Bismillah
“Karada ve denizde hiçbir kuş yoktur ki,
Allah’ı tesbih etmekten gaflette olduğu zaman avlanmamış olsun...Allah’ı
zikredene asla yıldırım isabet etmez.”İmam Sadık (as)
Bir avcı avını avlamak
için onun gaflet zamanını beklemektedir, avını gaflete düşürmeye çalışır,av
gaflete düştümü onu rahtlıkla avlar. Karada ve havada bulunan hayvanlar Allah’ı
tesbih ettikleri müddetce avcı onları avlayamaz. İnsanlar da Allah’ı andıkları
müdetce şeytanın tuzağına düşmez onun oklarının hedefi olmazlar.
İslam
düşmanları günümüzde müslümanları avlamak için müsait bir ortamı beklemekte ve
onlar Allah’tan, haktan, Kur’an’dan gaflet ettikleri anda onları avlarlar.
Onların zaaf noktalarının peşindedirler; mezhebi duyarlılıklar, milli duygular düşmanın
en önemli silahlarındandır.
Emperyalistler ya mezhebi
farklılıkları gündeme getirip müslümanları birbirine düşürmekte veya milli
duyguları kabartıp birbirinden koparmaya çalışmaktadırlar. Bu hedef
doğrultusunda öncelikle avını toplumun ileri gelenlerinden, halk arasında söz sahibi
kişilerden seçmektedir. Onların siyasal alanda basiret ve feraset zayıflığından
yararlanarak olanları tercih etmektedir. Bunların içinden makam, mevki hırsı
olanlar, İslam’a hizmet adına hemen onların ağına düşmektedir.
Şiisi, Sünnisi bütün
müslümanlar çok dikkatli olmalıdır. Günümüzde siyonist kaynaklı fitne tekrar
gündeme getirilerek müslümanların birlik bereberliği zedelenmek isteniyor.
Emperyal zihniyetin karşısında en büyük engel
olan müslümanlarların “vahdet seddi” yıkılmaya çalışılıyor.
Gerçi tarihte de bu gibi
fitneler hep olmuştur ama hidayet önderleri, müslümanların kardeşliğini hep
güçlendirmiş ve müslümanların vahdet seddine bir halel gelmesini
engellemişlerdir.
Zalim tağuti güçler hep
kılık değiştirerek müslümanları kandırmayı başarmış ve müslümanların kendi
elleriyle vahdet, birlik ve kardeşliğe darbe vurarak kendi saflarına
çekmişlerdir.
Hidayet önderleri
müslümanları her dönemde uyarmış ve hakim tağutların hilelerine karşı uyanık
olmaya davet etmişlerdir. Tarihte hiçbir Masum İmam, Sünni müslümanlara karşı
bir savaş ve propaganda yapmamışlardır. Kendileri en zor şartlarda baskı,
işkence ve hapisde olmalarına rağmen Şii müslümanları Sünni müslümanlarla
vahdete, kardeşliğe ve birlik beraberliğe davet etmişlerdir. İmamların
mücadelesinin Sünni müslümanlara karşı olduğunu düşünenler tamamen yanılmakta
ve emperyal gücün ağına düşerek avlanmışlardır.
Saltanatlarını
sürdürebilmek için müslüman kılığına giren tağuti güçler asla Sünni
değillerdir. Emevi saltanatı Sünni saltanat değil, kendilerini Sünni müslüman
tanıtıp Sünni elbisesine bürünmüş zalimler ve onların yardımcılarıdır. Emevi saltanatında makam sahibi olanlar,
zahiri müslümanlar Sünni olmadıkları gibi, Ehlibeyt dostu elbisesine bürünmüş
saltanatın yanında yer alan, onlarla işbirliğine girenler de Şii müslüman
değillerdir. Masum İmamlar her iki grubu da kınamış ve müslüman elbisesine
bürünüp tağutun yanında yer alan bu sahte müslümanlara dikkat edilmesi
gerektiğini buyurmuşlardır. Dört tane
masum imamı şehid eden bu zihniyettir. Asıl hedefleri İslamı yok etmek olan Emevi
saltanatını İslam devleti olarak gören müslümanlar da onlarla aynı kefededir.
