkıp Suriye'ye giden bir TIR'da silah
bulunduğu iddia edilmişti. Bu hafta içinde 5 TIR daha gözetim altına alındı.
İran'ın Türkiye üzerinden yürüttüğü faaliyetler TIR'larla sınırlı değil.
İçerdeki didişmelerden kafasını kaşıyacak vakit bulamayan İran'ın Türkiye'ye
özel ilgi göstermesi hangi büyük planın küçük bir parçasıdır acaba?” (Kaç Kafatası Bir Manşet eder, başlıklı
yazı)
Aynı Zaman Gazetesi ise, Amerikan
askerlerinin, öldürdükleri Taliban militanlarının cenazelerinin üzerine
idrarlarını yapmalarını, internet sitesinde çok küçük ve alt sıralarda bir
haber olarak ve “Amerikan askerlerinin
Afganistan'da 'ölüye saygısızlık' ettikleri iddia edildi
“başlığı ile vermiş... Yazının içeriği ise bu “iddia” ile ilgili şunlar yer
alıyor: “Amerikan donanması konuyla ilgili soruşturma
başlatırken, görüntünün kaynağının ve gerçek olup olmadığının henüz
belirlenemediğini kaydetti. Yapılan açıklamada, ancak bu tarz hareketlerin
donanmanın temel değerleriyle bağdaşmadığı vurgulandı
Bu arada ABD Savunma Bakanlığı
görüntüye tepki gösterdi. Bakanlık sözcüsü John Kirby, görüntünün
"midesini bulandırdığını" söyledi. .” ( Zaman gazetesi 12 Ocak 2012, Dış
haberler bölümü)…
İçerikte ABD’nin nasıl korumaya
alındığı dikkatlerden kaçmıyor değil mi?…
Yine Cenk Açık’a kulak verelim:
…
“Gerçekten
Türkiye’deki dindar kesim acınacak bir halde.
Geçmiş dönemlerde şikayet
ettikleri ne kadar rahatsız edici tutum, tarz, çaba varsa şimdi hepsini birer
birer kendileri hayata geçirmekten geri durmuyorlar.
Bir
kısım muhafazakar medya “Suriye’deki durumun vahametine” bizi
ikna etmek için çabalarken, bir kısmı da İran’ı gözümüzden düşürmeye
çalışıyor.
Eskiden bu tür
işleri Türkiye’deki Amerikancılar yapıyordu. Şimdi ise görünen o ki ihale ‘İslamcılara’
kalmış.”( Aynı yazı…)
Bu hiç de masum olmayan haber şekillerinin,
direkt İran’ı, Şiiliği ve Hizbullah’ı hedef alan haberlerin, Ortadoğu’da
“mezhep ayrımcılığının derinleştirilmesi” üzerine bina edilmek istenen AB/D ve
İsrail kaynaklı politikalara yaradığı göz önüne alındığında, nasıl bir kumpasla
karşı karşıya olduğumuz net bir şekilde ortaya çıkıyor sanırım… Son zamanlarda
gittikçe artan bir ivmeyle, İslamcı sitelerde ve tanınmış kalemler aracılığı
ile bunların yapılması ise daha bir düşündürücü değil mi?
Yine, mesela 23 Aralık 2011 günü, Irak’ın
başkenti Bağdat’ta 14 ayrı mahalleye yapılan bombalı saldırı sonucu tam 69 kişi
hayatını kaybetmiş, bu haber ise ülkemizde, iki büyük gazetede iki farklı
haberle verilmişti. Habertürk gazetesi, olayı manşetten “Şii mahallelerine bombalı saldırı: 69 ölü”
şeklinde verirken, muhafazakâr ve hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi ise aynı
haberi “Sünnilere bomba: 69 ölü” şeklinde veriyordu…
Daha sonra ise Habertürk’ün verdiği şekilde
bombaların Şii mahallelerinde patlatıldığı anlaşılıyordu. Aslında burada
ölenlerin Şii ya da Sünni olması değildi önemli olan. Ölenler sonuçta
Müslüman’dı. Ve hem vahşice ve kahpece öldürülmüşlerdi, hem de bu ölümleri ile
yeni Müslüman katliamlarına yol açılması amaçlanıyordu katilleri tarafından… Bu
yüzden daha büyük felaket, emperyalizmin Şii-Sünni savaşı çıkarmaya yönelik bu
faaliyetlerinin, tam da onların istediği şekilde yansıtılmasının farkına
varmamak olur…
Burada bizlere
düşen soğukkanlılığımızı asla kaybetmememiz ve "vahdet" ilkemizden
asla taviz vermememiz. Allah basiretimizi açık etsin...