Bugün dünyanın neresinde kan ve gözyaşı varsa,
nerede savaş ve zulüm sürmekte ise bunun arkasında daima menfaati olan, sinsi
oyun ve planlarıyla müslümanları ve geri bırakılmış Afrika uluslarını birbirine
kırdırarak uzun yıllar sömürdüğü gibi hala sömürmeye çalışan ve bu yolda
olmadık yollara başvuran ABD ve onun desteklediği yahut onu destekleyen işgal
rejimi vardır. Bunlar hedeflerine ulaşmak için kılıktan kılığa girerler ve her
türlü zulmü de kabul edilebilir görürler. Yeri gelir demokrasi havarisi, insan
hakları savunucusu kesilirler. Zamanı gelince çok masum bahanelerle,
kuklalarını da yanına alarak işgalden ve kan dökmekten geri durmazlar. Onları
bugün süper güç yapan ya da süper zalim, malum milletlerden sömürdükleri
yeraltı ve yerüstü kaynaklarıdır.
Başta İslam ülkeleri
olmak üzere bütün az gelişmiş fakir dünya devletlerinde meydana gelen
savaşların, sömürünün, iç çatışmaların, terör faaliyetlerinin, geri kalmışlığın
arkasında zalim güçleri görmek mümkündür. Gizli ya da aşikâr nerede bir toplumsal
sıkıntı, kan ve gözyaşı varsa onun müsebbibi ABD ve işgal rejimidir. Direk
yahut dolaylı olsun.
İnsan hakları adına Kuveyt’e anında müdahale eden ABD senelerce neden
Avrupa’nın bağrında bir avuç Müslüman Bosnalının kırılmasına seyirci kaldı?!
Demokrasinin beşiği, insan hakları savunucusu (!) Avrupa’nın ortasında bu
insanlar bir katliama maruz kaldılar. Petrol gibi bir zenginlikleri olmadığı
için sadece kınamakla yetindiler. Ne zaman ki, Boşnaklar kendi ayakları
üzerinde durmaya başladılar işte o zaman müdahale oldu. Bu insanlık dramı
boyunca ABD kuklası BM sadece seyretmekle iktifa etti.
Yıllarca ABD’nin bir
eyaleti gibi kullanılan Şah’ın İran’ı; mustaz’af halkın kıyamı sonucu yeniden
doğan İslam güneşi ile bütün menfaatleri elden gidince ABD Irak’ı hemen devreye
sokarak İran’da yükselen özgürlük ateşini söndürmeyi planladı. Her türlü
destekle Irak’ın yanında yer almasına rağmen yaklaşık on yıllık savaş sonunda
İran’dan ümidini kesmek zorunda kaldı. Akabinde İran’ı en büyük düşman ilan
ederek sıkı bir ambargoya aldı. Düşmansız yaşayamayan zulüm sistemi kendisine
düşman olarak İran’ı ve genelde tüm Müslüman ulusları seçti.
Halkı müslüman olan Somali’de
çeşitli kabile çatışmalarından doğan açlığı bahane ederek BM şemsiyesinde Somali’ye
hemen müdahale etti. Petrol ve uranyum olmak üzere ülkenin yeraltı kaynaklarını
sömürmeye başladı. Sonuç hezimet oldu. Vatanlarını işgal edenlere karşı
açlıktan ölen insanlar onurlarıyla mücadele ederek işgalcilere kök söktürdü.
Yeryüzünün en büyük sömürgecisi ABD
Sudan’ı terörist ülkeler listesine aldı, ülkeye müdahale için fırsat
kollamaktadır. Bunun tek sebebi Sudan Müslümanlarının İslam hükümlerine dayalı
bir sisteme karar vermesidir. İnsanlığın en büyük düşmanı hemen Sudan’a ambargo
uygulamaya başlar. Bu da yetmez ülkenin güneyinde yaşayan Hıristiyan azınlığı
silahlandırarak iç savaşa kışkırtır. Sudan’ı içten içe kışkırtan
emperyalist güçler bugün kalkıp Sudan devlet başkanı Ömer el-Beşir’i soykırımla
itham etmekten utanmamaktadırlar(!) 300 senedir katlettikleri siyah ve
kızıl derili insanların hesabını vermeye yanaşmayanlar Müslümanları hedef
göstermekten bir an bile geri kalmadılar.
