Bismillah…
Allah göklerin ve yerin
Nuru’dur. O’nun nurunun misali, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. lamba
bir billur içerisindedir. Billur, sanki parlayan bir yıldızdır.
Onun yakıtı Doğu’ya da Batı’ya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından alınır.
Neredeyse ateş olmaksızın da yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah kimi
dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler
vermektedir. Allah her şeyi bilendir. (Nur-35)
İnsan
oğlunun varlığı Ruh’unda saklıdır. O Ruh ki, Allah’ın Nuru’dur. O nur ki Allah’ın yarattığı çamur ve çakıldan
olan insana hayat verir. İnsanın madde dünyasındaki varlığı; meleklerin, cinlerin, hayvanların ve bütün yaratıkların
O’na secde etmesi içindir. Madde olan
insana bütün yaratıkları secde
ettiren insanın Ruhu’dur.
Bütün
maddeler ve ona eşlik eden aksesuarlar (canlı-cansız) insanoğlu için yaratılmıştır.
Çünkü insanın madde yapısı bu aksesuarların varlığına bağlıdır. Allah öylesine
bir düzen kurmuştur ki hiçbir nesne insanoğlu olmadan değer kazanamaz, gelişemez.
Allah’ın düzeninde, her bir nesne diğer nesneye bağlı olarak belirli bir ilim çerçevesinde
gelişir bu da madde dünyasında bir denge oluşturur.
Her
madde ve canlı yaratıklar Allah’ın ilimi
doğrultusunda yaratılmıştır. Bu ilim ise o maddeye veya canlıya bir isim kazandırmıştır.
Her
bir madde “nesne” ve canlı yaratıklar insanoğlunun emrine verilmiş ve bunların kontrolünü ise insanoğlu, aşk ile sağlamaktadır ki insanoğlu
tüm isimleri ve ilimleri bilmektedir ama
bunlara ne kadar maliktir?
Bu öylesine bir aşktır ki yüce dağları dümdüz kılar,
Bu öylesine bir aşktır ki damlayı okyanus yapar,
Bu öylesine bir aşktır ki yaratığı insan yapar.
Yine bu aşktır insana her şeyi idrak ettiren
Varlığımın tek gayesidir bu aşk.
« Ne cehennem ne cennet! Tek korkum bu aşk’ı kaybetmektir »
der Hz. ALI (as)
İnsanoğlunun
ilim deposu aklıdır. Aklı işlevsel kılan, Allah’ın dilediği hariç Ruh’tur. Ruh
ise kendini insanın kalbinde tutar. Kalbin kanı pompalaması ile tüm vücuda yayılır,
bir şebeke ağı gibi her hücreye gider. Kan
sadece bir araçtır. « Ve bilin ki
muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer. »Enfal-24
Ruh,
ilimden ayrı değildir bir bütündür. Nur el Nur olması ruhların da derecelerin olmasıdır.
Her ruh kendinde “ilim” toplamıştır, bu Allah’ın adaletidir.
« İlim
ilmi bilmektir, ilim ise kendini bilmektir sen kendini bilmez isen bu nice okumaktır. »
der Yunus.
Bu
açıklamadan sonra anlaşılacağı gibi şeytanın insan üzerindeki etkisi insanın madde
dünyasında olmaktadır. Ruh’u pratik hayata geçiren dünya aleminde insanın
madde yapısıdır. Yani vücut olmayan bir ortamda ruhun fonksiyonel bir yapısı
yoktur, ruhlar alemi hariç.
Nefis,
kendini ilimde bulmaktadır. İlimin en büyük katalizörü nefsidir. İnsanoğlunun
ilerlemesi bu nefse bağlıdır. Fakat nefsi yönlendiren ilmin kontrolü mutmain olmuş
bir Ruh’un elinde olması önemlidir. Yoksa nefis, ruhu gölgesi altına aldığında,
insanoğlu kendini ilahlaştırır. Yani Allah (c.c) dediği gibi “Nefsini ilah edenleri görmedin mi?”
Kime
karşı? Zaten insanoğlu tüm yaratıklara karşı Allah’ın halifesi yani bütün her şey
ona boyun eğmiştir. O zaman nefsin kendini ilahlaştırması ne oluyor ?
İşte
şeytanın Allah’a verdiği söz « Sen onları
sana ibadet eden bulmayacaksın. »
Ve matrix yapısı başlıyor.
