Bismillah…
« Azab konusunda senden acele davranmanı istiyorlar. Eğer adı
konulmamış bir ecel olmasaydı onlara azab gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda
olmadan o, onlara kuşkusuz apansız geliverecektir…… Ey İman etmekte olan kullarım,
hiç şüphesiz benim arzım geniştir. Artık yalnızca bana ibadet edin……… ki
onlar, sabredenler ve Rabbine tevekkül edenlerdir » (Ankebut 53-56)
İnsanlık , kendi ruhsal yapısından habersiz bir « çocuk »gibi
oyuna, eğlenceye dalıp asıl olan kendi ruhunu unutmuştur. Zorluklarda, sıkıntılı
anlarında gerçek olanın dünya hayatı değil de kalıcı olan kendi Ruh’unun olduğunu
hatırlayıp, aslına dönüp, sıkıntıları atlatmak ve düze çıkmaktadır. Rahata
erince sıkıntılarından kurtulunca, her şeyi unutup kendisini yüceleştirip ve
kendi ruh dünyasını unutup, madde dünyasına dalmaktadır.
Bu insanlığın doğal düzen yapısıdır. İnsanı tanıyan iblisin insan oğluna
yaklaşması, insanın bu yapısından kaynaklanır.
Buna bağlı olarak, biz insan oğlunun çok uzun ve o denli de karmaşık bir
insanlık tarihi vardır. Hani meleklerin dediği gibi yeryüzünde kan dökücü, zorbacı,
putperest, nankörlük eden, egosunu tatmin için uğraşan, kendi zevk ve sefası
için her şeyi yapan… Evet bu özeliklerin hepsi insanın yapısında mevcuttur.
Fakat bu özellikler aynı zamanda insanın değerini artıran ve yücelten ve insanı
insan yapan özelliklerdir.
Allah meleklere dönüp « bana
isimleri sayın » dediğinde, meleklerin şaşıp kaldığı ve Adem atamıza dönüp
« onlara isimleri öğret »
diyerek, meleklerin her şeyi bilmediğini Adem atamızın göstermiş olması, insanı
yüce kılan ana faktör olmuştur.
Buna rağmen şeytanın, « insanoğlunun »yüceliğine inanmayıp, gururlanıp,
kıskanıp Allah’a itaat etmemiş ve bunun akabinde Allah’ın lanetine uğramıştır.
Allah (c c) ile bir antlaşma yapıp, kendi haklılığının ispatı için and içmiş,
direkt olarak insan oğluna savaş açmıştır. Allah (c c) bunu bir çok ayetinde « şeytan sizin düşmanınızdır »
diye bizleri uyarması ile anlamaktayız.
Şeytan bu antlaşmayı yaparken kendinden emin olarak Allah’a söz vermiştir,
Allah (c c) şeytanın bu sözünün hak olduğunu fakat « sadece salih kullarım hariç » diyerek şeytanın ahdini de
yerine getirdiğini vurgulamıştır. Şeytan da aynı şekilde Allah’a, Salih kullarına
hiçbir şey yapamayacağını teyit etmiştir.
Şeytan bizimle savaşırken yine bizi-bize karşı kullanmakta, yukarda bahsettiğimiz
şekli ile « iyi ile kötü’nün » insanın yapısında toplanıp
« iyi’nin kötü üzerindeki hükmü ya da kötü’nün iyi üzerindeki hükmü »
olarak cereyan etmesidir. İnsanın en belirgin
özelliği kendini meleklerden ayrıştıran özelliği, bu iki faktörü kendi bünyesinde
barındırmasıdır. Şeytan, insanın yaratılma sürecinden sonra Allah’a secde eden
ve meleklere hocalık eden özelliğini yitirmesi ve « kötü adam » rolünü
alması, şeytanın « su ve çamurdan yarattığına
mı ben secde edeceğim !! Ben ondan daha üstünüm » diyerek kendinde
sadece olumsuzlukları toplamasındandır « isyankar ».
Melekler ise « Bizler Rabbimizin
öğrettiği kadar biliyoruz ve O’na hamd ediyoruz » diyerek kendilerinde
sadece olumlu olanları toplamasıdır « İtaatkar ».
İnsan; bu iki özelliğin buluştuğu tek bir yapıdır. İşte insanı güçlü kılan
budur, sırat el mustaqim; “isyan’ın”
“itaat’e” hizmet ettiği bir yoldur. “İnsan-ı
Kamil”.
Şeytan ise insana “olumsuzluklar” ile yaklaşıp, bu hassas dengeyi delalet ve sapıklık, yani “itaat’in” “isyanın” hizmet ettiği bir yol olmasını sağlamak için, insana
olumsuz yönünden akıl hocalığı yapmaktadır. Bunu gerçekleştirmesi “vesvese” “vehim” veya
direkt insan ruhunu esir alması ile olmaktadır. Aslında insan, şeytana kendi
ruhunu kendi teslim etmektedir . Bu ise, insanın “Hüküm sürme aşkı”, “En büyük
benim” “Her şey benim elimde” arzu ve hırslarından oluşan « kibir-gurur »
ile olmaktadır. Bu denge, çok hassas bir şekilde insanın kendi ruh yapısına bağlı
bir şekilde gelişmekte ve farklılıklar almaktadır.
