Allah’ın
adıyla
Değerli
kardeşim yazmış olduğun yazıyı okudum ve anlayacağımı anladım. Sözlerinin çoğu
doğru olmasına rağmen cümlelerinin eksik olduğunu görmüş ve bu konuda daha sade
ve daha anlaşılır bir şekilde anlatmak istediğimizi anlatmaya çalışıp
birbirimizi daha iyi anlayacağımızı ümit ediyorum.
Ancak
istişare konusu ikimiz için de olmayacak türden iş gibi. Çünkü istişare
edeceğimiz konu yer ve zaman olarak birbiriyle hiçbir bağlantı teşkil etmediği
gibi bu konuda üstlendiğimiz görevlerde birbirine benzememektedir.
İslam
adına gösterdiğin hoşgörüye ve samimiyetine güvendiğimi bilmeni ve
açıklayacağım hususlarda sadece bir dostun perde arkasında olan işleri sana
aktarması olarak kabul etmeni istiyorum.
Lakin
bir konuya ayrı noktalardan baktığımızı ve senin baktığın noktayı benim idrak
ettiğimi bilmeni ve birbirimizi anlamanın en iyi yolu da benim konulara hangi
noktadan baktığımı seninde idrak etmenden geçeceği düşüncesindeyim.
Öyle
ki İslam tarihinden verdiğimiz örnekler elimizde bulundurduğumuz en sağlam
kaynaklar olup sözlerimizi de bu örnekler ile açıklayacağımız kanaatindeyim.
Meselemiz
Ali’nin arkasında namaz kılmak mı? Yoksa Muaviye’nin sofrasında yemek yemek mi?
Biliyorum
ki sen Ali’nin arkasında namaz kılmayı hiçbir şeye tercih etmeyenlerden ve onun
yolunda Allah’ın izni ile sağlam adımlarla ilerleyen kardeşlerimizdensin.
Sen
Ali’nin arkasında namaz kılan insanların karınlarını ne ile doldurduklarını
önemsemeyip, ben ise karınlarını başka şeylerle dolduran kişilerin Ali’nin
arkasında kılacakları namazdan bile gaflet ettiklerini iddia etmekteyim.
Vakti
zamanında Ali’nin minberlerine ve onun ashabından sayılacak bir kişinin
Muaviye’nin oyununa nasıl geldiğini hatırlatmama izin ver. Hani o şahıs hem
Muaviye’nin sofrasında yemek yemekte, hem de Ali’nin arkasında namaz
kılmaktaydı.
Hani
o civar köylerde sade bir yaşantıyla ailesiyle birlikte yaşamaktaydı. Zahiren
Ali gibi sade ama batınen Muaviye gibi sofraya sahipti. Günün birinde Muaviye
ona iki koyun göndermişti de çocuklarına bunu sizlere Ali (a.s) gönderdi
demişti.
Amr’ın
en kurnaz işlerinden bir tanesiydi bu. Hani çocuklar koyunlara alıştıktan
sonrada Muaviye askerlerini göndermiş Halife Ali (a.s) verdiği koyunları geri
istiyor demişti. O çocuklara ne oldu biliyor musun?
İmam
Hasan’a açıkça sokak ortasında hakaret etmişler ve bu da yetmemiş ona babasının
yıllar önce yaptıkları işten dolayı kin beslemişlerdi. Oysa o çocukların babası
Ali’nin arkasında huşu ile namaz kılmış ancak nutfesini Muaviye’nin sofrasında
yediği haramlardan dolayı bozmuştu.
Şimr’in
Sıffın savaşında Ali’nin (a.s) yanında neden korkusuzca savaştığını acaba onun
İman ehli ya da İmam Ali ile ortak düşmanları oluşuna bağlayabilir miyiz?
Acaba
Şimr’in hangi düşmanı Ali(a.s) ile ortak düşmandı da Şimr Sıffın’da hakkın
yanında idi?
İznin
olursa ben anlatayım? Hani su yolu Muaviye’nin askerleri tarafından kesilmiş ve
İmam’ın ordusu onlarla savaşarak su yolunu tekrar elde etmişlerdi. Ancak İmam
Ali(a.s) düşman ordusunun yaptığı gibi suyu düşmanlara kesmemiş herkesin
içebileceğini söylemişti. Sence İmam Ali (a.s)’a bu durumda ilk şikayetlenen
kim idi? İmam’a ilk karşı çıkan kim idi?
Bu
Şimr’den başkası değildi. Çünkü o zahiren hakkın yanında Sıffın’da Ali (a.s)’ın
ordusunda idi. Ama ya onun bâtıni ne idi? O hangi nutfeden meydana gelmişti de su
konusunda konuşan Kuran’a karşı gelmekteydi?
Âlimlerimiz
daha iyi bilir. Şimr’in annesi hani bir gün susamıştı da bir bardak su
karşılığında iffetini kaybedenlerden olmuştu. Acaba annesinin içtiği bir bardak
su Şimr’in Sıffın’daki imtihanda kaybetmesinin nedeni olamaz mı?
Eğer
bindörtyüz yıl önce Kerbela olayına şahit olsaydık sen bana Yezid İslam’a ve
peygamber Ehlibeyt’ine zarar veriyor deseydin ve ben sana bırak bu işleri bizim
(İslam’ın) ortak düşmanları Bizanslılar, Romalılar vs. varken bunları dert etme
deseydim acaba ne derdin bana?
Acaba
o günün Amerika ve İsrail’i, Bizanslılar, Romalılar değiller miydi? Acaba Yezid’in
babasından kalma Büyük İslam topraklarını elinde bulundurması Peygamber
Ehlibeyt’ine savaş açmasından daha önemli olabilir mi?
Elbette
hayır kardeşim. Hiç bir şey Ehlibeyt’ten daha önemli olamaz bu İspanya
semalarına kadar yayılan Emevi-İslam devleti olsa bile…
Ben
sana Hişam’ın İmam Rıza’nın (a.s) arkasında namaz kıldığını ancak Memun’un
sofrasında yemek yediğini söylersem acaba bana yine Harun Reşidin genişleyen
İslam topraklarından mı bahsedersin yoksa yine zamanın İslam düşmanları olan
zamanın Amerika ve İsrail’inden mi?
Durum
böyle iken hala kendimize mi bakalım?
Değerli
kardeşim konu birçok delil ve olaylarla akıp gider ancak bizim anlatmak
istediğimiz birileri içimizde bizlere ihanet etmişken dışarıdan gelecek hiçbir
darbenin önemi yoktur.
Nitekim
insanı düşmanlarının yaptığı değil dostlarının yaptığı yanlışlar üzer.
Sözlerimi
İmam Ali’nin güzel bir sözüyle bitirmek istiyorum.
“Rabbim
bana dostlarımı tanıt, düşmanlarımı kendim tanırım.”
Ümit
ederim ki gelişen olaylar ve öne çıkan kişileri de amaçları ile birlikte rabbim
bizlere tanıtır.
Allah’ın
selamı üzerine olsun…