Bugün Amerikalılar terörle mücadele bahanesiyle
diğer ülkelere saldırıyor ve böylece milletlere zulmediyor. ABD savunmasız
insanları bombalıyor, kadın, çocuk, yaşlı demeden masum insanları katlediyor.
Amerika’nın Irak’taki uygulamalarını şu şekilde sorgularsak: Terör, birilerinin
amaca ulaşmak için illegal yollara başvurmasıdır. Şimdi acaba Amerika’nın Irak’ta
yaptıkları bundan farklı mıdır? Amerikalı işgalci askerlerin Irak’taki
varlıkları kendi başına zulüm ve tecavüzdür. 60 yıla yakındır Siyonistler baskı
ve illegal zorbalıklarıyla Filistin halkını mağdur ediyor. Bunun adı terörden
başka ne olabilir? Gerçek teröristler bugün yalan ve nifakla terörle mücadele
bayrağını taşıyor ve bu bahane ile İslam topraklarını işgal ediyor.
Demokrasi Havarileri
Kuveyt’e karşı Irak rejimini kışkırtan ABD
bunu bahane ederek Irak’ı işgal eder. Etrafına topladığı kuklalarla silah
tesisi diye süt ve ilaç fabrikalarını vurdular. Irak halkını katledip ülkede
telafisi zor hasarlara yol açtılar. Bunun masraflarını da Kuveyt ve Suud’daki
işbirlikçilere yıkarak ümmetin katliamını ümmetin servetinden finansa ettiler.
Onlar için Ortadoğu’da iki temel mesele vardır. Petrolün ve işgal rejiminin
güvenliği. Bu ikisi için tehdit oluşturacak her şey ABD için düşman
konumundadır. Demokrasi nameleriyle Irak ve Afganistan işgal edilir ve bu
beldeler tarihinde görmedikleri zulümlerle baş başa bırakılır. BM ise
hemen vazifesini ifa ederek olayları kınamakla yetinir.
21. asrın firavunu olan ABD
bugün istediği zaman istediği yere müdahale ederek menfaatine göre oyunlar
sahneye koymaktadır. Acı olan İslam toplumunun yöneticileri de kimi zaman bu
zulme ortak olmakta kimi zaman da pasif davranışlar sergilemektedir. ABD İslam
birliğini engellemek, ümmetin yeniden vahyin ışığında dirilmesini engellemek
için mezhep ayrımlarını körüklemekte ve yer yer de başarı elde etmektedir.
Haiti’ye, Panama’ya Afganistan’a, Irak’a demokrasi ve insan hakları
bahaneleriyle müdahale edip kendi menfaatlerini gözeten barbarların Cezayir ve
Bosna’da yaptıkları katliamlara seyirci kalmaları tam bir iki yüzlülük
örneğidir. Demokrasi söylemlerinde samimi olsalardı en azından Cezayir’e
müdahale ve FİS’in hakları iade edilirdi. Tersine batı burada cuntayı alenen
destekledi.
Bugün Müslümanlar yeni bir
tezgâhla ve yeni bir oyunla karşı karşıyadırlar... ABD politikasına yön veren
Siyonist liderlerden Henry Kissinger’in, 11 Eylül sonrası İslâm
dünyasına yönelik saldırı politikasında çok önemli bir değişikliğe işaret eden
şu cümlesi, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutlarını apaçık ortaya
koymaktadır: “Şimdiye kadar savaş Müslümanlarla diğerleri arasında idi; bundan
sonra ise savaş, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır.” İşte bu
yeni şeytani strateji Müslümanlar tarafından çok iyi okunmalı ve imanımızdan
kaynaklanan ümmet bilincimizi zedeleyici, kadîm kardeşliğimizi parçalayıcı plân
ve oyunlara karşı çok uyanık olunmalıdır. Allah’ın nimeti sayesinde “kardeş”
olan müminler; hiçbir zaman kavmî ve mezhebî kışkırtmalara, terörizm
tuzaklarına kapılmamalı, Sırât-ı Müstakim’den şaşmamalı ve ümmet şuurunu diri
tutmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdırlar. Karikatür saldırganlığı
karşısında Türk’ü, Kürt’ü, Şiî’si, Sünni’si ile tek
yürek olarak cevap veren Müslümanlar, bugün vahdetleri ile
sınanmaktadırlar. Müslüman dünyanın bir anda tek yürek olabilmesi,
bizleri sevindirirken elbette birilerini de kıskandırmış, hatta ürkütmüştür.
