Bismillahirrahmanirrahim
Peygamberimiz 40 yaşında Yüce
Hak tarafından mebus kılınıp vahye muhatap oldu. 40 yaşı insanın hayatındaki en
olgun dönemdir.Zira 40 yaşına ulaşmış biri artık dünyadan uzaklaşmış ahirete
yaklaşmıştır. Şu soruyu doğal olarak
sorabilirsiniz; Dünyadan uzaklaşıp ahirete yaklaşmak her geçen saniyede herkes
hakkında geçerli değil midir?! Başka bir ifadeyle her geçen saniye bizi
dünyadan uzaklaştırıp ahirete yaklaştırmıyor mu? Ölüm, her insana aldığı nefes
kadar yakın değil midir? O halde herkes ahirete yakın değil midir?
Şu bir gerçektir ki arkasını
dönüp giden uzak, yüzünü çevirip gelen ise yakındır. Dünya [zaman] arkasını dönmüş gitmekte ve ahiret [ölüm] ise
yüzünü çevirmiş gelmektedir. Bu bakış açısıyla elbette ki ahiret yakın, dünya
ise uzaktır. Fakat “uzak ve yakın” kavramları göreceli iki kavramdır; yani
kişiye ve düşünceye göre değişkenlik gösterebilir. Birinin uzak dediği başka
biri için son derece yakın olabilir ve bunun tersi de aynı şekilde geçerlidir.
Peygamberimiz (s.a.a) buyuruyor ki: “Ümmetimin
vasatî ömrü altmış yıldır; bunu aşabilenler azınlıkta kalacaklardır.” Bu hadise
binaen 40 yaşını tamamlamış olan biri matematiksel olarak [eğer 60 yıl yaşaması
mukadder ise] dünyadaki ömrünün üçte ikilik bölümünü tamamlamıştır. Dolayısıyla
dünyadaki ikamet sürecinin çoğunu tamamlamıştır; yani dünyadan uzaklaşmış,
ahirete yaklaşmıştır. Bunu düşünmek ister-istemez insanın şahsiyetinde etkisini
gösterir; onun tercihlerini, değer yargılarını, ötelediklerini ve
öncelediklerini şekillendirir. Eğer birazcık idrak sahibi ise artık dünyadan
ayrılacağı günü düşünür ve ahiret yolculuğunun hazırlıklarına başlar, daha
doğrusu artık bir yolcu gibi yaşamaya alıştırır kendisini… İşte bu düşünce
tarzı insana bir olgunluk kazandırır; onun manevi ikliminde meyvelerini vermeye
başlar; onun kişilere, olaylara ve fikirlere yaklaşım tarzını şekillendirir.
İnsan ömründe 40 yaşı onun
olgunluğunun ve kemalinin zirvesi olduğu gibi İslam tarihinde bir dönüm noktası
olan şanlı Kerbela kıyamının da 40. günü, hiç şüphesiz bu hareketin olgunluğuna
ulaşıp meyvesini vermeye başladığı gün olmuştur.Kerbela hareketinin bir kıyam
ve şehadet sayfası vardır, bir de bu kıyamdan çıkarılması gereken dersler ve
mesaj sayfası vardır.
İmam Hüseyin ve sadık
yarenleri kanlarıyla yazdıkları ölümsüz destanla bu hareketin kıyam ve şehadet
sayfasını süslediler. Hz. Zeyneb ise ceddi Resulullah’tan (s.a.a) aldığı
hikmet, babası Ali’den aldığı fesahet, annesi Zehra’dan aldığı iffet, kardeşi
Hasan’dan aldığı basiret ve kardeşi Hüseyin’den aldığı şecaatle bu ölümsüz
kıyamın hedeflerini gittiği her menzilde anlatarak Kerbela destanının
mesajlarını oluşturan sayfayı en güzel cümlelerle yazıp insanlığa hediye etti.
Yani İmam Hüseyin’in şehadetinin 40. günü artık bu şanlı kıyam hedefine
ulaşarak özgür insanlar yaratmaya başlamıştı.