Abbasi saltanatının Emevi
diktatörlüğünden geri kalan yanı yoktur. Ehlibeyt’in adını kullanarak başa
gelen Abbasiler, Emevi saltanatını devirdikten sonra giydikleri Ehlibeyt dostu
maskesi çok geçmeden düştü. Saltanata gelmek için Emevileri devirmenin hemen
ardından en büyük engel olan Masum imamları kontrollerine alıp etkisiz hale
getirmeye çalışmışlardır, bunu başaramayınca da
yedi masum İmamı şehid etmişlerdir. Anyı şekilde Abbasi saltanatını
müslüman olarak görmek onlarla aynı hedefi paylaştığını gösterdiğinden onların
hükmündedirler. Osmanlı saltanatı,
Safavi saltanatı da bunlardan istisna değillerdir. Her birisi Sünni veya Şii
elbisesi giymiş kendi saltanatlarını sürdürme peşinde olan tağuti rejimlerdir.
Masum İmamlar yaşamış
oldukları yaklaşık üç asırlık dönemde asla müslümanları Sünni-Şii diye iki
gruba ayırmamışlardır. “Müslüman maskesi
takmış tağutlar ve hak imama tabi olanlar”, diğer bir deyimle“gerçek müslümanlar ve müslüman kisvesine
bürünmüş sahte müslümanlar” olarak nitelemişlerdir. Bu hidayet önderleri
bir taraftan zalim tağuta itaat edilmemesi gerektiğini vurguluyor, diğer taraftan
bu zalim tağuti sistemlerin İslami görünümlerine aldanılmamasını buyuruyor, bir
diğer taraftan ise müslümanların vahdet ve birliklerinin farz olduğunu beyan
ediyorlardı.
Masum imamların siretinden
de anlaşıldığı gibi onların bütün mücadeleleri, hangi isimle olursa olsun ilahi
olmayan sistemlere karşı idi.
Günümüze geldiğimizde bu
zalim tağuti zihniyetin kılık değiştirmiş olduğunu görmekteyiz. Zihniyet aynı
ama isimler değişik. Zihniyet aynı ama taktikler farklı. Hedef aynı ama
stratejiler ve metodlar farklı. Günümüzde emperyal tağuti güç, bir taraftan
müslüman ülkelerine kendi zihniyetini sürdürecek kukla rejimleri yerleştiriyor,
diğer taraftan hidayet önderlerinin yolunu takip eden ülkeleri ve müslümanları
tehdit, baskı, ambargo gibi yollarla sindirmeye çalışıyor ve diğer taraftan da
müslümanlar arasına Şii-Sünni fitnesini sokarak vahdetlerini bozmaya çalışıyor.
Bu hedefine ulaşmak için bütün müslümanların düşmanı olan “Vahhabi zihniyetini”
ortaya çıkarmış, kavga ortamı oluşturmak için ise bunun karşısında “gulatları”
takviye etmektedir. Ne “vahabiler Sünnidir” ne de “gulatlar Şii” ve ne de halkı müslüman olan ülkelere musallat olmuş
“tağuti rejimler” İslamidir. Bundan dolayıdır
ki, müslüman ülkelerdeki “İslami uyanış” konusunda müslümanların vahdet ve birliğini
korumları gerektiğini beyan eden müçtehidler özellikle Rehber Hamanei bu fitne karşısında uyanık olmaya
davet ediyorlar.
İşte günümüzde Şii-Sünni
fitnesini çıkarmak isteyen emperyal tağuti güç en müsait ortamı ve fırsatı
bulma peşindedir; bazen Sünnileri kullanıp Şiilere saldırtmaktadır, bazen ise
Şiileri tahrik edip Sünnilere düşmalık yapmalarını sağlamaktadır. Bu oyuna
gelenler de aynı şekilde ne gerçek Sünnidir, ne de gerçek Şii.
Şiinin düşmanı Sünni
değildir bilakis zalim, tağut, emperyalist güç ve onlara destek verenlerdir.
Sünninin düşmanı Şii
değildir bilakis aynı şekilde emperyalist tağuti zihniyet, kafir ve
müşriklerdir.
Şii ve Sünninin ortak
düşmanı, İslam’ın, Peygamberin, Kuran’ın ve Masum İmamların düşmanıdır,
kısacası gerçek müslümanların düşmanı
Allah’a düşmanlık edendir.
Müslümanlar İmam Sadık
(a.s) buyurduğu gibi, Allah’ı zikretmekten gaflet ettikleri, ilahi söylemler
yerine emperyalistlerin sloganlarını tekrarladıkları
müddetçe düşmanların ağına düşüp avlanmaktan emanda olamayacaklardır.
Gaflet uykusundan
uyanıp,Allah’ı daimen zikr ederek müslümanların vahdetini, birliğini ve
kardeşliğini koruma yolunda ilahi vazifeyi yerine getirme ümidiyle.....
Abdullah Özgür