Bismillah
Türkiye dış politikası 2009 sonunda çok ani
bir biçimde « One minute » ile büyük bir ivme kazanıp, seyir
değiştirdi. Tabi bu konu çok tartışıldı ve Türkiye’yi, dünya platformunda ön
plana çıkarttı. Bunun ardından gelişen sosyo-ekonomik ilişkilerin etkisiyle, Türkiye
Arap dünyasıyla güçlü bir işbirliğine girdi. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye
artık referans verilen, parmakla gösterilen bir ülke haline geldi. Türkiye’nin
dinamik dış politikası sayesinde, dünya
krizi bize çok hafif gelmişti. Başbakanın da dediği gibi « Krizleri
avantaja dönüştürmek »mantığından hareketle, Türkiye One minute krizini de avantaja dönüştürmede
oldukça başarılı oldu.
Bu olayın bir boyutuydu lakin Türkiye’nin
dış politikasını belirginleştirmesinde aslında en büyük rolü ERGENEKON oynadı.
Çünkü Ergenekon’un çözülmesi Türkiye’deki hükümetin temellerini
sağlamlaştırmış, askeri sindirmiş, İslami Türk toplumlarının yüzünü güldürmüş
ve AKP için çok büyük bir oy potansiyeli sağlamıştır.
Türkiye’deki İslami hareketleri sindirmiş ve
sistem içine çekmiştir. Bu gelişmelere daha önceki yazılarımda değinmiştim hatta
bazı arkadaşlarla bu yüzden ilişkilerimiz kesildi. Çünkü Türkiye’deki İslami
hareketlerin sistemin isteği doğrultusunda geliştiğini ve sistemin onlara yön
verdiğini ve bugünkü Türkiye’nin halini söyleyerek « Filistin davasına
sahiplenme » « Baş örtüsü yasağı zulmünün kalkması » Türkiye hükümetinin
İslami bir kılıf içerisinde hareket edeceğini ve bizlerin (İslami düşüncede) bu
ortamda nasıl bir tavır alacağımız hakkında açıklamada bulunmuştuk. Ne
yapmalıydık, tavrımız ne olacaktı, hazır mıydık ?
Gelelim biz konumuza… Türkiye’de Ergenekon
dış politikayı belirleyici bir unsur olmuştur, şimdi burada sorulması gereken
bazı sorular vardır ki ; birçok faktör
aynı anda ve aynı zamanda ve aynı şahısların eliyle olmuştur. Neden ? Bir
rastlantı olabilir mi ya da birbirine bağlı olarak gelişen bir faktörler
zinciri mi ?
Ben 2009 yılında bir yazımda şunu
vurgulamıştım. “Ergenekon ABD’nin Türkiye’den İran’a giden yoludur.”
Türkiye’yi sosyo- ekonomik olarak
güçlendirmek, Arapların çekim merkezi yapmak, Türkiye modelini Araplara empoze
etmenin hazırlığını yapmaktı. Fakat ekonomik kriz Avrupa’yı çok kötü vurmuş, ABD ise komadadır. Bugünkü
gelişmelerin en belirgini olan “11 Eylül” terör olayı, ABD’nin kendisine
komadan çıkmak için yaptığı bir şoktur.
Dünyayı yönetenlerin tek bir hedefi vardır,
o da “kendi çıkarları ”dır. Halkların çıkarı yoktur, halk bir köledir çünkü
onlar cahildir ve yönetilmelidir.
Bu bağlamda Türkiye dış politikası bu elit
“yönetici” grupların çıkarları doğrultusunda gelişmiştir, Ergenekon’un çözülmesi
de, Başbakanın One minute’de, İsrail’le çatışması da ve Osmancılık idealleri de
bu hedef doğrultusunda var olmuştur.
Türkiye’den ne bekleniyor? Türkiye kime
karşı besleniliyor? Türkiye henüz kendi içindeki PKK sorunun çözebilmiş değil!!
Neden acaba? PKK’nın kim olduğunu çok iyi biliyor ama neden kendi bir şey yapamıyor
da, empoze edilen yol takip ediliyor?
Çünkü PKK, Türkiye’ye yön vermeye
çalışanların, Türkiye hükümeti gizli güçlere itaati öngörmediğinde haddini
bildirmek için, görevini hatırlatmak için kafasına vurulacak bir bastondur.
Aslında şu anki politika çok sinsice ve
şeytanca hazırlanmış bir politikadır.
Ergenekon- One Minute-Mısır ile anlaşma-
Suriye ile anlaşma- Libya ile-Yemen ile Sudan ile anlaşmalar… Yani siz bir yıl
içerisinde “ölecek bir insan” ile oturup ileriye dönük hesaplar ve anlaşmalar
yapıyorsunuz????
