Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Türkiye: 3 - Gürcistan: 1 | Molotof kokteyline müebbet hapis... | AK Parti'de "Uludere" çatlağı !... | “Amnesty International”ın 2012-ci il hesabatında – Azərbaycan | Nicat Əliyev Kürdəxanı istintaq təcridxanasına göndərilib | İtkin jurnalistin sorağı həbsdən gəldi | CHP'nin 4+4+4 iptal başvurusuna ret.. | İran ve 5+1 ülkeleri arasında nükleer kriz çözülüyor .. | Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı! | Irak'ta iki İranlı ziyaretçi şehid edildi |
Spor-Aktüel | Bilim Teknoloji | Velayet-i Fakih | Güncel | Dünya | Siyaset | Eğitim Kültür | İnsan Hakları | Yaşam Sağlık |
Site içi Arama 
GENÇ KALEMLER
Hüseyin Tugay

Suçluyu Irak’ta mı Arıyorsun?
FATİH KAHRAMANİ

OLMAYAN SEVGİLİYE
Mustafa K.Taşpınar

DUA
Habib YAZAR

Kur'an Geldi, Fakirlik Kalktı
Serdar GÜNDOĞDU

KÖRLER ve SAĞIRLAR
Ali Mert

BİR ANAYASA TEKLİFİ DE BİZDEN-IV-
Ebuzer GÖKTAŞ

Dünya Müslüman Kadınlar Günü
Leyla GÖK

ERKEK VE KADIN
Feride Aliyeva

ANNEM
Öztürk ADIYEKE

YOBAZLIK MI, CEHALET Mİ, UŞAKLIK MI BİLİNMEZ
Aliekber Kocaaslan

TEPKİSİZLİĞE TEPKİ
Zehra Kıran

BAZEN
Arzu ÇETİNKAYA

FATIMA'NIN (S.A) ŞEHADETİ
Mehmet DEMİRER

BİR OLUP ÇÖZELİM KÖRDÜĞÜMÜ
HASİBE YEŞİL

HAZAN YAPRAĞININ SON BAKIŞI
ALINTI YAZILAR
Hüsnü Mahalli

İsrail Kıbrıs'ta
Orhan Dede

NATO zırvaları
Bülent ESİNOĞLU

"Amerika'ya Karşı Sorumluluklarımız Var"
Levent GÜLTEKİN

Hayrettin Karaman'a kızanlar neyi savunuyorlar?
Ahmet TAKAN

Gül’e gaz mı veriliyor?.. Yoksa Gül birilerine mi gaz veriyor?..
Sabahattin Önkibar

Haham Tuncay’dan, Ergenekon rejim değişikliğine araçtır itirafı
Murat ÇABAŞ

Füze kalkanı ve NATO, ABD’nin güdümünde
Hüseyin Vodinalı

İsrail’in “Düşman” Olmasında Nasıl Bir Yarar Var
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Bayram değil, seyran değil, NATO bizi niçin öptü?
Haydar Cemal

