Allah’ın
adıyla
Kufe’nin
yürekleri sıktığı, Kufe’nin sevgilileri ayırdığı vakitti. Yer ehlinin vefasız,
gök ehlinin ise sefasız olduğu vakitti. Yıllar önceydi, imtihana tutuldu halkı,
kimi isyan etti vefasızlığından, kimisi ise sukut etti Rahman’a olan
bağlılığından.
Kimileri
vardı yüreğindeki dertlerle unutuldu gitti. Kimileri vardı hatırlandı tarih
boyunca onlara edilen zulüm yüzünden. Asuman karalar bağladı, gök ehli şahit
oldu tüm yaşanılanlara. Bülbül unutunca gül üstünde şakımayı, gülde sayesini
unuttu acımasız zaman yüzünden.
Bir
gün tarih tekerrür etti Kufe sokaklarında. Kufe minareleri Bilal’ın ezan sesini
işitir oldu Asr-ı Saadet’ten. Zenginler Allah’ı unutunca serin ve kibirli
tepelerden, Fakirler için sabırdan başka bir şey gelmezdi elden.
Kufe
eski günlerini yaşamaktaydı. Bir dul kadın omuzlarında su kırbası ve yanında
yetim çocukları ile yol almaktaydı öylece, güneşin hiçbir zaman uğramadığı
uğrasa dahi hatırlamadığı evine.
Ve
bir sahne, sıcak kumlar ayak altında kayarken, yorgun adımlarla ilerleyen bir
insan dâhil oluyor dul kadın ve yetim çocukların bulunduğu bölüme. Orta boylu,
nur yüzlü biri. Omzunda dünyanın yükünü taşımışçasına sırtı nasır bağlayan bir
insan.
Göz
göze geliyorlar Kufe sokaklarında ve bir dul su kırbasını taşıyor Kufe’de
Fatıma’yı hatırlatırcasına. Yanlarından geçerken Ashab-ı Suffanın sesi geliyor
sanki o nur yüzlü insanın kulaklarına.
Bir
şeyler mırıldanıyor geleceğinden umutsuz dul kadın bir şeyler. Aslında onun
umutsuzluğu kimselerin gelmeyeceğinden. Yürürken zikrediyor Allah’ı hamd-u sena
ile ve diyor ki Ya rab hesap gününde seni şahit tutuyorum Ali ile olan bu
meselemde.
Kufe’de
hiçbir şey alışılmışlığın ötesine geçmemekte. Ali mescitlerden ne zaman
kurtuldu da şimdi ona Kufe’nin sokaklarında lanet edilmekte. Yürüdüğü
sokaklarda başını bir an olsun kaldırmayan nur yüzlü insan aniden başını
kaldırmakta ve Ali ismini duyarken irkilmekte.
Ansızın
duraklıyor dul kadının önünde onunla göz göze gelirken. Bir an olsun tereddüt
ediyor ona soracağı suali düşünürken. O zamanlar Kufe’de herkes Ali’ye
düşmandır, öyle ki herkesin tek düşmanı da Ali’dir.
Ve
dayanamıyor o nur yüzlü insan ve soruyor su kırbasının izini taşıyan Dul
kadına. Alışılagelmiş bir şey değildir sokaklarda Ali’ye lanet etmek oysa Kufe
o gün diğer şehirler gibi de sıradanda değildir.
Şefkatli
bir yardımsever edasıyla yaklaşıyor dul kadına ve izin verirse su kırbasına
yardım edeceğini söylüyor. Ve kabul ediyor dul kadın nasırlaşan ellerinden
yorulmuşçasına.
Ve
birlikte yürüyorlar Kufe’nin tozlu aynı zamanda yorgun sokaklarında. Bir müddet
hiç bir şey konuşmamakta ve öylece gözleri ile uzaklara bakmaktalar.
