Bismillah,
Selam
olsun, Küfe’nin en cesur adamına…
Selam olsun, Kerbela’da isminin
tefsirini kanı ile yazan özgür insana…
Selam olsun, mevlasının kollarında
onun mübarek gözlerine bakarak can verene…
Selam olsun ; yiğit , pehlivan ve
güçlü bir komutan olan Hür b.Yezid-i Riyahi’ye…
Ey Kerbela’nın tövbekarı!
Zaman ne kadarda ilginç değil mi?
Hani Ubeydullahın sarayındın çıkıp ‘Eba
Abdullah’la savaşmak için pek de hoşlanmadığın bir görevi yerine getirmek adına sözde kendi ve ailenin canını korumak için yola çıkarken hani bir ses duymuştun: “Ey Hür!
Ne mutlu sana ve sevinçli ol ki hayra doğru gidiyorsun!’’Bu gaybı sedayı
duyduğunda şaşkın bir şekilde kendi kendine söylenerek: “Bu nasıl bir kutlama ,hayır müjdedir ki ben emrindeki 1000 kişi ile
Hüseyin’le savaşa gidiyorum? Diye kendine serzenişte bulunmuştun.
Ey Kerbela’nın aziz şehidi!
Bir tarafta
Peygamber evladı, vahyin evi; diğer tarafta peygamberin düşmanları; bir tarafta Allah’ın Salih ve
Veli kulu, diğer tarafta alenen şarap içip, haramları helal bilen gasıp halife,
bir tarafta aşk ve şehadeti, diğer tarafta alçaklık ve hıyaneti müşahede eden,
bir tarafta saadeti ,diğer tarafta bedbahtlığı,bir tarafta cenneti diğer
tarafta cehennemi gören sen değil miydin?
Ey mevlasının kollarında can verme şerefine
erişen!
İnsan hayatında
anları yakalamak önemlidir. Bazen insanın verdiği bir karar onun hayatında
dönüm noktasını olabiliyor. Bunun tarihte bir çok örneği vardır. Bu örneklerden
biri de sensin ey aziz şehit. Benim hep
merak ettiğim şeylerden birisi de İmam Huseyini tutuklamak veya katletmek için
çıktığın bu bela yolcuğunda gidip o mübarek imamda hayat bulmanın, seçkin bir mevkie sahip olduğun halde tüm her şeye
sırt çevirerek, kölelik zincirleri kırarak isimde değil hakikatte
hür olabilmenin, özgürlük
ve hürriyetine kavuşmanın
sihirli iksiri ne idi?
Acaba, güneş gök yüzünde parladığı , sıcağın çölün kumlarını adeta
kavurduğu o zamanda, bin askerin ve susamış atlarına karşı merhamet
ve şefkat timsali ‘Eba Abdullah’ın susuzluğunuz karşısında sizlere gösterdiği o
mihrabanlığı , şefkati ve merhameti mi idi? Yoksa senin ehlibeyt’e özellikle Fatıma’ya
olan marifetin mi idi?
Yoksa İmam ile ilk karşılaşmanda onun imamlığında kılmış olduğun o namaz mıydı?
Ey Kerbela mektebinin yiğit eri!
Allah’tan
başkasına kulluk etmek ve günaha ve nefsani temennilere boyun eğmek, esaret ve
köleliğin ta kendisidir. Özgürlük ise insanın kendi kerametini ve şerefini
tanıması ve aşağılığa, zillete nefsin alçaklığına ve dünyanın esaretine boyun
eğmemesidir. Yaşamın engebeli safhalarında
bazen öyle olaylar yaşanır ki bazı insanlar dünya malına ulaşmak veya
sahip oldukları şeyleri korumak için her türlü aşağılanmayı veya esareti
kabullenerek zilleti tercih ederler. Kerbela mektebinde bu tip insanları gören
onların canlı şahidi sensin.
Ama,
hür yaşamayı tercih eden insanlar ise en
değerli şeylerini, en aziz yakınlarını kaybetme pahasına zillete boyun
eğmeyerek izzeti seçerler. Bunun için de gereken bedeli ödemekten korkmazlar.