İslam ülkelerinde bahara doğru
Hasan DEMİR

Belgelerle iktidarın Suriye harakirisi!
Prof. Dr. Ata ATUN

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı
İbrahim Karagül

O kurşun atıldı!
Semih İdiz

Dışarıda bizi sıcak bir yaz bekliyor
Abdulkadir Özkan

Isıtan ortada, ısıttıran nerede?
Arslan Bulut

Karaman Hoca’ya öğrencisinden uyarı...
Serdar Akinan

Suriye olmadı Lübnan verelim mi?
Prof.Hüseyin Hatemi

Dünya ve Türkiye
Mehmet UYSAL

Kilis'e Rahmet Olarak Gelen Muhacirler
Fikret Ertan

İsrail-Çin: Çok önemli ilişkiler
Taha Kılınç

“Allah’ın demokrasisi” ?!
Ali Haydar Aksal

Uludere gerçeği bize neyi anlatıyor?
Deniz Ülke Arıboğan

Suriye'de El Kaide devrede !
Mehmet Ali GÜLLER

Kosova’da Gerilla Eğitimi!
İsmail MÜFTÜOĞLU

Yalnız Kalan Şövalye
Yılmaz ÖZDİL

Minare burada peki kubbe nerede?
Ali Bulaç

'Türkiye İslamı'nın üç versiyonu
Muharrem Bayraktar

Suriye’de işler karıştı
Akın Aydın

Suriye halkı bakın ne diyormuş
Savaş SÜZAL

NATO zirvesi sonunu bekleyin
Ertuğrul ÖZKÖK

Suriye'de Durum Bize Anlatıldığı Gibi Değilmiş!
Akif Emre

Türkiye Irak'ın bütünlüğünü istiyor mu?
M. Hilmi Yıldırım

Uluslararası toplum, uluslararası yalandır
Türker ERTÜRK

Yetki ABD'den
Zeki Ceyhan

Karışık işler!
Mehdi aksu

Hz. Ali'den yöneticilere-3
ANKET

Yönetici :..

İslami İran Avrupa ülkelerine karşı yaptırımlarını kaldırmalı mı?

Seçenekler
A)evet. kaldırmalı
B)hayır. kaldırmamalı

Sonuçları Göster

ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı

 
Şifre  
   

Üye Olun | Şifremi Unuttum

 

 
Şeriati, İslamcılar ve Kürtler -1
12/10/2011 - 23:56

MUHAMMED CAN

Bismillah

Muhterem okuyuculara!  
 
Önünüzdeki bu çalışma, bugüne kadar alışkın olduğumuz yazım metodunun dışına çıkarak oluşturulmuş, takriben 15 bölümden oluşacak bir çalışmadır.  
Çalışmanın ana ekseni tarihin derinliklerinden bugüne kadar ulaşmayı başaran, Merhum Üstad'ın kendi tabiri ile ‘Dine karşı Din‘in kendi varlığını sürdürmek için nasıl da bukalemun gibi bulunduğu yerin rengine bürünebilen, renkten renge dönüşebilen, kendini din olarak dayatan ve aslında dine karşı en acımasız olguların deşifre edilmesine katkıda bulunmaktır. 
 
Çalışmanın ikinci bir boyutu ise İslam Tarihi boyunca, dine karşı duyarsız kalmadığı gibi O'na olan bağlılık ve sadakatini hemen her zaman en değerli evlatları ile savunan bir millet/Kürtler/'in, yine din adına nasıl uyuşturulup, uyutulduğu!

İlerleyen bölümlerde konuların akışı içinde yer yer üslup ve anlatım farklılıkları göreceksiniz. Bu farklılıkların en belirginlerinden biri de yazarın adeta koyu Şii teolojisinden beslendiği imajı görmek mümkün.  
Oysa yazar inancın/İslam/‘ın öz öğretilerinden edindiği kesinlik, İslam öncesi İlahi dinlerde olduğu gibi mezhep kavramının o dinlerin olması gerektiği gibi algılayamayan kişilerce oluşturulan tali öğretilerdir. Buna göre İslam içinde oluşan mezheplerin bütünü doğru/yanlış, varlığını ondan almasına rağmen hiçbir mezhep kendi başına dini temsil ettiğini iddia edecek olgunluk ve kapsayıcılıkta değil. Bu tanımın dışında kalan tek öğreti, yine Üstadın tabiri ile ‘‘Ali Şiası’‘dır.  
 
