İRANCILAR, LAİK İSLAMCILAR ve ZULME KARŞI ÇIKMA İDDİALARI
13/01/2012 - 11:47
Y. ZİYA T.YILMAZ
Bismillah...
Son sıralarda İslami-muhafazakar
medyada İranve Şiilik üzerine yapılan değerlendirmelerde
ileri sürülen tezleri ispatlamak için çoğu defa demogoji veya eski değimiyle
muğalata yapılmak suretiyle muhatapların zihinleri çelinmek istenmektedir.
İleri sürülen görüşlerin eleştirilmesine karşı önlem almak için deİranyanlılarının İran aleyhindeki hiç bir eleştiriye tahammülleri olmadığı,
İran’ın her siyasetinin körü körüne savunulduğu iddiasında bulunulmaktadır.
Herşeyden önce bir
kavramın, “İran” kavramının yeniden tanımlanması ve böylece İrancı veya İran
yanlılarının da kimler olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrı bir ifadeyle “
İran” ve “İrancı” denilince ne anlaşılır? Bu sorunun cevabı açıklığa
kavuşturulmadığı sürece niyetine bakılmaksızın İran konusundalehte veya aleyhte sürdürülen tartışmalar
havada kalır ve herhangi bir sonuç alınamaz.
İran nedir? İrancılar
kimlerdir?
İran, sınırlarıbelli bir coğrafyanın adıdır, İran ülkesi.
İran, bu ülkede
yaşayançeşitli ırk, din ve
mezheplermensuplarından oluşan milletin
adıdır, İran milleti.
Ancak müslüman
milletler ve hatta dünya halkları nezdinde İran denilince yukarıdaki anlamlar
arka planda kalmak üzere İran, bir mefkürenin, ideolojinin ve mektebin
ilkelerine bağlı olarak gerçekleşen bir devrimin, İslam İnkılabı’nın temsilcisi
ve merkezidir.
Dünyadaki bazıhalklar nezdinde ise İran, direnişin
sembolüdür. Çünkü otuz yılı aşkın bir süredir müstekbir güçlerin dayattıkları
savaş, terör, ekonomik-teknolojik ambargo, yumuşak savaş da dahil sayısız
komplo planlarına karşı direnmekte, başka milletlere örnek olmakta ve direnen
halklara imkanları oranında destek vermektedir. Bu açıdan bakıldığında İran,
sömürü-baskı-tehdit ve yalana/yanıltmaya dayalı mevcut dünya sistemi karşısında
bir alternatiftir.
Bu açıdan bakıldığında
bu ülkede yaşayan insanların bir kısmının ideolojik sebeplerden dolayı İslam
İnkılabı’nın yanında olmadığı ve dolayısiyle bu inkılabı ve inkılabın bağlı
olduğu ilkelere dayalı olarak kurulan “velayet-i fakih” sistemini temsil
etmedikleri, hatta bir an önce yıkılması için müstekbir güçlerle işbirliğine
girmekten bile kaçınmadıkları tecrübeylesabit bir gerçektir.
Ve yine bu ülke
uyruğunda olmadıkları ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşadıkları halde adı
geçen sisteme gönülden bağlı olan ve bu sistemin hakkaniyetine inanarak savunan
toplulukların varlığı da inkarı imkansız bir gerçektir. Bu son kısımdakilerden
çoğu İran’ı hayatlarında bir defabile
görmemiş, bu ülkenin coğrafyasına, ekonomisine, nüfusuna, askeri gücüne, dahili
mücadelelerine değil sadece ve sadece insanlığasunduğu alternatif mesaja, zulme karşısavaşan halkların direnişlerineverdiği maddi ve manevidesteğe
ilgi duymakta, b u mesajın varlığının devamlılığı içindua etmekte ve uğradığı insafsızca
saldırıları eleştirmektedirler. Coğrafi ve ulusal bağlara değil ideolojik
hakkaniyete değer veren bu çevreler dün
laik-siyonist medyada bugünlerde ise İslami-muhafazakar medyada “İrancı” olarak
tanıtılmaktadırlar.
Kabul edilsin veya
edilmesin son iki tanıma göre, İran yeni bir uygarlığın habercisi ve ezilen
halkların gözünde bir umuttur. Bu inanç ve beklenti içinde olan insanları alelade ulusal
bir devleti savunan hazır/bindirilmiş kıta veya para karşılığında faaliyet
gösteren çevreler olarak tanımlayanlar –bilerek veya bilmeyerek- şeytani bir
planın küçük bir parçası olmaktan başka bir tabirle ifade edilemezler.
İşin garip yanı bu
yanlış tanımlamada bulunanların bir kısmı, kendilerinin de günün birinde İslam
Inkılabını, Lübnan Hizbullahını ve... desteklediklerinive amma mesela Suriye konusunda İran ve
Hizbullah’ın kendileri gibi düşünmediği ve tavır takınmadığı için hayal
kırıklığına uğradıklarını söylemekteler. Bu ifadeler de göstermektedir ki, bu
insanlar gerçekte İslam İnkılabını değil kendi düşüncelerini desteklemişlerdir.
Veya ayrı bir ifadeyle İslam İnkılabını kendi ideolojileriyle çakışan
miktarınca kabul etmişler ve İslam inkılabının kendi düşünceleriyle çeliştiği
an yollarını ayırmışlardır. Buna çok sade ifadeyle kendini kabul etmek ve
desteklemek denir, İslam İnkılabı ve ilkelerini değil.
İran içinde ve dışında
bazılarıysa bu kendini kabullenişi gizlemek için İslam İnkılabının yolundan
saptığı iddiasında bulunmaktalar. Mesela İmam Humeyni(ra) zamanında inkılabın
yanında olduklarını, onun vefatından sonra inkılap liderliğine seçilen
Ayetullah Hamanei ile birlikte inkılaptan soğudukları iddiasında bulunmaktalar.
Çizgiden, ilkelerden sapmayle ilgili herhangi bir kanıt sunamayan bu tipler
demogoji yapmak suretiyle kendi vicdanlarını rahatlatmayı tercih ederler.