Dağılma Korkusu
ABD bir devlet değildir. Üç
asır evvel batının maceraperestlerince köle ticaretinin sağladığı rantla
kurulan bir eşkıya yurdudur. ABD, müslüman halkların yeniden Kur’ani bir
uyanışla dirilip rantlarının kesileceği ve gücünü kaybederek SSCB gibi
dağılacağını bilmektedir. Onun içindir ki, her türlü girişimlerde bulunarak
halkı müslüman ülkelerin ikinci bir İran, ikinci bir Sudan olmaması için
çabalamaktadır. Silah gücüyle giremediği ülkelerde azınlıklar veya işbirlikçileri
eliyle değerleri sulandırma ve daha yumuşak bir İslam ortaya koyma
faaliyetlerinde bulunmaktadır.
Dünyanın en büyük zalimi olan Amerika yıllarca
kendisine rakip gördüğü düşman olarak mücadele ettiği Sovyet ideolojisi
yıkıldıktan sonra yükselen İslamın uyanmasını açıkça düşman olarak ilan etti.
Halkı müslüman olan ülkelerin Kur’ani İslam’a dönmemesi için uzlaşmacı, laik
demokratik, Amerikancı müslüman tipi oluşmasına yoğun gayret sarf etmektedir.
Hesap Vermelidir
Afrika siyahîlerine, Amerika
Kızılderililerine, Amazon yerlilerine, Endülüs Araplarına, Türklere,
Yahudilere, Güney Fransa halkına, İsviçre Vaud halkına, Sicilya halkına, Vitry
Şehrine, Kudüs halkına, Tuna boylarındaki yahudi ve Hıristiyan halklara,
Protestanlara, falcı, büyücü diye suçladıkları insanlara, âlimlere... yapılan
katliamlar; müslüman eserleri ve camileri tahripleri, Meksika'da insan avı
eğlenceleri (!) ve münferit mezalim... gibi. Bunların incelenmesinden
anlaşılıyor ki Batı insanında kiliseye dayanan, papazlardan kaynaklanan, dini
duygular kışkırtılarak siyasete âlet edilen müthiş ve vahim bir gaddarlık,
hunharlık, insafsızlık, merhametsizlik, katillik ve haydutluk damarı vardır.
Tabirimi mazur görülsün, köpeksiz köy buldu
değneksiz dolaşıyor derler. ABD de Sovyetlerin ardından dünya jandarmalığına
soyunmuş tam anlamıyla mahalle kabadayılığı yapmaktadır. Kaldı ki,
kabadayılığın bile bir raconu, bir ahlakı vardır. Amerika Siyonist hedefler
doğrultusunda her türlü insani değerlerden bihaberdir. İslam coğrafyasında
zulüm üzerine zulüm işleyen ABD,Güney Amerika toplumlarını da kan ve gözyaşına
boğmuş, Vietnam, Kore ve Kamboçya’da çok ağır katliamlara sebep olmuştur.
Katliam ve soykırım ABD insanının genlerinde mevcuttur.
İlk haçlı orduları Avrupa'dan Anadolu'ya doğru gelirken, yolları
üzerindeki Tuna vadisi, Macaristan, Bulgaristan ovalarındaki şehirler,
ahalileri hristiyan olduğu halde, yağma edip yakıp yıkmışlar, rastladıkları
yahudileri merhametsizce ve korkunç işkencelerle boğazlamışlar. Anadolu'da daha
korkunç vahşet göstermiş. İmparator Alexis Kommen'in kızı Anna Kommen'in görgü
ve beyanına göre "en büyük eğlencelerinden biri, rastladıkları müslüman
çocukları öldürmek, kızartmak ve yemek" imiş. İngiliz tarihçisi Mills de
(S.183), haçlıların insan eti yediklerini doğruluyor. "Antakya'da Fransız
Bohemoud (1055-1111), birkaç Türk esiri boğazlattı, herkesin gözü önünde
kızarttı, sonra seyredenlere, buralara bu iştahını tatmin etmek için geldiğini
söyledi."
Haçlılar Firuz adlı bir ermeninin hıyanetinden faydalanarak
Antakya Kalesine girdiler, şehire dalınca 10.000 Türk'ü boğazladılar ve bütün
camileri yaktılar. Papaz Lemo İne olayı şöyle anlatıyor:
"Bizimkiler sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla
ihtiyarları paramparça ediyorlardı, ancak o gün herkes boğazlanamadı,
bizimkiler geri kalanları ertesi gün kestiler."