Ayrıca İslam öğretilerinin kapsayıcılığı ve zaman üstü mesajları, ona tabi olanların, coğrafya, ırk, dil, kültür, cinsiyet sair kavramların göreceliliğine aldanmamamızı öğretirken, söz konusu değerlere karşı tamamen kayıtsız kalamayız. Başkaları tarafından içi boşaltılmış, ya da varlığını kabul etmeyecek safhaya indirgemişse, bu gibi eylemlerde bulunanlara olması gerektiği gibi tavır almamızı da özen ve ısrarla bildirmiştir.  
Bu çalışmanın ana omurgası daha önce yayınlanmış çeşitli makalelerin bir araya getirilip yeniden tasarlanması ile oluşması, yer yer konuların koptuğu intibaı verebilir. Çalışmamın tamamı okunduktan sonra elde edilecek genel bakış açısı kendi asıl resmini belirtecektir. Okuyucudan beklentimiz, işlenen konulara bakışı, tanımlarken parçacı bakışla değerlendirmemesi.  
Siz değerli okuyuculardan gelebilecek her türlü eleştirilerin tarafımızca önemseneceğini şimdiden bilmenizi isterim.Yazılarımızın hiçbir ‘‘ırk‘‘, ‘‘mezhep‘‘ ve ‘‘Politik‘‘ taraf tutmadığını, sadece ‘‘Evrensel Velayet‘‘ eksenli oduğunu, Saygı ve muhabbetle.. 
 
 
 
1. Bölümün girişi.

  
Daha kaç vakte kadar Fırat, Dicle,  
Nil ve Ceyhun nehri kanlarımızla beslenecek?  
Kerameti ‘müneccimlere sorulsun.  
Kanımız aksa da zafer İslam’ındır!  
Sloganları ile İslam’ın hürmeti katledilsin!  
Akan kanlar İslam’a hayat verir terennümleri,  
Zalim iktidarlara hayat kaynağı olurken;  
Daha kaç vakte kadar Fırat, Dicle,  
Nil ve Ceyhun nehri kanlarımızla beslenecek?  
 
Hayat: Başlangıcı sıfır kilometre olan bir araba gibi onu iyi kullanarak gerektiği gibi faydalanabilmek veya kullanılması gereken yolun dışında hoyratça hurdaya çevirmek arasında kalan bir araba misalinden öteye,bugün itibarı ile her tarafı dikenli, inişli, yokuşlu, uçurumlarla dolu, tünellerinde geçmişin hortlak hayaletlerinin gizlendiği bir faciaya dönüştürülmüş.  
 
Hayat: Herhangi bir mezhep, ideoloji fraksiyon ve sair kemikleşmiş değersiz değerlerin değerlerine aldırmadan onların çıkar ve menfaatlerini gözetmeden, insanca, kardeşçe, dostça, hiç bir varlıktan sevgisini esirgemeyen Rabbul âleminin yaptığı gibi bizde hiç bir insandan sevgi ve dostluğumuzu esirgemeden ilahî, insanî ve evrensel vahdete erişebilmek. Bu yolda düşmanlığı, kini, kalplerimizden söküp yerine dostluğu kısacası sınıfsal değil ‘‘Evrensel velayet‘‘i yerleştirmektir.  
 
Her hesabı mahşer gününe ertelemek ve orada uğraşmak yerine, burada yorulmak, terlemek, emek harcamak ve güzel olana ulaşmak hayatın akışındandır. 
 
Biz Doğulular Müslüman bir aileden geliyorsak şayet, doğduğumuz zaman eğer unutulmazsa sağ kulağımıza ezan, sol kulağımıza kamet okurlar. Sonra erkek çocukları sünnet ederler. Anamız Havva, Babamız Âdem, İbrahim’in milletindeniz diye sıkı sıkıya tembihlerler.  
 
Ve Sübhâneke ile başlayan öğretiler dizesi, bizi Allah yarattı, O'ndan korkmalıyız ama Peygamberler Allah’ın seçkin kulları ve Peygamberimiz Allah’ın Habibi! Allah bizi, yerleri ve gökleri zaten onun yüzü suyu hürmetine yarattı, derler! Evet doğrudur da pekala ondaki var olan hürmet neydi?  
Bu konuda soru sormak, düşünmek, genel din anlayışının ötesinde yorumlarda bulunmak ise fıks çıkarmak, nifak yaratmak, dahası Kürfe sebebiyetten dolayı ortaçağ Avrupa’sındaki tahrifi Mesihi din anlayışının öncüleri olan papazların aforoz etme hakkı gibi din çerçevesinin dışına din adına itilmek!  
 
