Bismillah…
Aslına
bakarsanız siyasî meselelerde her ne kadar yazmama, konuşmama ve fikirlerimi
daha fazla felsefi alanda dile getirme niyetinde olsam da, bu yazının mevcut
bilgi kirliliği içerisinde toplumun gerçeği elde etme sürecine olumlu bir
katkıda bulunmasını ümit ediyorum. Okuyacağınız makale Suriye’deki hâlihazırda
yaşanan süreci ilk başından belli kapalı taraflarıyla dile getirmek üzere
yazılmıştır. Suriye’de çalıştığımız Müessese’ye gelen Suriyelilerden,
polislerden, askerlerden, ulemadan ve halkın hemen her kesiminden elde
ettiğimiz bilgileri belli bir analiz oranında sizlere sunmaya çalışacağım.
Lakin şüphesiz anlatılmamış meseleler ve anlatılması imkânsız konular da
vardır. Bunlar da belki bir gün, olaylar yatıştıktan sonra dile
getirilebilecektir.
Der’aa’da
Başlayan Devrim…
Suriye’de
gösteriler başladığı zaman Ortadoğu’da sevgi selleri ve
özgürlük inkılâpları dile pelesenk edilmiş durumdaydı. İşte böylesi bir
ortamda ilk Der’aa şehrinde başlayan gösteriler aslına bakarsanız pek de
özgürlük söylemleriyle ortaya çıkmamıştı. Dünya basınında, Türk medyasında
meseleye bakış her ne kadar diğer Ortadoğu devrimleri gibi olsa da bu Suriye’yi
ve Suriye insanını tanımamaktan ileri geliyordu. Peki, Suriye’de gösterilerin
pimini çeken şey neydi?
Der’aa
kenti Şam’a yakın, küçük bir kent. Ancak Arap kavmiyetçiliğinin ve
kabileciliğinin dipdiri olduğu ve bedevi ruhunun yerleşik hayata adapte olmuş
şekliyle capcanlı karşınızda durduğu bir yer. Her ne kadar Şia(12 imam Caferi
Mezhebi) ve Sünni nüfus iç içe yaşıyor olsa da, karışıklıkların sebebi bu iki
grubun anlaşamaması değil, aksine dinin adı bile anılmadan, bir kişisel
meselenin sonucunda gösteriler başlamıştır. Mesele şöyle özetlenecektir: 8-10
yaşlarında bir çocuk duvara birilerinin öğrettiği özgürlük şiarlarını yazarken,
istihbarat ekibi tarafından yakalanır. Çocuk hapse atılır!!! Daha sonra Der’aa
kentinin kabile reisleri İstihbarat bakanıyla görüşmeye giderler. İstihbarat
bakanının karşısına uzun Arap entarileri ve başlarında Araplara özgü olan
kasnaklı puşi. İstihbarat bakanından olanlar için özür diledikten sonra,
başlarındaki o kültürel şapkayı çıkarıp masa üzerine koyarlar hepsi. Bunun
anlamı bedevi kültürde, bundan sonra tamamen senin emrindeyiz, bizim
kabilelerimizden bir sıkıntı çıkarsa hesabını vermeye hazırız demektir.
Şapkaları koyduktan sonra, çocuğu bize teslim et ve velayetimizi eline al
derler. Ancak İstihbarat bakanı beklenmedik şekilde, onlara ağır hakaretler
eder ve makamından kovar. Böylece gösteriler Der’aa’da başlar. Mesele tamamen
kişisel husumettendir bu şehirde. Beşar Esad’a mektup yazan kabile reisleri,
istihbarat bakanının kellesini istemişlerdir. Beşar Esad bakanı görevden alsa
da, göstericilere teslim etmeyi reddedince işler daha fazla karışmıştır. Der’aa
kentinde her ne kadar gösteriler ve karışıklıklar olsa da, halk her zaman
mukaddesler konusunda saygılı olmuştur. Böylece Der’aa ve Özgürlük Ruhu
hikâyeleri koca bir yalan olarak kalmıştır. Ancak Der’aa hakkında bir mesele de
vardır ki, Der’aa halkının içerisinde bulunan kabile reislerinin halkı etkileme
yetenekleri çok yüksektir. Yani Der’aa’da gösterilerin son bulması aslında
birçok şehirde de gösterileri bitirecektir. Çünkü bu küçük şehirdeki reislerin
ülke genelinde etkileri vardır. Bu reisler işte bu güçleriyle bir istihbarat
bakanını yerinden etmişlerdir.
Özgürlük
ruhu mu dediniz?
Suriye’de
özgürlük ruhuyla atılmış adımlar, daha başından beri saf yürekli Şam halkının
emekleriyle gerçekleştirilmiş olanlardır. Bunun dışında kalan kentler ise,
özgürlük şiarını sadece elde edemediklerini elde edebilmek için
kullanmaktadırlar. Suriye hükümetinin nizamsız, düzensiz ve hırsızlık dolu
devlet anlayışı diğer kentlerdeki insanları artık canından bezdirmiştir. Sorunu
ABD ya da Suudi kaynaklı görmek sadece olaya ortasından bakmak olacaktır.