Halbuki bu tipler başından beri inkılabın temel ilkesini özümsememişlerdir.
Nedir bu temel ilke?
Bu temel ilke “velayet-i
fakih” ilkesidir. “Velayet-i fakih” hükümetin meşruiyeti konusunda halkın oyunun değil, masum imamın, Peygamberin
ve dolaylı olarak Allah’ın hakimiyeti demektir. Ayrı bir ifadeyle hakimiyette
din-devlet işleri ayrılığına,laikliğe
karşı Allah’ın hakimiyetini, O’nun emrettiği hakimiyeti gerçekleştirmenin
adıdırvelayet-i fakih. Velayet-i
fakih,İslam dünyasında İslam devleti
olarak bilinen ve asırlarca müslümanlara tahakküm etmiş devletlerin büyük
ekseriyetinin gerçekte laik olduklarının ilanıdır. Laiklik sadece dinin devlet
işlerinden ayrı tutulması ve kanunların İslami olup olmamasıyla ilgili olmayıp
İslam ahkamını uygulamış olsa bile- her ne kadar imkansız olsa da- layık olmadığı halde, kılıcın gücüyle veya
başka yollarla hakimiyet makamına geçen sultanların, iktidar sahiplerinin
hükümetlerinin de adıdır. Laiklik bu anlamda Avrupa ülkelerinden önce adı
halifelik olsa da sultanlar tarafından İslam dünyasında uygulanmıştır.
Şimdi Velayet-i fakih ilkesini kabul etmeyen birinin İslam
İnkılabının yanında olduğunu söylemesi ne kadarinandırıcı olabilir? Veya, ben bu ilkeye inanmadım, özümsemedim ama
İslam inkılabını kabul ettim, destekledim sözü insanın kendisini kandırması
demek değil midir? Pekala bu ilke imanın veya İslamın şartı mıdır ki herkes
inanmak zorunda kalsın? Kabul etmeyenler için hayır elbet, ama İslam inkılabı
ve taraftarları bu ilkeden soyutlanamaz, ayrı tutulamaz. Çünkü siyaset dinden
ayrı değil dinin bir parçasıdır.
Dünyanın neresinde
olursa olsun bu ilkeyi kabul eden ve bu kabulünden dolayı kendini Peygamber
makamında oturan veliyy-i fakihe bağlı gören birinin tereddüt anlarında velisinden
bağımsız siyaset üretmesi mümkün müdür? Velayet-i fakih ilkesine inananlar çok
doğal olarak karmaşık bölgesel ve uluslararası meselelerde, içinden
çıkamadıkları sorunların çözümünde bu makamdaki kişinin görüşüne başvuracak,
ondan kılavuzluk alacaklardır. Bu ne İrancılıktır, nehazır kıta beklemektir,ne de mezhepçiliktir. Bunun adına her türlü
gayri dini bağdan özgür bir şekilde
inanılan ilkelere bağlılık denilir.
Son sıralarda Suriye
konusundaki duruşundan dolayı İran’a karşısaldırıya geçen İslamcı-muhafazakar medya yöneticileri ve yazarlarının
tavırlarına gelince;
Birincisi; Suriye’de
dış güçlerin desteği ile başlatılan muhalefet hareketigerçekte Beşar Esed rejimini devirmek için
değil, bu rejimi İran ile ilişkilerini kesmeye veya en azından en alt düzeye
çekmeye zorlamak içindir. Bu durumda Suriye’deki karışıklık Baasçı rejim kadar
İran’ı da ilgilendirmektedir. Kendine karşı sürdürülen uluslararasıbaskılarda haksızlığa uğradığına inanan bir
ülkeden kendi aleyhindekikomplo planına
katıl demek kadar komik bir şey olabilir mi?
İkincisi; İran ya
meşru bir İslam devletidir ya da değildir. Değildirdiyenler açısından İran ulusal ve mezhepçi
bir rejimdir vebu ülke siyasetlerine
saldırılmasında da bir beis yoktur. Çünkü onlar açısından iktidara müstehak
olan çevrelerin Suriyede iş başına gelmelerine engel olmaktadır. Bunun için
İran, Fars ve Şii milliyetçiliği yapmakla suçlanarak Sünni dünyada tarihi
derinliği olan uyumuş refleksler uyandırılmalı, ne pahasına olursa olsun bu
engel ortadan kaldırılmalıdır. Yeter ki efendiler arzularına kavuşsunlar,
bırakacağı olumsuz izlerin hiç bir önemi yoktur...
İran, kabul edilen normlara göre meşru bir
İslam devletidir diyenlerindüştüğü
paradoks/çelişki ise anlaşılır gibi değil. Hem İran’ın müstekbir güçler
karşısındaki otuz yıllık direnişini öveceksin, baştaHizbullah ve Hamas olmak üzere direniş
cephesine verdiği desteği itiraf edeceksin, İran’ın ümmetin vahdeti için
gösterdiği çabaları kabul edeceksin hem de Suriye konusundagel bizim dediğimiz gibitavır takın diyeceksin! Pekisen kimsin, hangi konumda bulunarak, hangi
ilkeye görebeni buna davet ediyorsun
diye sorulduğunda nasıl bir cevap verirler acaba? Tereciye tere satmak misali
Kur’an ve hadisten mi delil getirirler? Yoksa ümmetin bir ferdi olarak İran
İslam Cumhuriyetine vazifesini hatırlatmak istediklerini mi söylerler? Belki de AK Parti ile kurdukları
Türkiye İslam Devleti(!) adına birlikte hareket etmeye mi çağırırlar?
Görüldüğü kadarıyla bu son ihtimal daha ağır
basmaktadır. Özelliklerini yukarıda kısaca da olsazikrettiğimiz İran İslam devleti ile
herkesintanıdığı T.C laik devleti bu
hazretler nazarında farksızdır ve hatta bizim yaşadığımız coğrafyada olduğu
için meşruiyeti falan pek de önemli değil, AK parti iktidarı daha haklıdır. Bizimki
olunca NATO/ ABD siyasetlerinin uygulayıcısı olmuş, mürteci Arap ülkelerinin
işbirlikçisi olmuş hiç de önemli değil, bize eskiihtişamımızı, gücümüzü kazandırsın da nasıl
kazandırırsa kazandırsın...