İslam dini Peygamberinin arkadaşları olan Sahabeler ise gökteki yıldızlar gibidir?! Hepsi de Allah seçilmiş kulları gibi İlahi bir hidayetle doğru yolu seçmiş bu seçkinlere dokunulmazlık zırhını İlahi kelamdan zorlama tevil ve tefsirlerle giydirildi. Allah ve peygamber dostu olan bu taifeye, onlardan sonra gelen insanların erişmesi adeta imkânsız. Bunlar erişilmez insanlar. Kesinlikle eleştirilmez!? Eleştirenler varsa ya zındıktır ya da satılmış batı uşağı veya karanlık örgütlerin kirli elleri…  
 
Tabiin, et-bainleri de unutmamak gerek. Elbette bunlarda yetmez, bunlardan sonra gelenlerden de eklemeler olmalıydı ki kare tamamlanmış olsundu. Erenler, evliyalar, kutuplar, şeyhler, pirler, düşmanlara/düşman kimse/ karşı savaşlara katılan yeşil sarıklı evliyalar, dervişler, şeyhler ve devam edip giden secere-i ebedi! 
 
Şayet bunlarda bir toplumu ikna etmeye yetmezse; Kerametler, üfürükçüler, muskacılar, hocalar, müftüler, müezzinler, kayyumlar ve yine devam edip giden silsile. 
 
Biraz daha büyüdük; Abiler, Seyyit Kutuplar, Said Havvalar, Abdulkadir Udeh’ler ve daha nicelerinin düşünceleri ve yorumları İslam denilen bu eksik dini tamamlayıcı öğeler olarak sunulmalıydı!  
 
Cihat ve El fazı Küfr, her işimizin ters gitmesine neden olan lain şeytan, siyasî partiler ve guruplar öğrettiler ve tabii ki her taşın altından çıkan gizli eller!  
 
İbadetler, zikirler, virtler, salavatlar, helaller, haramlar, mekruhlar, mendup ve müstehaplar öğrettiler. Şirk, irtidat gibi tehlikeli şeylere karşı dikkatli olmayı, dinin kıldan ince kılıçtan keskinliğine dikkat etmeli, çok ama çok çok korkmalıydık!  
 
Lain şeytana karşı dikkatli olmalıydık! Kanımızın içinde dolaşıyordu. Damarlarımız onun sonsuz hayat yoluydu. Namussuz düşmanın en büyüğüydü, esnesek ağzımızdan girip kulağımızdan çıkardı!  
 
Hem Allah’ı görür gibi namaz kılmalıydık, hem de Allah’tan korkmalı öyle korkmalı öyle korkamlıydık ki adeta bagır bangır titremeliydik!  
 
Ve tabiî ki abilere, ablalara ve dinî kardeşlere de dinimize ne kadar bağlı olduğumuzu göstermeli ve onların takdir ve sevgilerine de mazhar olmayı unutmamalıydık! 
 
Kısaca doğulu milletlerin kaderinde daha doğumuyla başlayan, korku, baskı, Sümer ve Babil öğretilerindeki gibi yad a iştar tapınağı Kahin şantajlarıyla, şartlandırma yıllar yılı sürer gider. Nihayet Nur topu gibi doğulu vatandaş olma rüştünü ispatlamak içinde tebaası olduğu ‘‘Devlete kayıtsız şartsız itaat etmesine amentü‘‘ diyene dek sürer gider!  
 
Böylece doğulu ve Müslüman milletlerin bireyleri Kendilerine âit ne bir fikir, ne bir meslek ne de bir çocukluk dönemi yaşatılmaz, ağız tadıyla kendilerine âit bir hatası bile olamaz!  
 
Yani kendimize ait bir kişiliğimiz olmamalı. Şayet Kur’an okuyorsak anlamıyla ilgilenmemek kaydıyla Arapçasını hatmetmek, hatta hafız olmak dini bir zorunluluktur!  
 
