Bismillah
İslam inkilabının gerçekleşmesine müteakip geçen 33 yıllık zaman içerisinde Hak-Batıl savaşının günümüze yansıması olarak İslami İran ile şeytan cephesi(ABD-İsrail ve Batı) arasında savaş çeşitli alanlarda ve tonlarda kesintisiz olarak devam etmektedir. Bu iki cephe arasındaki savaş günümüzde psikolojik ve yumuşak boyutu ile zirveye ulaşmış bulunmaktadır. Amerika ve batı nükleer enerji , insan hakları, en son olarak ta düzmece Suudi Arabistan elçisine suikast gibi konular ile İran aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Batı’nın, İran aleyhine gündeme getirdiği son senaryolardaki asıl amaç; Amerika’nın içerisinde bulunduğu huzursuzluklar, karışıklar ve özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gerçekleşen halk kıyamlarının İslami bir hüviyete bürünme ihtimali ile beraber sadık diktatör dostların kaybedilmesiyle Siyonist rejimin bölgede iyice yanlızlaşmasıdır.
Bu tip uydurma senaryolar ile ABD’li yetkililer kendi kamuoyularını farklı noktalara yönlendirerek baskı altından kurtulmaya çalışmaktadırlar.Bunun yanında, ellerindeki medya gücünü kullanarak İran hakkında bu tür asılsız iddialar ve yaygaralarda bulunan Amerikan yetkililer seçimlerin yaklaşması nedeni ile seçimlerde etkin ve belirleyici olan Siyonist lobilerinin desteklerini kazanmayı amaçlamaktadırlar. Bütün insaf ehli uzmanların belirttiği gibi, ABD yönetiminin kuklası olan İngiltere, Almanya ve Fransa’nın da bu yönetimi izleyerek nükleer programından el çekmesi için İran`a baskı yaptığını, oysa NPT anlaşmasını imzalayan İran’ın nükleer programını geliştirme hakkına sahip olduğunu, esas uluslararası yasaları çiğneyen tarafın Amerika’nın olduğu gerçeğidir.İran’ın, ABD’den bir NPT üyesi olarak bu anlaşmaya bağlı kalmasını istediğini, fakat Amerika şu ana kadar üç kez saldırgan taraf olarak savaş başlattığını ve şu anda da dünyada bir çok ülkede işgalci güç olarak bulunduğunu, buna karşın hiç bir savaşı başlatmayan ve hiç bir ülkeyi işgal etmemiş olan İran’a güvenilmemesi oldukça manidardır.
Nükleer proğramı konusunda İran’ın sadakatli davranışına karşı Amerika ve batılı devletler yalan ve sahtekarlığa başvurmaktadırlar. UAEA genel müdürü Yukio Amano’nun İran’ın nükleer faaliyetleri ile ilgili son raporu ile başta ABD olmak üzere batılı bazı ülkeler, UAEA’yı siyasi bir baskı unsuru olarak kullanarak, kendi gayri meşru siyasi hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadırlar.Gerçeklerle bağdaşmayan konuları gündeme getiren bu raporun açıklamasından önce ABD yetkilileri ve UAEK başkanı arasında daha önceden yapılan görüşmeler bu raporun tamamen siyasi bir oyun olduğunu göstermeye yetmektedir.
Suudi elçisine düzmece suikast oyunundan sonra yine düzmece olan bu rapor ile şer cephesi iyice saldırganlaşmış bulunmaktadır.Bu asılsız iddialarla baskı için psikolojik ortamı hazırlayan emperyalist ve Siyonist cephe olan ABD,İngiltere ve İsrail’in ortak bir operasyonla İran’a saldıracağı iddiası basında sıkça gündeme getirilmektedir.Özellikle İngiliz kaynaklı haberlere göre İran’ın vurulacağı zamanın belirlendiği, hedeflerin tespit edildiği,saldırı için üslerin hazır olduğu, savaş gemilerinin konuşlandırılacağı yerlerin seçildiğinden söz edilerekten büyük bir ‘psikolojik harb’ yürütülmektedir.
