Ortadoğu’daki ‘Kürt Sorunu’ alev alev yanarak çözülmeyi bekliyor.
İki aydır yakınları ve avukatlarıyla görüştürülmemesini protesto etmek ve Abdullah Öcalan’a destek vermek amacıyla Bursa’nın Gemlik ilçesinde dün yapılması planlanan yürüyüşe katılmak için Diyarbakır ve diğer illerden yola çıkmaya hazırlanan BDP’lilere izin verilmedi.
İki milyonu Kürt kökenli olmak üzere 20 milyon nüfuslu Suriye’de ise Kürtlerin çoğunlukta olduğu Kamışlı kasabasında, evini basan maskeli ve silahlı saldırganlar tarafından öldürülen ‘Kürt Geleceği Akımı Partisi’nin Batı ile ilişkilerin geliştirilmesini savunan lideri Meşal El Tammo’nun cenaze törenine ise 100 binden fazla kişi katıldı.
İstanbul’da ilan edilen Suriye Ulusal Konseyi’nin yedi kişilik başkanlık konseyi üyesi de olan, ‘halk arasında çatışmayı ve bölücülüğü teşvik etme’ suçundan yargılanmış ve 3,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış olan Meşal El Tammo’nun Esad rejimine karşı gösteriye dönüşen cenaze töreninde güvenlik güçleri halkın üzerine ateş açtı, beş kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Esad rejimini muhalefete karşı taktiklerini ağırlaştırmak ve muhaliflere güpegündüz saldırılar düzenlemekle suçladı.
***
Bu gelişmeler, Beşar Esad’ın kendisini ziyaret eden bir grup Lübnanlı politikacıyla görüşmesinde yaptığı açıklamada Türkiye için, “bölge ülkeleri arasında siyasi, ekonomik, etnik yapının yanı sıra birçok alanda benzerlikler bulunuyor. Sonuç olarak kendisi de aynı konulardan sıkıntılar yaşıyor. Eğer birileri bizim sorunlarımızı istismar etmeye kalkarsa, o zaman onun sorunu çok daha büyük olacak. Çünkü doğrudan etkilenecek. Düşmanlık da kendisine dönecek. Türkiye’nin tutumu tedbirli olmayı gerektiriyor” demesi ile daha da farklı bir boyut kazandı...
Körfez ülkelerini de ‘Suriye’yle ilişkilerinde olumlu tavır sergileyenler, ABD’nin isteklerine boyun eğenler ve Suudi Arabistan gibi belirsiz roller oynayanlar’ olarak üçe ayıran Suriye
Devlet Başkanı, “Türkiye, Suriye’nin durumundan avantaj sağlamaya çalışırsa daha büyük bir krizin içine düşeceğini” de iddia etmekteydi...
Esad ayrıca, Lübnan’daki bazı grupların Suriye’ye kaynak sağlayarak ve silah kaçakçılığı yaparak, ülkedeki mezhep çatışmasını körüklediğini söylüyordu...
***
Beşar Esad, Türkiye’nin Suriye’yle aynı siyasi, ekonomik, mezhepsel ve etnik yapıyı paylaştığını, dolayısıyla aynı durumla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor...
Türkiye, Suriye ile gerçekten aynı sıklette mi?
Yakın zamana kadar Ankara’nın ballı börekli olduğu komşu ülke diktatörünün Türkiye’yi kendiyle aynı sıklette görmesi doğrusu can sıkıcı...
***
Gerçek bir vatandaşlığın hayata geçtiği demokratik bir cumhuriyette ‘ırksal ve mezhepsel’ özellik ve benzerliklerden söz etmek kimin aklına gelir acaba?
Ama Suriye’de yaşayan binlerce Kürt kimlik kartı alamıyor, vatandaş sayılmıyor, ülke ‘alevi ve Sünni’ dengesi üzerinde yüksek tansiyon yaşıyor...
Burada ilginç olan Beşar Esad’ın Türkiye’nin de sağlam bir vatandaşlık noktasına geçemediği ve her türlü siyasal kargaşaya hazır bir zeminde yol aldığını söylemesi...
Ankara’nın kendisini gördüğü boy aynası çok farklı iken Esad’ın aynasında Türkiye ile Suriye sanki aynı yumurta ikizi...
***
Türkiye, vatandaşlık kavramı üzerinden Cumhuriyet’i sağlam ve kalıcı bir şekilde demokratikleştiremez ise hem Ortadoğu liginde kalacak, hem de AB’ye transfer olamayacak.
Olası toplumsal kargaşa ortamından da nihai bir şekilde kurtulamayacak galiba...
Beşar Esad’ın tespitleri ve gizli tehditleri bu açılardan ürkütücüydü...
düne kadar türkiyede alevi-sünni ve laik-anti laik olarak bölünuyordu..erzincanda alevii-sünni ayrımı yapan hatta savcı olanlar yargılanıyor.yani bizim tarihimizde o kadar temiz değil.çokda zaman geçmedi..tabiki iki ülke arasında farklılıklar var.ama komşu olan ve tarihi-kültürel-siyasi ortaklıkları bulunana iki devletin içine düşeceği buhran nedeniyle birbirlerini etkilememesi mümkün değil.önemli olan bu etkileşimin iyi yönde ve makul olması.yoksa , iyi yönde olmayan bir etkileşim iki ülkeyede felaket getirecektir.
#FFFFFF">
Mehmet UFUKALP
11-10-2011, 08:51:22
#FFFFFF">
Ulus demek bir ülke vatandaşlarının bir potada eriyerek, farklı olgulara sahip toplulukların bu farklılıklarını ulusculuk üst yapısından üstün görmemesidir.
Halbuki Türkiye böyle asla olmadı. Hiç bir zaman. Çünkü zaten Türkiyede kurulan ulusal devlet en başta hallkı kendine düşman belledi. Türkiyedeki ulusculuğun anlamı, halkı ülkeyi yöneten bir avuç egemenin çizdiği şablonlara uydurmaktır.
Türkiyede rejimin Şeyh Said olayı ile sünnilere uyguladığı katliam, Dersim ile alevilere uyguladığı katliamda söylediklerimizin ispatıdır.
Ayrıca Türkiye Laikliği benimsediği ilk yıllar laikliğin üstüne kanalizasyonu bağlamış, 1942 de gayrimüslim vatandaşları varlık vergisi uygulayarak kendi laikliğine foseptik çukurunu kendisi kazmıştır.
Daha buna benzer ülkede çıkan veya çıkartılan alevi sünni çatışmaları Türkiyenin hiç bir zaman avrupa tarzı bir demoktatik ülke olmadığının olamayacağının ispatıdır.
Türkiyenin bu noktada Suriyeden ileride geride olmasını ise hiç bir anlamı yoktur.
#FFFFFF">
MUHAMMED ALİ
17-10-2011, 10:56:49
#FFFFFF">
sayın yazar türkiyenin suriye politikası doğrumu,yanlışmı bir değerlendirme yaparmısın?
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.