Hadisleri; zahiri şablon kullanarak çağa uyarlamak küfre götürür veya ehil olanlardan anlamını sormak. Meğer sorgulama hakkımız yokmuş!  
 
Sorgulamak! Akıl işi, kişilik sahibi, karakter sahibi olmak gerektiriyor. Biz ise halktık halk çoban, işçi, tüccar, esnaf sair guruplardan oluşur o halde ne anlar? Sorgulamaktan ve sorgulamanın ne olduğunu nereden bilebilir?  
 
Halk Dinin öğretilerin korkarak saygı duymalı ve dini övmeli bu kurallar halkı Cennete götürecek ve onlara sayısız Cennet nimetleri ile ödüllendirir. Bu ise yeterli!  
 
Hikmet aramak, okuyup öğrenmek dine nifak sokmakla eşdeğer, Abilerden, Hocalardan, Şeyhlerden ve Kutuplardan dinleyerek öğrenmek çok yüce erdemliktir!  
 
Oysa son İlahi Kitap Kur-an; köleden, cariyeden, yetimden, yolda kalmıştan, yaşlıdan, çocuktan, kimsesizden, yoksuldan, zenginden, bekardan, evliden, kadından, yani toplumun her kesiminden, Arıdan, böcekten, demirden, inekten doğanın çeşitli nesnelerinden bahsediyor ve düşünen akıl sahiplerine hitap ediyordu. Peki, İnsanlarımız kendilerine hitap eden bu Kitabı okuyup öğrenme hakkını neden yitirmişti? Hem de Kitabın inen ilk ayetinin ‘oku’ demesine rağmen!  
 
İşte bu düşünceler içindeki doğulu toplumlardan biri olan İran toplumunda Ali Şeriati diye biri başkaldırmıştı, kimdi ve ne yapmak istiyordu? İran İslam devriminden sonra Türkiyeli Müslüman okurlara da ulaşmaya başlayan eserleri, hala onun okunup tam anlaşılmadığını gösteren en iyi parametredir.  
 
Onda var olan devrimci ruh, belki bulunduğu toplumda serpilmiş halde iken, o bunu kendi şahsında toplayıp, toplumuna sunmayı başaran nadir devrimci aydınlardan biriydi.  
 
Şeraiti; ne bir Marksist, ne bir solcu, ne bir Şii, ne de Sünni’dir. Bunlardan hiçbiri değildi. Dahası ne tam bir doğulu ne de batılıdır. Türkiyeli aydınların sandığı gibi o /Emevi-safevist anlamda/ Şii bir aydın değildir. Şii bir aileden gelmesi onu Şiiliğin çemberinde kalmasını gerektirmemiş, esasında onun kişiliği buna aykırı bir iksir taşır. Onu Şii kişiliğine büründürdüğünü ve bunu saklamayı başaran bir kozmopolit olarak değerlendirmekte, yeterli tanınmadığını gösteren apayrı bir sorundur.  
 
Çünkü Sünnî dünyasının mücedditleri konumunda olan Mevdudî ve Seyyit Kutup’un oluşturduğu ağır atmosferi Şeriati’de görmek mümkün değil!  
 
İklimi içerisinde yetiştiği kültürden ve inançtan aldığı feyzini, geniş tuttuğu bir ufukla, batılı düşünürlerin bilgi kaynaklarıyla /Usulü değil/ da zenginleştirerek, İslam dünyasına yepyeni bir perspektif sunabilmiştir. Devrimci, mistik, özgürlükçü, Şii (Muhammed ve Ali sevdalısı anlamında bir Şiilik) bir entelektüel; sorumlu ve mücahit bir aydın.  
 
Tüm bunların birleşimi, ister istemez Türkiye gibi bir coğrafyanın aydınlarında yanlış anlamlara müsait bir düşünce, dil ve kişiliğe yol açacaktı. Böylesine netameli bir düşünürü Sünnî ve muhafazakâr bir kültüre çevirmek ise başlı başına bir problemdir.  
 