Gösterileri başlatan güç ABD ya da Suudi değildir. ABD ya da Suudi haşa mutlak
güç sahibi değillerdir ki, sorunsuz yerde sorun yaratabilsinler. Bu güçler
sadece mevcut yerdeki yaraları kaşırlar. Şam ve Halep dışında gelişmiş şehri
olmayan, rüşvetin baş alıp gittiği, yöneticilerin çaldığı, halkın yokluktan
kurtulmak için her yolu denediği, 2 milyon vatandaşın vatandaşlık kimliği
olmadığı, devletin kendi hükümetini korumak için dini grupları birbirine düşman
ettiği bir yerde acaba gösteri düzenlemek için yeterli sebebiniz yok mudur?
Süregelen sorunlardır gösterilerin sebebi. Ve göstericiler onlara yardımcı
olacak gücü de ABD ve yandaşlarından elde etmişlerdir. Ancak bu en baştan beri
her alanda böyle değildir. Fakat ABD ve yandaşlarının gösterilerden
faydalanmaya çalışması çok normaldir. Çünkü Lübnan’da Başbakanlık makamı
Hizbullah taraftarı birinin eline geçmiştir. Mısır kısmen de olsa değişmiştir,
Bahreyn sıkıntılar içerisindedir. Böyle bir dönemeçte Ortadoğu’yu yeniden
şekillendirmek istiyorsanız Suriye’den başlamanız gerekir. Zaten Suriye halkı
da bir değişimi arzulamak için çok fazla sebebe sahiptir.
Yine
de gösteriler tüm bu sebeplerden dolayı da ortaya çıkmamıştır.
Gösterilerin sebebi ne yukarıda saydığımız aksaklıklardır ne de
halkın Esad’tan nefret etmesi. Aksine halkın büyük çoğunluğu Esad’ın fikirlerini
ve yönetimini beğenmektedir. Ancak gösterilerin altında yine bir el vardır, o
da kavmiyet yani vahabiyet belasıdır.
Suriye’de
küçük kentler bir müddettir Sünnilik adı altında Vahabiyet virüsü içmişlerdir.
(Belirtmeden geçemeyeceğim Suriye halkında okuma yazma oranı çok düşüktür. Bu
yüzden anlatılan din, okunan dinden evladır bu topraklarda.) İnsanlar dinlerini
öğrendikleri medreseler ve halk okullarında vahabiyetle karışmış bir dini
öğrenmektedirler. Nedeni mi? Ülkedeki dini ilimler medreselerinin devlet
tarafından tanınmaması, dini ilimler medreselerini Suudi sermayesinin akışına
açmıştır. Sünni medreselerinden en ünlüleri, Camietul Feth ve Camietul Ebun’nur
Vahabi sermayesinin Avrupa’ya açılan yüzü gibidirler. Bu medreselerde okutulan
dersler genel hatlarıyla klasik Sünni medrese eğitimi gibi görünse de,
talebeler Suudi zihniyetine uygun bir şekilde yetiştirilmektedirler. Yine
Türkiye’yi ilgilendirecek bir mesele de bu medreselerde okuyan onlarca
Türkiyeli talebe var ve hepsi diğer dini gruplara düşmanca bakmaktadırlar. Öyle
ki, orada okuyan bir Türkiyelinin şu sözü çok dehşet vericidir: Eğer
Türkiye’de yönetime gelsem, tüm Şiaları İran’a sürerim… Sözleri her ne
kadar muhal olsa da, acı vericidir aynı zamanda.
İşte
yukarıda anlattığımız medreseler, gösteri ateşini ülkenin dört bir yanına
taşımışlardır. Bu iki ünlü medresenin şeyhleri halkı gösteriler için teşvik
etmiş ve Mısır’dan Karadavi’den gelen kışkırtıcı sözler de halkın dini
damarlarını kabartmıştır. İşte tüm bu olaylar içerisinde Hz. Zeyneb’in
türbesinin bulunduğu Seyyide Zeyneb bölgesinin yakınlarında bulunan Hüseyniyye
bölgesindeki Vahabiler Hz. Zeyneb’in türbesine iki kere saldırma teşebbüsünde
bulunmuşlardır. Gösteriler Şam’da istenilen etkiyi göstermemiş olsa da, medrese
talebeleri kendi şehirlerinde tüm güçleriyle diğerlerini tekfir etmeye ve
meseleyi devlet meselesinden, Şia-Sünni çatışmasına çekmeye çalışmaktadırlar.