Senle
Ali arasında ne gibi bir sorun olabilir diye soruyor dul kadına. Dul kadın ise
bu soruya hazırlıksız yakalanmışçasına karşısında elbiseleri ve ayakkabıları
yamalı nur yüzlü insana bakmakta.
Ve
anlatıyor neden Ali’ye düşman olduğunu. Ali’nin yaptığı bir savaşa kocasının
katıldığını ve bu savaşların birinde şehit düştüğünü anlatıyor gözlerinden
yaşlar akarken. Ve yanındaki çocuklarını gösterirken, bak ve gör Ali’nin bizi
nasıl sahipsiz ve yetim koyduğunu diyor ima ederek.
Ve
yaklaşıyorlar harabeden var olmuş ya da harabeye dönüşmüş olan evlerine. Nur
yüzlü insana teşekkür ediyor dul kadın. Ne kadar iyi birisin acaba senin gibi
iyi insanlar kalmış mıdır bu Küfe’de diyor. Nur yüzlü insan mahcubiyetinin
vermiş olduğu his ile başını öne eğiyor.
Evinde
yemeğin var mı diye soruyor nur yüzlü insan. Hayır diyor dul kadın. Bir tas un
var mı peki diyor. Dul kadın tekrar hayır cevabını veriyor.
Ve
hiç bir şey demeden uzaklaşıyor nur yüzlü insan. Yönünü Kufe’nin pazarına
çeviriyor. Biraz un ve birazda süt alarak tekrar dul kadının yaşadığı harabeye
dönüyor.
Dul
kadına izin verin bugün ekmeğinizi ben pişireyim diyor. Dul kadın, hamuru
kendisinin hazırlayacağını ancak isterse tandırı ateşleyip ağlayan çocukları
sakinleştirebileceğini söylüyor nur yüzlü insana.
Kabul
ediyor nur yüzlü insan. Bir taraftan çocukları kucağında sakinleştirmeye
çalışırken, diğer taraftan tandırı alevlendirmeye çalışıyor.
Bir
müddet sonra tandırın alevlendiğini görünce, nedeni belirsiz bir şekilde
kucağındaki yetim çocukları indirerek kollarını sıvazlayıp yüzünü yanan ateşe
tutuyor ve “Yan bu dünyada ki ateşte ki cehennem ateşi bundan daha sıcaktır”
diyor.
Zaman
durmuş, nur yüzlü insanın kucağında ağlayan yetim çocuklar susmuş. Dul kadın
diğer odada hamur yaparken, kendisi gibi harabede yaşayan komşusu kapıyı açmış
ve harabeye vakıf olmuştu.
Odada
nur yüzlü insanın o halini gördüğünde dul kadını bulmuş ve içeride tandırı
alevlendiren kişinin kim olduğunu biliyor musun diye sormuştu.
Dul
kadın nur yüzlü insanın hakkında hayır dua ederek tanımadığını ve ona yardım
ettiğini söylemişti. Kufe’de onun gibi iyi insanların bulunmayacağını ve onun
Allah tarafından gönderilmiş bir yardımcı olduğuna inandığını belirtmişti.
Ve
harabeye vakıf olan komşusu ağlamaya başlıyor bu durum karşısında ve dul kadın
şaşırıyor. Ne olduğunu bilmeyen dul kadın neden ağladığını soruyor komşusuna.
Cevap
veriyor komşu kadın. Nasıl olurda sana yardım edenin ve senin çocuklarının başına
el çekenin kim olduğunu bilmezsin. Bu gördüğün ve sana yardım eden Müminlerin
Emiri ve yetimlerin babası Ali’den başkası değildir.
Kufe
susuyor, Kufe onun mazlumiyetine ağlıyor. Dul kadın duydukları karşısında
şaşırıyor. Önemli değil Kufe’de o nur yüzlü insanı kimsenin tanımaması.Çünkü
onu bugün kendi Şehri Medine’de de kimse tanımıyor.