ABD ve Siyonist rejim tarafından İslami İran’a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir parçası olarak UAEK tarafından gerçek dışı beyanatlarla piyasa sürülen bu rapor ile Siyonist rejime destek verilmeye çalışılmaktadır. Bu'İran-fobi' hareketi ile İran’a yönelik yaptırımlara karşı çıkan ülkeleri kendi yanlarına çekmek istemektedirler. Ayrıca bu son oyun ile batılı nükleer güçler; nükleer bilim ve teknolojiyi tekellerinde bulundurarak diğer ülkeleri nükleer teknoloji alanında kendilerine bağımlı kılmak ve vurgun yapmak için İslam ülkeleri başta olmak üzere diğer ülkeleri üretken nükleer teknolojiden mahrum bırakma gayretlerinin yanında, Arap dünyasında baş gösteren ve İslami uyanıştan etkilenen hareketlere karşı koymak amacıda taşımaktadırlar.
Şu anda gündemde olan ve cevabı merakla beklenen soru şu : Acaba, ABD ve yandaşları İran’a saldıracaklar mı?
Bu şer cephesi İran’a saldıramaz, işte bunun gerekçe ve nedenleri:
1-Birincisi, ABD'nin Irak'ta saplandığı bataklıktır. ABD, şu durumda Irak'ta öyle bir batağa saplanmış bulunuyor ki bu bataklıktan çıkmadan başka bir maceraya atılma ihtimali çok düşüktür.Bunun yanında Afganistan'da da Taliban'ın saldırıları, bitti denilirken aniden güçlenmesi ABD’nin böyle bir ahmaklığa bulaşamayacağını gösteriyor.
2-ABD’nin zaten şu halde İslam dünyası ile kısmı olarak haçlı savaşı vermesinden dolayı İran'a karşı yapılacak bu saldırganlık İslam alemi dışında da "Amerikan emperyalizminin son hamlesi" olarak kabul edilecektir. Ortadoğu ve tüm dünyada artık rezil bir imaja sahip olan ve tek taraflı olarak kendi gündemini dünyaya dayatması dolayısıyla geleneksel müttefiklerini de kaybeden ABD’nin böyle bir durumda imajı iyice yerle bir olacaktır.
3-ABD, İran'ın çoğu yeraltına inşa edilmiş nükleer tesislerini bombalamak için nükleer silah kullanmaktan başka çaresi yoktur. Uzmanların belirttiği üzere askeri müdahalenin nükleer programın ortadan kaldırılmasına yaramayacağı, aksine bunun ABD'ye muazzam ekonomik, siyasi, askeri maliyeti getireceği gerçeğinin yanında , İran'a karşı nükleer silah kullanması halinde 1945'teki Hiroşima ve Nagazaki'nin tarihi lekesini halen üzerinde taşıyan ABD'nin nükleer silah kullanımının yol açacağı doğal ve beşeri korkunç faciadan dolayı böyle bir maceraya girmesi zordur.
4-İran'ın nükleer tesislerinin yerleri ve kapsamı konusunda da henüz net bilgiye sahip olunmaması hedeflerin çok, fakat belirsiz olması neyin vurulacağının tam olarak belli olmaması , bunun yanında İran’ın engebeli coğrafi yapısında son derece yüksek dağların bulunması uçsuz bucaksız düzlükler olmaması hava bombardımanı için büyük güçlükler içermektedir.
5- İran 70 milyona yakın nüfusu, büyük yüzölçümü, çok eskilere dayanan tarihiyle büyük bir ülke ve tecrübeli, güçlü bir devlettir. İran askeri kapasitesini ve ilerlemesini artırmaya devam ettirerek, İsrail ve Batı ile özellikle de ABD ile yarışabilecek durumdadır. Güçlü ordu ve son derece gelişmiş füzelere ve kendi geliştirdiği savaş uçaklarına sahiptir. Körfez savaşından bir enkaz olarak çıkan Irak'ta bile zor durumlara düşen ABD’nin böyle güçlü bir İran’la baş etmesi ve savaştan kazançlı çıkması oldukça zordur.