Erbain, “kırk” anlamına gelen
bir kavramdır. Hicri 61 yılı Sefer ayının 20. günüydü; İmam Hüseyin ve
yarenlerinin şehadetinin üzerinden kırk gün geçmişti. Peygamberimizin (s.a.a)
seçkin sahabesi Cabir b. Abdullah Ensari o günün zor şartlarında gözlerini de
kaybetmiş olmasına rağmen bir şekilde kendisini İmam Hüseyin’in (a.s) kabrinin yanına
ulaştırmıştı. Yanında kendisine yardım eden hizmetçisi Atiyye vardı. Cabir öncelikle
Fırat suyundan gusül alarak bedenini ve ruhunu ziyaret için hazırlıyor. Sonra
yanında bulunan ıtır ile bedenine güzel koku sürdükten sonra Atiyye’ye diyor
ki: “Beni mevlamın kabrinin başına götür.” Kabrin başına vardığında selam
veriyor ve sonra “mersiye okuyor”. Evet, mersiye okuyor… Diyor ki neden bana
cevap vermezsin ey mevlam?!... Nasıl cevap veresin ki başını bedeninden
ayırmışlar…. Bedenini paramparça etmişler…. Cabir bu cümlelerle ağıt yakıp
ağlıyor ve kendinden geçip mübarek kabrin üzerine yığılıp kalıyor… Sonra
kendine geldiğinde Atiyye ona diyor ki: Uzaktan bir karartı görünüyor…. Çok
geçmeden gelenlerin Hz. Zeynep, İmam Seccad ve yanlarındaki Ehlibeyt fertleri
oldukları anlaşılıyor…
Böylece Erbain gününde ilk
kez İmam Hüseyin’in kabri ziyaret edilmiş oluyor ve ziyaret kültürünün temeli
atılmış oluyor. O günden beri her yıl Erbain yaklaştığında dünyanın her
köşesinden İmam Hüseyin âşıkları bir sel olup Kerbela’ya akmaktadır.Kerbela
özgür insanların “Erbain” gününde buluşma ve İmamlarına biat etme noktası
olmuştur.
Ziyaret kültürü, ziyaretçiye ziyaret
ettiğinin kültürüyle tanışma olanağını sağlamaktadır. İmam Hüseyin’i ziyaret
etme kültürü, ziyaretçiye, İmam Hüseyin’in uğruna kurban olduğu değerlerle
tanışmak ve bu değerlere kurban olmayı içselleştirme fırsatını sunmaktadır.
İşte bu, tam da İmam Hüseyin’in istediği şeydi. Yani savunduğu değerlerin
anlaşılıp içselleştirilmesi ve hayata geçirilmesi…
Bugün aradan geçen zaman İmam
Hüseyin’in uğruna canını feda etmiş olduğu değerlerin asla eskimediğini, aksine
daha da canlanıp uğruna can verenlerin sayısını artırdığını açıkça ortaya
koymuştur. Yezid’in iflas etmiş olan mantığı da asla değişmemiştir; onlar, İmam
Hüseyin ziyaretçilerini bombalamakla, öldürmekle sindirebileceklerini ve
ortadan kaldıracaklarını zannedecek kadar aptal ve zavallıdırlar. Döktükleri
kanların bu mektebin takipçilerini daha da canlandırdığını anlamayacak kadar
aptaldırlar maalesef…
İmam Hüseyin (a.s), tek
kelimeyle “Allah’a iman”ı yaşatmak için şehit oldu. Başka bir ifadeyle
“yaşamak” için şehit oldu. Kurâni ifadeyle “hayat-ı tayyibe”yi tesis etmek için,
ruhun hayatını bedenin hayatına tercih etti. Eğer bedeninizin konforunu,
rahatlık ve asayişini korumak için ruhunuzun esarete düşmesine aldırmıyor
iseniz o zaman Hüseyin’i anlamamışsınız demektir. Zira Hüseyin mektebi özgür
ruhlu insanlar yetiştirir. Dünyevi mülahaza ve maslahatları korumak adına
ruhundaki ve vicdanındaki “hak haykırışlarını” duymazdan gelen biri İmam
Hüseyin’i asla anlamamıştır.
Kerbela kıyamı “Allah’a
imanın en güzel sahnesidir.” Bu sahnenin final perdesi ise Erbain’dir; onun
için “Erbain ziyareti, müminin alametlerinden biri sayılmıştır.” Rabbim bizleri
Erbain ruhunu anlayanlardan ve bu halet-i ruhiyye ile yaşantısına yön
verenlerden karar kılsın…
Selam ve dua ile..