Şeriati'yi doğru anlamak için onun kullandığı terimlere aşina olmayı zorunlu kılar. Ali, Muhammed, Fâtıma, Zeynep, Hüseyin isimleri hala İslam dünyasında hak ettiği yeterli araştırmayı görememiş iken, Şeriati’nin bu isimler üstüne inşa ettiği kişiliğini ve bilgiyi onlar öncülüğünde pratikleştirmek istemesi, elbette Şeriati’yi Şeriati olarak tanımamızı zorlaştırır.  
O, doğru fikir üretmek ve bu fikirlerin İslam dünyasını aydınlatmasında kendini feda eden, Nazlı, nazlı parlayan bir 'Mumdu!  
 
Karanlığa müsamaha gösterilerek, Aydınlığa ulaşıldığını tarih bize ulaştırmamıştır. Karanlık tamamen yok olmadan önce Aydınlığın olacağını kimse de hiçbir kurala binaen açıklayamaz.  
 
O/Şeriati/, ne Semaverden kaynayıp boşalacak yer bulamayınca buharlaşıp buram, buram kokan yorgunluk demi malzemesi, ne de özgürlüğün tadını yakalamak için ellerini kelepçelere, ayaklarını prangalara tereddütsüz uzatan bir çılgınlık. Ve ne de  
ulaşamadığı, kendi deyimi ile ulaşmak istemediği İslam devriminin tartışılmaz öncülerinden biridir. O'nun tüm söylemleri hiçbir zaman sadece İran halkı için olmamıştı, o dünya Müslümanlarına ölümsüz bir yol açmış bu uğurda sayısız kelimeler tüketmişti.  
 
Vatandan uzak ve hicretteki yalnızlık ve ölümsüzleştiği ölümündeki sadelik ve güzellik, onun duasının tecellisidir. Bu açıdan baktığımızda O’nun hakkında ne yazılıp çizilse, tarifi imkânsız bir adres olarak karşımıza çıkar. O’nu tanımaya çalışmak, sadece O’nun anlaşılmasında bir adım daha öteye gitmenin göstergesidir. Arkasından bıraktığı eserleri ile hala ılgıt, ılgıt esen meltem gibidir. Şimdi Cemil Meriç'in deyimiyle; “O, Göller Bölgesinde bir adadır.” diyerek kabulmu edelim? Yoksa O kendi zamanının denizlerinden bir deniz miydi? Ve ya nazlı nazlı yanan ve günümüze kadar da ışıldayan bir mum muydu? … 
İslam dünyası; Mevcut sorunlarının ana kaynağını, Batı dünyasına yüklemenin verdiği psikoloji ile rahatlamayı tercih ederken, O yükselttiği, ‘‘Batı Medeniyeti Asya ve Afrika’yı sömürüyor‘‘ Sloganında acaba Batılı aydınların söylediği “Kime karşı olduğumuzu bilmez isek kim olduğumuzu nasıl bileceğiz?” düsturu acaba bugün hala ne kadar anlamış?  
İslam dünyasındaki halklar; Batının hedefindeki kıtaların halkından olan kendi uşaklarına da bunu içselleştirip ve böylece ayakta kalmayı başarırken, bu yazgının sorumlu yalnızca Batı mı?  
Bir başka batılı düşünür de; “Birisi kimlerin insan olduğuna karar verene kadar insanlar kim olduklarına karar veremez.” Derken, acaba bu sözün, kendisine alan bulması için hangi mekanizmaların işlerlik kazanması gerekirdi?  
 
Doğrudur. Bu sözler batı medeniyeti için vazgeçilmez temel kıstaslar. Pekala, ya biz doğulu halklar ve özellikle Müslümanlar hangi haldeyiz?  
Diyebiliriz ki, koskoca bir kıtanın kocaman bir kadavrası. Sadece zamanın son çeyrek yüzyılındaki kod açılımı; İlahi Kitabın 2/257 olan süreci…  
 
Halkına adanmış sorumluluk üstenmiş kimseler yokmuydu, bu lanetli toplumların kaderinde? Yoksa apayrı bir süreç mi gerekiyor du doğulu toplumların ıslah ve ihyâsı için? Öyle ise bu sürecin neresinde ve hangi aşamasındayız? Binlerce yıllık bilgi mirasına sahip olan Müslümanlar, dünün bir günlük Müslüman olmuş Ebu Zer’in eyleminde hala neden bulunamıyor?  
 