6-Amerikan ekonomisinin içerisinde bulunduğu zor durumu dikkate aldığımızda İran’a karşı yapılması düşünülen askeri müdahalenin önündeki en büyük engellerden biri de İran’ın elindeki petrol silahıdır. Zaten sürekli yükselerek dünya ekonomisini baltalayan petrol fiyatları, askeri saldırı durumunda dünya ve ABD ekonomisini alt- üst edecektir. En ufak bir gerginlik ya da sert ifadede bile yükselen petrol fiyatlarının, savaş durumunda kontrolü imkansızlaşır. Bir de dünya deniz ticaretinin kalbi Hürmüz Boğazı'nı İran’ın, beyanatlarda bulunduğu gibi kapatması durumda saldırgan güçlerin bu zararı telafi etmeleri imkansızdır.
7-İran'a, askeri saldırı düşünenlerin heveslerini kursaklarında bırakacak en önemli sebeplerinden biri de başta İsrail’in Dinamo nükleer üssü olmak üzere bu şer güçlerin İran için açık hedefi konumunda olmalarıdır. Orta doğuda çok sayıda asker bulunduran ABD ve İsrail herhangi bir saldırı durumunda İran tarafından kolayca hedef haline gelecektir. ABD, doğu, batı veya başka yönlerde İran’ın vuruş menzilindedir.ABD'nin, İran'ın yanı başındaki Irak'ta 130 bin askeri ayrıca Afganistan'da da önemli sayıda askeri mevcut. Hakeza, Kuveyt ve Katar'da da ABD askeri üsleri mevcut olup bunların hepsi İran'ın güçlü ve teknolojik füzelerinin menzil sınırlarındadır.
8-ABD'nin, İran'a askeri saldırısı durumunda bazı konularda ayrılıklar içerisinde olan İslam aleminin birleşmesine yol açma ihtimali oldukça yüksektir. Bu konuda şimdiden İslam dünyasında özellikle Mısır’da etkin alimler İran’a bir saldırı durumunda bu şer güçlere karşı ‘Cihad’ fetvası vereceklerini açıkladılar.Hakeza, ABD’nin ve yandaşlarının bir muhtemel saldırısı Arap dünyasındaki ayrılıkları ortadan kaldırıp Suriye, İran, Hizbullah ve Hamas'ın bu şer cephesine karşı savaş vermelerin yanında, batı işbirlikçisi ve kölesi rejimlerin başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer rejimlerinin Batı'yla olan ilişkilerini Müslüman halklar tarafından sorgulanmasını sağlayacaktır. Bu durum ise Ortadoğu’da meydana gelen halk kıyamları ile iyice zor düşen ABD için telafi imkansız sonuçlar doğuracaktır.
Son söz;
İslamı İran’a karşı yapılacak böyle ahmakça saldırı iddiaları karşında, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei şöyle buyararak bu şeytani küfür cephesine gereken cevabı vermektedir:Silahlı kuvvetlerin, İran ülkesinin ve milletinin onur kaynağı ve milli savunma okunun sivri ucudur.Düşmanların özellikle Amerika’nın, kuklalarının ve Siyonist Rejim’in, İran milletinin hiç bir ülkenin ve milletin saldırılabileceği bir millet olmadığını bilmesi gerekmektedir.Her türlü tecavüz veya tehdit durumunda saldırganları ve tacizcileri tam bir güçle, içten çökertecek şekilde cevap verilecektir.İran milletinin, öylece oturup içlerini kurtların kemirdiği kukla güçlerin tehditlerini seyredecek bir millet değildir.Ayetullah Hamanei, İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırmak gibi bir tahayyül içinde olanların, mutlaka kendilerini , bir kelime ile büyük İran milletinin Ordusu’nun, Devrim Muhafızları’nın ve Besic (Seferberlik) Güçleri’nin kuvvetli tokatlarına ve çelikten yumruklarına karşı hazırlamaları gerektiğini söyledi.Ayetullah Hamanei, silahlı kuvvetlerin bilim ve savaş alanındaki her zaman maneviyat ve iman ile dolu olan varlığının izzet kaynağı olduğunu belirterek, ülke ve millet olarak, her zaman aziz ve değerli olan bağımsızlığını, milli kimliğini, ülkülerini ve mevcudiyetini savunmaya hazır olduğunu gösterebileceğini belirtti.