Medyanın
olmadığı bir dünya…
Suriye’deki
gösteriler süresince, dünya medyası ve özellikle de El-Cezire ve Türkiye
medyası asılsız birçok haber üretmiştir. Gözümüzle şahit olduğumuz bir
olayı, el-Cezire’de ve Türk medyasında okuduğumda şaşkına döndüm. Olay
şöyledir: Gece Seyyide Zeyneb’de evimin de bulunduğu Hecire bölgesinde iki genç
tartışıyorlardı. Aralarında bir kız meselesi olduğu anlaşılıyordu
konuşmalarından. Sonra 4-5 kişi bir yönden ve 6-7 kişi bir yönden geldi. Tam da
polis karakolunun önünde birbirlerine ateş açtılar ve 5 kişi hayatını kaybetti.
Sabah haber medyaya şöyle yansıdı: Seyyide Zeyneb’de de gösteriler başladı. 4
ölü… Bunun gibi onlarca ölüm haberi karışıklıklardan faydalanan husumetli kabilelerin
birbirlerini öldürmeleriyle ilgilidir. Gelelim bir başka habere:
Yakın
zamanda göstericiler güvenlik güçlerinden 120 kişiyi öldürdüler. Ancak
El-Cezire ve Türk medyası olayı devlet halka ateş etmek
istemeyen polisleri öldürdü diye yazdı. Şimdi Suriye devletinin
önceki hatalarına bakarak ilk anda bunu da yapabileceği söylenebilir. Ancak şimdi ölen
polislerin öldürüldüğü silahların mermileri ABD yapımı. Halbuki Suriye devleti
Rus yapımı silahlar kullanıyor. Bununla birlikte göstericilerin elinde
anti-tank silahları var. Bunlar bakkaldan temin edilen şeylerle soba borusundan
füze yapmaya benzemiyor. Gelelim bizim medyaya yansımayan meselelere:
Göstericiler
diye anılan kitle her gün Suriye’de onlarca otobüsün yolunu kesiyor ve ateşe
veriyor. Yüzlerce İranlı ziyaret otobüsünün önü kesildi ve
tır şoförlerinden kaçırılanlar oldu. Bu haberlerden yüzde kaçı basında
çıkmıştır?
Suriye’de
Vahabiler Alevileri kâfir ilan etti. Böylece
Alevilerin ve Alevilerin hükümetinde yer alan Sünnilerin canları ve malları
helal sayıldı.
Şam’da gece
vakti gösteri yapan kadın grup, polisin gözetimi altında gösterilerini
yaparken, bir anda göstericilerin sadece ilk sırada olanlarının kadın olduğu
anlaşıldı. Geri kalanı kadın kılığına girmiş erkeklerdi.
Cuma günleri
göstericilerin sayılarının azalmasından dolayı isimlendirilmeye
başlandı. Önceki hafta Çocuklar Cumasıydı ve meydanlara çocuklarla
gelindi, bu hafta da yaşlılar cumasıydı ve yaşlılar sokaklardaydı. Ancak
göstericilerin sayılarının azalması gösterilerin merkezinin tamamen
Türkiye sınırına kaymasına sebebiyet verdi.
Türkiye
sınırı demişken Suriye devlet televizyonu bir ses kaydı
yayınladı bu hafta. Ses kaydında bir adam diğer bir adamla sohbet ediyor.
Diyor ki, sen insanlara para ver, topla, Türkiye sınırına getir ve ben de
El-Cezire’yi arayayım Türkiye sınırına gelsin, haber yapsınlar, insanlar
yönetimden kaçıp Türkiye’ye sığınıyor diye. Sonra peşine şöyle bir ses kaydı
geldi. Telefonda konuşan adamı karısı arıyor diyor ki, senin sesini kaydedip
televizyonda yayınladılar, telefonunu değiş ve firar et ülkeden, devlet senin
peşinde.
Suriye
için son…
Suriye’de
değişim kaçınılmaz bir şekil alırken, aslına bakarsanız devletle sorunu
olanların da meselesi Esad ile değil, daha çok onun altında çalışan ve fakir
halkı haraca bağlamış firavunlarla. Suriye bir geçiş dönemi yaşarken, Esad
değişim için düğmeye basmış durumda. Devlet değişimi sağlayacak bir güce sahip
olmasa da, Esad gelecek için umut verici bir lider. Bununla birlikte tehlikenin
en açık yüzüyse, Vahabilik… Suriye Vahabilik mikrobunun etkisiyle bir girdabın
içerisinde sürüklenmekte. Ve kabile kültürünü yıkmadığı sürece de Vahabiyet bu
topraklarda barınacaktır. Suriye’yi gelecekte iyi günler beklemiyor bu kesin. Ümit
ederiz ki, mukaddes mekânların korunması ve insanların daha rahat yaşayabilmesi
için Esad gerekli değişiklikleri bir an once gereçekleştirir. Vesselam…
Hüseyin
Beheştî
huseyin.behesti@yahoo.fr