Meğer sorunlarımızın başlangıcı; ‘‘Neyi, nasıl anlamak gerekir‘‘i anlayamadığımızdan kaynaklanıyor. Ölümsüz bir sevginin tutsağı olduğunu savunan Müslümanların tutsaklığı ve ölüme olan korkaklığı neden? Hareketsizliğimizi ümitsizliğimizle özdeşleştirip sessizlik içinde ömrümüzü tüketmemizi isteyenler kimler? Nasıl bilmeliyiz, nasıl anlamalıyız, nasıl, nasıl? Nasıllar…  
 
Yani ne yapmalı, nereden başlamalıyız? Ne yapmak istediklerimiz de ki ne‘ye hayır demesini bilmeliyiz deki sorun da başka bir sorun! Soru, sorun ve sorunlar…  
 
Kemal sıfatların küllünü kendisinde cem eden yegâne ve mutlak Yaratıcı olan Rabbul âlemini hakkıyla tanıyamamamız, Âlemlere rahmet olan Kutlu peygamberi (s.a.a) ile itreti ve de önünden ve arkasından bâtılın yanaşamayacağı, kıyamete kadar var olacak bütün sorunların yegane çözüm kaynağı olan Kitabı öğrenip, onunla amel etmemek bizi parya sınıfına indirgemiş bir ümmet yaptı!  
 
O halde neyi nasıl anlamalıyız?  
 
Beyinlerimizi “format” layarak, yeniden olması gerekeni olduğu gibi anlamalıyız.  
Anlamdan önce de “Olması gerekeni olduğu gibi belirleyen ‘ölçü’ bulmalı bilmeli inanmalıyız”  
Mevcut “…izm ve …ist’lerin yüklediği bilgileri sıfırlamaktan başlanması gerektiğini anlamak çok zor değil. Ne var ki, yerine yüklenecek yeni bilgi kaynağını nereden, kim, nasıl, katkısız yükleme yetisine sahip ve bunu nasıl ispatlayabilir?  
 
Kuran’ı anlama metodu ile aşılacağı öne sürülen sorunlar, Kur’an’ın birleştiriciliğinden ziyade, ayrıştırıcı olması, sorunlarımızı sözsel olarak dillendirmesek bile kendi iç dünyamızdaki Kur’an anlayışı ile sunulan İslamî öğretiler bizi içinden çıkılmaz dertler yumağına büründürmüş ve karşıya, düşmana onulmaz “done‘‘ler vermiş!  
 
Aydınlarımız ise Halktan tepki gelir diye ya da mülhid batıdan eleştiri gelir diye çekindiğinden, sorunların asli kaynağını dile getirmiyor!  
 
Her iki halde de sorunlarımız çözülmüyor. Böylece karşının anlayışındaki “irtica” ve “yobaz” yaftasına yardımcı olanlar yine İslami aydın ve âlimlerdir. İslami aydınların söylemlerindeki Şeriati'ye ait “Ne yapmalı?” Sorusu hala bizim /Türkiyeliler/için geçerli olmayan sorudur…

Sürecek… 

Muhammed CAN

mcan313@msn.com

 


Yorum Ekle

Arkadaşıma Gönder

Yazdır

Facebook

Digg

Del.icio.us

StumbleUpon

Google

Yahoo

YORUMLAR

rab 01-12-2011, 23:53:27
Bu yazınla hiç tanımadığın ben okuyucunun aydınlanmasına bu site dolayısıyla yardımcı olduğun için şahsen ben senden ve site kurucularından razıyım , dilerim Allahta razı olur . Sağlıcakla kalın .
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

12/10/2011 Şeriati, İslamcılar ve Kürtler -1
09/08/2011 TAŞLAR YERİNDEN OYNAMIŞ!
10/05/2011 İSTİKRAR BOZULMUŞTUR!
04/08/2009 Velayet-i Fakih’in evrensellik süreci mi? (2)
08/07/2009 Velayet-i Fakih’in Evrensellik Süreci mi?(1)
22/06/2009 İran seçimleri; Batı’nın Nehrevan hazırlığı mı?
 
