Bismillah,
Bilindiği üzere İmam Humeyni(r.a) tarafından ilan edilen ve her yıl mübarek Ramazan ayının son cuma günü İslam ümmeti ve dünyanın tüm hürriyet severleri tarafından "İsrail'e ölüm feryadı’’ sloganları ile güçlü ve tek ses olarak dünya kudüs günü olarak kutlanmaktadır
Rahmetli İmam Humeyni (r.a) İslam inkılabının zaferi üzerinden henüz 6 ay geçmişken, mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs günü ilan ederek şöyle buyurdu:Ben uzun yıllardır gaspçı İsrail’in tehlikesini Müslümanlara hatırlatıyorum, şimdi ise bu günler Filistinli kardeşlerimize yönelik vahşi saldırılarını arttırdıkları anlaşılıyor ve özellikle Lübnan’ın güneyinde Filistinli mücahitleri yok etmek için sürekli onların evini yurdunu bombalıyor. Ben dünya Müslümanlarından ve İslam ülkelerinden bu gasıpların ve hamilerinin uzanan ellerini kesmek için birleşmelerini istiyorum ve dünya Müslümanlarını, değerli günlerden biri olan ve Filistin halkının kaderini belirleyebilecek olan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs günü olarak seçmelerini ve düzenleyecekleri etkinlikle Müslümanların Filistin milletinin yasal haklarını destekleme bağlamındaki dayanışmasını ilan etmelerini istiyorum.
Gerçekte Dünya Kudüs günü sadece Filistin halkının direnişini ve Kudüs kurtuluncaya dek işgalci Siyonistlere karşı mücadeleyi destekleme günü anlamına gelmemektedir. Kelimenin tam anlamı ile Kudüs günü; Mustazaf milletlerin kaderinin belirlenmesi gereken gündür.
İmam Humeyni (ra) Kudüs gününü, İslam’ın ihya edildiği gün olarak nitelendirek bu konuda şöyle buyurmaktadır:Kudüs günü, İslam günüdür. Kudüs günü, İslam’ın ihya edilmesi gereken gündür. Kudüs günü İslam’ın hayat kazandığı gündür.
Peki bu seneki Kudüs günü önceki yıllardakinden niçin farklı? Bu seneki günü farklı kılan yönü ne acaba? Çünkü bu seneki Kudüs gününü anlamlı kılan bu günü ilan eden İmam Humeyni’nin(r.a) bundan 30 yıl önce İslam coğrafyası için bulunduğu öngörülerin hayata geçiyor olmasıdır.
İmam Humeyni’nin (r.a) bundan 30 yıl önce büyük bir feraset ve bilgelikle öngördüğü gibi İslam coğrafyasının bu İslami uyanışı kuzey Afrika’dan ta Fars Körfezi’ne kadar her tarafı sarmış bulunmaktadır. Bugün artık Batılı müstekbirler ve emperyalistler tarafından desteklenen kukla Arap rejimlerinin bir kısmının temelleri çökmüş bazıları da çökmek üzeredir.
Son zamanlarda Müslüman halklar İslam öğretilerine dayanarak ve her türlü farklı görüşü bir kenara atarak bu despot, dikta ve satılmış kukla rejimlere karşı ayaklandılar. Bu kıyamların gerçekleşmesi ile büyük bir şoka giren Batılı ve emperyalist güçler şeytani siyasetleri ile bu devrimleri çalma ve yönlendirme gayreti içine girdiler. Gelinen bugünkü noktada bu şer güçler bu şom emellerine ulaşamayarak bütün çabaları boşa çıkarak başarısız oldular
ABD ve Batılı ortakları, büyük halk kıyamları ile diktatörleri kovan Tunus, Mısır ve diğer bölge ülkelerinde farklı yöntemler ile bu kıyamları saptırmaya ve kendi mecralarına doğru yönlendirmeye çalışmaya devam etmektedirler. Bunun için de eski rejimin kalıntıları ile geçici hükümetler kurarak göreceli birtakım sözde reformlar yaparak halkları kandırmaya çalışıyorlar. Sulta düzeni bu yöntemi Tunus ve Mısır’da denedi, ancak Batının bu hilekar ve şeytani politikası bir kaç ay sonra gün ışığına çıkarak bu oyun geri tepti. Şimdi de Mısır ve Tunus’ta kurulan geçici hükümetler Mübarek ve Bin Ali ve aileleri için mahkemeler kurarak halkın güvenini kazanmaya çalışıyorlar.