Ve bugün ilkesizlik
girdabında çırpınıp duran sözde İslamcı çevrelerin gelmiş oldukları durum
maalesef budur. Gerçek ve belirleyici zulmü ve zalimi tespit etmeden, İslam
dünyası üzerinde ABD ve müttefiklerinin derin oyunlarına gözlerini kapayarak
varsa yoksa tek zalim rejim Beşşar Esad
rejimidir tantanaları tutturmakta, bu tez üzerine kurulu siyaset doğrultusunda bu
rejimin yıkılması için NATO/ABD,Fransa ve her zalim güce saldırı için fırsat verilmesi
fetvaları çıkarmakta ve en ilginci de İslami İran’ı da kendilerine katılmadığı
için mahkum etmekte, bu insafsızlıkları eleştirenleri ise bindirilmiş kıtalar
olarak tanımlamaktadırlar. Halbuki kendileri Batı’nın gönüllü askerleri
görevini üstlendiklerinin farkında bile değillerdir. Allah hepimize olayları
gerçeği ile idrak etme basireti versin.
s.a
değerli yazar abimiz, tek kelime ile mükemmel bir yazı yazmışsınız.
Son zamanlardaki olaylarla ilgili en mükemmel ve doyurucu tahlili yapmışsınız. Böyle basiretli, böyle güzel analiz ancak velayeti fakih hattında olana birinin kaleminden süzülür.
Allah, sizi muvaffak eylesin ve böyle yazılarınızla bizlerin aydınlatma imkanı sizlere versin
saygılarımla
#FFFFFF">
sadık
13-01-2012, 22:43:43
#FFFFFF">
Ahmet Taşgetiren diyor ki: “İran bu yürüyüşüyle, İslam devrimi hassasiyetlerini de göz ardı ediyor”
Ama islam devriminin hangi hassasiyetlerini göz ardı ettiğine dair bir örnek verememektedir
Ve yine diyor ki: “Şimdi İslam ülkelerinden bakıldığında “İslam devrimi” diye bir ilgi odağı söz konusu mu?”
Yazıklar olsun islam devriminin etkilerini görmeyenlere. Islam dünyasında başka bir ilgi odağı da var mı ki? Bugün Türkiye de dahil bütün İslam alemindeki kıpırdanmaların kaynağı sadece ve sadece İslam devrimidir. Ancak Ziya hocanın dolaylı olarak işaret ettiği üzere bu iş kapasite işidir, laiklikten sıyrılıp İslamın özüne dönüş yapmayı gerektirir. Söz konusu ülke ve hareketler böyle bir seviyeye ulaşamadıysa bu islam devriminin mesajından değil bu hareketlerin eksikliğindendir.
Bazıları ise sık sık derler ki: Madem İslam ülkelerindeki halk ayaklanmaları İran’ın dediği gibi İslamiyse peki niçin İranın istediği gibi bir rejim değil de başka ülkeleri örnek almak isterler? Bu doğrudur, çünkü islam devriminin ilkelerini kabul etmek ve bu çizgide yürümek fedakarlığı, sıkıntılara-baskılara tahammülü gerektirir ve bu hareketler buna hazır değiller, ama bu yönde ilk adımı atmaları da bir kazançtır ve islam devrimine doğru seyirde olgunlaşmaları gerekir.
Mezhep taassubu ile İran İslam devrimi ve cumhuriyetini eleştirip duran, bu devrimin örnek sunamadığı iddiasında bulunanların acaba kendileri ne yapmıştır şimdiye kadar? Veya bu devrime kendi yaşadıkları ülkelerde nasıl bir katkıda bulunmuşlardır?
#FFFFFF">
murat nazlı
14-01-2012, 12:34:03
#FFFFFF">
sa....yazar gundemde olan ve çoktan beri konuşulan bir konuya açıklık getirmiş.ahmet taşgetirende bu konuya değinerek zaten yemeğin tuzu biberi oldu?****ama bence yazı kısa ve yuzeysel.........inşaallah daha derin ve kaynaklı bir yazı yazılır..çünkü bu konu kısa veya önemsiz veya gelip geçici değildir...yıllardır devam eden biriken ve özellikle suriye olayları ile zirveye ulaşan bir konu.?**turkiyenin osmanlıdan kalan eski bir iran-şii meselesi var...devrimden sonra anti enperyalizm ve islam medeniyeti projesiyle ikinci bir iran ve şiilik gündeme girdi?* hernekadar bu işler zamanla hafiflediysede suriye yangınına benzin dökenler zihinlerde atıl bekleyen bu konuyu medya aracılığı ile ortaya döküyorlar...ve bunu fırsat bilerek iran-inkilab-şii-devrimci-antienperyalist-antisiyonist kavramlarını sulandırmaktalar kavramların içini boşaltmaktalar veya kavramlara kendi istedikleri anlamları yuklemekteler.nasıl 80 sonrası iran-inkilap havası esmişse şimdide anti iran-şii-devrim havaları estirilmektedir.bu konu temel ve önemli olduğu için bununla ilgili ciddi ilmi derin ve kaynaklı siyasi-bilimsel stratejii içerikli makaleler yazılması gerekli diye düşünüyorum.çünkü turkiye basit bir ülke olmadığı gibi son dönemlerdeki çıkışlarıyla orta doğuda ve uluslar arası önemli işler yapmakta ve özel bir konumu bulunmaktadır.ayrıca model ülke projeleri ve çalışmalarıylada irana rakip olarak gösterilmektedir...medya gücü ve pazarlamasıyla sosyal-ekonomik ve demokratik açılım ve yapılanmalar irana karşı alternatif bir proje görüntüsü vermektedir...suriye bunun en iyi örneği oldu?