Daha
önceki yazımda “isyankar” ve “itaatkar” olarak belirttiğim, insanın ruhsal özelliği,
insanın kendi ruh alemini tanıması, bilmesi ve tatmin etmesine bağlı olarak gelişmektedir.
Aracın
isyankar olması onu kullananın itaatkar olması ya da aracın itaatkar olması, kullanıcısının isyankar olması denklemidir.
”Siyah&beyaz” siyah olmadan beyaz kendini gösteremez, beyaz
olmadan ise siyah var olamaz.
İlimi
geliştiren en belirgin özellik madde dünyasıdır çünkü insanoğlu madde dünyasına
bağımlı olarak yaratılmıştır. İnsanoğlunun madde dünyası ve içinde bulunan her
türlü nesneyi ancak ilimi ile kontrol edip geliştirmekte ve ilerlemektedir.
Bunun için nefis, ilmi kendine bir araç kılıp madde dünyasındaki taleplerini gerçekleştirmektedir.
Tabi bunu ruh da takip etmektedir. Aşk’ı dışlayan bir ruh kendisini sadece
maddenin kölesi yapar.
Ruhun,
ilimi kullanan nefse karşı mücadelesi “insanın kendisi ile olan mücadelesi” ki
buna cihadı-ekber diyoruz çok önemlidir. Çünkü buradaki dengeler, ortamlara göre
ve insanın kendi ruhuna verdiği önem derecesine
bağlı olarak değişmektedir ve bu değişim saniyelik değişimler de olabilir. İlim
nefsin gıdasıdır. Fakat bu ilim nesneyi yücelten değil de asla dönüşü sağlayan
bir ilim olursa, yani nefis ilmi ruh’a karşı EN BÜYÜK BEN’im diyerek kullanmaz
ise insanın ruhunu yücelten bir katalizör olur. Artik kimileri nefislerine zulüm
ederler, kimileri orta bir yoldadır, kimileri de Allah’ın izni ile hayırda yarışır,
öne geçerler.
İnsanın
kendi nefsine aşık olması,kendisini beğenmesi, bu da kendini nefiste “kibir”
“gurur” “en büyük benim” yani ENANiYET olarak gösterir. Tabi bunu iyi bilen şeytan
insanoğluna danışmanlık yapıp ona, kendisini hapsedeceği tuzağı kurmaktadır:
“MATRIX”. Bu tuzağın içine düşen insan artık kendisinin kölesi olmuş ve şeytana hizmet etmektedir. Öylesine ki şeytanın
hiçbir zorlayıcı gücü olmadan. İnsanın bütün arzuları şeytanın isteği doğrultusunda
olmaktadır çünkü artık insan ruhu şeytanın elbisesini giymiştir. Ona esir olmuştur.
“Rabbim biliyorsun ki benim onların üstünde
zorlayıcı hiçbir gücüm yoktu, sadece onlara fısıldadım, zaten onlar inkar edici.”
İnsandaki
isyankar yapı insanın kötülüğüne değildir. Bir bıçak örneklemesi yaparsak, bir bıçak
ile insan öldürülür yine bir bıçak ile insanı ameliyat ederek kötü bir hastalıktan
kurtarabilir. Kullanıcının niyetine bağlıdır. İsyan, itaat tarafından şeytana karşı kullanılan bir araç olursa
insanı HÜR « özgür » yapar.
İmam Hüseyin’in Kerbela’da
yaptığı, ‘’doğru’’nun ‘’yalan’’a karşı isyanı, bir profesörün, yalanlara bürünerek
hakikatten uzaklaşan hasat bir toplumu ameliyat edip, o vücuttan o pis mikrobu hayatı
pahasına çıkartıp, o vücudun ölmesini önlemesi gibi. İsyanın, mutmain bir Ruh’a
teslim olması insanı insan kılan, Allah’ın halifesi olma özelliğine kavuşmasıdır.
İmam Hüseyin’e karşı olanlar ise isyankar bir ruhun “nefsini ilahlaştıran bir
ruhun” Hakikate karşı verdiği mücadelesidir. İmam Hüseyin’in isyanı Allah’ın mesajın
açıkça tebliği etmekten başka hiçbir şey değildir. Yezidinki ise bu mesajı söndürmekten
başka bir şey değildir.
[Kelimeler ve yapılan
hareketlere değer veren nedir? Kelime mi? Yoksa o hareketi gerçekleştiren
Ruh’un özelliği mi? İnsanın aynada kendisini güzel görmesi, aynanın marifeti mi? Yoksa insanın kendi güzelliği mi?