Mübarek İmamın “Acaba
aranızda feryadımıza yetişip bize yardımda bulunacak bir kimse yok mudur? Acaba
Resulullah’ın haremini (Ehl-i Beyt’ini) savunacak birisi yok mudur?”nidasına
sen lebbeyk diyerek sahip olduğun
dünyaya ait bütün değerleri elinin tersi ile iterek imamın yoluna, canını bu yola feda ederek, bizler için tövbe ve özgürlük
çerağı oldun. Senin bu uğurda canını verirken okuduğun o
hamaset dolu sözlerin olan,
‘’Doğrusu ben Hür’üm
Sizleri kılıçtan geçiririm.
Ve bu toprakta inen
en üstün kimseye yardım ederim.
Sizleri öyle
öldürürüm ve bu yolda asla şüphe etmem.’’
haykırışların hala Kerbela
sahrasında yankılanmaktadır…
Ey günahkar kulların umudu!
Zamane bizi güçsüz düşürmüş, kendi
benliğimizden kurtulamamanın ve dünyevi bağlardan sıyrılamamanın, hak yolunda
zikzaklar çizmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kuşkusuz dünyevi istekler bizleri
esiri almış olup yüce hedeflere
ulaşmamızın önünde bir Yezid misali dikilmiş vaziyettedir.Yani hür olamamanın
hicranını yaşamaktayız. Kendi varlığını kaybetme korkusu veya isteklerden
mahrum kalma hasreti, bizleri esir alarak büyük karar alma yolundaki irademizi
sarsmaktadır.
Kerbela bir mektep olarak bizlere
şunu göstermiştir; nice arzu ve istekler vardır ki insanı doruktan indirir ve
yaşamında onu zelil bir konumu getirir. Hakeza yine nice dünyevi isteklerinden
vazgeçmek de insanı kemalin zirvesine
yerleştirerek kişiyi izzetli kılar. Ben şu gerçeği de biliyorum ki ‘Huseyni mektep’ ilahi ve insani
değerleri savunma yolunda en ebedi hamaseti yazmak üzere dünyevi bağlardan
kopan hür insanlar ve yiğitler istemektedir.
Ey Kerbela’nın mahcup
şehidi!
Biliyorum sen mevlanın huzuruna tövbe etmek için
geldiğinde başını önüne eğmiş ve mahcup bir halde Rabbine şöyle yakarıyordun:“Allah’ım; sana yöneldim ve yaptıklarımdan
tövbe ediyorum. Tövbemi kabul buyur. Doğrusu ben senin velilerinin kalbini
incittim; Peygamber'inin evlatlarını avare ettim’’. Senin bu tövbeni ‘tevvab’ olan Allah kabul ederek, senin
canını yüzündeki toz toprağı silen
mevlanın, maşukunun dizlerinde onun şefkatli bakışları ve kollarında, imamının
şu şekildeki tesellisi ile seni ödüllendiriyordu:’’ Sakin
ol! İzin ver sarığımla alnını bağlayayım. Hani dememiş miydin son anda yanında
olayım diye. Aç gözlerini, bak artık özgürsün. Hem bu dünyada hem ahrette özgür
bir yiğitsin. Ne şerefli
insandır Hür, çünkü Hüseyin’e yardım nidasını duydu ve canını bu yolda feda
etti. Rabbim, sen onu cennette ağırla’’.
Ey bu dünyanın hem de ahiretin Hürü!
Hani daha bu
sıkıntılı yolcuğu çıkarken duyduğun o ‘hayrı
müjdeleyici’ gaybı ses böylece İmam’ın
kollarında tecessüm ediyordu. Sen, bizlerin halinden anlarsın, bizler de
yaptığımız yanlışlardan ve günahlardan dolayı Hüseyni değerlere , ‘Zamanın imamına’, evlad-ı hüseyine karşı mahcup ve başımız
aşağıdadır. Hani sen son nefesinde imamından, mevlandan istemiş olduğun o duayı
şimdi bizler senden talep ediyoruz ki; bizler de gerçek hür olup,
hüseyni yaşayıp, hüseyni ölüp ve hüseyni dirilelim…