**burada iran-turkiye şii-sünni acem-turk demokratik-militarist kavram ve zıtlıklarıyla insanlar ve toplum üzerinde zihin yönlendirmesi yapılmaktadır.son dönemlerin sıcak savaş değil yumuşak savaş dedikleri savaş stratejisi bu olsa gerek.bu medya ve medeniyet savaşında müslümanlar başarılı olmak istiyorlarsa...medya ve medya araçlarına gereken önemi vermek zorundalar.şu anki düşünce ve çalışma şekliyle ne yerel nede evrensel manada bir medya savaşı verecek durumda değiliz.?*******öyleyse zafer ummak umudumuz olabilir ama gerçek olamayacağını hatırlamak lazım.?*hastalıklar doğru teşhis ve doğru tedavi ile yapılabilir.teşhisleri yanlış olan muslumanlar istedikleri kadar doğru tedavi yapsınlar asla başarıya ulaşamazlar.bu sünnetullahın gereğidir..öyleyse önce tedavi peşinde koşan güya samimi-ihlaslı müslüman görüntüsü yerine..önce teşhis koyacak doktor veya doğru teşhis koyulmuş bir reçete peşinde olmak lazım.teşhis doğruysa tedavi doğru olabilir sonuç alına bilir..ama teşhis yanlış olursa uygulanan hiçbir tedavi doğru sonuç vermeyecektir.bu nedenlerden dolayı ben iran-şii-devrim meselelerinin bir sonuca varacağını ve turkiye toplumu için bir tedavi sonucu vereceğini sanmıyorum......teşhiste hatalar varken tedaviyi konuşmak abes olmazmı?suriye bunun en iyi örneği değilmi?*hiçbir tedavi sonuç vermeyecek?****muz kabuğuna basıp düşen temel fıkrasındaki gibi...temel daha sonra muz kabuğu görünce düşeceğini söyleyip ve gidip?****** düşmesi gibi. Yazara önemli bir konuya değindiği için teşekkürü borç bilirken acil bir şekilde bu konuyla ilgili derin ve ilmi makale ve araştırma yazılarının yazılması gerektiğini acizane tavsiye ederim vesselam.
#FFFFFF">
Alevi
14-01-2012, 15:56:41
#FFFFFF">
esselam.alnından öpüyorum seni güzel insan.rehber'i eleştirenler aynaya baksa bari pehh.zafer inananların olacak.erbain günü gözü yaşlı yazıyorum bu yorumu.ha birde şiilere düşman olduklarının 10/1 i kadar ölümüze idrar edenlere düşman olsalar vallahi gam yimeyecem ya hu...Allah ümmetin sonunu hayr etsin ama nasıl bu kendini yokluğa satmışlarlamı?
#FFFFFF">
Ramazan DARENDEVİ
14-01-2012, 16:44:19
#FFFFFF">
Y.Ziya Bey Kardeşime çok teşekkür eder Allahtan kalemine kuvvet, ağzına sağlık, ve kendisine hayatlarında başarılar dilerim. Bu yazısının başından sonuna , noktasından virgülüne kadar altına imzamı atıyorum. 10 Ocak 2012 Salı günü Zaman Gazetesinde yazar Abdulhamit BİLİCİ köşesinde kaleme aldığı yazısının bir bölümünde aynenşöyle yazmış:"
"İran çok kötü gidiyor ve en vahimi 'İslam devrimi' hassasiyetiyle hiç bağdaşmayacak bir yolda gidiyor. Şiilik ve Fars milliyetçiliğinin iç içe geçtiği bir stratejik çizgide görünüyor İran. İslam coğrafyasında Şiilik nüfuzuna oynuyor."
Aksiyon Dergisi'ndeki "İran'ı yazmak" başlıklı köşesine bu sözlerle başlamış Ahmet Taşgetiren. Bu düşüncelere katılır veya katılmazsınız ama açık sözlülüğü ve cesaretinden dolayı Ahmet Ağabey'i tebrik etmeli. Çünkü şayet alkışlamayacaksanız, bu ülkede İran'ı yazmak kolay değildir. Bindirilmiş kıtalar hemen harekete geçer. Ne dininiz kalır; ne Müslümanlığınız. Bir anda Amerikan ya da İsrail ajanı ilan ediliverirsiniz. İran'dan da tepki gelir de daha çok bizim vatandaşlardan. Ne yapsa İran'a toz kondurmayan bağlıları zaten hiç saymıyorum. Böyle durumlarda hep şu takılır kafama: Acaba ülkemizle ilgili bir eleştiriye karşı İran'da böyle 'Türkiyeci' bir zümre var mıdır? "
Evet Abdulhamit Bey İslam İnkılabını , Yani anayasasının 2. Maddesinin a fırkasında"‘La ilahe illallah’, yani tek Allah inancına, hâkimiyet ve hüküm koyma yetkisinin Allah’a mahsus olduğuna ve onun emrine teslimiyetin gereğine dayanır," maddesi olan ALLAH DEVLETİ'Nİ
içine sindiremediğini bir nevi ağzından kaçırmış oluyor. Aynı şekilde Ahmet TAŞGETİREN hazretleri de alışmış oldukları Ebu Süfyan, Muaviye, Yavuz; Kab'ul Ahbar Ebus Suud, Cübbeli ve de Pensilvanya da ikamet eden Amerikan Fetvacıbaşısı stilinde olmadığı için İslam İnkılabı ve İmamet Pınarından Beslenen Veliyyi Fakih müessesesini içine sindiremiyor. Varsın içlerine sinmesin. Ebu Süfyanında içine sinmiyordu amma Allah O'nun gözü önünde Ali (A.S) eliyle putları bir bir kırmış ve tarihin çöplüğüne atıvermiştir. Eyyyy Abdulhamit Bilici , Eyyyyy Ahmet Taşgetiren Özelde Şialar genelde de ferasetli , inkılapçı, ve de mustazaf müslümanlar İslam Cumhuriyetinin safında durmakla ALLAH'IN BİNDİRİLMİŞ KITALARI olduklarını gösterdiler. Birileri gibi PENSİLVANYANIN WASHİNGTON'UN VE TELAVİV'İN bindirilmiş kıtaları olmadıklarını ilan ettiler. Asıl ülkemizdeki tehlikeli olan BİNDİRİLMİŞ KITALAR, AMERİKA, TELAVİV VE PENSİLVANYANIN BİNDİRİLMİŞ KITALARIDIR.