Şimdi bu ülkelere baktığımızda, göreceğiz
ki gelişen olaylar anarşi ve anarşik bir
yapılanmadır. Ve Türkiye’nin şu ana kadar çaba sarf edip anlaştığı ülkelerin
hepsinin liderleri devrilmiş ya da ülke içinde anarşik bir ortam mevcuttur. Bu
ise ; Türkiye’nin dış politikası iflas etmesi demektir. Eğer halklara
yönelik bir hareket ise Türkiye şu an için ne yapmaktadır? Türkiye, liderlerin
devrilmesi işleminden sonra da bu ülkeler ile irtibata girmiş ama ne elde etmiştir?
Suriye olaylarında görülen yine Türkiye’nin
dışarıdan komuta edildiği olmuştur. Öyle olmasaydı ; İsrail’in şimdiye
kadar gerçekleştirmeye çalıştığı ama başaramadığı şeyi Türkiye niçin yapmaya
çalışmaktadır ?
Keza İsrail bunu gerçekleştirebilseydi, oradaki
ihvani Müslim ile direkt bağlantıya
geçemezdi, geçse de ihvani Müslim’in İslam dünyasındaki kredisi, gerçekçiliği, İslami
bağı sorgulanacaktı. Ama Türkiye bunu başarabilirse çok farklı olacaktır hem de
öylesine ki bir taş ile iki kuş vurulmuş olacaktır ki ; ikincisi de Sünni cephe – Şia cephe
oluşturmaktır.
Füze kalkanı radarları, ABD neden şimdi bu
işi Türkiye’ye verdi ! Ya da Türkiye neden kabul etti ? Burada da
Türkiye kendi ana dış politikasını dinamitlemiş oldu ki, Rusya ve İran ile olan
sosyo ekonomik bağlantılar sorgulanmaya başlandı ve ileride de bu daha
tehlikeli boyutlara varacaktır.
Yani Türkiye dış politikası birileri tarafından
bazı hedeflere varılması i için hazırlanıp Türkiye’ye sunulmuştur bunu da Türkiye
güzel bir biçimde uygulamıştır. Şimdi ise Türkiye’yi bu politikanın « B »
planı uygulayarak bölgede yalnızlaştırmış, güvenilmez düşmanca tavır alabilir
bir hale sokmuştur. Yani biz ona, ‘İsrail’e istemeyerek tekrar bağlı bir dost
olmuştur.’ diyebiliriz.
Biz hükümetimize sahiplenip şöyle
söyleyelim ; bizim yöneticilerimiz samimi ve dostane olarak
gerçekleştirmeye çalıştıkları dış politikaları bu Elitler tarafından mecburi
olarak Türkiye eli ile dinamitlenmiştir. İsrail Türkiye’den “O minute”un intikamını
almaktadır hem de Türkiye’ye tükürdüğünü yalatarak…
Tabi bununla bağlantılı olarak da içeride
birçok şeyler gerçekleştirilmektedir. Ne yazık ki Türkiye kendini isteyerek ya da
istemeyerek ama kesin olarak kullandırmıştır ama yapabileceği de fazla bir şey
yoktur. Çünkü bu oyunu kuranlar ve bu oyunu bozanlar aynıdır. Çünkü sizin oyununuzla,
size kendi kurdukları sistem içinde kurdururlar ve oynatırlar ve hoşlarına
gitmediği zaman ise bozarlar.
Bugün Tayyip var ise yarın yoktur, onun
yerine geçecek kişiye bakalım ; onu nasıl oynatacaklardır ?
Türkiye dış politikası dost kaybetmiş ve
güvenirliğini kaybetmiştir. Ben Kaddafi’den veya Hüsnü Mübarek’ten
bahsetmiyorum. Halklardan bahsediyorum, Çünkü
gelecek halkların tavrı ile belirlenecektir. Bu sistemleri bozacak olan ise
halklardır. Bu ise demokrasi filan ile olmayacaktır, demokrasi büyük bir balon
ve aldatmacadır. Bir elitin halkları yönetmesidir, bu eliti ise halklar seçmemektedir.
Halklar sadece o elite hizmet edecekleri seçmektedir , o da en saygın ülkelerde,
geri kalmış ülkelerde seçme söz konusu bile değildir.
Velhasıl, Türkiye dış politikası ABD’nin
elindedir. (ABD derken Obama değil, Elit’ler) İsteyerek ya da istemeyerek
uygularsınız, eğer itiraz ederseniz !
Siz ona göbekten bağlı olduğunuz için sizleri felç eder, çünkü sisteminiz
ve kurallarınız üstüne üstelik de her şeyiniz ile sizin savunma sisteminiz dahi
onun elindedir. PKK’nın kurucusu onun olduğunu bildiğiniz halde hala onun ile
dost ve müttefiksiniz !
Yapılacak tek şey vardır, o da bir
devrimdir. Ama nereden bulacaksınız Humeyni gibi birisini ? Fakat bir
yönetici olarak halka dürüst olmak, halkların çıkarlarını gözetmek ve
direnebileceğiniz kadar bu küstahlara, sahtekarlara, zalimlere direnmektir. Ama dünya halklarının devrimine az kaldı, bu
da onların kurduğu Matrix’in sonu olacaktır.
Mustafa Kemal TAŞPINAR