Bu halk kıyamları ile bölgedeki bütün hesapları alt üst olan ve sözde diğer yerlerdeki halk ayaklanmalarına destek veren ABD ve batılı devletler bu halk kıyamları Bahreyn ve Yemen geldiğinde ise, maşaları olan Suud hanedanı ile birlikte halk ayaklanmalarını bastırmak ve bu ülkelerin despot ve aynı zamanda kukla devletlerini korumak için işbirliği yapmaktan geri durmadılar. Kendi güçlerine ve silahlarına güvenen bu şer güçlerin hesaba katmadıkları önemli bir şey vardır. Bahreyn, Yemen ve bölgedeki diğer diktatör liderler halk ayaklanmalarına karşı silaha baş vurduğu müddetçe halklara zulüm ettiği müddetçe halkların inkılapçı öfkesinden oluşan okyanusta er geç boğulacaklardır.
Tunus’ta başlayıp diğer bölgelere yayılan bu İslami uyanışın en önemli yansımasın Filistin’de tanık olmaktayız. Bu halk kıyamlarının ve İslami uyanışın en büyük sonucu Siyonistlerle yapılan uzlaşma veya teslimiyet müzakerelerine son noktanın konulmasıdır.
ABD ve Siyonist rejim 20 yıldan beri sürekli olarak Ortadoğu’nun sözde barış müzakerelerini canlı tutmaya ve bu çerçevede işgal altındaki Filistin topraklarının çok küçük bir bölümünü Filistin’in uzlaşmacı kesimine vererek illegal İsrail rejimine meşruiyet kazandırmaya çalışmaktaydılar.
Bilindiği üzere Siyonist rejim bu süreçte hatta işgal altındaki Filistin topraklarının küçük bir bölümünü bile Filistinli uzlaşmacı tarafa vermeye yanaşmadı. Siyonist rejimin bu yaklaşımları Amerika’nın bu rejime yönelik destek politikalarını ve aynı zamanda Ortadoğu bölgesine karşı sultacı politikalarını etkisiz hale getirdi.
Mısır’da Mübarek rejiminin devrilmesi ile bu uzlaşmaya yönelik yürütülen siyasetler, müzakerelerin sonunu hazırladı. Mübarek rejimi ,uzlaşma müzakerelerinin kilit noktası idi. Bunun devrilmesi ile birlikte Amerika, yeri doldurulamayacak bir müttefikini kaybederken bu hesapları da çöpe atılıyordu.
Şimdi ise Filistin Özerk Teşkilatı bölgede yaşanan İslami uyanışın bereketi ile Filistin İslami direniş hareketi Hamas ile barış anlaşması imzaladı. Anlaşmanın bir maddesinde BM genel kurulunun Eylül oturumunda bağımsız Filistin devletinin ilanının yer almasıdır. Filistinli grupların bu kararı Amerika ve Siyonist rejimi çileden çıkarmaktadır. Bu kararın gündeme gelmemesi için, İsrail ABD’li senatörleri tahrik ederken ABD Filistin’in Eylül oylaması için “gereksiz yere kışkırtıcı” diye yaygara yapmaktadır.
Anlaşılan şu ki ABD ve İsrail, bağımsız Filistin devletinin BM genel kurulunda gündeme gelmemesi içen elinden gelen her şeyi yapmaya devam edecekler. ABD ve korsan İsrail uzlaşma sürecinin sonunda ve Filistin özerk teşkilata zillet dolu planlarını dayatmak sureti ile Filistin topraklarının çok küçük bir bölümünü Filistin milletine vermek istiyordu. Ancak şimdi Filistin halkının bağımsız Filistin devletini kurma hakkının BM genel kurulunda tanınma aşamasına gelmesi bu direnişin zaferi olarak görülmektedir.
Arap ve İslam ülkelerinde yaşanan halk kıyamları ve bölgedeki halk hareketleri şunu göstermiştir ki : Dünya genelindeki bu uyanış, İslami temel ve İslami ruh üzerine şekillenmektedir.
Dünya Kudüs günü ile Filistin direnişinin küresel boyut kazanmasını ve Kudüs meselesinin küresel meseleye dönüşmesini sağlayarak, Siyonistlerin yayılmacı hedefleri önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.
İslam coğrafyasında meydana gelen halk kıyamları ile Mısır,Tunus ve Yemen de Siyonist varlık sarsılmaya başlanmış olup, gasıp İsrail'e ekonomik açından da büyük destek veren başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin büyük bir ekonomik kriz yaşaması sebebi ile bu emperyalist güçler artık milyarlarca dolarları Siyonistlere veremeyeceklerdir.Bu son gelişmeler ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki:Bu seneki ''Dünya Kudüs Günü'' daha büyük bir umut ve coşku ile dünya Müslümanları ve Filistin sevdalılarının büyük katılımıyla Filistin davasına destek vererek Siyonist rejimi lanetleyeceklerdir.