#FFFFFF">
tahir toprak
14-01-2012, 19:06:52
#FFFFFF">
Herkese selamlar! Konu muhteşem düşünür, yazar, islam alimi(!) fethula hazr'nin fetva kuryesi, bundan 10 yıl öncesinde altınoluk dergisinin kutsal-feyizli ağabeyi, günümüz pensilvanya-suud-telaviv hattının gözünü budaktan sakınmaz ŞÖVALYESİ Taşgetiren'den açılmışken, ben de bu DERİN yazarın müthiş bir tespit ve sorusuna değinmeden geçemeyeceğim: Bu profesyönel dinci- satıcı-tetikçi yazar SOROS uzantısı AKSİYON dergisinde şu muhteşem tespitte bulunuyor ve soruyor "Neden İran'ın Suudi Arabistan'dan daha çok Ermenistan'la ilişkileri gelişmiş? peh peh... Bu engin bilgi birikimine şapka çıkarılır doğrusu... Aklınca İran İslam Cumhuriyetini köşeye sıkıştırıp AKP-apo-tayp-feto cenahını da (Abd'nin kadim dostlarını) sütten çıkma ak kaşık ilan etme derdinde tetikçi... Eminim bu kadar ucuz kurguya ve saldırıya, apoletli laikler bile prim vermezler! Biz de, engin stratejist Taşgetirene, şöyle bir soruyla cevap verelim, şayet pensilvanyanın avukatlığından fırsat bulup okuyabilirse... Ey Taşgetiren; ERMENİSTAN SEVGİSİ VE SEVDASINDAN DOLAYI ,TA ERİVANLARA KADAR MAÇ SEYRETMEYE GİDEN, Ahmedinecat mıydı? yoksa ABTULA GÜL müydü? İkincisi; HAÇLI KATİL ŞÖVALYELERİN LİDERİ PAPA nın AYAĞINA, milli figürlerle HOŞGÖRÜ SEVDASIYLA GİDEN ve zavallı taraftarlarına da, gidişini islami bir misyonu yürütüyormuş gibi yapan, tetikçiliğini yaptığın F. gülen mi? yoksa, İslam cumhuriyeti mi? El insaf. İmam huseyn( as) ın dediği gibi "Dininiz yoksa eğer, Allah'a ve Ahirete de inanmıyorsanız, bari bu dünyada özgür olun." Selam hidayete tabi olanlara olsun...
#FFFFFF">
Malatyalı Abdullah
14-01-2012, 19:29:39
#FFFFFF">
Slm. Sayın yaza r Allah sizlerden razı olsun. otuz yıldır konuşulan konuları tekrar gündeme getirdiğiniz için çok teşekürler.
Ben çok kısa olarak şunu söylemek istiyorum.
İrandaki batı hayranlısı ve hatta şia olduklarını söyleyen, aşurada göz yaşı döken, muharremi kendine yas ilan edenler, ferdi ibadetlerinide yerine getirenler her nedense devlet olarak Velaye-i fakihi istemiyorlar. Bunları anlamak çok da zor olmasa gerek. Aynı zamanda dünyevi bütün zevk ve sefalarını sürmek istiyorlar. Aynı zamanda batı hayranıdırlar.
Türkiye'de Ben müslümanım ama, Tağutu da inkar ederim diyorlar, ferdi ibadetlerinide yerine getiriyorlar. Ama tağutların önlerine koydukları hükümlere isteyerek veya istemeyerek katılıyorlar. Son seçimlerde gördük ki;
Kimisi açıktan din düşmanı olna CHP ye oy verdi. Şii ve sünniler Alimleri de dahil. Kimisi nin ırkçılığı tutup MHP e oy verdi yine şii ve sünnisi dahil. Kimilierde yine en güzeli iyi olan bir laikliktir deyip AKP ye oy verdi . yine şii ve sünnisi dahil. Tabiki bazı kardeşlerimizi tenzih ederim. bunlara kesinlikle LA dediklerinden eminim.
Ve Türkiyedeki bu yazar ve çizer kardeşlerimiz nasıl bir islami devlet istiyorlar bunuda bir türlü anlatamadılar. Anlatırkende çarşafa dolaştılar.
çalışmaları ise tam bir ucube.
İrandaki devletin Meşruiyet' ini Allah'tan aldığını ve halkın makbuliyeti ile olduğunu da kabul etmiyorlar. Şunuda eklemeden edeyemiyeeceğim ve hayret ettiğim Hz. Ali nin hükümetini nasıl mesru olduğunu kabulleniyorlar onu anlayamıyorum. Çünkü Hz. Ali de halkin makbuliyeti ile geldi. Ne oldu bitti ile, Ne atama ile, Nede cunta yönetimin diktesi ile. Tamemen Meşuriyetini Allah c.c. dan makbuliyetini de halktan almıştır. Bunu bu yazar çizer takımı nasıl kabullindiğini anlayamıyorum.
Abd, israil ve Avrupa'nın irana neden düşman olduğnu anlayabiliyorum. İranda şii olup ta laik oldukları için islamı devleti kabullenmeyenleri anlıyorum da. Türkiyedeki bu Şii ve sünnilerin iranda islami devlete baş kaldıranlarla hangi itikat üzerinde anlaşabiliyorlar onu anlatan biri olursa memnun olurum. Birde batılılarl ile neden dirsek teması hizasında dururlar ? Allaha emanet olun.Nbg.
#FFFFFF">
HAYDARBABA
15-01-2012, 06:31:26
#FFFFFF">
Bismihi teala
Selam olsun bu gün Ademe secde edenlere !!!
Allah teaberek ve teala Khef suresinin 50 ci ayetinde buyuruyorki secde edin Ademe.
Bu ilahi emir bütün yaratılanlar için neyi ifade etmektedir?
Bu gün bu ayet bizleri nasıl ilgilendirmektedir?
Kuran'ın tümünün hayata pratize edilmesi konusunda yaşayan kuran olan Resulullah'a bakmalıyız.
Çünki her ayetin yaşamımızda bir karşılığı vardır.