Eğer Allah dileseydi insanın Melek gibi bir yapıda yaratırdı, şeytan
ise bildiğimiz şeytan olmazdı fakat insanın içindeki BÜYÜK’LÜK mayası, yeryüzünün
HALİFE’si olma özelliği, insanın şeytana uyup, Allah’a sırt çeviren ve her şey
benim emrimin altında demesi anlaşmazlığa düşürmüştür. Bu insan topluluğu,
kendi nefislerini kötülük karşılığı satmışlar ve zulüm etmişlerdir. Fakat Allah’ın
rahmet ettikleri kişiler bundan istisnadır. Çünkü Allah her şeyi belirli bir düzen ve ilim
içinde yaratmıştır. İnsan yapısında bulunan her bir özellik kendi bünyesi
içinde tezatlık taşımaktadır. Bundan dolayıdır ki Allah insana « sırat el
mustaqim » çizgisini hatırlatmak için, Nebileri, Peygamberleri ve Allah
dostu Masumları birer örnek ve de aynı zamanda bir haberci ve uyarıcı olarak yollamıştır.
Buna tezat olarak da Nebilere, peygamberlere ve Allah dostları masumlara insanlardan
ve cin şeytanlardan oluşan düşmanlar da kılmıştır ki onların görevi ise bazısını bazısına karşı aldatmak, nefsin şeytana
köle olmasını sağlamak için yaldızlı, çekici sözler söyleyerek insanı Allah’a karşı
isyankar kılmaktır. Bu ise Allah’ın isteği doğrultusunda insanı kendi halifesi kılmasından
dolayıdır..
Şeytana yeryüzünde hizmet eden insan topluluğunun başında Yahudiler
gelmektedir. Çünkü Allah onları küfürlerinden dolayı lanetlemiştir. Bundan dolayıdır
ki onların pek azı iman etmektedir. Bu topluluğun gelişmiş olan en belirgin
özelliği ise şeytanı Allah katından lanetleterek kovdurduğu özelliğidir.”Kibir-gurur,
haset ve en büyük benim”. Bunlar gece gündüz
yeryüzünde fitne çıkarmak için uğraşmaktadırlar. İlimleri; nefisleri şeytanın hizmetini bağlamak ve Allah’a isyan
ettirmek için gelişmiştir. Akıl hocalığını şeytan yapmaktadır, en büyük düşmanları
ise Allah’ın Salih kullarıdır. Allah dostlarının ilmi ve gücü hiçbir şey ile kıyaslanamaz,
çünkü O Allah dostları, onların bilmediklerini bilmektedir.
Şeytan ve dostları insanlığı nasıl esir almıştır? Ya da insanlık
kendini nasıl şeytana esir ettirmiştir ?
Matrix ; içinde bütün düzenleri barındıran bir yönetme yapısıdır,
bu yapı içinde bir sürü düzen vardır. her düzenin kendine has kullanım
kriterleri vardır, bu kriterler ise o düzenin kullanıcıları olan öznelere bağlı
olarak gelişmektedir.
Bu yapının gücü kendi bünyesi içinde sonsuzdur, çünkü dost ve düşman
virtuel olarak gelişip, program değiştiği anda, dostlar düşman, düşmanlar ise
dost olabilmektedir. İşte insanı esir alan yapılanma budur, insanın bu sistemleri
kabullenip, düzenleri uygulamasıdır. Aslında her bir insanin iç dünyasında
bulunan bu matrix yapısı, şeytanın arzusu doğrultusunda cereyan ettiği an, o anki,
insanın kötülüğü satın alan nefsinin doğrultusunda gelişen bir düzen olup,
insanın şeytana köle olduğu, ruhunu şeytana esir ettirdiği, iyiliğe karşı kötülüğü
seçtiği bir düzen olmaktadır. Su anki yaşadığımız zaman diliminde gelişen
olaylar bu sistemdeki düzen değişikliğidir.
Bu Matrix yapısında « İslam »
düzeni mevcuttur. Bunu programlayan şeytandır. İmam Hüseyin’in Kerbela’daki kıyamının
asıl sebebi budur, « şeytani İslam »
düzenini deşifre etmek içindir. Kısacası İmam Hüseyin kendi hayatı ve Ehlibeyt’inin
kanı ile bu şeytanın oyununu bozmuştur ki o da insanlığa « Allah’ın
halifesi » kimliğini tekrardan kazandırmak olmuştur. Muhammedî İslam ile
Matrix’in İslam’ı olan şeytanî(saray+ABD) İslam’ı ayırt etmiştir.
Biz insanların yapacağı, bu şeytanın bize kurdurduğu matrix yapısını iç
dünyamızda çökertmek olacaktır. « Ey İman edenler !!! İman
edin. »
Fakat nasıl yapmalıyız ? Gerçekten bizlerin yapabileceği bir şeyler
var mıdır ? Ya da gerçekten
bizlerin yapması gereken şey nedir ?
« Ben seni seçmiş bulunmaktayım,
bundan böyle vahyi olanı dinle, Gerçekten ben Allah’ım. Benden başka İlah
yoktur. Şu halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl, şüphe
yok ki kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir.Herkesin harcadığı çabanın karşılığını
alması için, onu nerdeyse gizliyorum »(Taha
13-16)
« Şimdi sen kendi hevesini ilah edinen ve Allah ‘ın bir ilim
üzeri saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine damga vurduğu ve de gözü üstüne bir
perde çektiği kimseyi gördün mü ? Artık ona Allah’tan başka kim hidayet
verecektir ? Siz yine öğüt alıp düşünüyor musunuz. »(Casiye 23)
Mustafa Kemal TAŞPINAR