“Onlar Yusuf’u kuyunun derinliklerine atmaya başladıklarında
biz ona şöyle vahiy ettik, and olsun sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını
haber vereceksin.” Yusuf-16]
Matrix’den
kurtulmanın anahtarı LA İLAHE
İLLALLAH’tır « Hür olmaktır » Kullanım kılavuzu ise Muhammeden Resulullah’tır. Kullanma kılavuzunu
kavramak ise Ali’nin velayetidir.
Allah
yarattığı kulunu bilmektedir, şeytanı ve
şeytanın niyetini de. Allah (c.c) yarattığı kulunu başı boş bırakmayacaktır; yarattığı
kulunu silahsız, savunmasız bırakmayacaktır; çünkü dinini koruyacaktır,
kafirler istemese de, biz kulları sahip çıkmasa da.
Allah’ın
c.c gönderdiği tüm peygamberler ve nebiler « Allah’tan başka ilah yoktur ve sadece ona ibadet edilir. » tebliğinde bulunmuşlardır.
Bu tebliğ, zorluk, zulüm ve hayatları pahasına gerçekleştirilmiştir. Tebliğ
ise, Allah (c.c) insanı yaratırken ona verdiği veya üflediği ruh’un aslına dönmesi
« İnna lillah ve inna ileyhi raciun » dönüşümünün doğalsal yapısında
gizli olan sünnettullahtır. Yaratanı aramak ya da aslına dönüşü sağlamaktır. Çünkü
insanın adil bir şekilde seçebilmesi, kendisi gibi olan ya da kendisine hiçbir
fayda sağlamayan yok olucu nesnelere dönüşümü, sadece şeytanın insana aslını
unutturup aslına karşı isyankar kılmak ve aslını tanımasını engellemektir. Allah’ın
insana verdiği bütün verileri ayna misalindeki gibi ters çevirip, insanı bu
virtüel gerçek olmayan « geçici&anlık=nefsani » hayat içinde kaybolmasını
sağlamak için insanı yanıltmaktır .
« Dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundur, asıl olan Allah katında olandır. »
Dolaysı
ile Allah (c.c) Ruh’a hitaben peygamberlerle birlikte kitaplar da indirmiş ve
nefsi kontrol etmenin yollarını birer birer açıklamasını Ruh’u tatmin etmek ile
gerçekleştirmiştir.
« Ve derler ki rabbimiz yücedir, Rabbimizin vaadi gerçekten gerçekleşmiş
bulunuyor , çenelerinin üstüne kapanıp ağlıyorlar ve Kur’an hususlarını
artırıyor » Isra 108-109 [illa
bi zikrullahi tatmainel glup/ kalpler sadece Allah zikri ile tatmin
olur. « La ilahe İLLALLAH »]
Fakat
şeytan buna rağmen birçok insanı Allah (c.c) karşı isyan ettirmeyi başarıp,
insanı kendi oyununun içine çekmeyi başarmıştır. Dedi ki “Senin izzetinin adına and olsun, ben onların TÜMÜNÜ mutlak azdırıp
kışkırtacağım. Onları sana
tapar bulmayacaksın » sad-82
İnsanoğlunu «aslı olmayan »
(vehim-illüzyon-varsayımlar-tereddüt) yönlendirmek şeytanın bir taktiğidir. Şeytan,
insanı çok iyi bilmektedir fakat birçok insan şeytanın bunu bildiğinden ya da
kendilerini yönlendirdiğinden habersiz yaşamaktadır.
Şeytan”
inançlara” da el atmış, kendine has inançlar türetmiş ve insana bunları kabul ettirmiştir.
Çünkü şeytan, insanın tek bir amacı olan « Allah’a iman etmek » olduğunu iyi bilmektedir. İnanç insanın
ana mayasıdır, varlığının daim etmesini sağlayan mutlak’tır.
Şeytanın
Allah ile olan sözleşmesindeki ana madde inanç’tır. « onları sana inanan olarak bulmayacaksın ». Şeytan
Allah’ın yollamış olduğu tüm dinleri değiştirmeyi başarmış fakat « Allah
kendi dinini koruyacaktır » dediği İslam dininin aslını değiştirememiştir.