Ama malesef bizler kuran''ın İlahi mesajlarını sadece tilavet etmekle ve kuru bir bağlılıkla yerine getirdiğimiz zannına kapılmaktayız.
Kehf suresi nin 50 ci ayeti esas itibari ile bu gün bile İnsanların en büyük imtihanıdır.
Nedenmi?
Çünki şeytanın imtihanında da bunu görmekteyiz 6000 bin yıl secde etmesinin ve kulluğunun gerçek imtihanı Allah ın seçtiğinemi tabi olacak? yoksa kendi heva hevesinemi tabi olacak? işte imtihanın can alıcı noktası budur.
Şeytan Allahın seçtiği Velayete karşı çıkmıştır bu bağlamda 6000 yıl yaptığı ibadetin de Riya olduğu bu imtihanla tescillenmiştir ki kuran'da Allah şeytan için o kafir oldu demiyor kafirlerdendi diyor bu imtihanla küfrü ortaya çıkmıştır.
Ve bu imtihan peygamberler'le ve imamlar'la devam edip bu günde değişmeden devam etmektedir.
Her araştırmacı bilirki hz Ali Allah tarafından seçilmiş ve tüm mahlukatın mevlası olmuştur.
12 imam Allahın seçtiği ve yartılmışların kurtuluş gemisidir.Resulullah benim ehlibeytim nuhun gemisi gibidir diye buyurarark asıl kurtuluşun veya helak olmanın ölçüsünün velayet olduğunu beyan etmiştir.
Zamanımızda ise Kaim olan imam mehdi (af) bu velayetin asli sahibidir ve onu tanımak ve tabi olmak tüm yaratılanların asli vazifesidir.
İmam Mehdi (af) Allahın emri olan zuhur zamanına kadar büyük gayb döneminde ise bu yetki İMAM MEHDİ' nin nezaretinde VELAYETİ FAKİHİN görevidir.
Bu gün bizlerde bu ölçüler ışığında o ilahi emre tabi olmak ve secde edin ademe emrini idrak edip manasına uygun olarak Allah'a kul olmak istiyorsak Velayeti fakihe tabi olmalıyız.
Bugün itibari ile Velayeti fakihe karşı çıkanların ve eleştirenlerin gerçekte şeytanın mazeretinin aynısını söylediklerini görmekteyiz.
Ne yazıkki şeytan gibi heva ve hevesine uyarak bu imtihanı kaybetme pahasına inatlarına devam etmekte; islam kisvesi ile güya haklı olarak velayetin karşısında durmakta; ve bu günün en büyük şeytanın ABD ve onun uşaklarının yanında yer alarak şeytanlaştıklarını görmekteyiz.
İşte khef suresinin 50 ci ayetinin kullar için nasıl büyük bir imtihan olduğu ve pratiğe nasıl dönüştüğü bu şekilde daha iyi anlaşılmıştır.
selam olsun ademe secde edin emrini duyup nefsini tezkiye eden ve velayeti fakihe tabi olanlara.
#FFFFFF">
ensari
17-01-2012, 21:47:06
#FFFFFF">
bir diğer boş yazı daha.yahu velayeti fakih denen ideolojiyi iranda ayetullahlar bile kabul etmedi, içeri tıkıldı bunlar nerdeyse kafir ilan edildi! kalkmış türkiyeden bir tıfıl sallıyor! ilmin ne boyun ne! ondan sonra zaten orada editörlerden mürekkep bir yorumcu ekip ya da yazarın kendisi sallıyor yorumları! kendin pişir kendin ya! vallah bu kadar amatör bu kadar ortaokul seviyesinde bir yazıyı ne burucerdi ne senai ne de ben kabul edemem! gitsin yazar kenan çamurcunun yanında nasıl küfredilir millet nasıl bu tipsizler yüzünden hizbuşşeytan ve küçük şeytan iran düşmanı olur onu öğrensin
#FFFFFF">
sevim koca
17-01-2012, 23:06:47
#FFFFFF">
"ensari " nikli yorumcu yazının içeriğinden oldukça rahatsız olmuşa benziyor. yazar zaten İran'da da velayeti fakih muhalifleri olduğunu söylemesine rağmen hala İrana bakın diyor.
ikinci bir konu yorumların kimler tarafından yazıldığına dair öfkesini dışa vurmasıdır, bu sitenin bu kadar yorum yazacak editörü varsa eğer tebrik etmek gerekir, demek ki onlarca adam oturmuş yorum yazma görevini yapıyorlar, ama ben öyle olduğuna inanmıyorum, en azından kendimi ve gerçek adıyla yorum yazanlardan bazılarını tanıyorum.
ensari ve kinle dolup taşan benzeri çevreler bu sitenin bir düşünce platformu, görüş teatisi mekanı olmasına tahammül edemiyorlar anlaşılan. allah böyle tipleri ıslah etsin, insaf versin, layık değillerse ... etsin.
#FFFFFF">
Ayhan Nbg
18-01-2012, 00:27:03
#FFFFFF">
Bismillah;
Allah bu değerli kardeşimizden razı olsun ve böyle düşünen gerçek yazar ve alimlerimizin sayısını artırsın inşallah.Bu gün dünyamızda rahmetli imam Humeyni(ra) ile başlayan ve (Allah ömrünü sancağı imamı zamana verene kadar uzun eylesin) rehberimizin velayeti ile Nur patlaması yaşanmaktadır.yazarında değindiği gibi bu Nur'un nasıl algılandığı,veya anlaşıldığı dir. Bu temel ilke “velayet-i fakih” ilkesidir. “Velayet-i fakih” hükümetin meşruiyeti konusunda halkın oyunun değil, masum imamın, Peygamberin ve dolaylı olarak Allah’ın hakimiyeti demektir.Safların belirlendiği bu günlerde,ister inanan isterse inanmayan zümreler olsun,zalime ve zulmüne karşı duruşlarını en bariz bir şekilde ortaya koymuşlardir.Bahreyn,Suriye vs olaylarıda,kiminin geçmişini,kiminde geleceğini ilgilendirdiği için her kes safını belirledi.SudiAmerika ve Katar hem parayı ve hemde gazı verdiler TC Islam devletine.Kiim tutar sizi..!Ne Sunni nede Şii,ezilenin mezhebi ve ırkı hiç farketmez.Tarih tekerrürden ibarettir.Rey şehri valiliği deyilki,koskoca Islam imparatorluğu sözkonusu.Huseyniler ve Yezidiler yine sahnede..Aşk kervanı hiç durmadiki..!!!Aşkın sınavı'da.İsteyen katılır veya karşı çıkar.Allah bizleri herdaim zamanın Hüseyninin aşk(velayeti-fakih)kervanına katılan, ve bu yolda canımızı ve malımızı bu sevdaya feda edenlerden eylesin inşallah.Hz Hüseyn(as):dinlerini ve dünyalarını bir arada götürdükleri müddetçe ,dindarlar çoktur ama tercih ani geldimi nekadarda azalırlar Kerbela misali...