Sonra ordu Kudüs'e vardı, 4 gün muhasaradan sonra kadın, çoçuk
dahil tüm müslüman ahali (70.000 kişi) kılıçtan geçirildi. Hz. Ömer camiine
siğınmış 10.000 müslüman da katledildi, katliam 8 gün sürdü, başka mezhepten
olan pek çok hristiyan da katl edildi. Tarihçi Fuller; İkinci Kudüs
katliamının, ani bir tefekkür ve heyecan neticesinde değil önceden düşünülüp
hazırlanmış bir plan gereği yapıldığını, çocuklar, bebekler, zayıflar ve
kadınların bile boğazlandığını beyan eder. Haçlı reisleri savaşta yaptıkları
akdi ve verdikleri sözü de tutmuyorlardı. Mesela İngiliz kralı Richard
(1157-1199) silahsız insanların boğazlanıp denize atılmasını emretmiş, hayatlarını
bağışlayacağına söz verdiği 3000 kişiyi de katlettirmişti.
Kuzey Amerika arazilerini kendilerine mal etmek,
iskân etmek için milyonlarca Kızılderili’yi katleden batılı barbarlar bu
toprakları imar etmek, işletmek için de Afrika’dan milyonlarca siyahî insanı
gemilerle köle olarak bu topraklara getirdi ve milyonlarcasının da ölümüne
vesile oldu. Başta ABD, İngiltere ve Fransa olmak üzere sömürgeci devletler
asırlardır sebep oldukları soykırımların, insanlık suçlarının hesabını vermeli.
Asya ve Afrika ülkelerinde son üç asırdır işlenen insanlık suçları Asya ve
Afrika devletlerinin müşterek girişimi ile ortaya konulmalı ve sorumlu
devletler tarihe hesap vermeye zorlanmalıdır. Batılı devletlere artık dur
demenin vaktinin geldiği gösterilmelidir. Tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu
ve yaşanılabilir dünyaya hızla geçilmelidir. Günümüzde İslam dünyasının en çok
ihtiyaç duyduğu konu, vahdet ve gönül birliğidir. Tabii bu vahdet sadece siyasi
ve askeri alanda değil, iktisadi alanlarda da olmalı ve böylece İslam dünyası
güçlü bir konum kazanmalı. İslam dünyası düzenli planlama ve karşılıklı
işbirliği ile güçlü ve muktedir bir İslami blok oluşturabilir.
O halde ne yapmalıyız?
Önce düşmanı çok iyi tanımalı, gevşememeli, palavra
propagandalara, sinsi politikalara ve şeytanî entrikalara aldanmamalıyız.
Hemen ve derhal, bu gibi zulümlerin bir daha tekerrürüne imkan
vermeyecek her türlü tedbiri almalı, her türlü plan, proje, silah, araç ve
gereç tedarikini (en gelişmiş ve mükemmel cinsden), mutlaka ve muhakkak
yapmalıyız. Hem ferden, hem grup olarak, hem de devlet ve milletçe...
Bütün müslümanlar, dünyanın her yerinde, her türlü ihtilaf ve
tefrikayı bırakıp birleşmeli, her cihetten mazlum müslümanların imdadına vakit
kaybetmeden yetişmelidir. Aksi takdirde dığer müslümanların başına da aynı
müthiş mezalimin gelebiliceği, onların topraklarının da Bosna-Hersek'e
dönebileceği asla unutulmamalıdır.
Ayetullah
Hamenei’ye göre, İstikbara karşı direnişin en önemli temeli, yüce Allah’a olan
inancımızdır. İslam inkılabı rehberi bu konuda Kur’an-ı Kerim’den bir ayete
değinerek şöyle diyor: Allah’ın Müslümanlara sunduğu rahmetlerden biri şudur
ki eğer onlar, bazı değersiz bağımlılıklarından vazgeçer ve zulüm ve küfürle
mücadele ederlerse yüce Allah da onlara yardımcı olur…
Bilal Atış
01/11/2008
1) Tarihte ve günümüzde
korkunç hristiyan zulüm ve gaddarlıkları, Prof. Dr. M. Es'ad Coşan
2) Hangi özür elindeki
kanı temizler, Eren Özdemir, Gerçek Hayat, sayı:412
3) Ümmeti Muhammed tevhit toplumudur, Abdullah
Yıldız, Vakit Gazetesi
4) Ayetullah Hamaney, Bi’set dolayısıyla yaptığı
konuşma metni, Velayet Güneşinden.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.