Fakat bununla birlikte Allah’ın adını kullanıp insanların ibadetlerinde ve inanışlarında
çelişkilere ve ayrılıklara düşürmüştür. “Dünya
hayatı sizi aldatmasın, aldatıcılar da sizi Allah adı ile aldatmasın” Fatir-45
Çünkü
insan kendi varlığının asıl gayesini dünya hayatında nefsin tatminine yönlendirse
o zaman gerçekçi ve kalıcı olmayan bir vehim ”virtüel dünya” içinde, robot
misali şeytanın direktifleri doğrultusunda hayatını daim eder, ölüm anında ise gözleri
açılır. Bu onların gerçekten kör olduklarını görmeleri içindir. Allah bir
ayetinde bunu açıklamıştır. Derler ki “Rabbim biz dünya hayatında kör değildik
neden bizleri kör olarak tekrar var ettin? Allah da onlara hitaben der ki “Sizler
kördünüz fakat onun şuurunda değildiniz.”
“
Ya Rabbi bizi tekrardan dünya hayatına gönder ve gerçekten senin dinini görüp,
bilip yaşayalım diyeceklerdir.” Allah
biliyor ki onlar geçekten kör idiler, kendileri bunun şuurunda değiller. Allah’ın
rahmet ettikleri hariç.
İslam
dininin koruyucuları vardır. Şeytanın ise gücü bunlara yetmemektedir « Ancak onlardan muhlis olan kulların
hariç» evet Allah (c.c) “İşte bu haktır ve ben de hakkı söylerim, dedi”. Sad-83:84
“And olsun, biz gökte
burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik. Ve onu her kovulan şeytandan
koruduk” Hicr 16-17
İnsan
hayatının tek var olma sebebi, Allah’a teslimiyettir. Allah’a olan teslimiyet ise
kendi varlığını isyandan almaktadır. “LA”
İLAHE İLLALLAH”.
İsyan
ise kendi varlığını insanın madde yapısından almaktadır. Maddenin maddeye
teslimiyeti söz konusu olamaz. Fakat insanın maddeye olan bağımlılığı,
kendisini maddenin bir parçası haline getirip ruhsal yapısını unutup dışlaması,
o insanın maddeleşmesidir ki bu KÖLELİK/KÖR OLMAK’tır.
İnsanın,
isyanı kontrol edip kendine hizmetçi olarak kılması ise insanı Allah’ın
halifesi yapmaktadır. Çünkü o zaman şeytan insanın hizmetine girmektedir. Yani insana
itaat eden bir şeytan ki bu Allah’ın insanı en üstün, yani meleklerden üstün kılması,
halife kılması ve şeytanın insana itaat etmesinden başka yolu kalmamasıdır.
Allah’a teslim olan insana şeytanın itaat etmesidir ki bu da şeytan için en büyük
azaptır.
Masumlar;
Allah’ın c.c bizlere gönderdiği imamlar, kendilerini örnek aldığımız modeller,
referanslar ve şeytanın gücünün yetmediği aziz zatlardır. Bunlar peygamberler,
Allah dostu veliyullah’lardır.
“ Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjde
verici ve bir uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik” ,” hiçbir ümmet yoktur ki
içinde bir uyarıcı bir korkutucu gelip geçmiş olmasın.”
Hayat;
yemek, içmek,çoğalmamız için var edilmemiştir. Bunlar zaten bizler dünyaya
gelmeden, bizlere verilmiş olup, sahip olduğumuz şeylerdir. Bizlerin tek gayesi;
her adımımızda, her amelimizde Allah’ı zikir etmektir, onu yüceltmektir, O’na
ibadet etmektir bunu da yerken, içerken, uyurken, sıkıntı çekerken, hasta iken,
mutluyken….., çünkü bunların hepsi bizler içindir. Allah’ın peygamberlerine baktığımızda
gördüğümüz şey kendi yaşantıları ve o yaşantılarında Allah’ı yüceltmek olmuştur.
Allah
(c.c) kulları için Rahman ve Rahimdir. Çünkü yaratan kullarını çok iyi
bilmektedir. Bizlerin Allah’a doğru yapacağımız bir adım, bizlerin hakikati
kavrayan “görme duygumuzu” geliştirecektir. Bu ise bizlerin içindeki Nur’u daha
da çok parlak kılacaktır.
“ Nur, Allah’ın onları yüceltmesine ve isminin
zikredilmesine izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O’nu tespih
ederler.” Nur-36
Mustafa
Kemal TAŞPINAR