Selam ve dua ile Allah'a emanetsiniz..
Selam ve dua ile Allah'a emanetsiniz...
#FFFFFF">
Ömer Faruk
19-01-2012, 12:36:37
#FFFFFF">
1979 İran İslam İnkilabının tüm dünyada olduğu gibi Türkiyedede büyük etkileri olmuştur. Allah Rasulunun İmam Alinin şehadeti ile birlikte inen sancağını İmam Humeyni 21. asırda İranda emperyalistlerin siyonistlerin çok yoğun müdahalesine rağmen tekrar dikti. Bu inkilabı islam ümmeti, tam manası ile kavrayamadı. Kimi zaman bu inkilab mezhebi kalıba hapsedildi, kimi zaman iktidar elde etme arzusuna hapsedildi. Bu öyle bir inkilaptı ki müslümanlar 14 asır boyunca iddia ettikleri islami esaslara dayalı devlet modelini İranda ortaya koyabildiler. Fakat zaman geçti köprünün altından çok sular aktı Rabbimizinde imtihanı gereği (İran İran değil, sanki imtihan) kalplerdeki niyetler dökülmeye başladı. Bugün dünyada ve türkiyede islami hareketlerden bahsedilecekse bunun temelleri iran islam inkilkabının etkisiyle atılmıştır. İrancılıktan türkiyede rant elde edenler makam elde edenler işleri bitince başladılar irana sövmeye. Şuan iranı eleştirenler yazısına konuşmasına başlarken eskiden bende irancıyımdım bu inkilaba sempati duyuyordum diye söze ve yazıya başlıyor. Peki şimdi ne değişti. İranmı değişti. İranda islami devlet modeli gitti laik zalim modelmi geldi. elbette hayır. değişen sözde iran inkilabına sempati duyanlar. O günkü konjektürde irancı olmaları gerekiyordu irancı oldular. Bu şekilde parayı ve makamı buldular. Bu günkü konjektürdede irana sövülmesi gerekiyor elde ettiklerini korumaları için irana sövmeleri lazım. O gün iran inkilabını desteklediklerini iddia edenlerin hiç biri aslında desteklemedi. Hesap yaptılar rant hesapları çıkar hesapları para hesapları. Yarın konjektür irancılık olursa bugün sövenler tekrar övmeye başlarlar. Bence bu karaktersiz insanların muhatap alınacak hiç bir yanı yok. Bu insanlar önce kendilerine şunu sorsunlar biz Allah a inanıyormuyuz. Allah a inanıyorsanız niye bu kadar kirli hesaplar yapıyorsunuz.
#FFFFFF">
Ali GÜVEN
23-01-2012, 14:33:33
#FFFFFF">
Bismillah
Selam Yazara yazısı için.
Selam Haydar Babaya ve Ömer Faruk'a ve diğer Kardeşlere yazı kadar güzel yorumları için.
Yalnız "Ensar" isimli insan kardeşimizin durumu büyük bir talihsizlik. Ne mutlu bize Velayeti Fakihi kabul ettiğimiz için. ve Bu ince çizgi sayesinde İblis'e kanmadığımız için. Yazıklar olsun kendini müslüman ve ibadetkar sayıp İblis'e kananlara...Ne mutlu sırattan sapmayanlara...Ve selam olsun HAYDARBABA'ya...
#FFFFFF">
Arslan
24-01-2012, 17:45:03
#FFFFFF">
Hocam, Farsların, G.Azerbaycan'daki ırkçı politikaları hangi dine uyuyor, şiii dinine mi? İslama uymadığı apaçık ortada.
#FFFFFF">
muhtar AKDAĞ
26-01-2012, 21:34:52
#FFFFFF">
Bu güzel yazısından dolayı sayın yazara teşekkür ediyorum.Bende bir hatıramı anlatarak konuya katkıda bulunmak istiyorum.HANİ kendilerini eski inkilapcı ilan edenler İMAM HUMEYNİDEN SONRA KAYIŞ ATANLAR REHBERE KARŞI BAYRAK AÇANLAR vardırya bunlarla ilgili birgün Hz. Zeynebin hareminde çok kıymetli bir ayettulaha bu soruyu yöneltmiştim .Demiştimki ağacan bir kısım insanlar vardırki kendilerini zamanında imama bağlı olduklarını ama imamdan sonra rehberle birlikte birtakım gerekceler göstererek rehbere karşı olduklarını söylemekteler bu konuda ne düşünüyorsunuz dediğimde ağa kısa ve öz bir cevap verdi ve dediki : O BAHSETTİYİNİZ KİŞİ YADA KİŞİLERİN RANTLARININ ÖNÜ KESİLDİYİNDEN BÖYLE BAĞIRIYORLAR EĞER O BAHSE KONU OLAN İNSANLARIN MADDİ YADA MANEVİ ÇIKARLARININ ÖNÜ İMAM HUMEYNİ ZAMANINDA KESİLMİŞ OLSAYDI O İNSANLAR O GÜNDE İMAM HÜMEYNİYE MUHALİF OLURLARDI DEMİŞTİ nede güzel tarif etmişti bu çıkarcıları değilmi ALLAH O AĞAMIZDAN RAZI OLSUN ben bunu bilir bunu söylerim.Rehbere,ABD düşman,İSRAİL düşman YA size ne oluyor ALLAHTAN KORKUN...