 
YAZARLAR
Y. ZİYA T.YILMAZ

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER
ABDULLAH ÖZGÜR

Azerbaycan’ın Gayretli Müslümanlarının Direnişi
MUHAMMED AK

Devrimci bir Sufi: İmam Humeyni!
Hüseyin TAŞ

İslami İran ile Türkiye Rakip Ülkeler mi?
MEHMET YETKİN

Bahreyn ve Halk Kıyamı
Abdulkadir Çuhacıoğlu

AKAN KANLAR VE ÂLİMLERİN SESSİZLİĞİ
MUHSİN KÜÇÜKER

İKİ ALİ ÜNAL MI?
KEMAL KEMAHLI

ALİ ÜNAL’IN, ŞİA VE İRAN YANILGILARI
MEHDİ AKSU

SEYYİD ALİ HAMENEİ VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ-3
KONUK YAZARLAR
Ali ERDEM

SİNCAN OLAYI VE BİR HUKUK SKANDALI
Mikail GÜREL

En Büyük Kusur Kibir ve En Büyük Allah
RIZA BAKIRLI

AKLIN ÖNÜNDE SET OLUŞTURMAK
Rahmi Onurşan Rahmani

Adın “Ali” ama gözlerin “Muaviye”ye benziyor (1)
HAZIM KORAL

SIFFİN SAVAŞI
Bilgehan Ova

SANAT YAZILARI (II)
FUAT TÜRKER

Özgürlük Değil Şeytan’a Tutsaklık
AZERİ YAZARLAR
Muhammed Mustafa

Evroviziyon-Gaylar, İnsanlığı çökertmeye yönelik sinsi planlar
Meşedi Natıq

Gənc Hüseynin anası Zəhraya və bacısı Rüqəyyəyə ünvanladığı məktub
Tural Əli

Zindanda bir gün...
Emin Gənciyev

AYIL EY AZƏRBAYCAN !!!
Emin İmanlı

Dinin gövhər və sədəfi
Gönül İsmayılkızı

Təhqir edilən ŞƏHİDLƏR
Hacı Arzu

Açıq!
Devran Abdullah

Quba aksiyası ilə inanclıların aksiyalarını birləşdirən məqamlar var
Kənan Rövşənoğlu

AZƏRBAYCANDA RUHANİLİK
Vüsal Hətəmov

Hər zadı tərsinə ölkəm…
Ali Caferi

Ölümüzü dəfn etməyə bir molla var?ali
NAMAZ VAKİTLERİ
TV KANALLARI
Türkçe Kanallar
Zehra Tv
Ulke Tv

Tv5
Hilal Tv
Yumurcak Tv
Kudus Tv
Arapça Kanallar
Almanar
Alalam Tv
Alforat Tv
Alkawthar Tv
Farsça Kanallar

Irib 1

Irib 2

Irib 3

Irib 4

Irib 5
Press Tv
Jam e Jam 1
Jam e Jam 2
Jam e Jam 3
Quran Tv
Azeri Kanallar
Sahar Tv
HAVA DURUMU

TARİHLİ ARŞİV



GAZETELER

DERGİ ve MECMUALAR

BAĞLANTILAR

YABANCI GAZETELER

 

Ana Sayfa   |   İletişim   |   Giriş Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle |   Sitene Ekle

Yazarlar ve makalelerin Yayınlanan  haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur

 
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.
2008 © RAST HABER   www.rasthaber.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım :Networkbil.net
Atanur Evden Eve Nakliyat Küçükçekmece Evden Eve Nakliyat