#FFFFFF">
medeni yusufoglu
05-02-2012, 11:50:32
#FFFFFF">
Son kandil harekatıyla yazar ne kadar da haklı çıktı mı diyelim şimdi?İran ı 3 defa boydan boya gezmiş,3 yıllık şii,,hafız çevirisi yapacak kadar iyi farsça bilen biri olarak diyorumki ,İran yanlış yapıyor,Velayeti-Fakih aleyhtarlığı ile suçlamak işin kolayı,siz birde gidin Van dan,Diyarbakırdan giden iranda inşaatlarda çalışan kürt işçilerden dinleyin,din devletini,velayeti fakihi....İran Abdulkerim süruş u ve daha nice güzide aydın ve filozofu nu harcayarak,onun tabiriyle inkilabı ÇADOR ve KUMEYL DUASI seviyesine indirgeyerek hatasını başlattı,ama bunları telafi edecek dinamikleri var..iran 3-5 yılda bunları telafi edemezse,,,Allah kendi dinini başka bir gurub eliyle devam ettirir...buna emin olun,,,samimane dua niyaz ediyorum...
#FFFFFF">
hasan
06-02-2012, 08:48:07
#FFFFFF">
Müslüman Kardeşler Örgütü "Alevilere ölüm" çağrısı yaptı!
Müslüman kardeşler örgütü yöneticisi Memun El Hımsi’nin, devlet destekli kamplarda kalıp, “Alevileri öldüreceğiz” açıklaması yapması, bölgede infial yarattı…
Suriye’deki çatışmalardan kaçan insanların- misafirlerin kaldığı Hatay mülteci kampında kalan Müslüman Kardeşler örgütü sorumlularından Memun El Hımsi, yaptığı görüntülü açıklamada; “Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz…” dedi.
Devlet destekli kamplarda kalıp, böylesine insanlık dışı katliam çağrıları yapması, bölgede yaşayan halk üzerinde infial yarattı.
CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, “Müslüman Kardeşler örgütü Suriye’de Alevi-Sünni çatışması yaratabilmek için her türlü provokasyonu denemekten geri durmadı. Türkiye topraklarında devletin yarattığı olanaklarla barındırılan bu cinayet şebekesi yöneticisinin de yapmaya çalıştığı budur.
Antakya gibi çok farklı mezheplerin ve etnik kimliklerin yaşadığı bir alanda ve Türkiye devletinin koruması altında ‘Alevileri katledeceğiz’ biçimde bir açıklama yapması, Türkiye açısından da ciddi bir tehdittir” dedi.
Alevi ve Sünni halkı karşı karşıya getirmek için yapılan bu çağrının bölgede yaşayan Türkiyeli Arap Alevi vatandaşlarda ciddi tepkiler yarattığının altını çizen Ediboğlu;
“Müslüman Kardeşler örgütü, Alevi yöneticilerini kendisine öncelikli hedef olarak seçmiştir. Böylelikle, çatışmaları daha da yaygınlaştırarak tüm ülkeye taşımayı ve dış müdahale için uygun zemin yaratmayı amaçlamaktadır. Suriye resmi haber ajansı SENA şimdiye kadar yapılan saldırılarda 2000 güvenlik görevlisinin ve pek çok sivil vatandaşın yaşamını kaybettiğini duyurmuştur” dedi.
Mehmet Ali Ediboğlu, kamuoyuna (ya da hükümete) şu üç soruyu yöneltti:
1- Türkiye topraklarında barınan, Türkiye devletinin beslediği bu adamın böyle bir açıklama yapmasına nasıl izin verilir?
2- “Alevilere katliam çağrısı” yapacak cüreti kimden alıyor?
3- Böylesine insanlık dışı bir katliam çağrısını yapan birinin, mağdur olduğunu, Türkiye’de yalnızca misafir olarak barındığını düşünmek mümkün müdür?
* * *
Memun El Hımsi’nin video görüntülü açıklaması şöyle:
“Kahraman Suriye halkına selam, Suriye’nin kahramanlarına ve Suriyeli Sünnilere selam, selam vatanı ve dinini savunan erkek adamlara,
Ey hakir Aleviler,
Bugünden sonra, ya Esad’dan vazgeçersiniz ya da Suriye size mezar olacaktır. Suskunluğunuz yeter, Sünni kıyımınız yeter. Bugünden sonra susmayacağız, göze göz dişe diş ilk başlayan da zalim olandır. (Aleviler) Bugünden sonra sizi ne azınlık ne taife olarak bırakacağız, bunu bekleyin.
Yemin ediyoruz ki,
Bu çeteden ve kavgasından vazgeçmezseniz, size hayatınızda unutamayacağınız bir ders vereceğiz. Sizleri Suriye topraklarından ve Suriye’den silip süpüreceğiz. 10 aydır kadınlara ve çocuklara yaptığınız kıyım yeter. Bugün Meydan yaralı, Humus yaralı, Hama ve Der el Zor yaralı, bundan sonra susmayacağız. Sizi (Alevileri) yeryüzünde hiç kimse kurtaramayacaktır. Kavga durmazsa, Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz. Yaşasın Suriye, kahrolsun hain sefiller (Aleviler). Kahrolsun, hakir siyasi Şiiler. Bugünden sonra, Sünnilerin kim olduğunu öğreneceksiniz.
Kahrolsun hain sefiller (Aleviler)…
Kahrolsun, hakir Şiiler…
Bugünden sonra, Sünnilerin kim olduğunu öğreneceksiniz…”
ÖMER ÖDEMİŞ
YURT Gazetesi / 31 Ocak 2012
#FFFFFF">
.
06-02-2012, 12:02:05
#FFFFFF">
etnik milliyetçilik virüsü sirayet etmişse bir bünyeye
yapacak pek fazla birşey kalmıyor geriye**
**mevcut siyasi düzlemle yetinen bir insanın algısı akameye uğrar öyle ki "şiilik dini" gibi ucube bir tabir ağzından dökülüverir; engel olmasını bekleyemezsiniz dilline.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.